in ,

Black Moon İncelemesi: Fransız Yeni Dalgası’nın Fantastik Yüzü

Black Moon incelemesi sizlerle. Fransız Yeni Dalgası’nın öncülerinden Louis Malle’nin 1975 tarihli Kara Ay filmi apokaliptik bir Alice Harikalar Diyarında uyarlamasını andırıyor.

black moon inceleme

1950’li yılların sonlarında başlayan Fransız Yeni Dalgası’nın önemli bir temsilcisi olan Louis Malle’nin, apokaliptik bir Alice Harikalar Diyarında uyarlaması olarak da tanımlanan Black Moon filminin incelemesi ile karşınızdayız. 30 Ekim 1932’de doğan Malle’ye iki César Ödülü getiren filmin detaylarına inelim.

Kara Ay; Yeni Ay’ın aynı ay içerisinde ikinci defa görülmesiyle ortaya çıkmaktadır. Batıl inançların çok ötesindeki bu mucizevi olay her zaman lanetli ve kıyamet alameti gibi görülmektedir. Ay ışıktır, yol gösterici ve insanlık tarihindeki yeri özeldir. Tamamen karanlığa bürünen ay ile birlikte bu aydınlık yok olur ve insanların korkularını hızlandırır. Her ne kadar batıl görüşler çok olsa da bu durumun yansımaları aslında Ay’a ne kadar çok değer verdiğimizi ispatlıyor. Her şey bir yansımadan ve yanılsamadan ibaret ve her ne kadar bu korkuyla yüz yüze gelinse bile zamanı doluyor ve hayat sürekliliğine devam ediyor. Bu açıdan değerlendirildiğinde 1975 senesinde çekilmiş Fransa ve Almanya ortak yapımı olan Black Moon filmi, adı ile bütünleşiyor.

Orijinal adıyla Black Moon (Kara Ay) 24 Eylül 1975’te, Yeni Dalga akımının önemli temsilcilerinden Louis Malle yönetmenliğinde gösterime girdi. César En İyi Ses Ödülü ve César En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülleri’nin sahibi olmakla beraber, derinliğine inilmesi ve üstünkörü izlenmemesi gereken bir filmdir. Başrollerinde yer alan Cathryn Harrison ve Therese Giehse’nin oyunculukları o dönemin sinemasına göre oldukça başarılı.

Kadınlar ve Erkekler Arasındaki Savaş

black moon incelemesi

Filmin başlangıcında gördüğümüz Lily’nin (ana karakter) arabasıyla hızla giderken bir rakuna çarpması ve durup akan kanına bakması, sıra dışı bir film izleyeceğinizin ilk sinyalini veriyor.

Dünyada kadınlarla erkekler arasında büyük bir savaş vardır ve Lily ölüm korkusuyla, dışarıda ellerinde silahlarla dehşet saçan erkeklerden kaçmaya çalışmaktadır. Bu esnada kendini bir çiftlik yolunda bulur ve hasar görmüş arabasından dışarı çıkar. Kaçarken ufak tefek yaralar alan Lily, gözlerinin önünden süzülüp giden kırkayaklardan, yılanlardan ve insanların izlerken bile ürperdiği canlıların hiçbirinden korkmaz ve sıradan davranır. Çünkü birbirlerinin canına bile kasteden canileşmiş toplum, hayvanlar kadar ürkütücü olamaz. Üzerine basıldığında ağlayan çiçekler bile insanların acımasızlıklarına karşı seslerini duyurmaya çalışırken, bizler bedenlerimizi diri diri yakmaktayız. Hâl böyle iken efsanelere daha çok ihtiyaç duyuyor ve onların peşine takılıp gidiyoruz. Tıpkı Lily’nin ormanda gördüğü bir tek boynuzlu atın izini sürdüğü gibi.

Louis Malle’in İç Dünyası

kara ay inceleme

Karşılaştığı tek boynuzlu at onu bir çiftliğe götürür ve sonra ortadan kaybolur. Bu sırada Lily çiftliği keşfetmeye başlar. Karşılaştığı konuşan bebek domuz, piyano çalan kedi filmin geneline bakılınca bütünleşen sahnelerden. Evin üst katına çıktığında bir odada, yatağında yatarken karşılaştığı yaşlı kadın (Therese Giehse) ile birlikte filmin tamamen içine düşeriz. Doğal ve çarpıcı yüzleri ve filmin zaten gerçeküstü fantastik bir film olması ile anlamlandırmadan izlemek, aynı zamanda filmi yazan kişi de olan Louis Malle’e büyük bir haksızlık olur. Filmin son anına kadar Malle’in iç dünyasını ve yaşamla ölüm arasındaki çizgiye nasıl bir anlam yüklediğine tanık oluyorsunuz.

