in ,

Hem Müslüman Hem Feminist Belgeseli: Özneyi Kendisiyle Tanımak

Kadınların varoluşlarını ve mücadelelerini konu alan “Hem Müslüman Hem Feminist” belgeseli incelemesi sizlerle.

Hem Müslüman Hem Feminist Belgeseli İncelemesi

İlk gösterimi 4. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’nde gösterilen ve 40. İstanbul Film Festivali Ulusal Belgesel Yarışması’nda finalde yarışan Hem Müslüman Hem Feminist belgeselini sizler için inceledik.

Türkiye’deki Müslüman Feminist hareketin varlığı, Hem Müslüman Hem Feminist belgeselinde bizzat harekete yakınlığı bulunan kadınlarca anlatılıyor. Belgeselin yönetmenliğini Nebiye Arı, kameramanlığını ve görüntü yönetmenliğini Agit Akgöl, kameraman asistanlığını Mevlüde Ecem Öksüz ve kurguyu yönetmenle birlikte Semih G. üstlenmiş.

Belgesel, pandemi şartlarının getirdiği zorluklar altında, kısıtlı çekim takvimi ve teknik kısıtlamalar eşliğinde çekilmiş. Bu süreç ister istemez yapıma yansımış. Fakat içerik ve sunum zarar görmemiş. Hatta beklentilerin ötesine geçen sonuçlar elde edildiği bile söylenebilir.

Hem Müslüman Hem Feminist: İroniyle Hatırlatılan Varoluş Mücadelesi

“Hem Müslüman hem feminist olur mu?” bu sıkça dillendirilen bir soru. Sanki ikisi bir arada olmaz gibi bir algı var. Ben de belgeselin ismini biraz da ironik olarak böyle bir şey koymak istedim.

Şunu sağladım aslında ironi yaparak, bu sorunun anlamsız olduğunu anlatmak istedim. Böyle şeylerle biraz da alay edince ya da sen kendin söyleyince o zaman değersiz bir şeye dönüşüyor. Onun için o ifadeyi kullanmak istedim. Yani orada olumsuz olarak kullanılan ifadeyi olumlu bir şeye çevirmeye çalıştım.”

Yönetmen Nebiye Arı – Evrim Kepenek’le yapılan Bianet söyleşisinden

Belgeselin adını amblemleştirmek için kullanılan bir tanecik “HEM” bile maksadına uygun. Kendisinden sonra gelen “Müslüman” ve “Feminist” terimlerini gölgede bırakmadan aynı varoluşta yer alabilecekleri nitelenmiş.

Yönetmenin ters yüz ettiği soru öbeği, çok genel bir sorunun Müslüman feministlere yansımış hali. Bireyin kendi varoluşundan ayrı tutamayacağı hakikatlerin yok sayılması söz konusu. Mesele, toplumdan dışlanmaya, topluluk içerisinde kısıtlanmaya, başka kişilerce manipüle edilmeye ve hatta, varlığın ruhen ve bedenen silinmesine varabiliyor.

Yönetmenin de bahsettiği üzere, başvurduğu ironi de bunun üstesinden gelme yöntemlerinden biri. Çıkış noktası basit; çarpıtılmaya çalışılan hakikatin aslı her neyse onu yinelemek. Etkisiyse büyük; hakikatin asıl sahibi özne(ler), saldırıyı geri püskürtmekle yetinmeyerek sürecin sonunda daha da güçlü çıkıyor.

Belgeselde de tam olarak bu yapılmış. Öznelere dair hakikatlerin yine özneleri tarafınca dile getirildiği bir güçlenme yolculuğuna çıkılmış.

Müslüman Feminist Belgeseli İncelemesi

Hafızaları Tazelemekten Fazlasını Yapan Başlangıç

Belgesel, Hizbullah tarafından katledilen Müslüman Feminist Konca Kuriş’e adanarak başlıyor. Konca Kuriş’in defnedildiği ilk günden ve mezarının günümüzdeki halinden görüntüler eşliğinde açılıyor. Kimdi, amacı neydi, ne yaptı, neye karşı mücadele etti, nelerle karşılaştı gibi sorular, arşiv görüntüleri ve röportajlar eşliğinde cevaplanıyor.

