Candyman İncelemesi: Şeker Adamın Laneti Korkuyu Tetikler mi?

Candyman incelemesi sizlerle. Clive Barker'ın Kan Kitapları'nda yer alan The Forbidden öyküsünden uyarlanan yapım türünün dikkat çeken örnekleri arasında.

Candyman incelemesi sizlerle. Korku edebiyatının efsane isimlerinden Clive Barker imzalı Books of Blood (Kan Kitapları) adlı öykü antolojisinde yer alan The Forbidden öyküsünden uyarlanan yapım, türünün dikkat çeken örnekleri arasında.

Korku duygusu sinemada hayatta kalma mücadelesi ile paranoid/şizoid olmak üzere iki farklı biçimde kurgulanabiliyor.

Bir tür hayatta kalma mücadelesi şeklinde oluşturulan kurguda tehdit dışardan geliyor. Bu türün kahramanı kendisine zarar vermek isteyen şeyle (canavar, uzaylı, hayvan vs.) savaşma yeteneğine sahip ve isteklidir. Çünkü düşman onun savunma refleksini tetiklemektedir. Tehdit ne kadar güçlü olursa olsun kahraman onu alt edebileceğine inanmıştır ve zamanı geldiğinde hiç bir tereddüt yaşamadan gerekeni yapacaktır. Karşısındaki düşman bir an önce ortadan kaldırılması gereken açık bir tehdittir çünkü… Daima bir mücadelenin içinde olan kahraman ruhsal bütünlüğünü korumaktadır ve tek korkusu gafil avlanmaktır. Predator, Alien ve Jaws filmlerini bu tür kurguya örnek olarak gösterebiliriz. Bu türde korkuyu yaratan şey tehlikenin varlığıdır yalnızca. Eğer ortada bir tehlike olmasaydı korku ya da gerilim de olmayacaktı. Ancak tehlikenin varlığı yaşamın sakin akışını bulandırmaktadır. Canavar ölümün kendisidir. Ruh sağlığı yerinde olan kahraman, aslında ölümle mücadele etmiş oluyor.

Tür Sinemasında İki Eğilim

Paranoid/Şizoid kurguda ise tehdit insanın kendi içinden gelir ve oldukça soyuttur. Bunlar çoğunlukla ruh, hayalet, cin, şeytan gibi varlıklardır. Onlarla mücadele etmesi ya büsbütün imkansız ya da çok güçtür. Canavarla savaşmak güçtür, çünkü o kişinin kendi benliğini temsil eder. Tehdit açık seçik değildir ve bilinmezlerle çevrelenmiştir. Canavar, kahramanın parçalanmış benliğinden, içinde birikmiş olan öfkeden ve pusuya yatmış olan bilinçaltı korkularından doğmaktadır. İnsanın kendi benliğini canavar kimliğinde tanıması elbette güç olur. Kişinin dünyası zaten ve çoktan yıkılmıştır. Her şeyin sonu gelmiştir ve kahraman büyük bir öfke içindedir. Bilinçaltına tıkıştırılmış olan öfke orada baskılandığı için büyük bir enerjiye sahiptir. Paranoid/Şizoid kurgunun kahramanı, aslında ölümü kendisi çağırmaktadır. Ölüm geldiğinde de bir süre onun için çalışır. Canavarı ortadan kaldırma konusunda isteksiz davrandığını görürüz.

Öfke ve haksızlığa uğrama duygusu bizi kendimize yabancılaştırarak, canavarı serbest bırakmamıza neden olur. Canavar kendi içimizden çıktığı ve benliğimizin bir yansıması olduğu için onunla mücedele etmek gerçekten güçtür; insanın kendi kendisi ile mücadele etmesini gerektirir. Canavarı yenmek için insanın canavarda kendi benliğini tanıyabilmesi gerekir ki gözlerimiz hiç bir zaman kendimize dönük olmadığından, canavarı tanımakta zorlanırız. Bize canavarı gösteren bir “ayna” gerekir. Bu nedenle Candyman (Şeker Adam’ın Laneti) filminde ayna simgesel olarak çok önemli bir yer tutuyor.