Tavır ve davranışlar, birikim, düşünce, art niyet, içtenlik gibi unsurlar bizim giysilerimizdir. Çocuklar bu giysileri kullanmazlar. Bu yüzden çiftlikteki çocuklar çıplak gösterilmiştir. İnsanların doğuşundaki saflığın aktarımıdır. Film gittikçe gelişirken sürekliliğini devam ettiren savaş, karşı cinslerin durmaksızın yok edilmesi, insan ırkının nasıl da kendini yok etmeye başladığının kanıtıdır. Bitkilerin ve hayvanların konuşuyor olmasıyla, Orta Asya inanışındaki (Şaman) doğanın bir bütün olduğu düşüncesi vurgulanmıştır. Yaşlı kadının sürekli ayna kullanıyor oluşu ise yaşamın bir ögesi olan yansımayı sürekli hissetme ihtiyacındandır. Yansıma insanın kendi görmek istediğidir. Oysa filmde, “Çünkü hayat yürüyen bir gölge,” cümlesi ile anlatılan “gölge” için ışığa ihtiyaç duyulur. Yani yaşamın gerçeklerini belirleyen ışık ve farklı etkenler vardır. Ölüm ve yaşamın iç içe olması, yansıma ve yanılsama ile daha net belirtilmiştir.

Black Moon: Hasat Zamanı

black moon incelemesi

Final sahnesinden önce müzik olarak Richard Wagner’in operasının yer alması da yaşamın renkli, ihtiraslı, monoton, hırçın ve en önemlisi sürekli olduğunu tanımlamak için seçilmiştir. Müzik bittikten sonra odanın bomboş kalması, artık giysi giymeye başlamış çocuklarla beraber yaşamın sürekliliğinin birdenbire bitişi, aslında yaşamın belki de bir yanılsama olduğunu hissettirmektedir. Lily’nin gördüğü duvarda asılı olan tabloda, kartalın öldürülmesi erkek ile kadın arasındaki farkı ortaya koymaktadır. Kadın kartala koruyucu iken erkek zarar verebilecek olanı yok etme isteğindedir. Zaten bu sahneden sonra kendi adlarının da Lily olduğunu söyleyen kız ve erkek kardeşler karşı karşıya gelirler ve bu savaşa onlar da katılmış olur. O gördüğümüz tablonun gerçeğe dönüşmesi, insanlık var olduğundan bu yana gelen mitolojilerin gerçekleşebilir olduğu hissini seyirciye vermektedir.

En dikkatimi çeken sahnelerden biri de yaşlı kadın uykuya dalarken, Lily’nin ona söylemiş olduğu ninnidir. Filmin geneliyle de bütünleşen sonuçlardan olan, ölümün hasat zamanına benzetilmesi bu ninni ile aktarılır. Yaşam süresince oluşan birikimin, iyilik, kötülük, doğruluk, bencillik ve benzeri her türlü eylemin toparlanacağı gün hasat zamanı yani ölüm günüdür.

“Ah Willy, vah Willy nereye gidiyorsun? Ben de geleceğim senin olduğun yere. Kırların olduğu yere, hasat zamanı.”

Tek Boynuzlu At

Filmde yaşlı kadının tek iletişim kaynağının radyo olması ve radyoda konuştuğu kişi veya kitlenin belirsizliği; her insanın kendi iç dünyasında birine kendini ifade etme ihtiyacına ve belki de radyo konuşmaları yaşlı kadının kendi ile konuşuyor olduğunu çağrıştırmaktadır.

kara ay incelemesi

Lily’nin tek boynuzlu atla tartıştığı sahnede tek boynuzlu atın söylediği; “dünyadaki en güzel şeyler, en işe yaramaz şeylerdir de” cümlesi, yansımanın yanılmasını işaret etmektedir. Çünkü görüntü, gerçek güzelliği ve faydayı belirleyen unsur olamaz. Film boyunca gördüğümüz yaşlı kadının tek besin kaynağının kadın memesinden içtiği süt olması, insanların ölüme yaklaştıkça yeniden doğuşa geri döndüğünü ve o beklenen zamanın masumiyetine erişildiğinin hissi verilmekte ve bu final sahnesi ile de tamamlanmaktadır.

