Doctor Who 11. Sezon 4. Bölüm İncelemesi: Dev Örümcekler, Politik Göndermeler

Doctor Who örümcek fobisi olanları ziyadesiyle ürperten, kaşındıran, gözlerini istemsizce kapattıran bir bölümle karşımızda. Biz de yeni bölümü masaya yatıralım, sonik tornavidalarımızla bir tarayalım, analiz edelim istedik.

Steven Moffat’ın çokça eleştirilen zamanlarından Chris Chibnall günlerine geçen Doctor Who, yeni sezonda da hayranlarını aşırı mutlu edemedi şimdiye dek. Bunda Chibnall’un tarzının daha önce dizide alışmadığımız bir tarz olmasının, ortaya çıkan hikayelerin genelde ortalamada kalmasının ve Moffat döneminden sonra yükselen beklentinin de bir payı olduğuna inanıyorum.

Bölüm genel itibarıyla her açıdan ortalama bir bölümdü. Müthiş bir senaryosu, harika oyunculukları, enfes görüntüleri yoktu fakat ilk iki bölüme ve arkasından gelen görece daha iyi Rosa bölümüne nazaran biraz daha klasik Doctor Who dokusuna yakın bir bölüm gördük. Şahsi kanaatimi belirtmem gerekirse bölümden ağzımda kötü bir tatla ayrılmadıysam da fazlaca coşmam da mümkün olmadı.

Ben de dahil olmak üzere Doctor Who üzerine laf eden herkesin mutabık olduğu konulardan biri Chibnall’un karakter yaratmaktaki başarısı sanırım. Sezonun ilk bölümünden beri sevgili senaristimiz küçük küçük ayrıntılarla kişilerinden karakterlerini çok da göze sokmadan önümüze sürmeyi başarıyor. Bu vesileyle karakterler karikatürize olmaktan kurtulup derinleşiyor. Bölüm başındaki Doctor’un zoraki yol arkadaşlarına veda etmek konusundaki isteksizliği de bu başarılı hamlelerden biriydi. Kimse aşırı dramatize olmadı, insanlara paket paket kağıt mendil bitirten duygusal sahneler havalarda uçuşmadı fakat birkaç küçük mimik, birkaç ufak duraksama Doctor’un yol arkadaşlarından ayrılmak istemediği gerçeğini net bir şekilde karşımıza çıkardı.

Yazımızın buradan sonrası sürprizbozan (spoiler) içermektedir. Konu hakkında hassas bünyelerin yazıyı bölümü izledikten sonra okumaları tavsiye olunur.

Whittaker, Doctor rolünü dört bölümde de büyük bir başarıyla oynamaya devam ettiyse de bu bölümde de kendisine çok alan bırakılmadı. Dizi eski sezonlara nazaran daha büyük bir oyuncu ve karakter kadrosuyla devam ettiği için Doctor’un sahneleri ve olay içerisindeki etkinliği azalıyor, bu da Whittaker’ın Doctor’a katacağı nüansları fark etmemizi engelliyor gibi geliyor bana. Bütün bunlara rağmen Doctor’un eski sezonlarına kıyasla olayları çözmek için farklı yollar kullandığı çokça aşikar. Eski sezonlarda uzay bilimleri ile, ortalama izleyici için birtakım havalı sözlerden ibaret olan bilimsel açıklamalarla işleri çözen Doctor bu sezon daha anlaşılır, daha MacGyver çözümler üretiyor. Birçok büyük sorundan evimizde kolayca bulabileceğimiz malzemelerle ve temel fizik, kimya, biyoloji bilgisiyle kurtulmayı başaran Doctor’un bu yöntemi karakterin zekasına olan inancımızı daha sağlam temeller üzerine oturtuyor. Umarım bu tip açılımları daha sıkça görürüz.

Chibnall’un karakter yaratmadaki başarısı dizinin prodüksiyonuna da yansımış durumda. Yaz’ın evine gözümüze fazlaca sokulmadan İslami ögelerin serpiştirilmesi karakterleri dramatize etmeden anlamamızı ve içselleştirmemizi sağlayan unsurlardan biri. Yaz’ın ailesi de üzerlerinden kurulabilecek öykülere müsait dizayn edilmiş. Devamlı telefonla ilgilenip sağa dolan laf sokan kız kardeş muhakkak bir yerlerden çıkacak gibi.

Dizinin öyküsü ise her şeyin tesadüfi bir şekilde anlaşılması haricinde yapısal olarak güzel. Tüm bu örümcek hengamesinin tam da yol arkadaşlarımızın küçük kasabasında, hatta Yaz’ın ailesinin çalıştığı otelde başlaması biraz sevimsiz bir tesadüf. Keşke ilk bölümdeki “Tim Shaw isimli uzaylı yaratığın çıkışıyla meydana gelen radyoaktif salınımlar” gibi yalandan da olsa bir açıklama getirilseydi de olayın neden dünyanın başka herhangi bir köşesinde değil de tekrar o küçük sakin İngiliz kasabasında geçtiğine dair bir bahanemiz olsaydı. Bu can sıkıcı tesadüfilik dışında da öykü muhteşem şeyler vadetmiyor. Ortalama bir Doctor Who bölümü olarak açılıp kapanıyor. Doctor silah kullanımı ile ilgili, atık geri dönüşümü ile ilgili, hırslı olmanın ve sorumluluktan kaçmanın kötü davranışlar olduğu ile ilgili birtakım dersler veriyor. Modern seriyi baştan sona izlemiş bir insan olarak bu derslerle yahut bu gidişat ile ilgili bir sıkıntım yok fakat gönül biraz daha çarpıcı, biraz daha özenli hazırlanmış öyküler de istemiyor değil.