Hayatta kalma kurgularında kahraman canavarlarla sürekli mücadele halindedir. Şizoid kurguda ise kahraman ölümü kabullenmiştir, hatta ölmek istemektedir. İç dünyası parçalanmıştır. Şizoid canavarlar bizi korkuttu kadar, bizde garip bir yakınlık ve sempati duygusu da uyandırırlar. Onları tanıdığımızda, yani kendi içimizden çıktığını anladığımızda ilkin onları yadsırız. Bütün bu düşüncelerimizi Şeker Adam filminden vereceğimiz örneklerle açıklayacağız.

GÖZ ATIN  Sicario İncelemesi: Denis Villeneuve'den Kurguda Ustalık Örneği

Tipik bir şizoid kurgu olan Yaratık, bedenimizden çıkmaktadır. Zaten bütün canavarlar bizim kendi benliğimizden çıkarlar. Canavarın ortaya çıktı an, şizoid bir andır. O an, insanın canavar doğurmuş gibi olduğu andır.

İhanet ve Kişilik Bölünmesi

Candyman arka planında —filmin ortalarına değin açıkça gösterilmeyen, ama hissettirilen—bir ihanet öyküsü yer alıyor. Filmin başında Helen kocasının ihanetinin ipuçlarını yakalıyor. Buradan Helen’in bütün dünyasının parçalanmak üzere olduğunu anlıyoruz.

candyman inceleme

Helen’in genç ve güzel rakibi. Sahnenin kompozisyonu Helen’in kuşkusunu destekleyecek biçimde: Aldatanlar ve aldatılan karşı karşıya…

Ama Helen ele geçirdiği bu ipucunun üzerinde fazla durmuyor; çünkü kendisine güveni tam. Bu güven duygusunu filmin çeşitli yerlerinde görebiliyoruz. Varoşta dost olduğu küçük çocukla olan konuşmasında bu güveni açığa vuruyor Helen.

Bir başka yerde de ayna karşısında tabu sözcükleri söyleyerek cesaret gösterisi yapıyor ya da arkadaşı Bernadette ile çok tehlikeli bir semtte, izbe deliklere girip fotoğraf çekmeyi göze alabiliyor.

Helen inançsız… Şeker Adam’ın da dediği gibi:

şeker adamın laneti
Oysa Helen’in kendine güveni yıkılmak üzeredir. Sağlam temellere dayandığını sandığı evlilik aslında bitmiştir. Kocasıyla olan ilişkisi ihanetle lekelenmiştir, ama Helen bunu bilmiyor… Sezinliyor, ama konduramıyor… Helen’in kendine güveni de, şehir efsanelerine ve masallara olan inançsızlığı gibi, yüzeyseldir. Gerçekler, çirkin yüzünü göstermek üzeredir. Helen de bunu hisseder, ama kabullenemez. O hala sahte güven duygusuyla yaşayabileceğini sanmaktadır.

Oysa gerçek sandığı şeylerin yalan, yalan (masal) sandığı şeylerin ise gerçek olduğu yakında ortaya çıkacaktır. Bütün bunlar kabus halinde Helen’e musallat olacaktır. Helen şizoid bir fantezi cehennemine batmaktadır. Esasında bu cehennemi kendisi yaratmaktadır. Burası öfke ve düş kırıklığını serbest bıraktığı için, bir anlamda cennettir de aslında. Kabuslarının sayesinde öldürebilmektedir Helen. Paravanın arkasında Helen vardır, gölgede gizlenerek etrafa terör saçan da kendisidir. Film bunu bize defalarca gösterir.

Aldatılmanın acısı Helen’de şüphe bunamasına ve kişilik bölünmesine yol açmıştır.

Canavar Projeksiyonu ve Ayna Simgesi

Filmin öyküsüne dönersek: Bunun bir ihanet öyküsü, daha doğrusu, ihanete uğradığını düşünen bir kadının kişiliğindeki bölünmenin projeksiyonu/dışavurumu olduğunu söyleyebiliriz.

Projeksiyon kavramı filmin önemli sembollerinden biri… Helen, cinayet mahallinde çektiği slaytları duvara yansıtırken tam orada kendisine musallat olan canavarı görüyor.

