in , ,

Geçmişe Hücum: Osmanlı İmparatorluğu’nda Arkeolojinin Öyküsü – Çalınmış Taşlar Ülkesi

Geçmişe Hücum: Osmanlı İmparatorluğu’nda Arkeolojinin Öyküsü, modernitenin icat ettiği antik dünyaya yeni bir bakış açısı sunuyor.

Geçmişe Hücum: Osmanlı Topraklarında Arkeoloji

Yaşar Kemal, Demirciler Çarşısı Cinayeti romanında kendisine anlı şanlı bir konak yaptırmak isteyen bir Çukurova beyinin bula bula bir höyüğü gözüne kestirdiğini ve evin temelini oraya attırdığını yazar. Kazılan topraktan nakışlı, yazılı, kabartma resimli bir sürü taş, insan ve hayvan heykelleri çıkar. Konağı yaptıran ağa, topraktan çıkan bütün bu yazılı taş ve heykelleri kireç ocağına gönderip erittirir. Nedeni malumdur, yazılı taş, suret, put günahtır. Bir Müslüman konağının temelinde, duvarında böyle şeyler bulunamaz. [1]

Büyük ustanın romanında anlattığı bu küçük hikâye, bir dönem Anadolu topraklarının her yerinde çokça rastlanan bir olaydı. Ünlü fotoğrafçımız Ara Güler’in Afrodisias antik kentini bir tesadüf sonucu bulduğunu biliyoruz.

Aydın’ın Geyre beldesi yakınlarına yapılan bir barajın açılışını izlemek için 1958 yılında bölgeye giden Ara Güler, dönüşte yolunu kaybeder. Bir köyden geçerken çevresindeki kırık Roma sütunlarını ve bazı yazıtları fark eder. Öyle ki köylüler bazı eserleri masa ve sandalye, lahitleri üzüm deposu olarak kullanmaktadırlar. Ara Güler çok sayıda fotoğraf çeker ve İstanbul’a döner. Çektiği fotoğrafları resmi kurumlara gönderir ama yanıt alamaz. En sonunda fotoğrafları Time Dergisi’ne gönderir. Amerika’dan gelen yanıt onu şaşırtır. Dergi, Ara Güler’den bölgeye tekrar gitmesini ve renkli fotoğraflar çekmesini istemektedir. Güler yeniden gider ve daha ayrıntılı ve renkli fotoğraflar çeker. Fotoğrafların Time’da yayımlanmasıyla birlikte tüm dünyada arkeolojik bir ilgi uyanır. Türkiye’ye gelen yabancı arkeologlar Geyre’de yaptıkları ilk incelemede burasının Roma İmparatorluğu’na ait, tarihi MÖ 500’e kadar uzanan ve adını tanrıça Afrodit’ten alan Afrodisias kenti olduğunu anlarlar. Olayın büyümesi üzerine Türk hükûmeti harekete geçer ve bölgedeki höyüklerin üstü boşaltılır. Tarihi eserler tek tek köylülerden toplanır ve 1961 yılında ilk kazma vurulur.

Yaba Yayınları’nın sahibi Aziz Doğan’ın anılarını anlattığı Bir Taşralı Gencin Günlüğü kitabından ise başka bir şey öğreniyoruz. Keban Barajı inşa edilirken bölgede bulunan büyük bir hanın girişindeki aslan başlarının bir süre sonra yok olduğunu yani çalındığını anlatıyor Doğan. Nerede olduklarını hala bilmiyoruz. [2]

Avrupa Rönesans ile birlikte kendi kültürel kodlarının farkına varırken Türk insanı uzun bir süre Batı uygarlığının Anadolu’daki izlerine işe yaramaz taş parçaları olarak bakmıştır. Osmanlı ülkesindeki arkeolojik yağmayı anlatan bir derleme kitabı olan Geçmişe Hücum bunları anlatıyor. Kitap, SALT İstanbul tarafından 22 Kasım 2011-11 Mart 2012 tarihleri arasında düzenlenen Geçmişe Hücum: Osmanlı Topraklarında Arkeoloji, 1753-1914 sergisi kapsamında yayınlandı. Benim de ziyaretçi olarak izlediğim bu sergi, Türkiye topraklarında arkeoloji biliminin nereden nereye geldiğini anlatması açısından yararlıydı. Kitap, sergide anlatılan her şeyi kalıcı hale getiriyor. Zainab Bahrani, Zeynep Çelik ve Edhem Eldem’in editörlüğünde hazırlanan kitapta 15 ayrı makale mevcut ve hepsi de olağanüstü resim, gravür ve fotoğraflarla desteklenmiş. [3]

Geçmişten Günümüze Arkeolojik Bulguların Önemi

Geçmişe Hücum: Osmanlı Topraklarında Arkeoloji

Kitabı okumaya başlar başlamaz Batılı ülkelerin tarihe ve arkeolojik bulgulara ne kadar büyük önem verdiğini görüyorsunuz. Öyle ki Osmanlı-Yunan savaşında başta Akropol olmak üzere Atina’daki tarihi eserlere zarar gelmemesi için ne kadar çaba gösterildiğini ve devletler arasında nice mektuplar yazıldığını okuyorsunuz. Atina’yı “isyancılardan” kurtarmak için şehri kuşatan Mehmed Reşit Paşa’nın Atina Kalesi diye bahsettiği Akropol hakkında yazdığı mektup Osmanlı’nın Yunan uygarlığı hakkındaki cehaletini göstermesi açısından üzücü. Oysa aynı Akropol, Fatih Sultan Mehmed tarafından ziyaret edilmiş ve hayranlıkla seyredilmiştir.

Kitapta Efes’ten, Halikarnas’tan, Truva’dan ve diğer bölgelerden rahatlıkla kaçırılan Roma ve Yunan eserlerine de değiniliyor. Şimdilerde Türkiye bu eserleri yeniden ülkeye getirebilmek için didinip duruyor.

Türkiye’de arkeolojinin kurucusu kabul edilen Osman Hamdi Bey’in kardeşi Halil Edhem Bey’in, halkın müze ve eski eserlere olan ilgisizliğinden yakındığı mektubu okumak da ibret veriyor insana. Neyse ki artık bu ilgisizlik kısmen de olsa ortadan kalkmış durumda. Türkiye’de özel ve kamu müzeleri, arkeolojik eserler ve kadim uygarlıklar geniş kitleler tarafından seviliyor ve geziliyor.

Arkeoloji ve tarih meraklıları için bir başucu kitabı sayılabilecek bu kitap için SALT Kültür Kurumları’nı kutlamak gerekiyor. Kitabı bana pandemi koşullarında ulaştıran kurumun halkla ilişkiler sorumlusu Zeynep Akan’a ve kurumun araştırma ve programlar direktörü Meriç Öner’e ayrıca teşekkür ediyorum.

Türkiye’nin bir çalınmış taşlar ülkesinden, zengin bir arkeoloji bahçesine dönüşmesi hepimizin dileğidir.

Sizler de arkeolojik kazıların önemi ve kitap hakkında yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum‘da bizlerle paylaşabilirsiniz.


[1] Yaşar Kemal. “Demirciler Çarşısı Cinayeti”. Cem Yayınevi. 4.Basım. İstanbul. 1975. s.112

[2] Aziz A.Doğan “Bir Taşralı Gencin Günlüğü” Yaba Yayınları. 2.Baskı. 2018. s.14

[3] “Geçmişe Hücum:Osmanlı İmparatorluğu’nda Arkeolojinin Öyküsü. 1753-1914” Editörler: Zainab Bahrami, Zeynep Çelik, Edhem Eldem. SALT Yayınları. 2011

Oyla!

Murat Erdin

1968 İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi mezunu. Uzun yıllar gazetecilik yaptıktan sonra akademiye yöneldi. Halen Kadir Has Üniversitesi'nde ders veriyor ve Maltepe Üniversitesi'nde doktorasını yapıyor. Yayımlanmış 14 kitabı var. Çeşitli yayın organlarına yazılar yazıyor.

Bir Hudut Oyunu - Kenan Hulusi Koray

Türk Edebiyatında Korkunun Öncü Yazarlarından Kenan Hulusi Koray’dan Seçme Öyküler: Bir Hudut Oyunu

Terry Pratchett Patrick Rothfuss

Terry Pratchett: “Fantastik Edebiyat, Diğer Türlerin İçinde Yüzdüğü Bir Denizdir”