in ,

Eternals İncelemesi: Marvel’dan Modern Bir Destan

Eternals incelemesi sizlerle. Chloé Zhao imzalı yeni Marvel Sinematik Evreni filmi, neden modern bir destan niteliği taşıyor?

Eternals incelemesi

Eternals incelemesi sizlerle. Oscar ödüllü Chloé Zhao yönetmenliğindeki yeni Marvel Sinematik Evreni filmi nihayet vizyona girdi. Filmin epey düşük olan puanlarına baktığımızda izleyicilere beklediklerini verememiş gibi görünebilir. Ancak bu filmin üzerinde biraz düşünülmesi gerektiği kanısındayım.

Eternals sahiden de beklenilen gibi bir film değildi, evet. Marvel’ın şu ana kadar uyguladığı süper kahraman filmi formülünün epey dışında bir işti. Bu yönüyle de beni fazlasıyla tatmin etti. Tersine, eğer beklediğim gibi çıksaydı filmi o zaman sevmeyecektim işte. Filme büyük önyargılarla gittim fakat oldukça olumlu hislerle sinemadan ayrıldım. Yapım ilk incelemelerde abartıldığı gibi kötü bir film asla değil. Yine de film hakkındaki olumlu görüşlerimin de Marvel filmleri arasında geçerli olduğunu söylememde fayda var.

Marvel’ın 25 filmdir uyguladığı film formülüne göre gidecek olsaydık eğer, elimizde yine elinden kolundan ışık atan ve uzaylı yaratıkları yumruklayan bir süper insanlar ekibi filmi olacaktı. Ki çok daha derinlikli işlenmesinin gerektiğini düşündüğüm kozmik ölçekli olayların bu kadar basite indirgenmesi beni hep rahatsız etmiştir. Bu yüzden toplumsal konulardan beslenen sokak seviyesi süper kahraman filmlerini hep daha çekici bulmuşumdur.

Üstelik her biri Thor kadar güçlü 10 süper insanın bunca zaman nerede olduklarına ve neden hiçbir şeye karışmadıklarına tatmin edici bir cevap verebilecekler miydi bakalım? Verdiler diyebilirim çünkü filmin temelinde tam da bu konu yatıyor zaten. Bu filmde uzaylı yaratıkları yumruklayan süper insanlar yok mu? Var. Ama filmde bundan fazlası var.

Eternals Bekleneni Karşılamayan Bir Marvel Filmi mi?

Chloé Zhao Eternals inceleme

Eternals filminden bir Guardians of the Galaxy ya da Avengers filmi havası bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Film sulu şakalardan uzak diyalogları ve son ana kadar karamsar atmosferi, uzun süreli sanatsal çekimleri ile önceki bütün filmlerden ayrılıyor. Bir Avengers filmi düşünün ki Captain America hain, dünya da kurtarılması gereken değil yok edilmesi gereken bir yer. Eternal’ler bu filmde varlık amaçları gereği esas kurtarmaları gereken Celestial’lere sırtlarını dönüyorlar.

Özellikle çizgi roman filmlerinde ve genel olarak tüm hikâyelerde, Thor gibi mitolojik karakterlerin uzaydan gelmiş ve tanrı olduğu sanılmış tek bir kişi çıkmasına bir fikir olarak hep mesafeli durmuşumdur. Zira bu koskoca insanlığın kültür tarihini hiçe saymak olur.

Mitolojik karakterler insanlık tarihindeki “bir kişi” değildirler. Kahraman motifinin evriminin bir sonucudurlar. İnsan gruplarına muhtemelen daha ateşi kullanmayı bile bilmedikleri çağlardan beri yön veren, insan gruplarını yeni yaşam alanlarına, yeni av bölgelerine, su kaynaklarına götüren, bu yolculuğa liderlik eden grup üyeleri, “kahraman” mitinin kökenleridir diyebiliriz. Bu kişiler doğaldır ki her grupta bulunmaktaydılar ve her grubun nesiller içinde bu kişilere dair anlattığı hikâyeler kümülatif bir şekilde bir araya gelmiş ve ortaklaşarak, yöreden yöreye farklılaşarak, mitolojik karakter anlatılarını oluşturmuşlardır.

