Doctor Who 11. Sezon İlk Bölüm İncelemesi: Yeni Doctor, Yeni Senarist, Yeni Heyecanlar

Doctor Who'nun elli yılı aşkın macerasında uzun bir aradan sonra nihayet yeni sezona kavuştuk. Yeni Doctor, yeni senarist derken 11. sezonu ayrı bir ilgiyle bekliyorduk. Gelin ilk bölümün incelemesine hep birlikte göz atalım.

Elli küsur yıldır süregelen Doctor Who macerası yeni sezonu ile tekrar başladı. Üstelik bu sefer diğerlerinin aksine bir kadın Doctor ile. Yeni Doctor’umuz nasıl olmuş, yeni senaristimiz Chris Chibnall bize neler vadediyor, Doctor’un yeni yol arkadaşları nasıl olmuş, gelin hep birlikte bakalım.

Bildiğiniz üzere uzun zamandır Sherlock dizisinden de tanıdığımız Steven Moffat’ın baş senaristliğini yaptığı ve müthiş eleştirilere maruz kaldığı Doctor Who 10. sezonunda Steven Moffat ve Peter Capaldi ile yollarını ayırmış ve yeni baş senaristimiz Chris Chibnall, yola kadın bir Doctor ile devam edeceğini açıklamıştı. Bu açıklama bazı çevrelerce ne kadar sevinçle karşılandıysa bazı çevrelerde o kadar tepki görmüştü. Matt Smith’in Doctor olduğu ilk bölümden itibaren ufak ufak temelleri atılan, sinyalleri verilen bu gelişmenin damdan düşer gibi yapıldığını iddia edenler, bir daha asla Doctor Who izlemeyeceğini söyleyenler hatta Doctor Who posterlerini yakanlar gördü gözlerimiz. Ne var ki tüm bu aşırı tepki içeren davranışlar dizinin bomba gibi başlamasına engel olamadı.

Dikkat: Yazımızın bundan sonrası incelediğimiz bölümle ilgili birtakım sürprizbozanlar (spoiler) içerebilir. Uzay-zaman yapısında istenmedik kırılmalar meydana getirmemek adına bölümü izledikten sonra okumanız tavsiye olunur.

Öncelikle şunu ifade etmek gerektiğini düşünüyorum; Chris Chibnall gayet başarılı bir senarist. Doctor Who’nun sağlam izleyicileri kendisini modern seriye ve Doctor Who’nun yan dizisi Torchwood için yazdığı bölümlerden tanıyacaktır. İngiliz dizisi müptelaları ise senaristimizi başrollerinde eski Doctor’lardan David Tennant’ın ve yeni Doctor’umuz Joddie Whittaker’ın oynadığı Broadchurch dizisinden hatırlayacaktır. Broadchurch yazarın, tarzını tüm açıklığıyla gösterdiği bir eser olarak büyük önem taşıyor. Karakter yaratmakta ve yaratılan karakteri küçük detaylar, konuşmalar, hareketlerle zenginleştirmek konusunda büyük bir maharet sergileyen yazarımızın yeteneklerini Doctor Who’da da daha ilk bölümünden görmeye başlıyoruz. Graham karakterinin yaratılışındaki başarı, Ryan’ın durumunun ve karakterinin bisiklet sürme örneği üzerinden anlatılışı gibi küçük detayları müthiş başarılı buldum.

Konuya böyle girmişken Doctor’un yeni yol arkadaşlarından bahsetmemek de olmaz. Sanıyorum sezon boyunca Tardis’te uzun zamandır görmediğimiz bir bolluk göreceğiz. Endişeli ihtiyar Graham, sağlık sorunları olan fakat hırslı Ryan ve idealist Yasmine arasındaki dinamik, diziye hareketlilik katacak ve Doctor Who’da her daim bulunan mizah damarı bu birbirinden ziyadesiyle farklı üç kişinin arasındaki çatışma vasıtasıyla sağlanacak gibi duruyor.

Sezonun ilk bölümünden anlaşıldığı kadarıyla yeni dönemde değişen şeylerden bir diğeri ise görsel dil. Steven Moffat döneminde çokça eleştirilen Hollywood tarzı dekor ve çekimler ilk bölüm itibarıyla değişmiş gibi duruyor. Uzun pastoral manzaralar, ışığın ve gölgelerin adeta bir sanat filmi edasıyla kullanımı, Moffat dönemine göre daha sıcak bir renk paletinin dizinin tamamına hakim olması değişen görsel lisanın göstergelerinden.

