in ,

Dionysos’un Öyküsü Bizim de Öykümüz

Erhan Altunay’ın “Dionysos” kitabı, baskıcı ve ataerkil toplum yapısına karşı özgürlüğün sesi olmayı başararak devrimci bir kişilik kazanan Dionysos’un perde arkasındaki öyküye odaklanıyor.

Dionysos Kitap İncelemesi: Hepimizin Öyküsü

Dionysos incelemesi öncesi size mitolojinin ne olduğunu sorsam, aklınıza eski zamanların tanrıları, tanrıçaları, kahramanları gelir muhtemelen. Bir de tüm bunlara dair gerçeküstü hikâyeler… Peki ne anlatır bu hikâyeler? Lafı fazla uzatmadan hemen söyleyeyim: İnsanların ortak deneyimlerini, içsel süreçlerini, doğayla ve evrenle kurdukları ilişkiyi anlatır…

Hititlerin baş tanrısı Teşup, kış aylarının donmuş toprağını simgeleyen yeraltı yılanı İlluyanka’yı yendiğinde bahar gelir. Ancak bu mitolojik öyküye göre, Teşup, insanların yardımıyla yener İlluyanka’yı. Tam da bu yüzden Hititler, yeni yıl ve bahar şenliği Purulli’de bu kadim savaşı canlandırarak, Teşup’a destek verirler. Neticede bahar gelmez ve toprak soğuk uykusundan uyanmazsa yeryüzünü karanlık ve ölüm kaplar. İşte Hititlerin bu öyküsü, doğanın yeniden doğuşu ve yaşamın kutsanması için insana da bazı görevler düştüğünü anlatır. Tam da bu yüzden tıpkı diğer mitolojik öyküler gibi evrensel ve zamansızdır.

Peki ya Sümer kralı Gılgamış’ın arayışı? Can dostu Enkidu’yu kaybettikten sonra ölümsüzlüğü elde etmek için yola çıkan, nice zorlu süreçten geçtikten sonra tanrıların sonsuz yaşam bahşettiği Ziusudra’yı, Sami dillerindeki ismiyle Utnapiştim’i bulan, ama ölümsüz olamayan Gılgamış’ın öyküsü ne anlatır bize? Joseph Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu kitabında aktardığı süreçleri göz önüne alarak yorumlayacak olursak, yolculuğunu tamamlayamamış bir yarı kahramanın trajedisini anlatır. Aslında hepimiz korkularımız, arzularımız, başarısızlıklarımız ve egolarımızla birer Gılgamış’ız. Bu yüzden diyorum ya mitoloji insanlığın ortak belleği ve deneyimleridir diye. Bu cümleyi açmak için daha pek çok örnek verilebilir, ama konumuz bu değil.

Dionysos Şenlikleri Hâlâ Yaşıyor

Aslında mitolojiyle ilgili bu uzunca girizgâhın nedeni paganizm, mitoloji ve İstanbul tarihi hakkındaki kitaplarıyla Türkiye’de önemli bir boşluğu dolduran Araştırmacı-Yazar Erhan Altunay’ın, Destek Yayınları’nın mitoloji serisinden çıkan yeni kitabı Dionysos. Tiyatronun, doğanın, şarabın tanrısı olarak bilinmekle birlikte tüm bunlardan çok daha fazlası olan bu devrimci tanrıyı, simgelediği özgürlük, erkek egemen yapıya başkaldırı, insan doğasının kutsanması gibi özellikleriyle anlatan Dionysos kitabı son derece akıcı, keyifli bir dille kaleme alınmış.