Söz gelimi, insanlığa ateşi tanrılardan çalıp getiren Prometheus’u düşünelim. Başta dağlar gibi yüksek yerlere (“Olympos, Olimpik tanrılar”) düşen yıldırımlar sonucu çıkan yangınlarda ölen hayvanların pişmiş etini yemeyi keşfetmiş, fakat bu ateşi henüz yaratmayı, kullanmayı, yönetmeyi bilmeyen insanlar olmuş olabilir. Bazı insan gruplarından meraklı ve cesur birilerinin oraya gidip, henüz sönmemiş ateşlerden bir dal alıp onu gruba getirerek yaymayı başardığını da kolaylıkla düşünebiliriz. Böylelikle ateş göklerden gelen değil, canlı tutulabilen bir şey haline gelmiş olur. İnsan grupları arasında buna cesaret etmiş kişilere dair anlatılan hikâyeler zaman içinde birikerek ortaklaşacaklardır ve bu kişilere dair anlatılar bu işi başaran kişilerden değil, “kişi figüründen” bahsedeceklerdir.

İşte bu figürler mitolojik karakterlerdir. Tarih içinde insanlığa dair sorunlarla bu karakterlerin hikâyeleri de çeşitlenir, olabilirlikleri içinde onlara yeni roller yüklenir ve nihayetinde bu tanrılara ve insanlara dair anlatılar bir gün Homeros gibi ozanların elinde İlyada ve Odysseia gibi destanlarda birleşerek insanlığın evrensel sorunlarına bir ses oluverirler. Aynı zamanda bu hikâyelerin yazılı hale geçmesinin, yani statik, korunmuş, değişmez bir hal almasının da olası sonuçları üzerine kafa yorabilirsiniz.

Meta Anlatı Ekseninde Eternals

Eternals incelemesi

Böylesi geniş bir kültür birikimini takdir edersiniz ki “o aslında uzaydan gelmiş bir kişiydi” diye bu kadar basite indirgemek, Ikarus’un hikâyesini “Atina’da uydurduğumuz bir masaldı,” diyerek basitleştirmek, insanlığın kültür tarihini silip atmak olur ve bunun entelektüel olarak bize sığ gelmesi normaldir. Zaten bu yüzden Eternals’i bir “Marvel filmi” olarak kategorize ediyoruz. Çünkü ondan bunun daha ötesinde bir entelektüel derinlik beklemiyoruz.

Peki Eternals’i bu mitlerin bir yeniden anlatımı, bilimkurgunun yarattığı bir neomit, kurduğu bir meta anlatı olarak düşünürsek neler olur? Eternals bütün bunların ötesinde bize ne söylemeye çalışmış ki böyle yaparak? Filmin söylemeye çalıştığı şeyi söylerken takılıp tökezlediği yerleri elbette konuşalım. Diyalogları zayıftır, esprileri kötüdür; bunlar teknik detaylar. Bunları konuşalım. Evet film yer yer bu unsurlarda aksıyor ama bize ne söylemek istiyor? Gelin bunu da konuşalım. Ayrıca filmin teknik olarak bir “Game of Thrones’un son sezonu” düzeyinde kötü olduğunu da düşünmüyorum. Film oldukça kalabalık olmasına rağmen, karakterlerinin hepsi akılda kalıcı. Farklı özelliklerle, farklı çatışmalarla, farklı güçlerle, diğerlerinden ayrıksılaşmış ve akılda kalıcı karakterler. Film boyunca hiçbirinin kim olduğunu takip etmekte bir an bile zorlanmadım.

Eternals filmi bize bir kozmoloji tasvir ediyor. Bu kozmoloji içinde oynuyor, bazı şeylerin eskisini yıkıp yerine yenisini koyuyor. Filmin neleri değişik yaptığına geçmeden önce çizgi romanlardaki duruma biraz değinelim isterseniz.

