in ,

Dune İncelemesi: Denis Villeneuve’den Çağdaş Bir Bilimkurgu Resitali

Dune incelemesi ile karşınızdayız. Denis Villeneuve imzalı Çöl Gezegeni sinema salonlarındaki yerini aldı. Frank Herbert’ün kült bilimkurgu kitabıyla karşılaştırmalar da içeren yorumlarımız sizlerle.

Dune İncelemesi: Çöl Gezegeni Film Uyarlaması

Dune incelemesi ile karşınızdayız. Frank Herbert’ün kült bilimkurgu serisinden Denis Villeneuve imzasıyla sinemaya uyarlanan Çöl Gezegeni hakkındaki ilk yorumlarımız sizlerle.

Dune kitaptan filme uyarlanan her eser gibi incelemeye, üzerine düşünmeye, hatta tüketmeye başlamak konusunda önünüze zorluklar çıkaran bir yapım. Filme gitmeden önce kitabı okumalı mı yoksa filmden tek başına durabilen bir bütün sunmasını mı beklemeli? Bu türde sorular getiriyor akla. Dune için haksız endişeler de değil bunlar. Detaylarını sürprizbozanlar (spoiler) eşliğinde konuşalım öyleyse.

Dune ismi ile çok önceden tanıştım ancak kitapları yönetmen Denis Villeneuve olarak belirlendikten sonra okudum. Filmden beklentilerim bu sebepten ötürü birkaç defa değişti. Daha önce hakkında bir incelemeyi Kayıp Rıhtım’a da yazmış olduğum Sicario da dahil, yönetmenin önceki bütün işlerini izledim. Hepsini de ayrı ayrı seven biri olduğumdan, filmden beklediğim bazı şeyler vardı. Sakin ve kendinden emin sahneler, anlamlı ve karakter odaklı aksiyon ve en çok da güçlü bir görsel anlatı. Çöl Gezegeni neyse ki bunların çoğunu çok iyi bir şekilde yapıyor. Ancak bu film uyarlama konusunda diğer yapımlardan biraz farklı.

Dune İncelemesi: Çöl Gezegeni Nasıl Bir Uyarlama?

Denis Villeneuve’ün diğer filmlerinden en büyük farkı bu hikâyenin ana metne çok daha sadık kalınarak uyarlanmış olması. Örneğin bir başka bilimkurgu filmi olan Arrival da orijinal bir senaryo değil. Ted Chiang’ın yazdığı Hayatının Hikâyesi isimli kısa öyküler koleksiyonunda bulunan Geliş’ten uyarlanan bir yapım. Ancak filme aktarırken hikâyenin özünü, temasını ve tonunu tutup geriye kalan kısımların çoğunu değiştirmişlerdi. Dune ise bazı sahneleri o kadar yakından uyarlamış ki filmi izlerken kitapta okuduğum paragrafları gördüm perdede. Her sahne için de çok zarif sonuçlar vermemiş bu yaklaşım. Örneğin Jessica ve Paul topteri (uzay aracını) çöldeki kum fırtınasından sonra düştükten sonraki sahneyi ele alalım. Bu kısım şöyle özetlenebilir:

İkili Fremenleri bulduktan sonra onlara katılmak ister ancak Stilgar’ın grubundan Jamis buna karşı çıkar: Jessia’yı aralarına almak istemez ve teke tek dövüşte onu temsil edecek bir savaşçı seçmesini ister. Paul hiçbir şey söylemeden dövüşe hazırlanır ve Jamis’i birkaç defa alt edip teslim olmasını ister ancak bu dövüşün ölümüne olduğunu öğrenir. Daha önce kimseyi öldürmediği için tereddütte kalır ve dövüşü izleyen Stilgar bu durumu dalga geçmek olarak algıladığı için sinirlenir.

dune filmi galası 78 venedik film festivali

Bu sahne kitapta anlatıldığı hali ile Paul için özellikle sonrasında sürekli kafasını meşgul edecek olan “korkunç gaye” fikrinin güçlendiği yer olması açısından önemlidir. Dövüşün anlatısı Paul’ün iç dünyasını açıklayan şekilde yazılıdır; her ataktan sonra Paul’ün eğitimini hatırlayışı, kalkan kullanmaya alıştığı için farklı hareket etmesinin bahsi geçiyor. Arada Jessica’nın bu durumu fark etmesi ve endişelenmesini okuyup daha sonra da Paul’ün öldürmek konusundaki tereddüdüne şahit oluyoruz.