İlk bölümün öyküsü ise Russel T. Davies döneminden kalma gibi. Yani ziyadesiyle sürükleyici ve anlamlı. Lider olmak için avlanması, avlanmak için dünyaya gelmesi gereken uzaylımızın motivasyonu ziyadesiyle sağlam ve yerinde. Tasarım olarak da gayet isteneni veren bu bölüm kötüsünün Doctor’un etik duruşunu çok sağlam bir şekilde yansıtacak bir halde kullanılması da takdire şayan bir davranış. Bölüm boyunca yaratılan gizemlerin fazlaca sündürülmeden çözülmesi, öykünün bir korku öyküsünü andırır bir biçimde başlayıp çok zarif bir şekilde bilimkurgunun alanına çekilmesi ziyadesiyle başarılı. Umarım tek bölümlük öykülerdeki bu özen sezon boyunca devam eder de hem kendini izletmeyi başaran hem de insanı birtakım etik sorgulamalara sokan Doctor Who bölümleri izlemeye devam ederiz.

Esas meseleye gelecek olursak; ilk kadın Doctor Joddie Whittaker modern serinin her bölümünü en az ikişer kere izlemiş biri olarak benden tam puan aldı. Rejenerasyon geçirdiği süreç içerisindeki yarı deli halleri olsun, bölüm boyunca bir an bile düşmeyen oyunculuk enerjisi olsun, genç bir kadın olmasına rağmen binlerce yıldır yaşayan bir uzaylıyı inandırıcı bir şekilde oynaması olsun, ziyadesiyle iyiydi. Kendisine “kadın Doctor mu olurmuş kardeşim” cephesi dışında pek eleştiri geleceğini zannetmiyorum. Hatta enerji ve tavır olarak David Tennant’a benzediği ve Chris Chibnall’ın da Russel T. Davies dönemine benzer senaryolar yazmasının yüksek ihtimal olduğunu düşünürsek yeni Doctor’umuz Moffat dönemini hunharca eleştiren kitleler tarafından çokça benimsenecek ve derhal bağra basılacak gibi duruyor.

Peki sevgili Kayıp Rıhtım okurları, siz Doctor Who’nun yeni sezonuyla ilgili neler düşünüyorsunuz? Yeni Doctor’u ve yol arkadaşlarını nasıl buldunuz? Yorumlarınızı paylaşmayı unutmayın!

  • 26
    Shares




1991 yılında Manisa'da doğdu, Ege Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Halen orada yüksek lisans yapıyor. Öyküler yazdı, öyküler yayınladı. Bilgisayarında iki öykü kitabı dosyası var. Bir ayağı Arthur C. Clarke'ta bir ayağı Ahmet H. Tanpınar'da. Bir gözü Tarkovski'de Bergman'da bir gözü Christopher Nolan'da.

Doctor Who 11. Sezon İlk Bölüm İncelemesi: Yeni Doctor, Yeni Senarist, Yeni Heyecanlar için 8 yorum

  1. Spoiler içerebilir

    Her alanda kalite açısından ciddi bir seviye atlamış dizi. En basitinden Moffat döneminde karikatür bir evrende geçiyormuş gibi hissettiren dizi Chibnall altında gerçek bir evrendeymişiz gibi hissettiriyor.

    Kamera açıları, renk paleti ve görüntü yönetmenliği genel olarak Moffat dönemine göre çok daha profesyonel, en azından daha az sıkıcı gözüküyor. Moffat döneminde belli başlı anlar dışında kamera sadece olanı anlatıyordu, burada ise kameranın kendisi de hikaye açısından bir şeylere yönlendiriyor gibi hissettiriyor. Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi sezon ilerledikçe göreceğiz.

    Karakterler açısından Chibnall kesinlikle daha iyi, Moffat döneminin yapay karakterleri belli bölümler ve anlar dışında karakter olarak kendilerini gerçekleştiremiyor, ex machina olmaktan öteye (zaman zaman) geçemiyorlardı.

    Chibnall döneminde emin olmadığım mesele hikayenin karakterlerin altında ikinci plana atılıp atılmayacağı ama bu bölümde gördüğüm kadarıyla Chibnall bir Doctor Who hikayesi -korku gibi başlayıp bilimkurgu olarak biten bir hikaye- yazmakta da epey iyi.