Öyküdeki devcileyin örümcekler dilimizde Doctor Who: Dehşet Ağı adıyla yayınlanan Mike Tucker romanını anımsatıyor fakat ortada taklit denilebilecek bir durum yok.

Diziye dair değişen şeylerden biri de dizinin bir şeyler söylemek açısından cesaret kazanmış olması gibi duruyor. Geçen hafta ne yazık ki incelemesini yapamadığımız Rosa isimli bölümde ırkçılık mevzusu hiçbir uzaylı, tarih öncesi vb. metafora başvurulmadan açık açık anlatılmıştı. Bu bölümde de Robertson karakteri üzerinden Amerikan bakış açısı, Amerika’nın tüm dünyaya empoze ettiği şiddet kültürü ve maddiyat merkezciliği açık açık eleştiriliyor. Açıkça Trump ismi geçiyor ve hatta başkanlığa oynayan başarılı bir iş adamı üzerinden simgesel de olsa Trump eleştiriliyor. Bu cesur tavrın devam etmesi de dizinin ilerleyen sezonlarına dair dileklerimizden.

Kapanışta ise üç yol arkadaşının da Doctor ile yola devam etmek için gayet tutarlı sebepleri olması ve bölüm boyunca bu sebeplerin bize tek tek gösterilmesi gayet başarılı bir hamle fakat sezonun yarısına gelmişken yol arkadaşlarının kendi rızaları ile Doctor’un yanında seyahat etmeye başlamış olmaları biraz geç kalınmış hissi veriyor.

Tüm bunların yanı sıra bölümler içerisinde olaylar üzerinden devamlılık olmasa da tema yönünden özdeşlik olduğu gözlerden kaçmıyor. Her bölümde ötekileştirme ve baskı kurma teması işleniyor. Tüm bunlar sezon sonuna doğru büyük bir hikaye arkı içerisinde birleşebilir mi merakla ve ümitle bekliyoruz.

Özetlemek gerekirse: Doctor Who bu bölümde de öldürmeyen fakat çok da güldürmeyen bir performansla karşımıza geldi. Gittikçe artan başarı grafiği sezonun kalan bölümlerine dair umudumuzu taze tutsa da artık kayıtlara geçeceğimiz, işte bu dizi böyle bir şey diyeceğimiz bölümler bekliyoruz.

  • 4
    Shares
Etiketler:  




1991 yılında Manisa'da doğdu, Ege Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Halen orada yüksek lisans yapıyor. Öyküler yazdı, öyküler yayınladı. Bilgisayarında iki öykü kitabı dosyası var. Bir ayağı Arthur C. Clarke'ta bir ayağı Ahmet H. Tanpınar'da. Bir gözü Tarkovski'de Bergman'da bir gözü Christopher Nolan'da.

Doctor Who 11. Sezon 4. Bölüm İncelemesi: Dev Örümcekler, Politik Göndermeler için 2 yorum

  1. Ekibin olaylar üzerine etkisi koskoca bir sıfır. Zaten doktor gitmese de örümcekler ölecekmiş. Sırf bak artık doktorun yancısı yok ekip arkadaşları var ve onlar birbirine bağlandılar ve hintli kız vardı onun da ailesini gösterelimden başka birşey yapmadılar. Klasik bölümlere daha yakındı evet ama vasatın biraz üstünde kaldı. Doktor işi yapan adam (bu durumda kadın) olmalı ama oyunculuk karakter güzel ama sanki senaristler kadının potansiyelini engelliyor gibi geldi bana. 11. Sezonun tek iyi yaptığı birşey var öncekilere göre açık açık politik eleştiri yapması ama aslına sadık olmayınca, o sevdiğimiz doktor anlarını vermeyince bize bir anlamı yok. 4 bölümdür hep bir parçayı iyi yapıp geri kalanı batırıyorlar. Artık her yönüyle güzel bölüm bekliyorum. Umutlar 5. Bölümde sezonu yarıladık neredeyse hala tatmin oldum diyemiyorum.


  2. Cinsiyetçilik olarak algılanmasını istemem; ama, Matt Smith ile Peter Capaldi’nin Dr. Who performansı üzerine kimse gelemez diye düşünüyorum. Onları izlemek ayrı bir zevkti.


Doctor Who 11. Sezon 4. Bölüm İncelemesi: Dev Örümcekler, Politik Göndermeler

Doctor Who örümcek fobisi olanları ziyadesiyle ürperten, kaşındıran, gözlerini istemsizce kapattıran bir bölümle karşımızda. Biz de yeni bölümü masaya yatıralım, sonik tornavidalarımızla bir tarayalım, analiz edelim istedik.

  • 4
    Shares

 

 

Başa dönün