Bu sahne hem temposu hem içeriği bakımından neredeyse birebir uyarlanmış filmde. Ancak aynı tempoyu filmde görmek sahnenin verdiği his açısından bir garip geliyor. Sahnedeki olayların çoğunda bir tutukluk var gibi. Dövüşün kendisi hakkında ne hissetmemiz gerektiğini anlayamadım kameradan. Stilgar’ın Jessica ile konuşması tuhaf bir biçimde kurgulanmış. Dövüş koreografisi gergin hissettirecekken oturaksız gözüküyor ve sahne sessiz bir şekilde bitiveriyor. Bu sahnenin Fremenler açısından önemli olan kısmı yani “kişinin bedeni kendisine, suyu ise kabileye aittir” kısmı gösterilmiyor bile. Buna benzer şekilde kitaptan birebir uyarlanıp sinemada çok iyi durmayan birkaç şey daha vardı. Ancak neyse ki filmin tamamı bu şekilde uyarlanmamış; bazı kısımlar gerçekten yaratıcı şekillerde aktarılmış.

Dune evrenini tanımak isteyenler için Frank Herbet imzalı altı kitaplık bir ana seri dışında, ilk kitaptaki olayların ana aktörlerinden olan Atreides ve Harkonnen hanedanlarını anlatan Dune Atreides Hanedanı ve Harkonnen Hanedanı isimli, ana seriden ayrı bir kitap serisine dahil olan metinler de vardı. Bu serinin yazarları ise Frank Herbert’ün oğlu Brian Herbert ve Kevin J. Anderson. Bu hanedanları daha detaylı anlatan kitaplar olduğu için çok sevinmiştim çünkü ne kitapta ne de filmde yeterince vakit ayrılmadığını düşünüyorum.

Ses Tasarımı

Bu kitaplara ek olarak 17 Eylül tarihinde Hans Zimmer’ın yaptığı soundtrack albümü yayınlandı. Besteyi dinlerken çok da etkilenmedim; son on senede büyük bütçeli her aksiyon filminde çalan seslerden ayırt edemedim açıkçası. Bütün albümde iki parça hariç melodisi akılda kalan hiçbir ses yoktu. Özellikle birçok yerde okuduğum Yüzüklerin Efendisi karşılaştırmalarından sonra hayal kırıklığına uğradığımı söylemeliyim. Sadece ilk filmde bile yıllar sonra dahi akıldan silinmeyen onlarca melodi olduğunu düşününce bu karşılaştırmanın anlamsız olduğuna karar verdim.

Bahsettiğim bu durum filmi izlemeden önce yaşandı. Filmi izlemeye gittiğim zaman çok önemli bir detayı hesaba katmadığımı fark ettim: Ses tasarımı. Hans Zimemer ve Denis Villeneuve’ün filmin çıkışından önceki röportajlarında Dolby Atmos teknolojisini temel alarak beste hazırladıklarından bahsediyorlardı ancak bu kadar etkileyici olacağını tahmin etmek imkânsızdı.

dune çöl gezegeni inceleme

Özellikle Bene Gesseritler ve Paul’ün “sesi” kullandığı sahnelerde bu kadar ani, geniş aralıklı ve inanılmaz güçlü bas tonları duymak insanı sarsıyor. Villeneuve’ün -ve filmin tanıtımında yer alan neredeyse tüm oyuncuların- iki cümlesinden birinin “filmi IMAX salonunda izleyin” olması benim aklıma görüntülerin güçlü olacağını getiriyordu. Fakat belli ki ses tasarımı da bu denklemin bir parçası. Seslerin volüm yükseldikçe bozulmaması ve aralıkların genişliği filmin hikâyesine gerçek katkılar sunuyor. Gemi ve silah çatışmalarının bulunduğu bütün sahneler çok daha vurucu ve oturaklı sesler oluşturuyor. Fakat aralarında ses tasarımından en çok beslenen şey Kum Solucanları oluyor. Gelişlerini, yakınlıklarını ve hareketlerini kum denizinde görsel olarak anlatmakta bir eksiği yok. Ses dalgalarını elinizle dokunacak kadar üç boyutlu olması harika bir his veriyor.