Bunun bir başka örneği, Şeker Adam’ın ağızdan ağıza dolaşan şehir efsaneleri ve grafitilere yansıtılması… Böylece canavar korkusu, “sevgililerin birbirini daha sıkı sarmasını” sağlayan bir efsane şeklini alıp, cisimleşiyor. Şeker Adam kendisi söylüyor bunları:

GÖZ ATIN  Books of Blood Filmi Çıkış Tarihi: Clive Barker'ın Kan Kitapları Hulu'ya Geliyor

Ben duvardaki yazı,
sınıftaki fısıltıyım.
Bunlar olmazsa,
ben bir hiçim.

Bütün iyi korku filmlerinin temel tezi de budur: Aslında canavar içimizdedir ve biz onu dışarıya yansıtırız.

İçimizdeki canavarla ilk olarak karşılaştığımızda ondan hoşlanırız; onu serbest bırakmak isteriz. Ancak canavarın yol açtığı acılar bizde sonradan öylesine bir nefret uyandırır ki, onu yadsır, bastırır ve geldiği yere, yani bilinç altına tıkarız.

Masum bir kurban olan bizler, aynı zamanda canavarın ta kendisiyizdir.

Film görkemli bir projeksiyonla “canavar kim?” sorusunu sorduruyor bize. Filmin sonunda, masum olan canavarla yer değiştiriyor. Canavar bizi ortaya çıkarıyorsa, biz de onu ortaya çıkarıyoruz.

Canavarı ortaya çıkaran, benliğin simgesi olan aynaya bakarak tabu sözlerin söylenmesidir. Canavarı daima biz ortaya çıkarırız.

Ayna: Ruhun Simgesi

Ayna ruhun simgesidir, bir başka deyişle benliğin… Aynada gördüğümüz nedir? Canavar mı? Kendi yüzümüz mü?

Canavar, bazen doğrudan doğruya aynadan çıkar, bazen de ayna karşısında söylenen cüretkar sözlerle… Ayna karşısında durmak ve aynaya bakmak tehlikeli bir hale gelir.

Candyman filminin bir çok yerinde ayna bir kapıdır. Canavarı çağırmak için ayna gerekiyor. Kendi yüzüne bakmamız, kendimiz ile yüzleşmemiz gerekiyor… Ayna önünde Şeker Adam’ın ismini beş kez söylemekle kendine yeni bir isim vermektedir aslında Helen… Bu aynı zamanda bir dönüşüm iznidir. Suç, maskeyle daha kolay işlenir. Maske, kimliğin değişmesini sağlar. (Maske filmi geliyor aklıma bu arada…) O halde Helen de aynayı kimliğini değiştirmek için kullanmaktadır.

İkinci olarak, suç dünyasına bir geçittir ayna… Banyodaki aynadan yan dairelere geçiş vardır. Helen suçlunun cinayetlerini bu yolla işlediğini düşünmektedir. Kendisi de Cabrini Green’deki suç mahalline, Şeker Adam’ın dünyasına bu yolla giriş yapar. Aynanın arkasındaki duvarda bir grafiti vardır. Helen aynadan geçtiğinde, aslında Şeker Adam’ın ağzından çıktığını bilemez. (Tıpkı yaratığın insanın göğsünden çıkması gibi, Şeker Adam da Helen’i doğuruyor. Bu sahne bana aynı zamanda Zeus’un kafasından doğan Athena’yı düşündürüyor.)

şeker adamın laneti incelemesi

Duvara yansıtılmış canavar imgesinin içinden çıkan benliğimizin görüntüsüdür.

Slayt projektörü de bir çeşit aynadır. Kapalı devre televizyonlar da öyle… Grafitiler ve şehir efsaneleri de… Bütün bunlar hem bir projeksiyon, hem de birer aynadır; benliğimizi yansıtmak için kullandığımız simgesel nesnelerdir.

Bir canavar olduğumuz düşüncesi yenir yutulur lokma değil… Canavarın içimizde olduğunu, onun ‘biz’ olduğunu bir türlü kabullenemeyiz.

Helen canavarın kendisi olduğunu inkar ediyor:

“Anlamıyorum.
mümkün değil.
Bunu yapabilecek biri değilim.
Sorun ne olursa olsun,
bir şeyden eminim.
Ne kadar gizli bile olsa,
benim bir parçam
bunları yapmış olamaz.”