Konca Kuriş’in hikâyesini “Öldürüldü. Ama kimdi?” sırasıyla öğrenmek, anlatımı, Kuriş’in ismi üzerine yapışan sıra dışı ve kendine has etiketlerinin kısıtlayıcılığından kurtarmış. Şahsiyetinden yine bahsediliyor ama neyi, neden ve nasıl yaptığı öne çıkartılarak. Bunları mirasının yaşatılması sayesinde öğrenebilmemiz bile yaptıklarının önemi hakkında fikir veriyor. Bu sayede, ne yaptıysa kadınlar için yaptığı ve çabalarının feminist mücadeleden ayrı tutulamayacağı net biçimde vurgulanmış.

Hikâyesini Asıl Sahibinden Öğrenebilmenin Farkı

Konca Kuriş örneğindeki gibi belgeseldeki kadınların varlıkları hikâyelerinden soyutlanmamış. Yönetmen Nebiye Arı “…sen kendin söyleyince…” ifadesini “…özne kendi anlatınca…” ilkesine dönüştürmüş ve anlatım dilinin felsefesi yapmış. Anlatımdaki her şey öznelerin özneliklerini, varlıklarını ve mücadelelerinin anlamını öne çıkartma çabasının ürünü. Kamera açısı, odak, kesme, kolaj, zamanlama gibi teknikler o felsefeye göre ayarlanmış.

Söyleşi sahibine dair öne çıkartılan ayrıntılar… Üzerinde oynama yapılamayacak arşiv görüntüsü ve belgelerdeki ufak ama mühim detaylar… Belgeseldeki genel anlatım tarzının dışına çıkan özel tercihler… Ve dahası… Belgeselde önemli yer tutan varoluş meselesini pekiştirdikçe pekiştirmiş.

Arşivlerle Hakikatler

Arşivler aracılığıyla tarihi süreci belgelemekten fazlası yapılmış. Öznelerin deneyimleriyle oluşan farkındalık, arşivlerdeki satır aralarına dikkat kestiriyor.

Eski döneme ait arşivlerde, kadınlara dair meselelerdeki erkek varlığı çoğunlukta. Büyük kalabalıklar oluşturan, daha fazla konuşan ve makale başlıkları öne çıkanlar erkekler. Gerekçeleri kadınlar. Fakat kadınların talep ettiği onay ve destekten uzaklar. Erkeklerin yüzlerini döndükleri tarafta bile kadın varlığı silik ve hatta yok gibi. Makale başlığı ya da dergi kapağı, fark etmiyor.

Yakın döneme yaklaştıkça tam tersi yaşanıyor. Kadın varlığı çoğunlukta. Yüzler ve dikkatler kadınların yarattığı kalabalığa dönük. Olması gerektiği gibi ilginin odağında kadın varlığı ve eylemleri var. Erkekler dinliyor, kadınlar taleplerini dile getiriyor.

Burada da mizahtan faydalanılmış. Mizah unsurlarıyla düşünmenizi sağlarken bazı şeyleri de tetikliyor ve kavramanıza olanak tanıyor. Gerçeğin barındırdığı tuhaflık ve çelişki gibi şeyler adım adım fark ettiriliyor. Belgeselde mizahtan ödünç alınan ögeler ters yüz edilerek kullanılmış. İlk önce öznelerin ifadeleriyle bir ön farkındalık yaratılıyor. Peşinden gelen arşivlerdeyse öznenin varlığı güdüsel biçimde aranılır hale geliyor. Öznenin varlığı ne kadar geri plandaysa ya da özneyle alakası ne kadar azsa durumun yarattığı tuhaflık artıyor. Öznelerin ön planda yer aldığı arşivlerdeyse tuhaflık az veya hiç yok. Özne bağlamında arşivden düşünce ve hissiyat yorumlamanın ölçütü tuhaflık yoğunluğu. Tuhaflık çoksa, güldürmeyen gülünçlük havası oluşuyor, öznenin dile getirdiği sorun akla geliyor. Tuhaflık az veya hiç yoksa, olumlu bir hava oluşuyor ve merak uyandırıyor.

