in , ,

High Score İncelemesi: Bir Jeton Daha Alır mıydınız?

High Score incelemesi yayında. Netflix’in video oyunların geçmişine odaklanan 6 bölümlük belgeseli hakkında yorumlarımız sizlerle.

netflix high score inceleme

Netflix’in izleyiciyi geçmiş zamanlara davet eden belgeseli High Score incelemesi ile karşınızdayız. Klasik video oyunlarının arkasındaki isimlerle tanışmaya hazır olun!

“Hayır ağlamıyorum. Gözüme nostalji kaçtı.”

Şu anki çocuklar ve gençler bilmez ki 80’lerde ve 90’larda çocuk olanlar için video oyunlara erişmek biraz daha zordu. Yaşadığımız ülkenin şartlarını da göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Video oyun dediğimiz zaman anlamsızca bize bakan ebeveynlerimiz vardı. O yüzden eve konsol aldırmak imkansıza yakın bir olaydı. Şimdi ki gibi, “Bilgisayar alalım hem derste çalışırım,” gibi bir bahanemiz de yoktu. O yüzden 90’lardan itibaren yaygınlaşan atari salonları vardı ve ben de dahil mahallemizdeki her çocuk buraların müdavimiydi. Bu atari salonları haberlerde batakhane muamelesi görse de biz çocuklar için adete başka bir dünyaya açılan kapılardı.

O dönemin en popüler oyunu da Street Fighter 2’ydu. Çocukların az harçlıklarını yememiştir bu oyun. Bayramlarda parasını torpil, kız kaçıran vb. yatıran bir grup da vardı atari salonlarında bitiren bir grupta.

High Score İncelemesi Netflix Belgesel Oyun

İşte belgeselimizde açılışı atari salonları ile yapıyor. Tabii bunun orijinal ismi Arcade Salon. Bu furya ilk olarak Japonya’da başlıyor ve oradan tüm dünyaya adete bir Covid-19 gibi yayılıyor. Hatta durum Japonya’da öyle bir hal alıyor ki arcade makinalarda kullanılan 500 yen’lik madeni paralar piyasada zor bulunur halde geliyor.

High Score: Adeta Bir Yıldızlar Geçidi

Belgeselde birçok ünlü oyun yapımcısı ile tanışıyoruz. Şahsen ben Pac-Man oyununun yapımcısını görünce ayağa kalkıp alkışladım. Eşimin tuhaf bakışları sonrası yerime oturarak devam ettim izlemeye. Meşhur Pac-Man tasarımının sıradan bir pizzadan geldiğini öğrenince eminim çok şaşıracaksınız. Sonrasında efsanevi Nintedo’nun Messi’si olan adamla yani Shigeru Miyamoto’yla tanışıyoruz. Kendisi oyun dünyasına yön veren oyunları ile tanınır. Birini söylemem yeterli olur sanırım ne kadar ünlü olduğunu anlamak için: Mario Bros.

Japon yapımcılar dışında ABD’den de oyun yapımcıları ile tanışıyoruz. Yeni jenerasyonun ünlü isimlerinden John Romero ve meşhur Doom oyununun yapım sürecine göz atıyoruz. Şahsen 36 yaşında olan ben buraları ağzım açık seyrettim.

Bu yarı dâhi, yarı deli insanların video oyunları icat etmesini, geliştirmesini de görüyoruz. Nasıl düşündüklerini, nerelerden nasıl ilham aldıklarını ve asla vazgeçmemelerini izliyoruz.

Konsol Savaşları!

2020’de konsol savaşları olur da 1990’da olmaz mı? O zamanlar video oyun piyasasının neredeyse tamamı Nintendo’nun elindeydi. O yüzden piyasaya yeni bir oyuncu sürmek istediler. Bu oyuncu da efsanevi firma SEGA dan başkası değil.

High Score İncelemesi Netflix Belgesel Oyun

Sega’nın Nintendo’ya rakip olabilmesi, en azından ABD piyasasında lider olmak için ne yaptıklarını izliyoruz. Günümüz XBOX/PS mücadelesinin atası adeta. Ama Nintendo gibi bir deve rakip olmak kolay değil. Bazı fedakarlıklar gerekiyor.

E-Sporun Temelleri Atılıyor

İlk oyun müsabakaları da bu dönemde yapılıyor. Henüz o sıralar adı e-spor değil tabii ki. Henüz globalleşmemiş daha yerel yarışmalar düzenleniyor. ABD’de her eyaletten birinci olanlar New York’ta dünya şampiyonluğu için yarışıyorlar. İlk şampiyon olan da bir kadın. Şampiyonluğu kazandığı oyunun ismi Space Incaders. Bir uzaylı istilasından dünyayı kurtardığımız bir oyun.