“Gözler, günler, yıldızlar tek bir ağır nefeste… Yâd edilenler için parlıyorlar! Birleşiyorlar. O tek ağır nefeste… Ama! Gün tüm parlaklığıyla beraber kayıp gidiyor… Muazzam ölüm. Sihir! Sihirli ölüm… Hayatıma geçirmiş pençelerini! Aşkım nasıl ölebilir? Nasıl sonsuz yaşamlılar yitip gidebilirler? Aşkın ve sonsuz zevkin beklediği… O mutlak gaflet dünyası için yanıp tutuştuklarından mı?

“Kalp kalbe karşı. Dudaklar birbiri üstüne. Her şey bir yanılsama. Azad edin bizi bu dünyadan! Bitmek bilmeyen o bahşedilmiş alev rüyasını kalplerimiz diliyorlar… Erkeklerin o adına tatlı rüya dedikleri mutlak ölümü. Bekletilmiş o tatlı istekleri, hiç uyanmamak! Hiç korkmamak, var olmamak adeta… Birbirlerine aitçesine.

“Âşıksan eğer, tüm yaşam kaynaktır sana.”

Son sahnede Lily’nin, yaşlı kadının yerine kendini koymasıyla birlikte tek boynuzlu atı emzirmek istemesi yaşamın sürekliliğini ispatlamıştır. Fantastik film izleyelim diye değil de derinlemesine düşünelim ve zamanı hak ettiği değerde tüketelim demek için izlenmesi gereken bir gerçeküstü Louis Malle eseridir Kara Ay.

Bu klasik sayılabilecek filmi sizler izlemiş miydiniz? Black Moon filmi hakkındaki yorum ve eleştirilerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilirsiniz.

* * *

* Where The Wild Things Are: Bir Zamanlar Çocuk Olanların Filmi

Yeşim Teke

1995 doğumlu, Kapadokya’da yaşayan roman yazarı, ressam ve tasarımcıyım. 2018’de Aziz’in Arkadaşı isimli ilk romanım çıktı. Yazmaya blog sitem üzerinde başladım. Kısa öyküler, söyleşiler, makaleler, biyografilerin ardından roman yazmaya karar verip, bir senelik sürecin sonucunda edebiyat dünyasındaki yerimi aldım. İlk kitaptan sonra görsel sanata yoğunlaştım. Çizim tekniğimi geliştirip resimde tarzımı oluşturdum. Kendi çizim kağıtlarımı bitkisel yöntemlerle üretip, Uzak Doğu Mitolojisi üzerinde çalışmalar yaptım. Kapadokya’ya yerleştikten sonra buradaki seramik atölyeleri ile iş yapıp, bölgenin özel toprak tabakları üzerinde koleksiyon hazırladım ve devam etmekteyim. Tasarım da bu aşamada devreye girip resimle bütünleşti ve ürettiğim birçok ürünü çizgilerimle buluşturdum. Son zamanlarda ise ikinci romanım üzerinde çalışmaktayım. Sanat Tarihi, Uzak Doğu Mitolojisi, Sinema ve Edebiyat ile ilgilenmekteyim.

2 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for Netero Netero dedi ki:

    Geçen hafta izledim de baya baya kötü bir film. Bir şeyler anlatmak gibi bir derdi yok sanırım. Gözünüze rastgele sahneler fırlatıyor, sahneleri kendinizce anlamlandırsanız bile bu anlamlandırmalarınızın doğru ya da yanlış olmasına dair referans noktaları yok. Uydurduğunuzla kalıyorsunuz ortada.

    Filmin başında bir kadın-erkek savaşının olduğunu görüyoruz. Sonra karakterimiz tuhaf olayların gerçekleştiği bir ev ile karşılaşıyor. Yalnız burda şöyle bir sorun var. Acaba bu ev tuhaflıklarla mı dolu yoksa tüm dünya tuhaflıklarla dolu ve kadın-erkek savaşı da dünyaya yayılmış tuhaflıkların bir parçası mı? Genelde insanlar savaştan kaçan ana karakterimizin tuhaf olayların olduğu bir eve rastgeldiğini söylüyorlar ama ben bunu nerden çıkardıklarını anlamadım. Filmin sonundaki kartal-kadın-erkek olayı filmin tek düzgün bölümüydü sanırım.

  2. Avatar for ihsan ihsan dedi ki:

    (yazarı tarafından geri alınan gönderi, bildirilmediği takdirde 24 saat içinde otomatik olarak silinecek.)

Mavi Bilet - Sophie Mackintosh

Mavi Bilet: Sophie Mackintosh, Distopya Geleneğini Genişletmeye Geliyor

Sean Connery - James Bond

Sean Connery Yaşamını Yitirdi: İlk James Bond’a Veda