in ,

Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri İncelemesi: İhsan Oktay Anar’dan 1001 Gece Masalları

Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri inceleme yazısı ile sizlerleyiz. İhsan Oktay Anar’ın okuru en az 1001 Gece Masalları kadar tuhaf maceralara davet ettiği bu kitabın detaylı analizine hep birlikte göz atalım!

Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri İncelemesi - İhsan Oktay Anar

Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri incelemesi ile karşınızdayız.

Siz hiç Anadolu’nun orta yerinde bir kasabanın sokaklarını Ölüm ile kol kola gezdiniz mi? Hiç Ölüm, sıradan bir misafirmiş gibi, sanki doğduğunuz günden beri beklediğiniz bir misafirmiş gibi rahatça gelip kapınızı çaldı mı? Peki, size hikâyeler anlattı mı? Dahası, ya siz de ona hikâyeler anlattıysanız?

1001 Gece Masalları’nda meşhur bir Şehrazat vardı. Krala her gece uykuya dalıncaya kadar hikâyeler anlatır ve böylece hayatını bir gün daha uzatmış olurdu. İşte İhsan Oktay Anar’ın bu kitabı da bu olayı çağrıştırıyor. Pek tabii İhsan Oktay Anar tarzında.

Cezzar Dede 11 torunu olan ve ölüm vakti gelmiş yaşlı bir adamdır. Torunların sayısı bu kadar çok olunca onlara söz geçirmenin ve uslu durmalarını sağlamanın en iyi yolu birçok hikâyeler anlatmaktan geçer. Cezzar Dede de bir o kadar Ölüm ise Anadolu’nun orta yerindeki bu kasabaya vadesi dolmuş insanlara tek gidişlik bilet kesmek için gelmiştir. Her ne kadar burada konunun büyük kısmı Cezzar Dede ve Ölüm arasında geçmekte olsa da (ben neler diyorum! Bu bir İhsan Oktay Anar kitabı! Hikâye içinde hikâye kavramı burada da geçerli) Ölüm’ün ilk kurbanı kasabanın kabadayısı oluyor. Ve biz o kabadayıyı okurken bir kez daha kullanılan argo kelimelere, bize ait olan kültürün öğelerine, bizim insanlarımızın çok iyi bildiğimiz hal ve hareketlerine de tanıklık etmiş oluyoruz. Yazar bir kabadayıyı tanımlarken bir yandan da etrafındaki her bir kişiyi de size tanıtıyor.

Biz konuya devam edelim.

Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri: Ölümü Kabul Etmek

Hiçbir insan evladı ölümü öyle sıradan bir şeymiş gibi ya da ağır başlılıkla veyahut olgunlukla kabul edemez. Hele de nam salmış bir kabadayıysa bu ölüm ona hiç mi hiç yakışmayacaktır. Bu kabadayımızda Ölüm’ü bir oyuna davet ediyor. Ve Ölüm oyunları çok seven bir karakter, buna hiçbir itiraz da bulunmuyor. Bu noktada biraz Ölüm’den bahsedecek olursak kendisi siyah bir entari ve siyah nama takkesine benzer bir başlıkla çıkıyor karşımıza. Oldukça uzun boylu ve yüzünde hiçbir ifade yok. Bunun nedenini ise kitabın sonlarına doğru öğreniyoruz. Her neyse, kendisi oyunlara çok düşkün demiştim az önce, ancak şöyle de bir durum var ki Ölüm’le oynanan her oyunun tek galibi Ölüm’dür.

Belki insanoğlu bu gerçeği içten içe biliyordur ama hemen hepsi Ölüm’ü kandırabileceğini ve oyundan galip çıkabileceğini düşünmektedir. Bu kabadayımızda Ölüm’ü bir oyuna davet eder. Eğer kendi kazanırsa da 100 sene daha yaşamayı ister. İşin en güzel kısmı ise -ve yüzünüzde bir gülücük oluşturan kısmı- külhanbeyinin Ölüm’ü “aklıyla değil şansıyla oynayana erkek derler” diyerek okey oynamaya davet etmesidir. Bu oyun 4 kişiyle oynanır bilindiği üzere ve Ölüm kendi ortağı olarak ölüm sırası gelen bir diğer kişi olan Cezzar Dede’yi seçer.

Kitabın en eğlenceli anlarından birini de yüzünüzde bir sırıtışla okumuş olursunuz.

Farklı Zamanlar, Farklı Hikâyeler

Daha fazla bu olaya dair bilgi vermeden ve okuma keyfinizi mahvetmeden, gelelim asıl konunu başladığı noktaya. Cezzar Dede öleceği gerçeğini gayet sakin bir biçimde karşılar ve kabullenir. Ne daha fazla yaşamak ister ne de başka bir şey. Bunun üzerine oyunları çok seven Ölüm, bu durumdan oldukça hoşnut olarak, sadece oyun oynamanın ve anlatmanın keyfine varmak için bir oyun oynamayı teklif eder. Torunlarına anlattığı hikâyelerden ötürü zaten pek çok hikâye bilen dede ve Ölüm böylece bu oyuna başlarlar. Anlatılan her hikâyeye karşılık Cezzar Dede’nin ömrü bir saat uzayacaktır aynı zamanda. Böylece biz de bir hikâye kitabı okur gibi oluruz. Çünkü sıra değişip bir Ölüm bir dede hikâye anlattıkça farklı zamanlarda, farklı insanların bambaşka öykülerine şahit oluyoruz.

Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri İnceleme - İhsan Oktay Anar

Hikâyeler bir konuya göre anlatılmakta. Öncelikle korku, ardından dini, sonra aşk ve en son cennet konuları üzerine her biri bir adet hikâye anlatılıyor. Şimdi ben dini deyince kafanız karışabilir, ama emin olun özellikle Cezzar Dede’nin anlattığı dini hikâye sizi oldukça güldürecektir. Her ne kadar dedenin anlattığı bu dini hikâyenin ismi “Bir Hac Ziyareti” olsa da karakterler ve olaylar sizi gülmekten kırıp geçirebilir.

Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri Kitabı Nasıl Bir Dile ve Anlatıma Sahip?

Kitabın konusu hakkında daha çok gevezelik edip sizi tüm bu eğlencenize limon sıkmak istemediğimden gelelim kitabın anlatım ve diline. Öncelikle Puslu Kıtalar Atlası ya da Amat’taki o ağır dil burada yok. İhsan Oktay Anar’ın bir diğer güzel özelliği olan, olayların geçtiği zamana göre kullandığı dil burada da geçerli ve bu kitapta Osmanlı zamanında olmadığımız için dil de yukarıda adını verdiğim bu iki kitaba göre çok daha rahat okunur biçimde. Yani kullanılan kelimeler herkesin bildiği kelimeler demek istiyorum.

Anlatım her zamanki gibi akıcı, yazarın üslubuna uygun uzun cümleler yine yer almakta ve hikâye içinde hikâye kavramıyla bizi mest eden İhsan Oktay Anar bu kitabında da bunu sürdürüyor. Yalnız, yine Puslu Kıtalar Atlası ve Amat’taki gibi değil. Bu defa daha çok bir hikâye kitabıymış havası yer alıyor.

Kitapta bir diğer önemli nokta da, yazarın diğer kitaplarını okuyanların bileceği gibi, yine bir Uzun İhsan karakteri yer alıyor. Ölüm ve Cezzar Dede birbirlerine hikâyeler anlatırken Ölüm, vadesi dolmuş ve artık ölmesi gereken Uzun İhsan’ın canını almaya çalışmaktadır. Böyle diyorum çünkü Uzun İhsan sürekli paçayı kurtarmaktadır. Böylece yol uzuyor ve anlatılacak hikâyeler de artıyor.

Eğer bu kitabı okumayı düşünüyorsanız hiç boşuna arka kapağını okumayın. Başlarda eleştirip sonradan ilginç bir biçimde sevdiğim bir özellik de yazarın kitaplarının arkasını okuyarak elde edeceğiniz tek şey büyük bir kafa karışıklığı oluyor. Çünkü kitabın herhangi bir sayfasından herhangi bir-iki paragraf yazılı oluyor genelde ve emin olun o okuduğunuz bir-iki paragraf sizi kitapla ilgili zerre kadar bilgilendirmiyor. Kitaplar adeta kendilerini okumak için böyle küçük oyunlar oynuyorlar size.

Tuhaflıklarla Dolu Karakterler

Eğlenceli olayların, komik karakterlerin yer aldığı sürükleyici bir kitap. Bizi bize anlatan yazarımız, enteresan karakterleriyle de kitapta peyda olan her yeni karakteri büyük bir merakla okumamıza yol açıyor. (Rüyalara giren ve peltek peltek konuşan bir Ak Sakallı dede, deli bir çocuk, hayal çekip oynayan deli dolu bir imam ya da güzel bir kızı kovalarken o kızın gökkuşağı altından geçip bir erkeğe dönüşen talihsiz bir adam. Sonra ne mi oluyor? Bu defa kız, yani kızdan erkeğe dönüşen delikanlı, adamı kovalamaya başlıyor…)

Son zamanlarda bir Türk yazar olarak ulaştığı başarılar, kendine has anlatım tarzı, yan karakter nedir bilmeyen ve herkesin kendi hikâyesine sahip olduğu kitaplarıyla pek çoğumuzun kalbini kazanan, hayranlık uyandıran İhsan Oktay Anar’dan okunmaya değecek bir başka güzel kitap daha…

Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri hakkında yorum ve eleştirilerinizi bizlerle paylaşmayı unutmayın.

Hazal Çamur

2009 yılında Kayıp Rıhtım'a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1'de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi'nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yüzüklerin Efendisi Önsöz | J.R.R. Tolkien

Yüzüklerin Efendisi Önsöz | J.R.R. Tolkien

yekta kopan röportaj

Yekta Kopan ile Röportaj