Çizgi Romanlarda Eternals

Eternal çizgi roman

Çizgi romanlarda Eternal’ler Celestial denilen tanrısal varlıklar tarafından gezegenlerdeki zeki canlıların genleriyle oynanarak yaratılmış üstün bireylerdir. Hatta Thanos da bunlardan biridir. Dünyadaki Eternal’ler Satürn gezegeninin uydusu Titan’a yerleşirler ve ilerleyen zamanlarda doğan ölüme takıntılı Thanos bu gezegendeki yaşamı yok eder. Titan gezegenini hatırlarsanız Infinity War filminde ziyaret etmiştik. Celestial’lerin insanlar üzerinde yaptığı deneylerin bir yan etkisi olarak insan nesilleri içinde genlerinde mutasyonlar görülen, bazı özel güçlere sahip insanlar bulunur. Biz bunların oluşturduğu süper kahraman grubunu çizgi romanlarda X-Men olarak biliyoruz. Bu mutantlar arasında da bir Eternal olamamış ancak sıradan bir mutanttan da çok daha güçlü bir karakter vardır ki onu en güçlü mutant olan Apocalypse olarak biliyoruz. Kendisini ne zaman Marvel evreninde göreceğimizi merak ediyorum. Ayrıca belki ileride Age of Ultron filminde Wanda üzerinde Infinity Stone ile yapılan deneylerde onun X genini aktif ettikleri, Wanda’nın bu sayede kaostan güç kanalize edebildiği açıklamasını duyabiliriz. Bunlar birer ihtimal.

Filmde ise durumlar oldukça farklı. Filmde Eternal’ler, birer robot gibi tasarlanmış, kukla gibi oynatılmış, sentetik canlılar haline gelmişler. İnsanları kurtarmak için kendi yaratıcılarına isyan eden robotlar bunlar. Güçleri ve dayanıklılıkları çizgi romanlara kıyasla oldukça sınırlı. Üzerinden bir yıldızın tüm gücünü geçirebilen Thor’un aksine Güneşte yok olabiliyorlar örneğin. Eternal’lerin filmde oldukça acıklı bir hikâyeleri ve trajik bir kaderleri var. Kaderlerinin bir Celestial’in doğumuna hizmet ettikten sonra ölüp ölüp başka gezegenlerde defalarca tekrar doğmak olduğunu öğreniyorlar. Tüm hafızaları silinerek, hiçbir gerçek bağ kuramayarak, kendilerine verilmiş görev dışında tamamen boşuna yaşayarak. Üstelik bu bilgiyle çok da uzun süreler yaşamak zorundalar. Ve ellerindeki her şeyi kaybetmek zorundalar.

Bu ilk döngüde bunu öğrenmeleri biraz geç oluyor, hepsi o. Kendilerine Celestial Arishem tarafından verilmiş görevin ahlaki boyutu da tartışmalı. Normalde ortada bir tanrı tarafından verilmiş bir emir varsa onun dışında bir şey, bir ahlak düşünmek, kendi aklını kullanmak, bu işin felsefesini yapmaya başlamak, yani aydınlanma dediğimiz şey, tanrı merkezli evrenden insan merkezli, hümanosantrik bir evren anlayışına geçiştir ki bu da beraberinde bambaşka sorunları getirir. Sınırları yeniden çizmeyi gerektirir. Kaygan bir zemin üzerinde durmaktır. Sorumluluk almaktır. Sınırlar çizilene, bazı cevaplar üretilene kadar trajedilere ve büyük acılara gebedir. Bir dogma yerine kendi aklını kullanmanın bedeli ağırdır. Birbiriyle bağlantılı olarak sömürgecilik, modernizm ve Hitler gibi biri de çıkabilir sahneye. Eternals filminde de çok kısa bir süre zarfında bu tercihlerin kompakt bir halini izliyoruz aslında.

Tanrı Sorgulanabilir mi?