Helen bunları söylerken ekranda kendi görüntüsü haykırıyor: “O burada! Yatağın altında!”

GÖZ ATIN  AD ASTRA Filmini İzlemeden Önce Bilmeniz Gerekenler [Ön İnceleme]

Oysa odada Helen’den başka kimse yok!

candyman incelemesi

Filmin konusu Clive Barker‘ın The Forbidden adlı öyküsünden alınmış. Öyküde şöyle bir cümle var: “Her kalpte, küçücük de olsa, canavara ayrılmış bir yer mi vardı?” (“Was there a place, however small, reserved in every heart for the monstrous?”)

Candyman: Alçak Gönüllülük ve Anlatım Ustalığı

Psikolojik bir çözemleme filmi sanılmasın yine de… Film, eğlendirmek için üretilmiş olduğunun farkında… Alçak gönüllülüğü elden bırakmadan ruh incelemesi yapıyor.

Anlatım yönünden sağlam ilkelerden pek de uzaklaşmıyor film. Dengeli bir senaryosu var. Simgeleri birden fazla anlama işaret ediyor. Filmin yönetimi, oyuncuların performansı da klasik… Seyircinin dikkatini dağıtmadan anlatıyor öyküyü. Sahneler, diyaloglar, karakterler olabildiğince sade.

Güzel Başlangıç ve Etkileyici Son

Başlangıcı güzel olan, sonu güzel olan filmler vardır. Hatta öyle ki bazı filmlerin açılış sahnesi klasikleşmiştir. 400 Darbe ve Aguirre: Der Zorn Gottes gibi…

Candyman filminin de hem açılış hem de kapanış sahnelerinin klasikleştiğini düşünüyorum.

Açılış sahnesi tanrının gözünden çekilmiş gibi… Philip Glass‘ın gotik müziği eşliğinde kuş bakışı olarak görüyoruz şehri, apartmanları ve otoyolları… Bir güç tarafından izlendiğimiz duygusuna kapılıyoruz. Bizden çok daha güçlü, korkutucu bir varlığın tehdidi altındayız sanki.

Giriş sekansında hiç insan yok. Binalar, otomobiller ve otoyollar var sadece.

Kocaman binalar ve şehirler yaratmakla iyi mi ediyoruz?

Nitekim, Şeker Adam’ın yaşadığı bölge (Cabrini Green) iyi niyetle başlatılmış bir toplu konut projesi olmasına rağmen sonradan bir yoksulluk ve suç batağına dönüşmüştür.

Virginia Madsen

Virginia Madsen

Yönetmen, Helen’in Şeker Adam’la ilk karşılaştığı sahneyi daha gerçekçi çekebilmek için Virginia Madsen’e uyku hapı verdiğini söylüyor. Ayrıca Madsen’in arılara alerjisi de varmış. Arılar Madsen’in vücudunda gezinirken oyuncunun rahat olabilmesi için sakinleştirici de verilmiş. Gerçekten de bu sahnelerde Helen hipnotize olmuş gibi…

Şehir Efsaneleri

Şehir efsanesi kavramına çok ilginç bir yaklaşımı var filmin. Hatta ehir efsanesinin sosyolojik boyutuna işaret eden bir yönü de var.

İnsanoğlu şehirlerden korkmakta… Şehirler güvenliğimizi tehdit eden mimari hatalarla doludur.

Birbirimizden korktuğumuz kadar şehirden de korkmaktayız. Bunu şehir efsanelerine, duvarlara ve söylentilere de yansıtıyoruz.

Sinan İpek

Sizler de Candyman (Şeker Adamın Laneti) filmiyle ilgili yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilirsiniz.

* * *

* Candyman İlk Fragman: Korkunun Kült Yapımı Geri Dönüyor!




Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz! İletişim: info@kayiprihtim.com

Candyman İncelemesi: Şeker Adamın Laneti Korkuyu Tetikler mi?

Candyman incelemesi sizlerle. Clive Barker’ın Kan Kitapları’nda yer alan The Forbidden öyküsünden uyarlanan yapım türünün dikkat çeken örnekleri arasında.

Başa dönün