IMAX Deneyimi

iMAX’in görüntüye verdiği kaliteye gelelim. Yönetmenin önceki işleri arasında hikâye anlatımında görsel kullanımı en yüksek ve en etkileyici olan film bence Blade Runner 2049. Görüntülerin güzel olmasının ötesinde hikâyeyi anlatırken aktif bir rol oynamaları, sinematografiyi dikkate değer bir unsur haline getiriyor. Bu işi yaparken yanında Roger Deakins gibi bir görüntü yönetmenin olması işleri zorlaştırmıyordu eminim. Ancak Çöl Gezegeni için görüntü yönetimini yapan Greig Fraser da kötü bir iş çıkarmamış. Özellikle uçan araçlarla geniş alanlardan yavaşça yapılan geçişler sırasında Blade Runner’ı anımsatan birkaç geniş açı çekimleri var. Dahası mutlulukla söyleyebilirim ki bu çekimler hikâye, tema, ton ve oluşturdukları atmosferler ile filmin en iyi yanlarından biri.

çöl gezegeni iç

İmkânsız ölçeklerdeki boyutlarıyla insanı küçük hissettiren kocaman yapılar ve ölçeğin tamamen ortadan kalktığı kum denizleri görmeyi beklediğimiz şeylerdi; fragmanlarda ve yönetmenin filmografisi bu konuda ipucu veriyordu ve Arrakis büyüleyici çekimlerle görselleştirilmiş burada. Ancak daha küçük ölçekte, kapalı mekânlarda yapılan karakter çekimlerinin barok dönemi ışıklandırmalarla verilmesini beklemiyordum. Oscar Isaac’in canlandırdığı Duke Leto Atreides’i oda uzunluğundaki masanın bir ucunda, Baron Harkonnen’in karşısında çırılçıplak ve felç olmuş şekilde görmek gerçekten vurucu. Öykünün ana çatışmasının iki tarafını bir masada karşı karşıya görmek, Leto’nun duvarda asılı, babasını öldüren domuzun kafasına bakıp ölümünü kabul edişini görmek: Sinematografinin yapması gereken her şey bu işte.

Filmin diyaloglarını ek olarak var olan bir şey değil ana anlatının gerçek bir parçası olduğunu görmek harika bir deneyim. Bütün bu görüntüleri IMAX salonunda izlediğim için gerçekten mutluyum çünkü olay sadece ekranın büyük olmasında değil. Boyuttan ziyade ekrana daha yakın olmak deneyimi anlamlı kılıyor. Çünkü ekranın büyük olmasından bahsetmek sadece görüntülerin -özellikle geniş açı çekimlerin- daha etkileyici olabileceğini ima ediyor ve çölde geçen hemen her sahne bu gücü sonuna kadar kullanıyor. Fakat arkadaşlarımdan aldığım öneriler, internette yazılan övgüler ve hatta Villeneuve’ün ısrarları dahil hiçbir şey IMAX’in sağladığı samimiyeti, görüntünün içinde olma hissini anlatamadı bana. Eğer imkânınız varsa bu filmi kesinlikle IMAX salonunda izleyerek deneyimlemelisiniz.

Dune: Çöl Gezegeni Oyuncu Seçimi Konusunda Ne Kadar Başarılı?

Oyuncu kadrosunda Timothée Chalamet, Zendaya, Rebecca Ferguson, David Dastmalchian, Jason Momoa, Dave Bautista, Oscar Isaac ve Javier Bardem gibi isimlerin bulunduğu yapımda bir tane bile isabetsiz cast tercihi yok desem yeridir.

Yine de aralarından ikisi çok daha özenli çalışılmış duruyor ve her ikisi de İsveçli. Rebecca Ferguson için bu durumu bekliyordum çünkü filmin tanıtımında yönetmenden sonra en çok yer alan isimlerden biriydi ve Leydi Jessica için özel bir hazırlık yaptıklarından çokça bahsediyorlardı. Filmi izlerken de bu çalışmanın sonuçları çok kolay gözlemlenebiliyor. Karakterin hem kendi içinde hem diğer karakterler ile yaşadığı çatışmaları -kitaptakinden biraz daha farklı miktar ve yoğunluklarla- yaşadığı zıtlıklar üzerinden yansıtıyor.

Rebecca Ferguson

Kitaptaki hâli ile Leydi Jessica oğlunun özel biri olmasından kaynaklanan yaşanabilecek bazı sorunların farkında ve bunları aşmak için yapması gereken şeyleri de öngörebilen bir karakter. İşler hikâyedeki noktaya gelinceye kadar zaten -aldığı Bene Gesserit eğitimi sayesinde- iç çatışmalarını kontrol etmeyi öğrenmiş oluyor. Ancak film bize bunu söylemek yerine göstermeyi tercih ediyor. Jessica’nın vermek zorunda kaldığı kararlardan ne kadar çok etkilendiğini ve ne kadar zorlandığını Rebecca Ferguson’ın müthiş oyunculuğu ile görüyoruz. Zorlandığı anlara şahit olurken de kamera hemen kaçmıyor, aksine orada durup bizi o deneyimin bir parçası haline getiriyor. Jessica kendi içine dönüp korkularına bakıyor ve sevdiklerini ve kendisini korumada ona hizmet etmeyeceğini görüyor, çünkü hepimizin bildiği gibi “korku aklın katilidir”.