Hem Müslüman Hem Feminist Belgeseli

Öznenin Hayatına Konukluk

Röportaj veren öznelerin dikkati kamerada değil. Kameranın dışında kalan röportajcıyla muhataplar. Kamera, ikilinin yanındaki sessiz üçüncü kişi, özneyi daha iyi tanımaya çalışan şahıs, meraklı konuk gibi. “Özne gündelik hayatını deneyimlerken kamera da kendisini gizlice röntgenliyor,” tarzı yapmacıklıklar yok. Odağını özneden ayırmıyor. Özneyle ve bahsettikleriyle ilişkili şeylere dikkat kesilebiliyor. Kütüphanesine göz gezdirebiliyor. El hareketlerine ve ellerin çevresiyle etkileşimine odaklanabiliyor. Öznenin fiziki yolculuğunda ona eşlik edebiliyor. Özneleri daha iyi duymak veya görmek istercesine yerini değiştirebiliyor ya da hareketleniyor.

Kameranın konumu, bir iki yer hariç, kişisel alana fazla girmeyecek mesafede. Özneyi bulunduğu alanın içerisinde göstermeye gayret ediyor. Özne de kameraya karşı ilgisizliğini koruyor. Bu, özne ile seyirci arasında soğukluk yaratmıyor, yakınlık kurduruyor. İfadelerinden ibaret olmadıklarının bilinciyle, özenin de kendi hayatına, deneyimine, duygu ve düşüncesine sahip olduğu bu yolla hatırlatılıyor.

Yaşam Alanının Anlattıkları

Röportaj başlangıçları çeşitli: Ortak yaşam alanından özel alana geçiliyor. Özel alandan ortak yaşam alanına geçiliyor. Ortak yaşam alanı niteliğini koruyan özel alana geçiliyor. Doğrudan ortak yaşam alanında ya da sahipliği meçhul boş alanlarda başlanıyor. Röportaj aynı kişiyle farklı alanlarda sürdürülüyor. Aynı alan farklı açılardan çekiliyor… Belgeselde, her manasıyla, sıkıştırıldıkları dar alanlardan çıkarak mücadelelerini geniş alanlara taşıyan kadınlar var. Mücadele süreciyle değişen ruh hali görsel anlatıma yansıtılmış. Bunun için dar ve geniş alanın yarattığı psikolojik etkiden faydalanılmış. Mücadelenin zaman aralığı günümüze yaklaştıkça çekim alanı ferahlıyor. Dar alanlar da ferahlamadan nasibini alıyor. Bazı röportajlar merdivende ve nerede bittiği belirsiz duvar önlerinde gerçekleştirilmiş. Sadece kamera açısı değiştirerek, mekanın durağanlığına hareket, alanın darlığına ferahlık katılmış.

Röportaj yapılan alanlar da aynı çeşitlilikte: Özel alan. Kurumsal alan. Ortak yaşam alanı. İlk başta özel zannedilen ortak yaşam alanı. Özele mi yoksa ortağa mı ait olduğu anlaşılamayan mekan. Hiç kimsenin ve herkesin alanı açıklık… Belgeseldeki kadınlar hayatın farklı köşelerinden gelen, farklı kuşaklara mensup ve farklı bakış açılarına sahipler. Ama hepsi de, dışından veya içinden, ortak mücadelenin parçası. Özel alan ile ortak yaşam alanı arasındaki sınırların muğlaklaşması, hem o çeşitliliği hem de kaynaşmayı çağrıştırıyor. Özel ile ortak alan arasındaki çift yönlü etkileşim kendini iyiden iye hissettirdikçe kişisel ile kitlesel arasındaki ilişkiye bağlanıyor. Bu durum, öznelerin boş meydanı ortak yaşam alanına çevirmesiyle doruğa ulaşıyor.

Sıralamaktan Fazlasını Yapan Kurgu

Kurgu, birinin kaldığı yerden bir başkasının devralması formunda. Bir şeyi açıklamak, doğrulamak veya yanlışlamaktan ziyade, konuya dair bilgi havuzunu genişletmek ya da işin aslını kavratmak amaçlanmış.

Geçmişteki sorunlardan bahsediliyor, ardından arşiv görüntüleri geliyor; karşı çıkılan ve değiştirilmeye çalışılan şeylerin doğası netleştiriliyor. Birinin içsel yolculuğundan bir diğerinin sistemsel sorunlara dikkat çekmesine geçiliyor; kişisel arayışların neden ve nasıl kitlesel harekete dönüştüğü kavratılıyor. Birinin kütüphanesinden bir diğerinin kütüphanesine sıçranıyor; kişisel birikimin kitlesel birikimi beslemesi ve aralarındaki bağ pekiştiriliyor. Birinin cümlesi, bir diğerinin çaldığı piyano ve eylem görüntüleriyle tamamlanıyor; bahsedilen şeylerin ne sözde ne de özelde kalmayarak hayata aksetmesi sergileniyor. Aynı konuya dair farklı görüşler kıyaslanmadan sıralanıyor; ortak hareket içerisindeki farklı görüşlere, üretkenliğe ve çeşitliliğe dikkat çekiliyor.

Ellerin Anlattıkları

Hem Müslüman Hem Feminist Belgeseli İncelemesi

Röportaj veren kadınlar ne olursa olsun sakinliklerini muhafaza ederek kendilerini ifade ediyorlar. Elleri hariç. Eller… Kaybedilen yaşamı uğurluyorlar. Kolları kavuşturarak önündeki engelleri yarmaya veya kendini ve beraberindekileri savunmaya yarıyorlar. Sahibinin ifadelerine ekleme yapmak istermişçesine hareketleniyor, kadraja giriyorlar. Sahibini hayata ve mücadelesine bağlayan her türlü araç gereçle bütünleştiriyorlar. Kameranın üzerine özellikle odaklanmasını gerektirecek kadar dikkat çekiyorlar.

Eller, bazen ihtiyaç gereği, bazen istemeden eyleme geçerek, öznenin kendi adına sarf ettiği soyut ve somut emeğin, kendini var etme mücadelesinin “hatırlatıcı”sına dönüşüyor. Sakinlik ile hareket, aynı anda, aynı bedende, aynı etiketle tanımlanan kadınlar tarafından icra edilince, haklarındaki klişeleri tuzla buz ediyorlar.

Anlatımın Ruhuna Özel Terciler

Anlatımın genel tarzı açısından daha karmaşık gelebilecek iki sekans var. Biri, Derya Çok’un sözlerinin ardından Zeynep Uçar’ın piyano çalışına ve oradan da kadınların yer aldığı eylem görüntülerine geçiş. Diğeri, dörde bölünen ekranın sonunda teke düştüğü, farklı güzergahlardan yola çıkan dört farklı kadının aynı feminist eylemde buluşması.

İkisinde de var ettikleri kalabalığın içerisinde kaybolmayan kadınlar temasında. İlkinde, özne ile arşiv görüntüleri üst üste getirilerek bu bağ kurulmuş. İkincisinde, hikâyelerini bildiğimiz kadınların topluluğun bir parçası olduklarının verdiği güven var. Birey, bireylere kavuşuyor. Yaşam, yaşamlarla kaynaşıyor. Tek, diğer teklerin yarattığı çoğunluğa yöneliyor. Kişisel güçlenme yolculuğu başkalarını da güçlü kılıyor.

Kamera, yani sessiz üçüncü kişi de rolünü sürdürüyor. Piyano melodilerini merak ederek Zeynep Uçar’a yakınlaşıyor ve belki de dinlediklerinden yola çıkarak, eylemde varlık gösteren Uçar’ı düşünüyor. Mücadelelerini dinleyerek varoluşlarına yakınlaştığı öznelerin peşinden sürükleniyor, oluşturdukları kalabalığa şahitlik ediyor. Özne ve mücadelesiyle bir de o vesileyle bağ kuruyor.

Kütüphane: Yaşamdan Damıtılan Arayışın, Deneyimin, Bilgeliğin ve Bağın Simgesi

Hem Müslüman Hem Feminist Belgesel İncelemesi

Belgeselde meselenin varoluşsal yönüne her açıdan değiniliyor. Örneğin, Bahar Kılınç yaşadığı ikilemden ve bundan kurtulabilmek için verdiği mücadeleden bahsediyor. Kılınç’ın bahsettiği durum, hayatın hangi alanı olursa olsun kendi varoluş mücadelesini veren her kadına tanıdık gelecektir.

Kılınç’ın kişisel açıdan değindiği hususa Selma Şirin genel durumdan açıklık getiriyor. Şirin, sıra kadın varoluşuna gelince her konuda çeşitlilik gösteren yorumların tek tipleşmesine ve birbirlerine yakın şeylerin tekrarlamasına değiniyor. Kamera o esnada Şirin’in bahsettikleri ile kütüphane arasında bağ kurduruyor. İlk başta Şirin ile kütüphane arasında mesafe var ama aynı karedeler. Sıra kütüphaneyi yakından incelemeye gelince kamera kitaplara dikkat çekecek sakinlikte kullanılmış. Bütün bunlar kütüphaneye kendisiyle alakalı bambaşka bir kimlik kazandırmış. İtirazın, arayışın ve başvurulacak çeşitli kaynakların hatırlatıcısına dönüştürülmüş.

Ani bir kurgu sıçramasıyla Selma Şirin’in kütüphanesinden Zeynep Uçar’ın kütüphanesine geçilmesi, kütüphanenin temsiliyet alanını genişletiyor. Uçar’ın ifadeleri, Kılınç’la başlayıp Şirin’le devam edilen deneyim ve arayışın içselleştirilme aşaması gibi. Uçar ile kütüphanesi arasında kurulan ilişki bunu yansıtıyor. Kütüphanesi sahibinin tam arkasında. Kütüphanedeki çeşit çeşit kitaplar kişisel eşyalarla harmanlanmış; kendi düzeniyle var olan bir karmaşaya sahip. Meraklı kamera da buna dikkat çekiyor. Kütüphane vasıtasıyla, tek yaşama ne kadar bilgi, tecrübe, zenginlik ve çaba sığdırılabileceği hatırlatıyor.

Bir Varoluşun Güçlenme Yolculuğu

Hem Müslüman Hem Feminist belgeselinde, varlıkları nesneleştirilerek yorumlanmış kadınların öznel gerçekleri var. Belgesel ölümden yaşama, eski kuşaktan yeni kuşağa, farktan ortaklığa, deneyimden eyleme doğru seyrediyor. Bireyden bireylere, özelden genele ve geçmişten geleceğe doğru uzanan süreçlere değinilmiş. Bunların hepsi birbiriyle paralel ve bir bütün içerisinde sunulmuş. Her şeye öznelerinin varoluşu bağlamında açıklanıyor. Öznesi mücadelesinden, mücadelesi de öznesinden ayrı tutulmamış. Bireysel deneyimler kolektif deneyimlerin önüne geçmemiş. Kolektiflik içerisindeki bireysellik yok sayılmamış. Aynı isimle nitelenen hareket içerisindeki çeşitlilik göz ardı edilmemiş. Verilen çabaların yarattığı değişimlere odaklanılarak temel sorunlara dikkat çekilmiş. Müslüman Feminist hareket özelinden feminist mücadeleyi ve doğasını özetleyen bir yolculuğa çıkılmış.

NOT: Belgesel, 26 Mayıs 21:00 – 29 Mayıs 21:01 2021 tarihleri arasında, 40. İstanbul Film Festivali Ulusal Belgesel Yarışması kapsamında, çevrim içi gösterilecek. Online gösterim biletleri satışa sunulmuş durumda.

Peki ya sizler belgeseli izlediniz mi? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum üzerinden bizlerle paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Cemalettin Sipahioğlu

1986 İstanbul doğumlu. Bilimkurgu, korku ve fantastiği uzun süre televizyondan takip edebilmiştir. Ailesinden habersiz aldığı ucuz VCD oynatıcıyı saklayıp, onlar yokken kullanarak, bu konularda film açıklarını kapatmaya çalışmıştır. Edebiyata sonradan bulaşması; bilgisizliği; bilgisizlik de, "Raftaydı ve ben onu alıp okumadım zamanında." pişmanlıkları getirmiştir. Lem ile Küvette Bulunan Günce'yle tanışması; okumaya yeni başlayan biri için hem talih, hem de talihsizlik olmuştur. Film, kitap, animasyon, çizgi roman olsun; kendi sınırlı bilgisiyle, eserleri iç dinamikleri içinde değerlendirmeye çalışır.

Batman: Caped Crusader

Yeni Batman Animasyonu Duyuruldu: Caped Crusader için Hazırlanın!

Edebiyat Gerçekleri: Yazın Dünyasından 9 Tuhaf Bilgi

Edebiyat Dünyasının Derinliklerinden 9 İlginç Gerçek