in ,

Dune: Beş Adımda Feminist Bir Yapısöküm

Dune serisi kadın temsili açısından bilimkurgu edebiyatında farklı bir noktada duruyor. Frank Herbert’ün kült kitaplarına, feminist bir bakış atma zamanı.

dune frank herbert kadın feminist yapısöküm inceleme

Dune evrenindeki kadın temsilini feminist bir bakış açısıyla anlamaya çalışıyoruz. Frank Herbert imzalı kült bilimkurgu serisi, pek çok derinlikli okumayı bünyesinde saklıyor.

“Dünyanın kendisi gibi temsili de erkeklerin işidir; onu kendi bakış açılarından betimlerler ve bu bakış açısını mutlak hakikatle karıştırırlar”

– Simone de Beauvoir, İkinci Cinsiyet

1. Giriş: Dune Kadınları

Batı kültürünün ve kaçınılmaz olarak edebiyatının eril geleneğinin, başlangıçtan bu yana bir tür olarak bilimkurguyu da köklerinden etkisi altına aldığı tartışılmaz gerçek. Doğuşunda “erkekliğin oyun alanı” olan bilimkurgu, günümüzde büyük değişimler geçirip çağdaş bakış açısında kendine yeni alanlar açmaya devam ediyor. Kurgudaki bu yeni alan oluşumlarının başında ise tür içerisindeki kadın temsiliyetinin durumu geliyor. Bugün artık bilimkurguda yeni bir kadın stereotipinden bahsetmek mümkün: Yalnızca kendisi için var olan, bir erkeğin Öteki’si veya gölgesi olmayı reddeden bir kahraman.

dune kadınlar kitap

Yeni bir kadın sterotipinden bahsedebildiğimiz bugünden, geriye, Dune’un yayınlandığı 1965 senesine baktığımızda ise bizi karşılayan manzara oldukça dikkat çekici gözüküyor. Dune’un kadınları, fiziksel ve zihinsel olarak oldukça kuvvetli ve kendine has nitelikleriyle türün tarihsel konumunda devrimsel bir yerde duruyor. Ancak bu devrimsel konum kendi kısıtlamalarını da beraberinde getirmekte: Frank Herbert nihayetinde, Batı düşünce sistematiğinin temellerinden kazıması oldukça güç bir tortu olarak kadınları ancak ve ancak bir anne veya bir sevgili, tüm bu eril yazınsal zincirin tepesinde ise anlatının “kötü”sü olarak temsil ediyor.

Dune’un bu “iki uçlu” doğası onu feminist edebiyat eleştirisinin en önemli nesnelerinden biri hâline getiriyor. İşte tam da bu noktada, Dune’un yeniden ve geniş kitleler tarafından yoğun olarak gündeme taşındığı bir zaman dilimi, çağdaş okurun bu dikkat çekici metne yeniden ve dikte edilenin dışına çıkan bir noktadan bakmasını gerektiriyor: Erkekliğin inşasından başlayıp feminen siborga uzanan bir yapısöküm yolculuğuna başlamanın tam zamanı.

2. Erkekliğin İnşası

Amerikan kültüründe el üstünde tutulan maskülen nitelikler, Protestan etiği ve vazgeçilmez bireyselcilik, Dune’un eril kahramanlık normlarının kurgusal sacayaklarını oluşturur. Herbert’ün seçtiği bu “edebi teslis” Dune’un yazıldığı dönemdeki hedef kitlesine de işaret eder: Çöl Gezegeni; beyaz, Batılı, Protestan ve heteroseksüel erkekleri radarına almaktadır.

Dune 2 zendaya chani

Herbert, defalarca yeniden yaratılmış bir kahramanlık hikâyesi formunu döneminin (ve de geleceğin) sosyolojik bir analizine dönüştürmektedir. Romanda bizi erkekliğin iki yüzü karşılamaktadır: Şövalye ahlakından köklenen, kendine hâkimiyet konusunda yetkin, muhafazakar ve karizmatik Atreides erkekleri ile tam karşılarında “bozuk ahlaklı”, sapkın, hedonist “çarpık” erkeklikler. Paul ve Leto’nun düşmanları olarak bu çarpık erkeklikler, öyle ya da böyle, bir şekilde kadınsı nitelikle damgalanmaktadır. İsminden fiziksel özelliklerine kadar ötekileştirmenin tüm özelliklerini taşıyan Baron Vladimir Harkonnen, ideal erkek bedeninden çok uzak bu “et yığını”, açık bir şekilde tecavüze varan “oğlancılık”la iç içe tasvir edilmektedir. Kont Fenring, “genetik-iğdiş”, zayıf görünüşlü, garip tiklere sahip bir eşcinsellik stereotipidir. Padişah İmparator Shaddam, daima “feminen ucube”lerle çevrili bir sirkin kuklası hâline gelmiştir. Herbert, hegemonik maskülenlikten en ufak bir sapmayı çarmıha germeyi adet edinmiş bir kültürün okurlarına hitap ederken kaçınılmaz olarak tarihi tekerrür ettirir.