Dionysos - Erhan Altunay

Kitap, bir roman gibi başlıyor. Anadolu’da yapılan bir kına gecesinin anlatımıyla… Şimdi, kına gecesi ile Dionysos arasında nasıl bir bağlantı olduğu sorusu aklınıza gelmiş olabilir. Erhan Altunay, ikisinin birbiriyle ne kadar ilgili olduğunu kitabında şöyle açıklıyor:

Kına gecesi töreni, çok eski yıllardan beri başka törenlerin izlerini taşımaktadır aslında. Sözünü ettiğim törenlerin başında tabii ki Dionysos törenleri gelir. Bu tür törenler toplum içinde ahlak normlarına uyarak, bugünkü kına gecesi törenleri şeklinde kendilerini gösterirlerken eski içeriklerini de hiç kaybetmemişlerdir. Bir başka deyişle, kına gecesine iştirak edenler binlerce yıllık bir törenin izlerini de yaşamaktadır; önceleri de kadın kadına yapılan Dionysos törenlerinin…”

Sadece bu bilgi bile mitolojik öykülerin evrensel ve zamansız olduğunun, yaşamımızda yer etmeyi sürdürdüğünün bir kanıtı değil mi?

Olimpos’ta Değil, İnsanların Arasında

Erhan Altunay’ın da kitabında belirttiği gibi Dionysos, antik Yunan dininin en tepesinde yer alan on iki Olimpos’ludan biri değildir. Tanrıların dağı Olimpos’ta değil, yeryüzünde, insanların arasında yaşar. Çünkü diğer Helen yani Yunan tanrıları gibi insanlar üzerinde baskı kurmaz. Bilakis takipçilerini doğalarına uygun davranmaları konusunda teşvik eder. Antik Helen toplumunun eve hapsettiği kadınları da Dionysos şenliklerine çağırır. Konuyu daha iyi anlamak için bu noktada sözü bir kez daha Erhan Altunay’a bırakalım:

Kadın tam da eve hapsedilmişken, Dionysos aslında Helen toplumunda bir devrim yaratmıştır. Bu devrimin en önemli yanı kadınları evden çıkarmak kadar, ayinlerin çoğunda kadınların ellerine fallus simgeleri de vererek toplum içinde bastırılmış olan cinselliğin de açığa çıkmasını sağlamış olmasıdır.

Evet, Helenlerde kadın ne cinsel özgürlüğe ne de erkeğe verilen diğer haklara sahipti. Oysa Yunan öncesi Anadolu toplumunda kadının önemli bir yeri vardı. Örneğin Hitit kraliçelerinin bir kral eşi olmanın çok ötesinde yetki ve sorumlulukları bulunuyordu. Mısır firavunu II. Ramses ile yazışan Puduhepa örneğinde görüldüğü gibi yabancı ülke krallarıyla bizzat irtibat kurarlar, kült gezilerini ve ritüelleri baş rahibe sıfatıyla yönetirler, kendi mühürlerini kullanabilirlerdi. Sonraki yıllarda Yunan kültürünün yükselişe geçeceği Batı Anadolu’da da durum benzerdi. Yunan toplumu ise ataerkildi ve kadınlar eski Anadolu kadınının özgürlüğüne sahip değildi.

Dionysos inanışına bağlı olan kadınların toplumun kendilerine dayattığı kurallara meydan okumalarının nedenlerinden biri de Dionysos’un Anadolu ile olan ilişkisiydi. Yunan panteonunun baş tanrısı Zeus’un, ölümlü bir kadından, Semele’den olan oğlu Dionysos, Hera’nın öfkesinden korunması için Tanrı Hermes tarafından Anadolu’da, Aydın yakınlarında bulunan Nysa kentine getirilmiş ve burada şarapçılığı öğrenmişti. Mitolojiye göre Dionysos, kimliğini Anadolu’da kazanmıştı yani. Bu arada fark ettiyseniz Dionysos’un doğumundan bahsederken “Semele’den doğan” değil, “Semele’den olan” dedim. Çünkü Zeus’un karısı tanrıça Hera, kılık değiştirerek Semele’nin yanına gitmiş ve ona şöyle demişti: “Zeus’tan sana kendini tanrı olarak tüm görkemiyle göstermesini iste. Böylece seni gerçekten sevip sevmediğini anlarsın.” Semele de ona inanmış ve baş tanrıya bu talebini bildirmişti. Zeus’un tanrısal görkemini taşıyamayan Semele oracıkta ölürken, baş tanrı da oğlu Dionysos’u annesinin karnından alıp, doğana kadar baldırında saklamıştı.