Eternals Celestials

Eternal’ler kendilerine verilen görevin hiçbir şeye karışmamak değil de sadece gezegeni bir başka tanrının doğumuna hazırlamak olduğunu öğrendiklerinde çok geç oluyor. Yani film, “bu kadar güçlü karakterler 25 filmdir bunca olay olurken neredelerdi?” sorusuna “meşguldüler, karışmaya izinleri yoktu” gibi bir cevap verip sonra bambaşka bir hikâye anlatmaya geçmiyor, hikâyenin kendisi zaten bu. Yani özgür irade. Kendi iradelerini kullanarak insanların aralarındaki savaşlara, yani onların iradelerine karışmaları yasak olan Eternal’ler, Thanos’la yapılan savaşa da karışmıyorlar. Oysa Thanos’la yapılan savaş insanların kendi arasındaki bir savaş değil. Eternal’leri uyandıran şey de bu oluyor. İnsanların Thanos’un yaptığı şeyi geri alabilmiş olması. Çağlar boyunca birbirini öldüren, kendi kendilerini yok etmeye adeta programlı insanların bu savaşı kazanması. Yaşamak istemeleri. Yani kurtarılmaya değer olduklarından falan değil de, “kendilerini eninde sonunda yine yok edecekler ama bu olacaksa da kendi iradeleriyle olmalı, karışmamalıyız” düşüncesi mevcut burada.

“Çağlar boyunca onlara karışmamamız emredilirken, birbirlerini öldürmelerine göz yummak zorunda kalmışken, şimdi bir Celestial’in doğumu için insanların hayatlarını, iradelerini böylece ellerinden alabilir miyiz gözlerinin içine bakarak?” İnsanlara uzaktan bakmıyorlar, bir tanesi masum bakışlarla hemen yanıbaşlarında duruyor film boyunca, elinde kamerayla. Yaşamak istiyor. Madem iradeye böyle karışabiliyoruz öyleyse daha küçük varlıkların yaşamının devamı için daha büyük bir varlığı da feda edebilir miyiz? Tanrıyı sorgulayabilir, onu öldürebilir miyiz?

Böylece bazı Eternal’ler kendi kararlarını ve bunun sorumluluğunu almaya cüret ediyorlar. “Tanrı öldü,” deyip, hayatlarına bir anlam, varoluşlarına kendi belirledikleri “ulvi” bir amaç veriyorlar.  Bu sırada yok olmayı da göze alıyorlar. Bir grup Eternal bunun olası trajik bedelini de göze alarak bu işe kalkışıyor ve tanrıyı öldürüyor. Kimileri ise bunun karşısında duruyor. Verili bir amaç olmaksızın bir varoluş tahayyül edemiyorlar. Kimi buna gücünün yetmeyeceğini düşünüyor, kimi ise Aşk gibi onu görevden saptıran daha öznel bir istence sahip. Bu yaptıkları şeyin bir karşılığı da oluyor elbette. Eternals filmi bütün bir kültür tarihini, düşüncenin evrimini, sembolik düzeyde iki buçuk saate sıkıştırmayı başarıyor.

Peki ama neden? Böyle bir üst anlatı inşa ederek neyi amaçlıyor olabilir Marvel ve Disney? Cevap basit aslında. Eski kahramanların güncel anlatıları bugünkü kültürü kurma görevi üstleniyor. Bu oldukça klasisist bir yaklaşım düşündüğünüz zaman. Bir yerde yeni bir düzen kurulacağı zaman orada bir “kimliğini dayandırma, kendine kahramanlar bulma arayışı” vuku bulur. Bu yüzden orada destanlar, klasik kabul edilen, insanların sorunlara cevaplar üretmiş olduğu Antik Yunan hikâyeleri yeni yaklaşımlarla yeniden anlatılır. Tarihte böyle klasisizm dönemleri vardır. Shakespeare dönemi buna bir örnektir.

