in ,

Cehennemlik Yürek: Clive Barker’ın Hiç Susmayan Çanları

Clive Barker’ın kült korku filmi Hellraiser’a da ilham olan Cehennemlik Yürek (The Hellbound Heart) adlı romanını inceledik.

Cehennemlik Yürek - Clive Barker - İnceleme

Arzuların bedeli ne kadar ağır olabilir? Sınırsız haz için en fazla neyi gözden çıkartabilirsiniz? Clive Barker, 1987 tarihinde Hellraiser adıyla sinemaya da uyarlanan Cehennemlik Yürek kitabında okuru hastalıklı bir ormana davet ediyor.

İngiliz korku yazarı (ayrıca senarist, yönetmen, ressam, müzisyen ve daha birçok harika sıfatın sahibi) Barker ile tanışmam lise yıllarıma denk geliyor. 10 yıl önce Kutsanma Ayini (Sacrament) ile radarıma aldığım yazar, yıllar içinde çok da fazla eserini okumamış olmama rağmen çeşitli imgelerle aklımın bir kenarında kendisini hatırlatmayı başardı. Kutsanma Ayini kütüphaneden edinip yalnızca tek bir defa ve hızlıca okuduğum bir roman olmasına rağmen yıllar sonra bile aklıma gelir. Hafızam pek de iyi değildir ve bu his benim için oldukça değerli.

Daha sonra Kan Kitapları meselesi var. Türkçede 3 cilt halinde yayımlanan ve yazarın öykü koleksiyonunu içeren bu derlemede karşılaştığım bir hikâye; ne zaman metroya binsem hafızamı yoklamayı başarır. Bende böyle kişisel etki bırakan yazar sayısı fazla olmadığı için Clive Barker okumak benim için hep özel bir deneyim olmuştur.

Cehennemin Kapısını Aralamak

Bu noktada, incelememize de konu olan Cehennemlik Yürek’in kapısını aralamaya başlayalım istiyorum. Romana dair pek fazla spoiler vermeyi planlamıyorum, yine de bazı konulardan bahsederken kimi detaylara gireceğim. Dileyen sonraki birkaç bölümü atlayabilir.

Cehennemlik Yürek Clive Barker

Cehennemlik Yürek, Barker’ın ününün dünya çapında iyice duyulmasını sağlayan bir eser. Yazarlık kariyerine tiyatro oyunlarıyla başlayan Barker, 84-85 yılları arasında Kan Kitapları’nı, 85’te Lanetlenme Oyunu (The Damnation Game) adlı romanı; ardından da 86’da The Hellbound Heart, yani Cehennemlik Yürek’i yayımlıyor.

Bundan bir sene sonra da o meşhur film uyarlaması geliyor. Barker, sonrasında uzun bir seriye dönüşecek bu filmin hem senaristliğini hem de yönetmenliğini üstleniyor. Birçok yönüyle yetenekli olan yazar, yakaladığı bu fırsatla kendi işini en sağlıklı şekilde beyaz perdeye taşıma fırsatını da böylece bulmuş oluyor. Her gün başka bir eseri sinemaya ve televizyona uyarlanan Stephen King, belki de Barker’ın en çok bu yanına hayran oluyordur.

Pinhead Hellraiser - Cehennemlik Yürek
Pinhead

Kitapla kimi farklar taşıyan film, döneminde kendisine has bir kitle edinmeyi başarıyor. Sert ve seksi anlatımı, B Movie atmosferi ve ikonik karakterleriyle (Merhaba Pinhead!) uzun soluklu bir maceraya dönüşüyor. Kendi markasını oluşturan Hellraiser, en son 10. filmi Judgment ile 2018 yılında hayranların karşısına çıkmıştı. Ama biz rotayı yeniden kitaba çevirelim.

Arşa Çıkartılan Beklentiler

Elinize Türkçe bir Clive Barker kitabı aldıysanız mutlaka bir yerlerinde, Stephen King’in yazar için kullandığı övgü dolu sözlere denk gelmişsinizdir. Cehennemlik Yürek’in payına düşen de, “Clive Barker o kadar iyi bir yazar ki her okuduğumda nutkum tutuluyor,” olmuş. (Diğer alternatiflerden birisi için: “Korku edebiyatının geleceğini gördüm… Adı Clive Barker’dı.”)

Bu övgüye özellikle yer verdim. Yayınevlerinin, ünlü yazar sözlerini kitap sırtlarına taşıması alışılageldik bir olay. Ancak bir de üstüne “Clive Barker’ın en iyi kitabı kabul edilen” dendiğinde okurun beklentisi bir anda arşa çıkabiliyor.

Tabloyu özetleyelim: Otoritelerin onayladığı bir yazar. Fantezi ve korku türlerinde yazıyor. Bu elinizde tuttuğunuz da yazarın en iyi kitabı. Heyecanlanmak için yeterli bir sebep var.

Peki, işler gerçekten de öyle mi?