Aslında bu doğuş öyküsünün de insan ile doğa arasındaki ilişkiye dair sembolik bir anlamı var, Erhan Altunay’ın kitabında bunu da bulacaksınız.

Dionysos - Erhan Altunay
Erhan Altunay

Anadolu’dan Gelen Kültür

Bakkhalar denen kadın takipçilerinin de dahil olduğu alayıyla birlikte Hindistan’a varıncaya kadar tüm Doğu’yu dolaşıp, baskıya ve kuralcılığa karşı özgürlüğün bayraktarlığını yapan Dionysos, tiyatronun da tanrısıdır aynı zamanda. Ne de olsa tiyatronun Dionysos şenliklerinden çıktığı kabul edilir. Şimdi yine sözü Erhan Altunay’a bırakma zamanı:

Dionysos bir açıdan, Helen topraklarına karşı Anadolu’nun üstünlüğüdür. Helenlerin en çok övündükleri şarabın ve tiyatronun yaratıcısıdır. Kültürün Anadolu’dan Helen dünyasına geçtiğini gösteren bir kişiliktir. Dionysos olmak biraz da bu toprakların insanı olmaktır.”

Dionysos, bu yazıda değinebildiğim ve değinemediğim yönleriyle son derece ilginç bir tanrı ve bugün de bizlere söyleyeceği pek çok sözü var. İnsana, hayata, psikolojiye dair evrensel ve her devirde geçerliliğini koruyan sözler bunlar.

Mitolojiyi doğru bir yaklaşımla tanımak, öğrenmek isteyen herkese Erhan Altunay’ın kitabını öneririm. Çünkü mitolojiyi gerçek manada anlamak, insanı anlamaktır. Dionysos’u bilmek, tanımak ise her türlü baskıya karşı özgürlüğün çağrısına kulak vermenin anlamı üstünde düşünmektir. Bazılarımıza uzak geçmişin düş ürünleri gibi görünen o tanrılar, tanrıçalar içimizde yaşamayı sürdürüyor çünkü. Hele de Dionysos… Bu kitabı okuduktan sonra, ne zaman baskılara ve kısıtlamalara karşı gelseniz devrimci tanrının sizde yaşadığını hissetmeniz kuvvetle muhtemel.

Sizler de Dionysos ile ilgili yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum üzerinden bizlerle paylaşabilir, aynı zamanda tüm içeriklerimizden anında haberdar olmak adına bizi Google Haberler üzerinden takip edebilirsiniz.

Özlem Ertan

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi bölümünden mezun olan Özlem Ertan, 2007’den beri çeşitli gazete ve dergilerde kültür-sanat gazeteciliği yapıyor. "Âşık Kadınlar Denizhanesi", "Benim Güzel Ölülerim" ve "Dolunay Ayini" adlarında üç fantastik romanı bulunan yazarın, öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanıyor. "Aşkın Karanlık Yüzü", "Karanlık Yılbaşı Öyküleri", "Karanlıktaki Kadınlar" adlı öykü derlemelerinde hikâyeleriyle yer aldı, "Hayalet Müzik" ve "Hayalet Müzik 2 – Eskilerin Şöleni" antolojilerinde proje yönetmeni ve yazar olarak bulundu.

Karanlık Bilim - Ayhan Tarakcı

Ayhan Tarakcı, Bilim Tarihinin Karanlık Olaylarına Odaklanan “Karanlık Bilim” Kitabı ile Raflarda

Invincible 2. Sezon Tanıtım Videosu

Prime Video’nun Ses Getiren Animasyon Dizisi “Invincible”dan 2. Sezon Tanıtımı