High Score İncelemesi Netflix Belgesel Oyun

Sonraki video oyun turnuvalarında daha çok Mario Bros. ve Street Fighter 2 oynanıyor. Verilen sürede en yüksek skoru (High Score) turnuvayı kazanıyor. Çocukken bu konsollara bile sahip olamazken yaşıtlarımızın bir de turnuvalara katılıp kupa kazandıklarını görünce az da olsa hayatı sorguluyorsunuz.

Bir Jeton Daha?

Eğer sizin de 80’lerde veya 90’larda çocuk olmuşsanız ve video oyunlarıyla birazda olsa ilgilendiyseniz emin olun gözlerin yaşararak izleyeceksiniz. O zamanlarda oyuncu olmanın, oyun oynamanın zorluklarını tekrar hatırlayacaksınız. Kâh gülecek kâh hüzünleneceksiniz.

Şu an High Score belgeseli için toplamda sadece 1 sezon var ve yeni sezonlarının gelip gelmeyeceği belli değil. Belgeselin IMDb puanı bu yazı yazıldığı sırada 7,4. Ama dediğim gibi, azıcık dahi olsa video oyunlarla ilgiliyseniz bu puanı rahatlıkla 10’la çarpabilirsiniz.

Netflix Belgeseli

Charles Martinet’in anlatıcı koltuğuna oturduğu belgesel toplam 6 bölüm sürüyor. High Score’un bölüm sürelerinin uzunluğu ise 40 ila 50 dakika arasında değişiyor. Belgeselin yönetmenleri ise William Acks, France Costrel, Sam LaCroix ve Melissa Wood.

Bu yazıyı okuyan genç arkadaşlarıma da bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Bu belgesele bir şans verin ve eğer mümkünse anneniz ve babanızla seyredin. Onlara “adaptör sıcak” deyin. Onlar anlar.

Peki siz Netflix’in High Score adlı belgeselini izleme şansı buldunuz mu? Yapıma dair yorumlarınız neler? Görüşlerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

* * *

* The Toys That Made Us: Oyuncakların Hikâyesi

Oyla!

Okan Boynukısa

22 Temmuz 1984 Ankara doğumluyum. Bilişim sektöründe çalışıyorum. Okumak en büyük hobim. Buna şimdi de yazmayı ekledim. Sıkı bir Yüzüklerin Efendisi ve Star Wars hayranıyım. Ayrıca iyi bir PC ve PS4 oyuncusuyum.

5 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for master master dedi ki:

    ben de ilk iki bölümü izledikten sonra hemen bitmesin diye diğer bölümlerini izlemedim. çok keyifli bir günümde izleyeceğim.
    68 doğumlu biri olarak bu oyunların türkiyeye giriş ve yükselişini yakından takip edebilme şansım oldu. bu açıdan bakınca belgeseli seyrederken tam anlamıyla " gençliğim bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti" diyebilirim.
    85 yılında üniversitede okurken sakarya da bir arcade salonunda ilk defa tetris i gördüğüm günü asla unutamam mesela. arkada çalan kalinka müziği yukardan düşen tuhaf renkli şekillere “ulan bu da ne” diye bayağı bi bakakalmıştım.

  2. Avatar for Batuhan Batuhan dedi ki:

    Cidden çok güzel ama arada diğer şirketleri atlamışlar. Ünlü oyunlarında çoğunu atlamışlar bu biraz üzücü ama umarım devamı gelir. Anlatılan hikayelerden bir çoğu 1-2 yıldır youtube da yabancı ve hatta türkçe olarak anlatılıyor zaten. Oyun hikayeleri oyun belgeselleri olarak ama netflix ile beraber bunun daha geniş bir kitleye ulaşmasını takdir ettim.

  3. Avatar for erdemozkir erdemozkir dedi ki:

    Ben henüz ilk 2 bölümü izledim ama özellikle teknoseyir.com’da yoğun eşcinsellik propagandası olan bölümleri olduğu tartışıldı.