Cehennemlik Yürek’in yazarın en popüler/sevilen kitabı olarak öne çıkmasının en olası sebebi film uyarlamasında saklı. Öncelikle bu yanılgıdan kurtulmak gerekiyor. Çünkü Barker’da bu kitaptan daha fazlası var. Herkes için ve her ihtimalde Barker çok büyük bir derya.

Clive Barker Kan Kitapları
Clive Barker

Beklentileri doğru seviyeye indirdiğimizde, elimizde nasıl bir kitap var?

Tıpkı filmi gibi. Sert, karanlık. Genel olarak türün okurlarına hitabeden ve fazlasında gözü olmayan bir iş.

Cehennemlik Yürek Ne Anlatıyor?

İnsanlığın Gash Tarikatı olarak bildiği, vaatleri en büyük arzularınızı yerine getirmek olan, başka ve daha karanlık boyutlarda yaşayan birtakım tuhaf iblisler, kitabın girişinde bizleri karşılıyor. Frank, gizemli bir bulmacayı çözerek onları dünyamıza davet ediyor ve sonrasında başına olmadık işler alıyor. Yaratıkların Frank’i kapana kıstırıp hayal gücü zorlayan işkencelerle onu adeta yok olmanın eşiğine getirdikten sonra; evin yeni talipleri ortaya çıkıyor. Frank’in erkek kardeşi Rory ve onun eşi Julia. Frank dünyaya geri dönmek istiyor. Bunu, kendisi gibi yoldan sapmak konusunda mahir olan Julia aracılığıyla yapmayı kafasına koyuyor. Kitap boyunca bu üçgen, Rory’nin aile dostu Kirsty’nin de işin içine dâhil olmasıyla kanlı bir açmaza sürükleniyor.

Frank, kitabın başından beri arzularının esiri. Gözü dönmüş bir karakter. Julia ise mutsuz evliliğinin faturasını çoktan kesmiş bile. Rory, hiçbir şeyden haberi olmamak konusunda uzman. Kirsty ise bir değişim istiyor. Gereken cesareti bulmak için fazla zamanı olmayacak.

Hellraiser - Cehennemlik Yürek

Clive Barker’ın çoğu kitabında karakterler karanlık patikalara yönelmeye meyilli olur. Macera da genellikle güllük gülistanlık tamamlanmaz. Cehennemlik Yürek de adım adım dibe batan karakterleri okurla buluşturmak konusunda heyecan uyandırıyor.

Kitabın İyi Yanları: Adımlar

Adım adım demişken… Yazarın olay örgüsünü kurarken kullandığı enstrümanlar da eserin önemli artıları arasında yer alıyor. Örneğin bir bölüm geçişinde kullanılan “klişe” mevsim ve zaman tanımlaması; daha sonraki sayfalarda hikâyeye hizmet edecek ölçüde yeniden şekilleniyor. Böylece bütünlüklü bir anlatıya şahit olduğumuzu hissedebiliyoruz.

Zamanla birlikte mekân kullanımında da Barker’ın ilmek ilmek örüşü hikâyeyi güçlendirmeyi başarıyor. Çünkü öykü, her ne kadar dış sahnelere sahip olsa da aslında Frank’in hapsolduğu eve; okurunu da hapsetmeyi istiyor. Hal böyle olunca da atmosfer ve mekân kullanımı romanın dikkate değer bir kısmını kapsamayı başarıyor. Sesler de evreni tanımlarken kuvvetli bir rol kapıyor. Çanlar çalmaya başladığında, siz de geriliyorsunuz.

“Frank gözden ırak olsa da unutulmuş değildi. Julia’nın bulunduğu boyut ile başka bir yer, çanların çaldığı ve huzursuz edici bir karanlığın hâkim olduğu bir yer arasında kısılı kalmıştı her nasılsa.”

Barker, tam olarak hangi sayfada; karakterlerle birlikte sizi nasıl bir açmaza sürükleyebileceğini iyi biliyor.

Kitabın Zayıf Yanı: Karakterler

Yine de zaman, mekân ve atmosferdeki başarı; kendisini karakterlerde gösteremiyor. Zaten romanı, benim için sıradanlaştıran da bu tarafı oluyor. Sonraki sayfaları merak ediyor, kitabın dünyasına kolayca girebiliyor olsanız da; size eşlik eden karakterler B Movie tadında kalıyor. Tek tip. Karanlığa doğru evrilen karakterlerin motivasyonları, “çünkü kötü evlilik yaşıyorum”, “çünkü daha fazla haz istiyorum”, “çünkü insanoğlu böyledir” ile sınırlı kalınca eser de fazla derinlere inemeden noktalanmış oluyor.

Sayfa sayısı olarak da (134) pek hacimli olmayan Cehennemlik Yürek, belki de bu gelişimi gösterecek alanı kendisinde bulamıyor. Sonuca en çarpıcı ve kanlı nasıl gidebilirim düşüncesiyle yola çıkıp fazlasına da niyet etmeden macerasını tamamlıyor.