Marvel Sinematik Evreni: Yaşamak isteyen herkese yer olabilecek bir evren

Marvel Sinematik Evreni

Marvel’ın güzel yapmayı başardığı şey de budur bana sorarsanız. II. Dünya Savaşı’ndan ve özellikle filmde de gördüğümüz nükleer silahların yıkıcılığının yarattığı şok ve dehşetin ardından Stan Lee gibi ustaların nesli, bir ütopya değil de, içinde bağnazlığa yer olmayan, barış dolu yeni bir dünya hayal ettiler ve bu dünyaya da bir köken lazımdı. Bu dünyanın kültürünü inşa ederken insanların kendilerini özdeşleştirecekleri, kimliklerini bulacakları destanlara ihtiyaç duydular. Her genç oradaki bir kahramana benzesin istediler. Bu yüzden çok geniş bir tema yelpazesinde sorunlarla, savaşlarla, çatışmalarla dolu dünyalar yazıp çizdiler. Kahramanların yolları onları amaçlarından saptıracak caydırıcılarla doluydu. Yeniden yazılan küçük küçük hikâyecikler bir araya gelip zaman içinde bir panteon yarattı. Bir kozmoloji kurdu. İnsanlığa dair evrensel dertleri alıp, herkesin en azından biriyle özdeşleşebileceği çok kalabalık karakterlere yaydılar. “Yaşamak isteyen herkese” yer olabilecek bir evren tasarladılar. Irk, tür, kan, din, dil, topluluk, gezegen ayırmaksızın dertlere değindiler ve yeni değerler tanıttılar yeni nesle. Barış dolu yeni dünyamızda her genç o kahramanlardan birine benzesin istediler. Bu yüzden bu yeni düzeni kuracak olan neomitlerde tekrar gözden geçirilerek yazılan kahramanlar, eski düzenin tanrısını, dogmasını öldürerek miti dekonstrüksiyona uğratıyorlar, burası dikkate değer. Eski aydınlanmacı düsturlar kendi yöntemleriyle yok ediliyorlar. Yeni düzende kahramanın rolü, eski aydınlanmacılığın, idealizmin yıkıcısı olarak şekillendiriliyor. Kahramanlar bu hikâyede insanı doğanın yaşam ve ölüm döngüsünden, daha da ilerlemeleri, yayılmaları, aşağı belirlediklerini sömürerek genişlemeleri için aydınlanmacı-ilerlemeci bir şekilde bir ütopyaya, bir ideale taşımak için kurtarmıyorlar. Onları kendi iradeleriyle kendilerini zaten yok edecekleri bir kadere mahkûm ediyorlar. “Bu zaten olacak” diyorlar, “kurtuluş diye bir şey yok. O zamana kadar yaşamak isteyen gelsin.” Sömürülüşüyle bir grubu besleyecek yabancı, çirkin, robot, aşağı olduğu için sevilemez bir tür yok bu evrende. Seçimler var. Film boyunca yapılan özgür irade vurgusunun bir sebebi de bu.

Deviant

Bu yüzden film çok geniş bir demografik yapıdan karakterlere sahip. Bu yüzden bazı orta doğu ülkelerinin filmin eşcinsellik içeren sahnelerinin kırpılması talebi reddediliyor, o ülkelerde gösterime girmemek pahasına. Bu eskinin idealizmini yıkan yeni bir idealizm.

Marvel evreni kategorik olarak, bilimkurgunun yarattığı neomitlerden oluşan modern bir destan.

Ve elbette tüm üst anlatılar gibi bunların da yanlış söylenmiş şeyler olduklarına hiç şüphe yok.

Sizler Eternals‘ı nasıl buldunuz? Chloé Zhao liderliğindeki yeni Marvel Sinematik Evreni filmi size neler hissettirdi? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum üzerinden bizlerle paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Atakan Uçar

1990 İstanbul doğumlu tiyatro insanı, yazar ve çizer. Hoşnutsuz kişi. Dedektiflik ve bilimkurgu sever.

Wicked Ariana Grande Cynthia Erivo

Wicked Filmi Başrolleri Ariana Grande ve Cynthia Erivo Oldu

Twitch Türkiye Ayrılan Yayıncılar - Kara Para Aklama

Twitch Türkiye’deki Kara Para Aklama İddiaları Sonrası Birçok Yayıncı Platformdan Ayrıldı