    Doctor’un yeni Yorkshire aksanı kulağa çok hoş geliyor ama bu tabi kişisel bir şey. Whittaker bana daha ilk bölümden Doctor hissini tamamen verebildi. Çevik, zeki, ahlaklı, “socially awkward” ama kesinlikle selefleri kadar garip değil. Bence hoş, tam ayarında bir denge yakalanmış.

    Bunu Moffat’ın altında oynadığı birkaç saniyeyle bile kıyaslamak devasa bir fark var. Chibnall cidden çok oturmuş bir Doctor üretmiş. İlk kadın Doctor olarak tanımlarken “kadın” diye bir kelime kullanmanızın gerekmemesi Moffat ile Chibnall arasındaki farkı cidden ortaya koyuyor. Moffat’ın yapay, yüzünüze yüzünüze vurduğu feminizmi yok. Hatırlarsanız o da bir Zaman Lordu’nun kadına rejenere olmasını içeren bir sahne çekmişti ve rezaletti.

    Şu ana kadarki favori sahnem -daha dur bir bölüm oldu- Doctor’un kendi "Swiss Army Sonic"ini ürettiği sahne oldu. Cidden “Doctor but” diyebiliyorsunuz belli yerlerde.

    Çok memnunum şu an, beklentilerim nötrdü.


  2. Aslında dizi hakkında ben bir yazı yazacaktım ama en hızlı kovboy senmişsin. Tebrikler :smiley:

    Chibnall en başta bu kafayı bertaraf etti. 13 numara bize sadece Doktor olduğunu ve bedeninin bir kadın olduğunu gösteriyor. Bedene de zaten Yasmin’de olduğu gibi(“Neden bana hanımefendi diyorsun?” repliği) insanlar olarak bizler takıldık. Doktor yine aynı Doktor.

    Dizinin yayınlandığı gece izlerken Twitter yorumlarına baktım ve İngiliz izleyiciler genellikle 13’ün Tennant’ın Doktor’una benzediğini düşünüyor ama ben aynı zamanda 11’e de benzediğini düşündüm. Çünkü rejenerasyon sonrası bayılmadan önce parmağını burnuna sokması falan tam 11’lik bir hareketti. 12 hepimizin bildiği gibi harika bir Doktor’du ama 10-11’in aksine daha ciddiydi ve sertti. Kaşık kullanarak Robin Hood’la mücadele etmesi belki komik olabilir ama istisna olur ancak. Chibnall anlaşılan 10-11 çizgisine geri dönecek ama 12’nin bölümlerindeki karanlık atmosfer de duracak. En azından ilk bölüm bunu vaad etti.

    Kullandıkları müziklere bayıldım. 2005’in temalarını kullanmaları ve bölüm sonunda sezon içinde yer alacak oyuncuları gösterirken çalan tema harikaydı. Sondaki temanın adını bilmiyorum ama hep güzel bulduğum bir parçadır.

    Bence oldu, yani sadece basit bir SJW olayı olmaktan çok uzun zaman önce planlanan ve artık vakti gelen bir olay olduğunu gösterebildiler. En önemlisi de Jodie “kadın Doktor” değil “Doktor” olabilmiş. Dün de reddit “AMA” yapıyordu, ne yazık ki kayıtlı olmadığımdan katılamadım :confused:


  3. Maalesef jenerikten isimlerden sonra Doktor’un yüzünün görülmesi olayı bitirlmiş :confused:


  4. Lik dedi ki:

    Ahahah, önce yazdığınızı okudum. Ben de sanıyorum ki Capaldi’nin gözlerini koyar gibi koymuşlar. :d Gerçekten ne gereği vardı ki şimdi onu eklemenin :confused:


  5. Klasik serinin özelliğiydi :slight_smile: Ben görmek isterdim şahsen, eklediler de ben mi göremedim acaba?


Doctor Who 11. Sezon İlk Bölüm İncelemesi: Yeni Doctor, Yeni Senarist, Yeni Heyecanlar

Doctor Who’nun elli yılı aşkın macerasında uzun bir aradan sonra nihayet yeni sezona kavuştuk. Yeni Doctor, yeni senarist derken 11. sezonu ayrı bir ilgiyle bekliyorduk. Gelin ilk bölümün incelemesine hep birlikte göz atalım.

  • 26
    Shares

 

 

Başa dönün