Cehennemlik Yürek - Puzzle

İsimlerin gücünün iblisler diyarında da etkiliği olduğunu gördüğümüz, Marquis de Sade’ın Sodom’un 120 Günü’nü yazmak için nelerden feragat ettiğini öğrendiğimiz, çözmesinin ömürler süreceği iddia edilen bulmacaların tekrar tekrar çözüldüğü Cehennemlik Yürek; Barker’ın en iyi kitabı değil.

Ancak türün meraklılarının ve film serisinin hayranlarının iyi vakit geçirebileceği bir okuma deneyimini de bünyesinde barındırmayı başarıyor.

Çeviri ve Editörlük

İşin bir de çeviri ve editörlük kısmı var. İthaki Yayınları’nın Karanlık Kitaplık dizisi kapsamında yayımlanan Cehennemlik Yürek için ortalama bir iş olmuş diyebiliriz. Yayınevi, son dönemlerde bu konularda oldukça eleştiri alıyor. Benim de ekleyecek birkaç sözüm var.

Cehennemlik Yürek - Kapak YeniElimdeki kitap, ikinci baskı. Ve romanın ilk cümlesinde… Evet. İlk cümlesinde. (…)

Yazım yanlışları her zaman olabilecek şeyler. Ancak ikinci baskı yapan bir eserin ilk cümlesinde hata görmek insanı ister istemez olumsuz etkiliyor. Neyse ki kitap, başladığı gibi devam etmiyor. İmla konusunda hatalar olsa da (ortalama 10 sayfada 1 diyelim) kusurlar sizi eserden uzaklaştırmaya yetmiyor.

Romanın çevirmenliğini Dost Körpe üstleniyor. Kendisi daha önce Kan Kitapları, Kutsanma Ayini ve Abarat gibi Barker kitaplarını çevirmiş bir isim. Yazarın diline aşina bir çevirmenle yola çıkılması sevindirici. Fakat kimi tuhaf kelime tercihleri ve sözcük tekrarları; hatalı imladan daha fazla göze batarak okuma deneyiminizi olumsuz etkileyebiliyor.

Aşağıda birkaç örnek vermek isterim:

“Diğerinin aksine, onun sesi hafif ve solukluydu.” Soluklu ses?

“Yağmursuz fırtına, havada çelik kokusu olmasına yol açıyordu.” Koku olmasına? Olmak belki burada çok göze batmayacaktı belki ama sonraki yarım sayfada üç defa daha karşımıza çıkıyor.

“(…) Anatomileri, bozulmuşluk kataloglarıydı.” Bozulmuşluk kataloğu?

Belki çevirmen tercihi, belki editör yönlendirmesi; emin olamasam da eserin Türkçe edisyonundan tam anlamıyla memnun kaldığımı söyleyemem.

Karanlık Kitaplık Meselesi

Son olarak Karanlık Kitaplık dizisinden bahsetmek istiyorum. Bram Stoker, Arthur Machen, H.P. Lovecraft, Henry James, Robert Louis Stevenson ve John William Polidori gibi türün önemli ve öncü yazarlarını bir araya getiren bir seri ile karşı karşıyayız. Serinin geleceğine dair bir fikrim yok. Ama bu yazarların arasında, Clive Barker ve Joe Hill gibi isimleri gördüğümde yadırgamadan edemedim. Yayınevi bu yazarları, sanki serinin dışında kalsalar görmezden gelinirler kaygısıyla, biraz zoraki şekilde Karanlık Kitaplık’a dahil etmiş gibi. Oysa harici bir Clive Barker Kitaplığı okur olarak beni daha çok heyecanlandırırdı.

Yazarın, Cehennemlik Yürek ile aynı evreni paylaşan ve Pinhead’i yeniden okurlara sunan The Scarlet Gospels adlı bir kitabının daha olduğunu hatırlatayım.

“Gözyaşı dökme lütfen. İyi bir ıstırabın ziyan olmasıdır bu.”

Oyla!

Onur Selamet

1993 İstanbul. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü mezunu. Çeşitli kısa ve orta metraj film projelerinde yer aldı. Öyküleri kimi dergi ve fanzinlerde yayımlandı. 2013'ten beri üç arkadaşıyla birlikte Marşandiz Fanzin'in makinistliğini yapmaya devam ediyor. İlk öykü kitabı "Ölü Dalgıcın Sonbaharı" ise Eylül 2018'de yayımlandı.

1 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for Pardus Pardus dedi ki:

    Kitabı okudum ve beğendim. İncelemede söylenenlere de katılıyorum. H.P. Lovecraft vb. korku okumalarımdan sonra günümüze yakın, tanıdık korkular ve gerilimler yaşatmıştı. :slight_smile:

Corona virüsü wuhan the long night

Corona Virüsü Sonrası Hayalet Kente Dönen Wuhan Şehrini Anlatan Kısa Film

John Wick Final

John Wick Serisinin Sonu Sanılandan Yakın Olabilir