Değiştirilmiş Karbon: Bilimin Bedeninden Kurguyla Ayrılmak

21. yüzyıl siberpunk türünün en önemli eserlerinden birisi olarak gösterilen ve yaklaşmakta olan Netflix dizisiyle de bizleri iyice heyecanlandıran "Değiştirilmiş Karbon"u, raflara düştüğü gün inceledik. Üstelik şimdilik 'spoilersız' olarak!

Türk edebiyatında siberpunk türünde kitap veya öykü bulmak oldukça güç. Var olan çeviri eserlerin de hemen hepsinin sanki lanetliymiş gibi iğrenç denebilecek bir çeviri ve editörlükle önümüze sunulması, türü seven okurların işini daha da zorlaştırıyordu. Neyse ki İthaki Yayınları, Değiştirilmiş Karbon ile bu laneti kıracak gibi görünüyor!

İnsan 0.5

Değiştirilmiş Karbon evreninde her doğan insanın beynine kortikal bir implant takılmaktadır. Amaç insan bilincinin tamamen dijitalize edilmesidir. Takılan implant kişinin her duyusunu kaydeder. Bu kayıtlar daha sonra istenildiği şekilde bedenden bedene aktarılabilir. Bu endüstriyi beslemek için de ‘kılıf’ adı verilen insan bedenleri yetiştirilmekte. Gerisini tahmin edebilirsiniz elbette; ölümden korkmayan bir toplum, ölümsüzlüğe ulaşma çabası, Gılgamış esintileri…

Richard K. Morgan’ın yarattığı evren sadece Dünya’dan ibaret değil, tüm galaksiye yayılmış bir insanlık söz konusu. Bu yayılmanın tarihi arka planı hakkında kitabın ağzı oldukça sıkı olsa da kortikal hafızaların evrene yayılmada insanlığa epey yardımcı olduğunu düşünebiliriz, zira fiziksel bir gezegenler arası ulaşım neredeyse yok. Bunun yerine insanlar bilinçlerini gezegenden gezegene farklı kılıflara aktararak seyahat ettiriyorlar. Savaş alanlarında canları pahasına savaşmak yerine de bilinçlerini bir kılıfa aktarıp çatışmaya giriyorlar.

Hikâyenin ana kahramanı da bu kılıf ve kortikal bellek kullanımıyla oldukça ilişkili biri ama kendisine detaylı bir bakış atmadan önce bu evrendeki hapishane sistemine kısaca değinmek istiyorum, nedenini bir sonraki paragrafta anlayacaksınız. “Suçluları neden besliyoruz ki, hepsini öldürelim!” gibi laflar günümüzde bile sıkça dillendiriliyor malumunuz. Değiştirilmiş Karbon evreninde bu düşünce bir bakıma hayata geçmiş durumda. Hapishaneler -belki çoktan tahmin ettiğiniz gibi- kocaman bir server odasını andırıyor. Suçlular bedenlerinden çıkarılıp suçlu bulundukları süre boyunca kortikal bellekleri hapsediliyor. Hatta bazı suçlar belleğinizin silinmesine (yani idam) bile neden olabiliyor. Bilinciniz açık değilse 100 yıllık bir cezanın pek bir anlamı yok aslında, değil mi? Bu fikriniz de baş kahramanımız Kovacs’ı tanıdıkça değişecek.

Kovacs, elit bir birliğe mensup özel bir asker. Daha doğrusu öyleydi. Diplomatik bir askeri birlik için özel olarak eğitim almış ve nörokimyasallar ile hareketleri geliştirilmiş biri. Bu askerlerin elçilik ürünleri olmasının bir nedeni var elbette. BM Protektorası Dünyayı ve kolonilerini adeta bir dikta rejimiyle ile yönetiyor. Yazar bunun nedenlerine derinlemesine inmemiş olsa da yıldızlararası kolonileşmenin, teknolojik gelişmelerdeki hızın ve kılıflamanın dünyayı bir anda değiştirmesi üzerine sarsılan toplumsal düzeni yeniden sağlamak amacıyla böyle bir rejimin kurulduğu biliniyor. Askeri birliklerin kuruluş amacı bu yönetimi koruyup büyütmek, fakat burada günümüzden 500 yıl sonrasında geçen bir hikâyeden bahsediyoruz. Bu birlikler hikâyenin geçtiği dönemde çoğunlukla suç araştırmaları ve kişisel koruma görevlerinde kullanılıyor.

Askeri birliklerden ayrılan, emekli olan çoğu kişi kendini suç dünyasında buluyor, zira Richard K. Morgan’ın evreninde fakir ve zengin ayrımı çok belirgin. Zenginler istedikleri gibi yeniden kılıflanabilirken fakirler en fazla birkaç kez kılıf alıp onlarla yaşlanmak zorunda kalıyor. Hatta para, alınan kılıfın kalitesini bile belirleyebiliyor. Fakir ve zengin, güzel ve çirkin ayrımının bu kadar belirgin olduğu bir evrende azımsanmayacak sayıda kişi sonsuza kadar yaşayabilme şansını bilerek geri çeviriyor. 200 yıl sonra bile aynı fakir hayatını yaşamaya devam edeceksen ölümsüzlüğün ne anlamı var ki?