Kişisel ve sosyal olarak kabullenilmek için cinsel dürtülerine hakim olmayı becerip kontrolü eline alabilen bir erkeğe dönüşüm ritüelini bir kumsolucanı sürücüsü olabilmekle eşleyen Herbert’ün altın standart eril örnekleri de tabii ki her zerresine maskülen kodlar işlenmiş Fremen halkıdır. Son tahlilde Dune, bir “erkek oluş” ve “ötekileştirme” hikâyesini yeniden anlatır bize. Bu nedenle de Dune’a yapılmak istenen her feminist inceleme yolunu önce erkeklik çalışmalarına yöneltmek mecburiyetinde kalacaktır.

3. Performatif Cinsiyet

Frank Herbert, ilk bakışta kadınlarını alabildiğine zeki, duygularına set çekebilen ve hatta dövüş gibi fiziksel alanlarda erkeklere meydan okuyacak şekilde yaratarak 1960’ların bilimkurgusunda bir kırılma noktası yaratmaktadır. Ancak derinlere inip satır aralarında kayboldukça Herbert’ün ikircikli yaklaşımı açığa çıkar: Dune’un “süper” kadınları, başta annelik rolü olmak üzere normatif cinsiyet klişeleriyle tasvir edilmektedir. Dune’un kadınlarını anlamak tam da bu noktada Beauvoir’in “öteki”sinden geçer: Çöl Gezegeni’nin kadınları yalnızca erkeklerin ötekisidir ve onlar üzerinden tanımlanarak geliştirilen bir “eklenti” benliği yaşamaya mahkumdur.

çöl gezegeni frank herbert feminist

Dune evreni, eril normların şekillendirdiği, babasoylu klanların hüküm sürdüğü tanıdık bir melodiyi tekrarlamaktadır. Herbert kendine güvenen, dengeli ve mesafeli kadınlarının mayasına, hedef okurlarını “korkutmamak” için bir damla öldüren cazibe ve bolca cadılık aroması eklemeyi ihmal etmemiştir. Dune’un kadınları, erkekliği hedef tahtasına almış potansiyel tehditler olarak yükselmektedir. Bu noktada romanın belkemiğini oluşturan Ödipal çatışma dikkat çekicidir: Dune, Paul’un annesinin zincirlerinden kurtulup erkekliğin bağımsız hakimiyet alanına ilerlediği bir eril metamorfozu anlatır.

Bir diğer yanda bizi performatif cinsiyet karşılar. Dune’da “doğal olmayan” tüm cinsiyet ifadeleri çürüme ve kötülükle eşlenir. Romanın kötüleri ya kadınlar ya da “kadınsı” erkeklerdir. Normatiflik bununla kalmaz, romanın en önemli kadın karakterin Jessica’nın içine işlemiştir. Herbert, ona eril bir kabuğun yanında yerini daima unutturmayan içselleştirilmiş bir dişillik vermiştir. Jessica, hiçbir alanda normlardan kaçamaz: Avrupa asaletinin klişelerini temsil eden Jessica, kabinenin yöneticisi değil ancak Rahibe Ana’sı olabilmektedir. Herbert, daima Jessica’nın kadınlığına vurgu yapar durur. Ne de olsa o, doğal mesleği annelikle yarattığı “nükleer aile”nin fedakar boyun eğicisidir.