Bir şeyin asıl gücünü, anlamını ve daha büyük ölçekteki yerini göstermek için kullanabileceğiniz en iyi yöntemlerden biri önce o şeyin aksini göstermektir. Jessica’nın kendisini kontrol etmeden önce verdiği mücadeleyi görmek de gerçek gücünü çok daha iyi bir biçimde gösteriyor. Tıpkı Arrakis’e, oradaki kum denizlerine, kumdaki dalgalara girmeden önce Caladan denizlerindeki suları görmek gibi; zıtları ile var olan ve onlara karşı anlam kazanan şeyler.

Stellan John Skarsgard çöl gezegeni

Bahsi geçen diğer İsveçli oyuncu ise Baron Vladimir Harkonnen rolünde gördüğümüz Stellan John Skarsgård. Ses tonu, hareketleri ve yemek yiyişi ile kitaptaki haline birebir benzeyen ve bu yüzden harika olan bir parça Baron. Etrafındaki karakterler üzerindeki etkisi, makyajı ve sakin bir tonda konuşmasına rağmen ölüm tehdidi savurur gibi duyulan diyalogları ile filmdeki en ikonik karakterlerden biriydi benim için. Filmin director’s cut veya genişletilmiş versiyonu çıkar mı bilinmez ama bir noktada çıkarsa sahnede daha çok görmek isteyeceğim karakterlerden biri kesinlikle Baron olacak.

Dune Filmi Tek Başına Beklentileri Karşılıyor mu?

Gelelim asıl soruya. Maalesef, kitapları okumayan biri için hikâye kendi başına durabilen bir formda değil şu anki haliyle. Dune çok büyük bir evren ve hepsini -neredeyse üç saat sürse bile- bir filmde anlatmak imkânsız. Hoş iki filmde anlatmak da yapılacak iş değil ama en azından şu sıralar ön hazırlığı devam eden 2. film çekilir ve her ikisinin de genişletilmiş versiyonları yayınlanırsa belki o zaman -kitaptaki kadar detaylı olmasa bile- kendi içinde tutarlı çalışan bir bütün ortaya çıkabilir.

Bütçeleri, endüstrideki yerleri gibi birçok ortak özelliği benzer durumdaki iki kısımlı filmler ile karşılaştıralım mesela. Harry Potter ve Ölüm Yadigârları, Avengers: Infinity War ve Endgame örnek olarak işimize yarayacaktır. İki bölüm hâlinde yayınlanmış bu yapımlarda her film tek başına ele alındığı zaman başı ortası ve sonu olan, kendi küçük doruk noktalarına (climax) sahip yapımlar. Karakterlerimizin ulaşmaya çalıştıkları şeyler, başaramazlarsa karşılaşacakları sonuçlar gün gibi ortada. Dune ile kıyaslayınca daha sıkı anlatılar olduklarını söylemeliyim. Fakat Çöl Gezegeni için en büyük sorun Dune: Birinci Kısım olmasından kaynaklı geçici süreli eksiklik değil de bu halinde bazı büyük taşların olmaması.

dune inceleme 2021

Örneğin Atreides ailesine ihanet eden Dr. Yueh’nun motivasyonunun tek cümle ile anlatılı geçilmesi, Baron Harkonnen’in Lansraad hanedanlarından tek cümle ile bahsedip geçmesi filmdeki birçok olayın sebep sonuç ilişkisi bağlamında olmasını önlüyor. Bunlara ek olarak bir de hikâyenin tamamını bilmeden filmde olmasını haklı çıkaramayacağımız pek çok şey var. Kitapta -satır aralarında da olsa- çok önemli yer kaplayan ekoloji ve onunla gelen pek çok okumanın filmde kökten olmamasından bahsetmiyorum bile.

Game of Thrones ve The Godfather Karşılaştırmaları

Game of Thrones ile yapılan karşılaştırmalar var ve onların da sebebini görmek zor değil. Her iki metin de değerli kaynakları kullanarak ve politik hareketler yaparak güç dengelerini kendi lehine çevirmeye çalışan büyük hanedanların olduğu bir politik düzlemde yer alıyor. Bu tarz bir anlatının hangi formda daha iyi çalıştığı konusunda bir şüphe yok ortada; tek filmde aktarılacak ölçüde bir öykü değil bu.