Kovacs da birlikten ayrıldıktan sonra kendini tekrar suç hayatına atılmış buluyor. Ancak bu hayatı çok uzun sürmüyor diyebiliriz. İlk kitabın hikayesi tam da burada başlıyor işte. Kovacs işlediği suçlar yüzünden yakalanıyor ve kortikal belleği hapsediliyor. Onu yüzyıllık uykusundan zamansız uyandıransa bir iş adamı oluyor.

“Kızgın.”

Zengin iş adamı Laurens Bancroft polis raporlarına göre intihar etmiş görünse de kendisi kılıfındann istemsizce ayrılma sebebinin bir cinayet olduğuna inanıyor. Kortikal belleği 2 gün öncenin yedeklemesini kullandığı için ölümüne kadar geçen iki günlük süreçte neler olduğunu hatırlamıyor. Bu yüzden cinayetini araştırması için Kovacs’ı uykusundan uyandırarak ona yeni bir beden veriyor.

Kitap boyunca pek çok konuda bilimsel açıklamalar görmeyi bekledim. Morgan’ın İngiliz dili üstüne çalışan biri olduğu düşünüldüğünde bu beklentim belki de yersizdi. Yine de bu eksiklik hikâyeyi çoğu yerde havada bırakıyor gibi bir izlenim edinmekten kendimi alamıyorum. Bazı ruhsuz Hollywood bilimkurgularından örneklemek gerekirse; filmin geçtiği iki saat boyunca her şeye hayran hayran bakarsınız ya hani… Daha önce görmediğiniz, düşleyip de yapamadığınız teknolojilerle bu teknolojilerin yönlendirdiği toplumlar gözlerinizi kamaştırır hani. Sinemadan çıktığınızda filmi beğenmişsinizdir ancak üzerine düşünmeye başladığınız her an yeni bir açığını fark edersiniz. Değiştirilmiş Karbon da bu düşük bütçeli filmlere oldukça fazla benziyor. Ancak onlardan oldukça büyük bir farkı da var. Yazar sizi kitaba teknolojiyle, evrenle, kültürle değil, ölümün etrafında dönen gizem ve dedektiflik hikâyesiyle bağlıyor. Teknolojinin arka planını açıklamaktan da hikâyenin arkasına saklanarak kurtuluyor. Dünyanın tarihiyle ilgili de birkaç cümleden daha fazla şey göremiyoruz aynı şekilde. Ancak bunun bir üçleme olarak yazıldığı düşünülürse diğer kitaplarda daha fazla şey öğrenecek olmamız mümkün.

Hikâyenin gizem ve dedektiflik üzerine yoğunlaştığını söyledim ya hani… Morgan’ın kafasında bu kitap için çok büyük işler dönmüş olduğu kesin, ancak yazar bunları yazıya dökerken biraz zorluk çekmiş gibi geldi bana. İlk bölümleri insanı biraz bıktırabiliyor mesela. Başlarda, asıl olması gereken yerlerde karakterler ile bir bağ kuramıyoruz. Bu büyük bir dezavantaj gibi görünse de hikâyenin gizem elementi o kadar güzel yerleştirilmiş ki, uzunca bir süre bariz kusurları görmezden gelebiliyorsunuz. Sadece birkaç bölüm sonra da zaten geri çıkamayacak kadar derine inmiş oluyorsunuz.

Bu kitaptan büyük entrikalar beklemiyordum. Beklemeliymişim, siz de beklemelisiniz. Ortalara doğru gizem kutusu açılmaya başladığında Game of Thrones severlerin bile ağzını açık bırakacak entrikalara şahitlik ediyoruz. Spoiler vermemek için çok fazla değinemeyecek olsam da, Morgan kitabın bu yönüne oldukça önem vererek zor bir işin altından başarıyla kalkmış diyeyim.

Çeviride Kaybolmak

İthaki son yıllarda fantastik ve bilimkurgu edebiyatına nadide eserler katarak gönlümüzü kazanıyor. Ancak çeviri ve editörlükleri zaman zaman istenilen seviyenin epey uzağında da kalabiliyor malum. Çok bekleyip hüsrana uğradığım BioShock bu durumun hatırlamak istemediğim örneklerinden.

Değiştirilmiş Karbon da çeviri ve editörlük konusunda bir örnek teşkil edemiyor olsa da eserde emsallerinden çok daha iyi bir iş çıkarılmış olduğu kesin. Okumadan önce çevirmen Aslıhan Kuzucan’ın daha önce bilimkurgu türünde bir eser çevirmemiş olması beni oldukça endişelendirmişti, neyse ki altından kalkmayı başarmış. Yine de bazı sıkıntılar var gibi çeviride. Kitabın bir kısmını daha önce İngilizce aslından okuduğumdan, Türkçesini okumaya başladığımda aklımda kalan terimlerin çevirileri biraz dikkatimi dağıttı. Örneğin Envoy Corps – Corps kelimelerinin kordiplomatik olarak çevrilmesi gözüme batmıştı.

