Call of Cthulhu: Denizden Babam Çıksa Yerim Atasözünü Yanlış Anlamak

H.P. Lovecraft'ın geniş çevrelerce "Cthulhu mitosu" olarak adlandırılan evreninden uyarlanan ve çok konuşulan "Call of Cthulhu" oyununu detaylıca inceledik!

“Günlük yaşamın büyülerinden çok az insan yeterince arınabilmiş ve dış seslere cevap verebilecek kadar özgürleşebilmiştir.” – H.P. Lovecraft

İsimlerinin altında çeşitli spor temalı oyunların yanı sıra, Dishonered’a olan benzerliğini duyduğum ancak zaman ayırmaya fırsat bulamadığım Styx: Master of Shadows’dan tutun da bu incelemeyi hazırlamaya başlayana kadar haberimin dahi olmadığı Game of Thrones gibi çok çeşitli türlerde yapımlar barındıran Cyanide Studio’nun geliştiriciliğini üstlendiği en son proje Call of CthulhuDağıtımı Focus Home Interactive tarafından gerçekleştirilen oyun PC, PlayStation 4 ve Xbox One için 29 Ekim tarihinde satışa sunulmasının ardından oyuncular tarafından beğeniyle karşılandı. Bende ise karışık duygular uyandırdı.

H.P. Lovecraft’ın geniş çevrelerce “Cthulhu mitosu” olarak kabul edilen evreninin etrafında kurulan veya çeşitli öğeleri içeren pek çok video oyunu söz konusu. Hatalarla dolu olduğu bilinmesine rağmen seveni de bol olan Call of Cthulhu: Dark Corners of the Earth ve daha stratejik bir yaklaşım izleyen Call of Cthulhu: The Wasted Land, Cthulhu namı taşıyanlardan. Fallen London adlı web tabanlı oyunlarının ardından, Sunless Sea ile gönüllerde taht kuran Failbetter Games’in erken erişim safhasında olan bir başka oyunu daha bulunuyor, Sunless Skies. Failbetter Games’in kurucusunun ise basit, ancak başında saatlerinizi harcayabileceğiniz Cultist Simulator isimli kaynak yönetimine dayanan bir oyunu dahi mevcut. Sherlock Holmes’un Cthulhu tarikatının peşine düştüğü Sherlock Holmes: The Awakened gibi, ve hatta bir önce incelediğim The Council benzeri pek çok oyun veya seri öyle ya da böyle bu mitostan besleniyor. South Park: Fractured But Whole’da kullanılan Shub-Niggurath parodisini unutmak mümkün değil. Saydığım tüm bu oyunlara gelecek yıl içerisinde Türkiye kökenli Cultic Games’in geliştirdiği Stygian: Reign of the Old Ones da eklenecek.

İncelemenin esas konusu olan oyunu benzerlerinden ayıran özelliklerden en önemlisi, -ki bu bir iltifat değil- Call of Cthulhu: The Official Video Game adına sahip olma cesareti göstermesi. Ve hayır, oyun H.P. Lovecraft’ın Cthulhu’nun Çağrısı adlı spesifik öyküsüne ait değil. Aslına bakarsanız, oyunun konusuna değindiğimde Lovecraft’ın eserleri arasından Innsmouth Üzerindeki Gölge’den ilham alındığından bahsedeceğim. “The Official Video Game” ekine sahip olmasının nedeni, 1981 yılında piyasa sürülen ve Lovecraft’ın eserlerinden esinlenilerek oluşturulmuş masaüstü rol yapma oyunu olan Call of Cthulhu’nun resmi uyarlaması olarak geçmesi.

Call of Cthulhu masaüstü oyununu daha önce oyuncu olarak deneyimlemiş biri olarak söyleyebilirim ki, yapımcıların rol yapma elementlerine sadık kalmaya dair olan çalışmaları gözümden kaçmıyor olsa da yetersiz buldum. Bu sebepten dolayı benzeri yazılarımın aksine konudansa, öncelikle oyunun teknik ve mekanik özelliklerine değinmek istiyorum.