Dune / Frank Herbert

Tüm bunların yanında romanın en dikkat çeken topluluğu Bene Gesserit kadınları, uzaktan bağımsız ve egemen bir kızkardeşlik gibi gözükse de aslında kurtuluşu erkek bir kurtarıcıda arayan, kendilerini mecburen perifere hapsetmiş çaresiz kadınlardır. Statükoyu korumak üzerine yaşayan, erkeklerden uzakta bile kendilerine öğretisel bir gizli erkeklik yaratıp ona itaat eden Bene Gesserit’ler, patriyarkal sistemde kadının gelip gelebileceği acıklı son noktaya işaret eder. Herbert, Bene Gesserit’lerin “sesleri”ne verdiği güçle, derinlerde kök salmış primitif anneliğe işaret eder. Bebeğin “mahkum” olduğu ilk ve tek uyaran, yönlendirici ve nihai olarak ondan kurtulmak gereken buyurgan anne sesi, Bene Gesserit’lerin büyük silahına dönüşmüştür. Nihayetinde Herbert, romanının en güçlü kadını Jessica’yı ölen kocasının ardından ağlatıp, bundan sonra tek görevi olarak çocuklarına adanmış bir yaşamın yeminini ettirir ona; bununla da bırakmayıp oğlu Paul’un kaderini kızı Alia’nınkinden üstün tutar. Jessica ancak ve ancak eril tahakkümde kendine verilen küçük rollerde avunacak bir odalıktan başkası değildir, Çöl Gezegeni’nin diğer tüm çaresiz kadınları gibi.

4. Feminen Siborg & Canavar Anne

Herbert’ün “kahraman femme fatale” karakterizasyonu, bilimkurguda sonraki on yıllara damgasını vuracak feminen siborg imajının nüvesini yaratmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyada artık korkulan hâline gelmiş teknoloji ile “daimi korkulan” kadın bedeninden doğan feminen siborglar, eril tahakkümü tehdit eden iki düşmanın bir bedende vücut bulmasıdır. Statükoyu iktidarsızlaştıran teknoloji en çok da onu “kötüye” kullanan, insan gen havuzuna müdahil olan dişil güç olarak Bene Gesserit’lerde ön plana çıkar. Baştan çıkarıcı, tahrik ve tehdit edici dişi siborg imajındaki Dune kadınları, yirminci yüzyılın ikinci yarısında sahneyi ele geçiren kadınların eril zihinlerde yarattığı panik dalgasıdır aslında.

Zendaya çöl gezegeni kadın

Dune’un olay örgüsünde feminen siborga çıkan yollar canavar anne imajı ile de kaçınılmaz olarak kesişmektedir. Üremeye kasteden, doğal olana taş koyan feminen siborg doğuran, boğan, özümseyen ve nihayet öldüren bir canavar anneye dönüşmektedir. Romanın ilk sayfalarında Paul’un sınavı olan “kara kutu” da bu bağlamda dişleri olan bir vajina olarak görülebilir: Erkeğin kastrasyon anksiyetesi kadının elinde oyuncak olmuş karanlık bir teknolojide yeniden yaratılır. Dune’un anneleri, anneliğin güvenlik ve bakım vaatlerden uzakta, gelenekselin en dışında canavar niteliğine erişmektedir. Romanın en tehlikeli kadınları da bu yüzden, önce anne sonra eş ve sevgilidir. Daha derinde, Arrakis de kozmik bir anne temsiline dönüşür: O da çocuklarından en temel gereksinimlerini esirgeyip kendisine mahkum eden acımasız bir anne gezegendir. Son noktada, feminen siborg canavar anneye dönüşüp dururken Herbert, Bene Gesserit’lerini Dr. Frankenstein’lar olarak işaretlemektedir: Kurtuluş umutları olan nihai erillik canavarının kurbanı olacak daimi ötekiler, Dune’un geçmişten doğup zamansızlıkta süzülen lanetlenmiş kadınlarıdır onlar, esmeleri yasaklanmış çöl rüzgârları.

5. Sonuç

Bir tür olarak bilimkurguyu önemli kılan onun geleceği tahmin edebilmesinden öte, onu önlemek için gereken yol haritasını beraberinde getirmesinden geliyor. Tam da bu nedenle, altmışlı yıllardaki ayrıksı mirası ve bugün dönüşmekte olduğu geleceği ile Dune, edebiyatta ve kaçınılmaz olarak çağdaş kültürde feminist bir yapısökümün anahtar metinlerinden biri olarak yükselmeyi, yeni ve bambaşka perspektiflerden incelenmeyi en çok da bugün hak ediyor. Kim bilir, belki de mizojininin satır aralarında yuvalandığı bir türün yeni ve aydınlık geleceği, yine onun karanlık köklerinde gizlidir.

Siz bu bakış açısı hakkında ne düşünüyorsunuz? Seri hakkında daha ayrıntılı bilgiyi buradan alabilirsiniz. Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

Oyla!

El Dorado keşif altın şehir

Kayıp Şehir El Dorado Hakkında Yeni Keşif: Zümrüt Dolu Kavanozlar Bulundu

Super Mario Bros: The Movie Oyuncu Kadrosu

Super Mario Bros: The Movie Seslendirme Kadrosu Belli Oldu: Nintendo Filmine Yıldız Yağmuru