Teknik olarak üçleme olsa da ilk iki filmi ile Dune’a benzettiğim bir diğer yapım da The Godfather serisi: Komplike politik çevrelerde istemediği bir anda güce sahip olan karakterler, harika ses tasarımları ve sinema dünyası için standart belirleyen güçte görüntüler var ikisinde de. Fakat Godfather karakterlerin motivasyonlarını, başarı ve çuvallamaları durumunda olabilecekleri o kadar açık bir şekilde anlatıyor ki ilk filmin üçüncü perdesine girince seyirci her şeye hazır oluyor. Dune için aynı şey sadece kitapları bilip oradaki boşlukları kendi doldurmaktan rahatsız olmayan izleyiciler için geçerli.

Aynı evrenden başka bir yorumu Denis Villeneuve de Paul Atreides’i The Godfather’daki Michael Corleone’ye benzeterek yapmıştı.

Dune Filmi Hakkında Son Sözler

Dune’un karşılaştırdığım bütün filmlerden farklı olan bir tarafı var. Salondan çıktıktan sonra da akılda kalan kısmı o oluyor: Yapım kendisini diyaloglar ve olay örgüsü üzerinden değil bir görüntüler ve sesler topluluğu olarak var ediyor. Yazı ile aktarması güç bir nitelik ama anlatmaya çalışınca aklıma gelen kelime sinematik oluyor. Bahsi geçen departmanlardaki eksiklerine rağmen Dune en azından giriş bölümü olarak beklentilerimi karşıladı.

dune çöl gezegeni yorum elestiri

Kitapları okuyan birisi olarak Dune: Çöl Gezegeni filminden çok zevk aldım. Umarım bir gün bu hikâyenin daha uzun süreli versiyonlarını ve belki de diziler ile daha detaylı bir biçimde anlatıldığı hâllerini görebiliriz. Aynı evrende geçecek The Sisterhood dizisinin de yolda olduğunu ve çekilmesi durumunda Dune 2 devam filminin Zendaya’lı Chani karakterine odaklanacağını hatırlatalım.

Sizler Dune filmi hakkında neler düşünüyorsunuz? Yorum ve eleştirilerinizi Kayıp Rıhtım Forum üzerinden bizlerle paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Nazmi Uçar

Mardin’in bir köyünde doğup büyüdüm. Yapacak çok şey bulamayınca film izledim, oyun oynadım ve kitap okudum. Biraz fazla film izledim. İzlediğim bazı filmler güzeldi, ben de neden güzel olduklarını merak ettim ve Sinema diye bir şey olduğunu öğrendim. Şu aralar İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde bazı kitapların neden güzel olduğuna bakıyorum. Güzel şeyler görüp üzerine yazmayı seviyorum.

9 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for Pardus Pardus dedi ki:

    Filmde beklentilerimin aşağısında olan bir şey yoktu. Beklentilerimin çok çok üzerinde de değildi. Görsellik çok iyiydi. Uzay gemileri, topterler; solucan tasarımları güzeldi. Gelecek diğer film(ler)le beraber, bütün olarak çok daha iyi olacaktır. 10/8,5. :smiley:

  2. Avatar for Rwenzori Rwenzori dedi ki:

    Linç edilmeyeceksem ben hiç beğenmedim.

  3. Avatar for Tnuviel37 Tnuviel37 dedi ki:

    Alın bunu buradan!

    :rofl:

    Şaka bir yana olabilir size uygun değildir. Kimseye zorla beğendiremeyiz. :smirk:

    Bence çok güzel olmuş ve sorunsuz bir şekilde devamı gelir diyorum. Kitap uyarlaması olarak gördüğüm en başarılı işlerden oldu. Keşke bizim burada da imax olsaydı da aldığımız keyif katlansaydı.

  4. Avatar for Elmakurdu23 Elmakurdu23 dedi ki:

    Mavibahçe imax 3d film için değer mi? Pek 3d filme seven bir insan değilim bir de daha önce hiç imax salona gitmedim. Varsa forumdaşlarin yorumlarını duymak isterim. Keşke şu imax filmleri 2d olarak vizyona soksalar.

Söyleyeceklerin mi var? Forum'a gelip sohbete katıl.

4 cevap daha var.

Good Omens 2. Sezon Çekimleri

Good Omens 2. Sezon Çekimleri Başladı: David Tennant’tan İlk Kare

Hürrem Sultan Portresi açık artırma

Hürrem Sultan Portresi İngiltere’de Açık Artırma ile Satışa Çıkıyor