Macera, Hayatta Kalma, Korku ve Rol Yapma

Call of Cthulhu sahip olduğu, olduğunu iddia ettiği türler bu saydıklarım. Ancak tümünden parçalar eklenerek ortaya çıkarılan çorba, yarım kalmış tadını vermekten öteye gidemiyor.

Ortalama olarak on bölümden oluşan Call of Cthulhu doğrusal bir hikâye akışına sahip. Yapımcı firmanın “birkaç bölüm yarı açık dünya olacak” iddiası ise boş. Bir alanı dolaşıp gerekli bulmacalarını çözüp izin verilen karakterlerle etkileşime girmenin ardından, kendi rızamız olmadan bir sonraki alana itiliyoruz. Oyunun bilmeceleri ilgi çekici ve hikâyeyle alakalı. Bunlardan bir kısmı birden fazla çözüme sahip şekilde tasarlanmış; etraftaki karakterlerden birine dikkat dağıtması için rüşvet verebilir ya da kendimizi tehlikeye atarak gizli geçitlerden kaçmaya çalışabiliriz. Bir engeli atlatma şekli hikâyenin geri kalanında etki yaratabiliyor. Ancak bu farklı çözümler zaman zaman kendini tekrar ediyor ve sadece çok az sayıdaki bölümde mevcut.

Oyunun taklit edemediği taktiklerden bir diğeri, Amnesia: The Dark Descent benzeri. Korku oyunları arasında popülerlik kazanan çaresizlik, yaratıktan kaçmak ve saklanarak hayatta kalma teması, sadık kalındığında oyuncuda oluşturduğu gerginlikten ötürü başarılı bir yöntem. Call of Cthulhu’da ise oldukça başarısız bir kopyası mevcut. Oyun boyunca asla ışıksız kalmadım, gaz lambamı kontrol etmem gerekmedi, özellikle kaynak toplamak için çabalamadım. Ve bütün oyunda sadece iki adet bölümde karakter gerçekten dış dünyadan gelen bir tehdit altında kalıyor. Normal insan olan gardiyanlardan saklanmak ya da kaçmak o kadar korkutucu değil.

Kişisel fikrim, oyunu korkutucu kılan en önemli ve başarılı özelliğin mekan tasarımı olduğu yönünde. Yeraltı dehlizleri ve akıl hastanesi gibi klişe mekanlar kullanılmış olabilir, ancak klişelerin klişe olmalarının sebebi uzun dönem boyunca genel kitlenin beğenisini kazanmış olmalarıdır ve özellikle bu klişe mekanların ortaya çıkardığı atmosfer oyuna devam etme sebeplerimden biri. Ama… AMA – Oyunun mekan tasarımı dahi hatasız değil. Elimizi kolumuzu sallayarak girdiğimiz bir müzede, az önce kurtulduğumuz akıl hastanesinde bulunanlara benzer, karakterin saklanabileceği bol sayıda boş dolap varsa… canavar çıkacağı çok bariz değil mi?

Gelelim rol yapma kısmına…

Yukarıda, internetten erişebileceğiniz Call of Cthulhu 7. baskı masaüstü rol yapma oyununun özellikle 1920 dönemi hikayelerinde kullanılması için tasarlanmış karakter kağıdı ile Call of Cthulhu: The Official Video Game’in sahip olduğu karakter gelişimi sayfasının bir karşılaştırması bulunuyor.

Araştırma, güç, psikoloji, konuşma sanatı, saklı nesneleri görme, okült ve tıp olmak üzere yedi farklı kategoriden oluşan yetenek ağacı oldukça sadeleştirilmiş bir yaklaşım. Aralarından okült ve tıp, oyun başında verdiğimiz puanlar haricinde ancak etrafta bulduğumuz kitaplar ve yazıtların okunmasıyla, diğerleriyse bölüm atladıkça kazanılan deneyim puanlarının dağıtılmasıyla yükselebiliyor. Özellikle okült ve tıp gelişiminin farklı şekilde ele alınması sadece akılcı değil, rol yapma özelliğine de sadık. Ayrıca, hangi yeteneklere önem verdiğimiz de karşımıza çıkan engelleri aşabilmek için sahip olduğumuz seçeneklerden bir kısmının elenmesine sebep olabiliyor, konuşma balonlarını da sınırlandırıyor.

Karakter gelişimi kadar önemli, oynanış tarzını etkileyen bir diğer özellik ise aklı sağlığı (sanity).

Akıl Sağlığımızı Nasıl Koruyabiliriz?

Karakterlerin deliliğe adım adım yaklaşmaları, gerek korku edebiyatında ve Lovecraft hikâyelerinde, gerekse de bu eserlerden esinlenerek oluşturulmuş diğer yapımlarda önemli yer tutar. Basit insan zihninin kavrayamayacağı evrensel dehşetler karşısında tutumu önemsiz ve çaresizdir. Kaybetmekten, kendini kaybetmekten, aklını kaybetmekten başka seçenek yoktur.

Call of Cthulhu masaüstü rol yapma oyununda bu kayıp “akli denge” (sanity) olarak isimlendirilen puanlama sistemiyle nitelendirilir. İnsan duyuları için yaratılmamış gerçeklere maruz kalmak, akli denge kaybına sebep olur. Geri kazanmaksa oldukça zordur. Partinin akli dengesini koruyan, tabir-i caizse asıl “şifacı” (healer) olan karakter, psikoloji ve psikanaliz değerleri yüksek olandır. Özellikle uzun soluklu, çok oturumlu bir sefer (campaign?) içerisinde, bu karakterin varlığı esastır. Kozmik ve tuhaf korkunun -ve oyun yöneticinizin- karakterimizin karşısına çıkardığı dehşetler karşısında kaybettiğimiz akıl sağlığımızı ancak psikolog görevi gören diğer oyuncu sayesinde geri kazanabiliriz, ki hayatta kalmak için o değerlerin yükselmesi önemli bir yer tutar.

Call of Cthulhu: The Official Video Game ise ana karakterin akli dengesini yavaş yavaş kaybetmesi konusunda benzer bir yol izliyor. “Aaa, bu neymiş?” diye açtığımız bir kitap Necromonicon çıkabilir veya elimizde olmadan gördüğümüz bir rüya sabah uyandığımızda aklımızdan bir parça daha yitirmemize sebep olabilir. Oyunun en büyük eksiklerinden biriyse okült bilgimizin artmasına sebep olan bu deneyimler sonucunda kaybettiğimiz akıl sağlığımızı geri kazanmanın hiçbir yönteminin olmaması. Akıl sağlığı direkt olarak oyunun sonunu etkilediği için de, eğer “iyi” sonlarından biriyle bitirmek istiyorsak araştırmak yapmak ceza olabiliyor.

Peki O Silahı Yanımızda Boşuna mı Taşıyoruz?

Korku oyunlarında, özellikle de Lovecraft temalı yapımlarda dövüş her zaman büyük bir tabu olmuştur. Call of Cthulhu, oyunun son saatlerine kadar karakterin herhangi bir çatışmaya girmesine izin vermezken, nedendir bilinmez, bitmeye beş kala bu tutarlılığından vazgeçiyor ve başlıyoruz sağa sola sıkmaya.

Zaten savaşılan bu bölümün istmeye istemeye ve son anda eklendiği o kadar belli ki, ne hedef almaya gerek var ne de bölümün ilk yarısı boyunca kurşun saymaya. Yukarıdan birileri azıcık da aksiyon olmasını istemiş adeta. Eğer oyun o noktada ana karakter keçileri iyice kaçırdığı için masum insanlara ateş ediyor olabileceği izlenimi verilebilseydi bu bir derece daha kabul edilebilir, hatta ilgi çekici olurdu. Maalesef öyle değil. Öldürdüğümüz “Cthulhu zombileri” (…) ile bahsi geçen bölüm sırasında karşımıza çıkan aklı başında karakterler arasında dağlar kadar fark var.

Evet.. Cthulhu Zombileri.