Editörlük olaraksa korkulacak çok fazla bir şey olmadığını söyleyebilirim. Okuma zevkini baltalayacak yazım hataları görmedim. Dikkat çeken birkaç şey var elbette ama onları detaylı olarak yapacağımız çeviri ve editörlük incelemesinde tartışacağız.

Diziden Neler Bekliyorum?

Diziden en büyük beklentim evrenin daha detaylı tanıtılması. Umarım 2500 yılı Kovacs hikâyeyi çözerken arkasında yanıp sönen neon tabelalar ve uçan arabalardan ibaret olmaz.

Kitapta yüzüstü geçilen birçok kitle var. Ölümsüzlüğü reddedip ölmek isteyenler, Dünya’da kontrol altında kalan ve kılıflanmayı reddederek insanın bir kez yaşaması gerektiğini savunan Hristiyanlar… Bunlara nasıl zaman ayırılacağı önemli elbette. Ancak dizide geçecek birkaç dakikalık diyalog bile bizlere çok fazla detay verebilir.

“… yalnızca tek yargıç vardır! Bilim insanlarına bakmayın siz…”

Teknolojiler hakkında daha fazla şey öğrenmek için de yanıp tutuşuyorum. Ghost in the Shell’de yaratılış örneği gibi hiçbir söz söylemeden, sadece görsellerle oluşturulan, dijitalleştirilen bir kılıf bile birçok şeye açıklık getirecek, beni tatmin edecektir.

* * *

Değiştirilmiş Karbon’u 2500’lerde geçen bir 70’ler polisiyesi şeklinde özetlemek uygun olabilir. Farklı teknolojiler, yıldızlararası seyahat, teknolojinin toplum üzerindeki kültürel etkileri konularında büyük beklentiler ile okuduğum kitap tüm eksiklerine rağmen beni oldukça tatmin ederek üçlemeye sağlam bir giriş yaptı. Okuduğumda Türkiye’nin siberpunk türündeki kitaplara ne kadar çok ihtiyacı olduğunu da bir kez daha fark ettim. Devamını heyecanla bekliyorum. Okuduktan sonra siz de bekleyeceksiniz.

Not: Değiştirilmiş Karbon kitabının spoiler’lı incelemesi, çok yakında Kayıp Rıhtım sayfalarında olacak.




Özellikle bilimkurguya ve çizgi romanlara bayılır. Çizgi romanlara girişi Dylan Dog, bilimkurguya aşkı ise Dune serisi ile başladı. 7 yaşından beri bilgisayarla ve elektronik aletlerle iç içe yaşamayı seçerek göbeğini büyüttü. Düşüncelerini başkalarıyla tartışmak adına Kayıp Rıhtım’da yazılar yazıyor.

Değiştirilmiş Karbon: Bilimin Bedeninden Kurguyla Ayrılmak için 12 yorum

  1. Nemo dedi ki:

    Bilimsel açıklamaların bu kadar fazla kenara atılmış olması ve daha ilk kitabı olsa bile yazdığına göre hikayeyi derinleştirecek kısımların detaylandırılmamış olması üzdü. Ancak olumlu tarafından gizem ve dedektif unsurlarının etkileyici yazılmış olması heyecanlandırıyor. Diğer yandan çeviri ve editörlükle ilgili yorumların beklentime göre daha iyi olduğunu gösteriyor, orası da sevindirdi. :krs:


  2. Dün sipariş vermiştim, bu yazıyı okuduktan sonra daha da heyecanlandım :slight_smile:


  3. Siberpunk 6/45’ten kurtulmaya başladı bu güzel haber, bunu da çok okumak istiyorum lakin bir çeşit kitap alma bağımlılığına kapıldığımı hissettiğim için elimdekiler bitmeden bunu okuyamayacağım. Özellikle polisiye kısmını nasıl yansıttıklarını incelemeden sonra daha çok merak ettim.


  4. Valla ben burda görünce konusunu merak edip aldım :joy: çünkü bi açıdan reankarnasyona benzettim. Bana sanki bilinçli reankarnasyon gibi geldi. Bunlar hep kayıp rıhtımın oyunu :joy::hanci:


  5. Evet, konusu bir tür teknoloji destekli reankarmasyon gibi. Fakirin fakir, zenginin zengin kalmasından dolayı, araya bir tür kast sistemi de giriyor gibi.


Değiştirilmiş Karbon: Bilimin Bedeninden Kurguyla Ayrılmak

21. yüzyıl siberpunk türünün en önemli eserlerinden birisi olarak gösterilen ve yaklaşmakta olan Netflix dizisiyle de bizleri iyice heyecanlandıran “Değiştirilmiş Karbon”u, raflara düştüğü gün inceledik. Üstelik şimdilik ‘spoilersız’ olarak!

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün