H.P. Lovecraft: Cehennemin Anahtarını Elinde Tutmuş İnsan

"Cehennemin kapısını zorlanmadan kilitledi insan. Elleri titremiyordu. Titreyen ruhuydu, mantığıydı, sağlıklı düşünceleriydi." - H.P. Lovecraft

“Avucunu aç,” dedi şeytan.

Ve insan denileni yaptı. Tenine değen anahtar soğuktu.

“Soğuk,” dedi insan şaşkınlıkla. “Elimi yakacağını sanmıştım.”

Şeytan gülümsedi. Belli ki insanı şaşırttığı için keyifliydi.

“Sakın düşüreyim deme.”

İnsan cevap vermedi. Deliliğin sınırında dolanıyor; mantığı, zavallı gözlerinin gördüklerini kavramaya; aklı, uçup gitmek üzere uğraşan sağlığını korumaya çabalıyordu.

“Şimdi kilitle.”

Cehennemin kapısını zorlanmadan kilitledi insan. Elleri titremiyordu. Titreyen ruhuydu, mantığıydı, sağlıklı düşünceleriydi. Heybetli bir kapı için ne de zayıf bir kilit, diye geçirdi içinden, anahtarı yeniden şeytana uzatmadan hemen önce. Oysa anahtar zaten şeytanın elindeydi.

“Şimdi git,” dedi şeytan sırıtarak ve bu ucuz gösteriden gurur duyarak. “Git ve cehennemde gördüklerini anlat.”

Ve insan anlattı. Yıldızlardan gelen tanrıları, lanetli yaratıklara tapınan mezhepleri, kötülüğün karşısında aklını kaybeden insanları, ölümü yenmek için çırpınan doktorları, kâbuslarda ziyaret edilen mekânları…

Howard Phillips Lovecraft’ın dehşetengiz öykülerini her okuyuşumda buna benzer sahneler canlanır aklımda. Lovecraft bir yolunu bulup şeytanla buluşmuş ve cehennemin her bir köşesini dolaşıp aramıza dönmeyi başarmıştır. O cehennemin anahtarını elinde tutmuş insandır.

Hastalıklı bir annenin elinde, insanlardan uzak ve içine kapanık büyür Lovecraft. Hayatı boyunca sağlık sorunlarıyla boğuşur. Birçok aykırı ruh gibi erkenden göçüp gider dünyadan; ardında okurları büyüleyecek, yazarları ise derinden etkileyecek lanetli öyküler bırakarak.

Dehşeti kelimelere yükleyip, onları bir araya getirerek ürkünç sahneler yaratmakta Lovecraft’ın üstüne yoktur. Yarattığı mitin (Cthulhu mitosu) peşinden giden, öykülerinde bahsettiği uydurma bir kitabın (Necronomicon) izini süren fanatiklerin olduğunu düşününce büyülenmemek elde değildir.

H.P. Lovecraft

İsterseniz yazarın birkaç efsanevi öyküsüne göz atalım da neden bahsettiğim daha iyi anlaşılsın, ne dersiniz?

“Herbert West – Diriltici” hayran olduğum Lovecraft öyküleri listemde üst sıralarda yer alır. Öykü kahramanı Arkham’daki Miskatonic Tıp Fakültesi’den arkadaşı olan Herbert West ile birlikte başından geçen tüyler ürpertici olayları aktarmaktadır. West fakültedeyken sıradan bir tıp öğrencisi olmanın ötesindedir. Uğursuz çalışmaları, sonunda okul yönetimi tarafından yasaklanır. Ancak West’in hayatını adadığı deneylerden vazgeçmeye hiç niyeti yoktur. Aktarıcı, West’in sadık asistanı haline gelir ve birlikte garip deneyleri sürdürmeye devam ederler. Bu deneyler ağza alınmayacak kadar kötücüldür ve doğa kanunlarına küstahça meydan okumaktadır. West ve dostunun tek bir amacı vardır: Ölüleri tekrar yaşama, nefes alanların arasına döndürmek.

İkili gözlerden uzak bir çiftliğin zemin katında kurdukları laboratuvarda karanlık işlere koyulur. Yoksullar mezarlığını gözlerine kestirmiş, mezar hırsızları gibi ölüm ilanlarını takip etmeye başlamışlardır. Ve sonunda şans yüzlerine güler. En sonunda West’in hep özlemini çektiği şeye sahiptirler. İnsanlar için en ince hesaplar ve teorilerle hazırlanmış karışımın denenebileceği, gerçekten ölü ve ideal tipte bir insana.

Ancak başlangıçta başarısız olmuş gibi görünen çabaları, tüyler ürpertici bir neticeyle sonuçlanınca, korkudan çılgına dönecek ve arkalarına bile bakmadan kaçacaklardır.

Korkunç olay ansızın ve hiç beklenmedik şekilde meydana geldi. Ben bir deney tüpünden diğerine bir şey boşaltır, West havagazı bulunmayan bu odada Bunsen bekin yerini tutan alkollü lamba üzerinde bir şeylerle uğraşırken, biraz önce ayrıldığımız zifiri karanlık odadan, bugüne kadar kulağımıza çalınan en müthiş, en delice haykırışların koptuğunu duyduk. Cehennem yarılıp da, cehennemlik kulların ıstırabı dışarıya dökülseydi, bundan daha tarifsiz bir ses duyulamazdı; çünkü bu seste olağanüstü bir dehşet, doğaüstü bir umutsuzluk vardı. Bu bir insan olamazdı. -İnsandan böyle bir ses çıkmaz.- West de ben de elimizdeki işi ve yaptığımız keşfi bir yana bıraktık, deney tüplerini lambaları, imbikleri devirerek yaralı bir hayvan gibi en yakın pencereye doğru koşup kendimizi yıldızlı gecenin karanlığına kırlara attık.

Bu olay West’in kalan ömrünü omuzu üzerinden ardına bakarak ve gölgelerden kaçınarak geçirmesine neden olsa da çalışmalarını sonlandırmasına yetmez. West’in eleştirilen ve yasaklanan deneyleri Birinci Dünya Savaşı’nda görev almasıyla birlikte enikonu yozlaşır ve sapkınlığa doğru yol almaya başlar.

Herbert West doğanın değişmez kanunlarına meslektaşı olan Doktor Frankenstein’dan katbekat fazla karşı gelir. Azrail ile dalga geçmeye kalkar. Ama unutmayın ki insanoğlu bu denli karanlığa gömülüp sağlam kalamayacak kadar narin yapılı bir canlıdır. Ve Doktor West öykünün sonunda bunun farkına acı bir şekilde varacaktır.

H.P. Lovecraft

Lovecraft’ın öykülerine her zaman bir gizem havası hâkimdir.

Lanetli söylentiler öykü kahramanlarının kulağına ulaşıp yüreklerine korku salar. Öyle ki bu söylentiler, ancak bir delinin dudakları arasından çıkacak tarzdadır. Hastalıklıdırlar, bilindik dünyaya aykırı, insan mantığının kavrayamayacağı kadar tuhaftırlar. Deniz dibindeki garip geometrilere sahip şehirler, yeniden dünyaya hâkim olmak için sabırla bekleyen tanrılar, en korkunç kâbuslarında bu garip varlıkları görüp delirenler, akıl almaz ayinler yapan putperest mezhepler, kanla insan derisine yazılmış kitaplar…

“Innsmouth Üzerindeki Gölge” adlı öyküde, soy ağacı ve tarihi eserler üzerinde incelemeler yapmak üzere yolculuk eden kahramanımızın hayatı, kendisini Innsmouth Kasabası’nda bulmasıyla sonsuza dek değişir. Bu olağandışı kasaba ne turist rehberlerinde, ne de haritalarda yer almaktadır. Kulağına yukarıdaki paragrafta bahsettiğimiz türden söylentiler çalınır. Kasaba sakinleri şeytanla anlaşmış, evlerini cehennem zebanilerine açmıştır. Dagon adlı bir tarikat korkunç kurban törenleri düzenlemektedir.

Dünya, sahneye daha dün çıkmış insanın akıl sır erdiremeyeceği kadar derin dehşetlere sahne olmaktadır. Gördüklerimiz kötülüğün yalnızca akıl erdirebildiğimiz kadarıdır. Oysa karanlığın içinde her zaman fazlası vardır. Ve kahramanımız ziyaret ettiği bu habis kasabada karanlığın derinliklerine dalacak, insan ırkı henüz yeryüzünde yokken dünyaya hâkim olan dünya dışı varlıkların hedefi halini alacaktır. Ve soyağacı hakkında keşfettiği sırlar, kasabadan ayrılsa da kurtuluşun olmadığını kanıtlayacak türde olacaktır.

Her şeyin çürüyüp öldüğü, hapsedilmiş canavarların sürünüp, meler gibi sesler çıkardığı, karanlık mahzenlerin, tavan aralarının yakınlarında, her yerde havlayıp hopladığı böyle bir kasabada yaşamak ister miydin? Her gece kiliselerde ve Dagon Tarikatı Binası’nda nasıl uluduklarını işitmek ve ulumanın bir kısmını neyin oluşturduğunu bilmek ister miydin? O korkunç resiften her Mayıs Arefesi’nde ve Hallowmas’ta neyin geldiğini duymak ister miydin? Yaşlı adamın deli olduğunu düşünüyorsun değil mi? Sana söylemeliyim ki bayım en kötüsü bu değil!

Kahramanımızın kasabada rastlayıp, başta meczup sandığı sarhoş ihtiyara kulak verseniz iyi edersiniz. Kim bilir, belki bir gün yolunuz Innsmouth Kasabası’na düşer. Ve işin içinde Lovecraft varsa eğer, lanetli söylenceleri ciddiye almakta her zaman yarar vardır.

Dünyadaki en merhametli şey, zannımca, insan zihninin, içerdiği bilgiler arasında karşılıklı bağıntılar kurmaktaki yetersizliğidir. Kapkara sonsuzluk denizinin ortasındaki dingin cehalet adasında yaşıyoruz ve uzaklara seyahat etmek bize göre değil. Her biri kendi yönünde çaba sarf eden bilimler bugüne kadar bize çok az zarar verdi, ama bir gün dağınık bilgilerin bir araya getirilmesi gözlerimizin önüne öyle korkunç bir gerçeklik serecek ki, bu manzara içindeki kendi konumumuzu görünce ya ortaya çıkan bu gerçek nedeniyle delireceğiz ya da ölümcül ışıktan yeni bir karanlık çağın huzur ve güvenliğine kaçacağız.

İşte bu cümlelerle başlar Lovecraft’ın kurduğu mitos ile ilgili öykülerinden biri olan “Cthulhu’nun Çağrısı”, insanoğlunun acizliğini gözler önüne sererek. İnsanoğlu henüz gerçeklerle yüzleşmemiş, var olan bilgileri bir araya getirip kozmik dehşetin farkına varamamıştır. Oysa insanın kanını donduracak isimlerle anılan, yasak çağlardan beri hayatta kalmayı başarmış tuhaf varlıklar, sığındıkları derinliklerden seslenmekte, insanların kâbuslarına sızıp mevcudiyetlerini haykırmaktadırlar.

Öykünün kahramanı, Providence Rhode Island’daki Brown Üniversitesi’nde Sami dilleri emekli profesörü olan büyük amcasının bir kış gününde gerçekleşen ölümü üzerine bilmediği, karanlık bir dünyaya adım atar. Büyük amcasından miras kalan belgeleri, bölük pörçük notları, konudan konuya atlayan yazıları bir araya getirince kozmik dehşet tüm çıplaklığıyla dikilir karşısına. Araştırmaları derinleştikçe, amcasının ölümü gizemli bir hal almakta, doğal olmaktan çıkmaktadır.

Kahramanımız bu habis yazıları okudukça korkusu bir kat daha artar. Kâğıtlarda anlatılan hikâyeler bir korku romanından fırlamışa benzemektedir. Dünya rayından çıkmakta, delilik sınırına doğru hızla yol almaktadır. Panik yaratan olaylar, cinnet vakaları, yabansı, tuhaf olaylar artmaktadır. Londra’da yalnız başına yaşayan biri geceleyin korkunç bir çığlığın ardından kendisini pencereden atarak intihar etmiştir. Voodoo ayinleri katbekat artmıştır. Dünyanın çeşitli yerleri çılgın söylentilerle sarsılmaktadır.

H.P. Lovecraft

Ve Cthulhu Mezhebi pusuya yatmış karanlıkta beklemektedir.

Dediklerine göre insanın ortaya çıkışından çağlar önce yaşamış olan ve yeni oluşmuş dünyaya uzaydan gelen Yüce Eskiler’e tapıyorlardı. O Eskiler şimdi ölüydü, toprağın derinliklerinde ve denizin altında yatıyorlardı; ama onların ölü bedenleri sırlarını, hiçbir zaman ölmemiş bir mezhep oluşturan ilk insanlara düşlerinde anlatmıştı. Bu mezhep ta ki yüce rahip Cthulhu sular altındaki kudretli R’lyeh kentindeki karanlık evinden kalkarak dünyayı egemenliği altına alacağı güne kadar bütün dünyanın uzak çöllerinde ve karanlık yerlerinde gizli olarak her zaman var olacaktı. Bir gün, yıldızlar hazır olduğunda, o çağrıda bulunacak ve gizli mezhep de her zaman onu özgürlüğüne kavuşturmayı bekliyor olacaktı.

İnsanoğlu devasa ağaçların, görkemli bitkilerin arasında henüz filizlenmiş minicik bir tohumdan farksız dünya tarihinde ve varoluş sahnesine dün çıktığı halde başrolün kendisinde olduğunu sanacak kadar da kendini beğenmiş maalesef. Oysa belki de haklıdır Lovecraft, kim bilir. Belki gerçekten de yıldızlardan gelen varlıklar dünya üzerinde krallığını ilan etmiş, aymazlık içindeki türümüzü zincire vurmak için sabırla yıldızların doğru konuma gelmelerini bekliyordur.

Söyler misiniz, bunun aksini hangimiz iddia edebiliriz? O yüzden Lovecraft’ın lanetli öykülerini okumanızı salık veririm size. Okuyun ve öğrenin! Okuyun ve türümüzün sanıldığı kadar güvende olmadığını görün. Dehşete kapılmaktan korkmayın.

Ne de olsa iş işten geçmeden bilgi sahibi olmakta yarar vardır.


Not: Yazımdaki alıntılar, Dost Kitabevi Yayınları’ndan çıkan “H. P. Lovecraft Toplu Eserleri 1 ve 3”tendir.

* * *

H.P. Lovecraft’tan Yazarlık Dersleri: Tuhaf Kurgu Yazmak Üzerine Notlar

H.P. Lovecraft’ın Yaratıklarına Kısa Bir Bakış

H.P. Lovecraft Mitosu’nun En Köklü Efsanesi: “Pnakotic El Yazmaları”

H.P. Lovecraft’ın Nemesis Şiirini Bir de Böyle Dinleyin

H.P. Lovecraft: Cehennemin Anahtarını Elinde Tutmuş İnsan için 2 yorum

  1. Vulcan dedi ki:

    Ne güzel unutmuştum Alfa’dan gelecek kitabı, bu konuyu gördüm yine hatırladım :confused:


  2. Alfa’ya bu konu yüzünden çok uyuz oluyorum. Kendilerinden pek kitap almayı tercih etmeyeceğim.


H.P. Lovecraft: Cehennemin Anahtarını Elinde Tutmuş İnsan

“Cehennemin kapısını zorlanmadan kilitledi insan. Elleri titremiyordu. Titreyen ruhuydu, mantığıydı, sağlıklı düşünceleriydi.” – H.P. Lovecraft

Başa dönün