Yalnız, Alkolik, Birinci Dünya Savaşı Gazisi

1924. Büyük Savaş’ın ardından Amerika’da sıkı bir alkol yasağının uygulandığı günler.

Özel dedektiflik bürosunun kapısı çalındığında, Edward Pierce alkolün pençesinde debelenen bir “Büyük Savaş” (Birinci Dünya Savaşı) gazisidir. İşleri yolunda gitmemektedir, son zamanlarda çok az dava almıştır. Üstüne üstlük bir de çatışmadan döndüğü günden bu yana uykusuzluk ve sürekli kabus görme sorunlarıyla boğuşmaktadır.

Pierce’in karşısına çıkan Stephen Webster, kızı Sarah Hawkins’in aklanmasını istemektedir. Polisin iddia ettiği üzere, Sarah kendisinin, kocasının ve oğlunun vefatına sebep olan ölümcül bir yangın çıkarmaktan sorumludur. Sarah’ın psikolojik sorunları olsa da, bir karıncayı dahi incitmeyeceğini iddia eden babası, kolunun altında bir de Sarah’ın resimlerinden biriyle gelmiştir. Tablodan etkilenen Pierce, davayı kabul eder. Böylelikle yolu Sarah Hawkins ve ailesinin vefatlarından önce ikamet ettiği Darkwater Ada’sına düşer.

Darkwater Adası, Lovecraft’ın da hikayelerinde bahsi geçen mekanların sıkça yer aldığı Massachusetts Eyaleti’nde, Boston şehrinin açıklarında küçük bir balıkçı kasabasıdır. Innsmouth Üzerindeki Gölge ile oyunun benzerliği, adaya attığımız ilk adımdan itibaren hissetmeye başlanabilir. Darkwater, neredeyse terk edilmiş durumdadır. Balina avcılığıyla geçinen bu kasabada son 70 yıldır tek bir av dahi gerçekleşmemiştir. Zamanında açlıkla boğuşan kasabalıların hayatlarını kurtaran şöhretli, mucizevi “Miraculous Catch” olarak isimlendirilen, o son vurgundan bu yana.

– Spoiler –

Adım attığım ilk barda karşıma çıkan sarhoş denizciler, “Biz 70 yıl önce çok büyük bir şey yakaladık, onu da oturup adalılar olarak toptan yedik. O günden beri hiçbir şey yakalayamıyoruz.” dediklerinde, tek kaşım havaya kalkarak, “Evet, bunlar Cthulhu’yu yemişler.” diye düşünmeden kendimi alamadım. Eh, yenilenin Cthulhu değil de, başka ancak benzeri bir şey olduğu daha sonradan ortaya çıksa da, tahminim pek uzak değil. Innsmouth Üzerindeki Gölge’de, kasabalılar uzun yıllardır derinlerden gelen ırkla cinsel ilişkiye girerek üredikleri için metamorforz geçirmişken, Call of Cthulhu oyunu, bu temanın yenilenini uygulamaya karar vermiş. Tahminimce, Innsmouth Üzerindeki Gölge’de işlenilen yöntemin zaman zaman Lovecraft’ın etrafında dönen ırkçılık tartışmalarında kullanılması sebebiyle, Elder God yemek, Elder God’la çiftleşmekten daha güvenli bir seçim olarak gözükmüş olabilir.

Bahsettiğim cthulhu zombileri de, Elder God eti ile beslenen kasaba halkından, açıklanmayan bir sebepten ötürü sadece bir kesimin uğradığı mutasyon sonucunda ortaya çıkan dönüşümler.

– Spoiler –

Sarah Hawkins ve ailesini çevreleyen gizemin peşinde, Pierce’ın Darkwater Adası’nda terk edilmiş limandan dünyanın sonuna uzanan yolculuğu sırasında karşısına pek çok karakter çıkıyor. Kalan tek gemi kaptanı Fitzroy, polis müfettişi Bradley, adanın eşkıyasını kontrol eden kaçakçı, Cat isimli gizemli kadın, Başhekim Fuller ve dahası. Şimdi böyle saydım ama yazarken pek çoğunun adına internetten bakmam gerekti. Yardımcı karakterlerin pek çoğu maalesef yeterli sürenin kendilerine verilmemesinden ve yüzeysellikten mağdur.

Shambler…

İlk olarak Hazel Heald ve H.P. Lovecraft ortak yazarlığıyla 1932’de, Weird Tales’te yayınlanan “The Horror in Museum” adlı hikâyede bahsi geçen Shambler, alemler arası bir avcı. Hikâyenin yayımlanmış bir Türkçe çevirisi yok, ancak aslına buradan ulaşıp okuyabilirsiniz.

Shambler, oyun boyunca karşımıza çıkan Cthulhu ve Leviathan dışında mitosa ait tek yaratık. Ve… olmasaydı da olurdu.

Oyunun neredeyse yarısını Shambler’ı geldiği düzleme geri göndermek için harcamamıza rağmen kendisinin ana hikayeye hiçbir katkısı yok. Birileri yanlışlıkla kendisini çağırmış, geri göndermek de bize kalmış. Shambler’ı içeren olaylar dizisi, bir yan görev ya da daha sonradan yayımlanması planlanmış içerik olduğu hissini uyandırıyor ve öyle olduğuna neredeyse eminim. Zira, eğer Shambler’ın peşinden koşarak -o bizim peşimizden koşarken- saatlerimizi harcamasaydık, oyun sadece DÖRT SAAT SÜRERDİ.

GÖZ ATIN  "Lovecraft'ın Külleri"nden Doğan Bir Korku Romanına Hazır mısınız?

E… Bitti Bu?

Call of Cthulhu yaklaşık yedi saatlik bir oynanış süresine sahip. Oyunun seçimlerimize göre şekillenen birden fazla sonu var. Ancak tekrar oynanma kapasitesi oldukça sınırlı. Açık konuşmak gerekirse, ben diğer sonlarını Youtube’dan izlemekle yetindim ve kendimi önemli bir şey kaçırmış gibi de hissetmiyorum. Rol yapma oyunu olduğunu iddia eden ve Steam’de 158 liradan satışa çıkan bir oyun için yedi saatlik oynanış süresi komik denecek derecede kısa. Çevrimiçi aksiyon/savaş oyunlarının dahi yalancıktan da olsa 3-4 saatlik tek kişilik senaryo barındırdığı günümüzde, fiyat – performans açısından büyük bir hayal kırıklığı. Call of Cthulhu’nun geliştirme aşaması sürecinde stüdyo değiştirmiş olduğu ve şirketlerin yapımcıları bir an önce oyunu tamamlamaları için zorladıkları oldukça bariz.

Kişisel tavsiyem, denemek istediğiniz takdirde indirime girmesini beklemeniz yönünde.

Call of Cthulhu: The Official Video Game’in Steam adresine buradan, oyunun resmi internet adresine ise buradan ulaşabilirsiniz.

  • 27
    Shares




1991 yılında, Tekirdağ’da doğdum. İlk ve orta öğretimimi Tekirdağ’da tamamladıktan sonra, İstanbul Üniversitesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü, bir adli tıpçı olma umuduyla kazandım. Türkiye’de adli tıbbın, küçük yaşlardan beri televizyonda izlediğim gerçek suç programlarında gösterildiği gibi olmadığını fark etmemle birlikte, hayal kırıklığına uğrasam da zaman içerisinde kendime yeni hayaller edinmeyi öğrendim. Bilimkurgu, fantastik kurgu, masaüstü oyunlar ile bilgisayar oyunları hobilerimden önde gelenler arasında ve bunların birleşiminden ortaya çıkan yapımlar benim için kısa zamanda bir tutkuya dönüştü.

Call of Cthulhu: Denizden Babam Çıksa Yerim Atasözünü Yanlış Anlamak için 7 yorum

  1. mit dedi ki:

    Tüh… Uzun zamandan beri merakla beklediğim Cthulhu oyunlarından biriydi. Gerçi Cyanide yaptığı için böyle bir sonuçla karşılaşacağımızı az çok tahmin ediyordum ama yine de…

    Aslında senaryosu hiç fena değilmiş ama Shambler’ı ve oynanış etmenlerini düzgün kullanamamaları oyunu fena baltalamış anlaşılan. OGZ’den Eser (Güven) de pek memnun kalmamış. Bu fiyat etiketiyle “Cthulhu olsun, çamurdan olsun, ben yine de oynarım,” bile dedirtemiyor. Yazık…

    Bu arada Styx’i Dishonored beklentisiyle oynarsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Styx serisinin iki oyununu da severim ama düşük bütçeli, fantastik temalı gizlilik (stealth) oyunları olduğunu da unutmamak lazım.

    Bakalım Sinking City ve Stygian yüzümüzü güldürebilecek mi?


  2. Stygian’dan ümitliyim. Hatta beklentim biraz fazla bile olabilir…


  3. mit dedi ki:

    Ben de ümitliyim :slight_smile: Demosunu oynamıştım, görev tasarımları, görselliği ve ses efektleri gibi unsurları bayağı başarılıydı. O çizgiyi koruyup tatmin edici uzunlukta bir oyun ortaya koymaları benim için yeterli olur.


  4. Kesinlikle katılıyorum. Şöyle eli yüzü düzgün bir oyunun bizim topraklardan çıkıyor oluşu ayrı bir keyif veriyor.


  5. Loke dedi ki:

    Oyun çok güzel başlıyor. Hatta çevre değişimleri beni kendine hayran bıraktı diyebilirim. Ana karakterimiz Edward Pierce’ı başarılı buldum. Bir nebze de olsa, onun kafa karışıklığını/deliliğini bizimle paylaşmayı başarıyor oyun. Yalnız İhsan abinin de dediği gibi, Shambler biraz zayıf bir düşman, en azından oyuna kattığı şeyler açısından. Çok güzel bir arka planı var karakterin, ama bu arka planın hakkettiği bir düşman görmüyoruz bana kalırsa.

    Oyunun sonunu, ya da daha ziyade sonlarını, çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Acaba oyun erken çıksın da Cadılar Bayramına yetişsin diye mi böyle oldu ya da kafalarında en başından beri planlanan şekli bu muydu emin değilim. Aslında hikayelerin finali olarak bakıldığında başarılı denebilecek sonlar olmalarına rağmen, oyunun son (belki ayrıca sondan bir önceki) bölümünde -belki de “build-up” eksikliğinden kaynaklanan- sanki birkaç bölüm atlamışız da sona gelmişiz gibi, her şey birden olup bitiyordu.Tempo sorunu denebilir belki de buna, çünkü oyunun başlangıcı nispeten daha yavaş bir şekilde akarken, son bölüm ona kıyasla çok hızlıydı.

    Yine de, başarılı bir oyun olduğunu düşünüyorum. Gönlümden, 10 üzerinden bir 6-7 geçiyor. Bu puanların çoğunluğu oyunun anlatısındaki post-modern tutumdan kaynaklanıyor.

    Oyuna silah koyunca keşke bir de nişan alma gibi bir mekanikle oyuncuyu oyuna çekselermiş. Tık tık duck-hunt oynar gibi ördek vuruyorsunuz, ilginç bir yaklaşım.
    Bir yıldırım çakıyor ve Cthulhu’yu şöyle bir kısaca görüyoruz ya, ürpertici. Sadece Edward Pierce’ın bir akıl hastası olduğu sonu çok beğenmedim. Beğenmedimden ziyade, şaşırtıcı bulmadım. O kadar belli bir sondu ki, oyunu oynayan herkesin aklından bir kere geçmiştir diye düşünüyorum yahu bu adam kesin deli diye.


Call of Cthulhu: Denizden Babam Çıksa Yerim Atasözünü Yanlış Anlamak

H.P. Lovecraft’ın geniş çevrelerce “Cthulhu mitosu” olarak adlandırılan evreninden uyarlanan ve çok konuşulan “Call of Cthulhu” oyununu detaylıca inceledik!

  • 27
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla İnceleme, Oyun
Çilekli Yoğurda Bulanmış Bir Trajedi: The Good Place

Görünenden daha fazlasını barındıran dizileri seviyorsanız "The Good Place" tam size göre! Dondurulmuş yoğurt aromalı...

Kapat