  4. Avatar for Sevki_Can Sevki_Can dedi ki:

    İlk yayınlandığında bir kaç bölüm izlemiştim ben de bir oyun sever olarak. Ama yine Netflix işin içine etmeyi başarmış. Güzelim konuyu darmaduman etmişler. Kardeşim tamam anladık dizi, film içine koyman gereken bir öge olabilir, bizim de bir sıkıntımız olan konular değil, ama her bölüme, her sahneye koyup olay örgüsünü tamamen değiştirmeyin, asıl anlatılandan kaymayın. Ben anlamıyorum ters psikoloji yaparak insanları daha çok bişeylere karşıt mı yapmaya çalışıyorlar. İlginç…

  5. Avatar for Bay_Karamsar Bay_Karamsar dedi ki:

    Uyarı: Mesaj uzadıkça, belgeselin yarattığı toz pembemsi video oyun dünyası imajına karşı hoşnutsuzluk artmaktadır.

    Oyun dünyasına yabancıların oldukça keyif alacağı bir iş.

    Oyun dünyasını takip edenler içinse, yani, yeni bilgi yok. Video Oyun dünyasının ortaya çıkışı ve sektörün temellerini atan gelişmeler eğlenceli biçimde sunulmuş.

    Oyun dünyasına az çok aşina olup, gündemini takip edenler için “eski güzel ve masum zamanlar” kalıbında, bir tür hafıza tazeleme.

    Video oyun dünyasının geçmişini ve bugünkü durumunu dikkate alınca, belgeselde çizilen pembe tablo epeyi bir asap bozabilir.

    Bu bir drama belgesel. Derin bilgiler vermeyi, ufku genişletmeyi dert etmiyor. “Video Oyun Dünyası” diye bir diyardan toparlanan ikâyecikler eğlenceli biçimde kurgulanmış.

    Belgeselde, Video Oyun Dünyası’na dair toz pembe bir imaj çiziliyor. Günümüz oyun sektörünü düşününce, belgesel fazla naif, bir hayli de yanıltıcı geldi. Evet, bahsettiği dönem ve olaylar doğru. Ama Video Oyun Dünyası hem o dönemde hem de günümüzde farklı bir dünya ve kapsayıcılık konusun diğer sektörler kadar kapsayıcı.

    Bu tutum, video oyunu merkezli belgesellerin çoğunda karşılaşılabilir bir tutum. Ya bu belgeseldeki gibi her şeyin toz pembe göründüğü emekleme dönemine odaklanılıyor ya da günümüze odaklanınca madalyonun sempatik/olumlu yüzünü gösteriyorlar. Video Oyun Dünyası’nın trendlerini, oyuncuların genel nabzını, sektörün yönelimlerini düşününce bir hayli niş veya kıyıda köşede kalan şeyler parlatılıyor.

    Örneğin, Indie Game The Movie (2012) belgeseli. Fez’in yapımcısı Phil Fish’in çektiği sıkıntılar anlatılır. Belgeselin sonunda Fish hak ettiği mutlu sona ulaşır. Gönülleri ısıtan bir mutlu söndür
    Ancak, şimdiye kadar imptal edilen Fez 2’dan ve Fish’in sektöre ve oyunculara dair hayal kırıklığından bahseden belgesele rastlamadım. Ha, olsaydı nasıl sunulacağını üç aşağı beş yukarı tahmin edebiliyorum. Atari: Game Over belgeselinde örneği var. E.T. oyunuyla Atari firmasını batırmakla itham edilen Howard Scott Warshaw’ın hikâyesi anlatılır. “Sektör o zamanlar öyleymiş işte. Warshaw, gençliğine de güvenerek, kısıtlı zaman aralığında yapabildiğini yapmış. Hem zaten gömülen tek oyun onun ki de değilmiş. Warshaw incinmiş ama sonunda toparlamış işte. Olan olmuş, ne yapalım.” ayarındadır. Fez’i yapan Phil Fish’in video oyun dünyasına dair görüşlerini içeren belgesel yapılsa, “Olmuş işte. Büyütmeye gerek yok. Hem, Fish gayet de hayatına devam ediyor. Hayat işte. Oyuna devam.” ayarında olurdu.

    Frag (2008) gibi, günümüz oyun dünyasının nahoş yönlerine dikkat çeken işler pek rastkanmıyor.

    Video Oyun dünyasına yabancı insanlar yaptığı için midir, sektörün günümüzdeki halinden olumlu bir şey çıkarmanın güç olmasından mıdır, video oyun dünyasına dair belgeseller aynı iyimserci tonda, aynı dönemleri ve niş yönleri sunmakta.

    Bunun dört sebebi var. Birincisi, konu edinilen dönem. İkincisi, sektörün var oluş dinamikleri yerine, video oyun dünyasında kendine yer bulabilmiş insanların hikâyelerine odaklanılması. Üçüncüsü, zorluklara ve engellere rağmen buna değildiği vurgusu. Dördüncüsü, bağlamın, video oyun dünyasının kapsayıcı ve eşitlikçi bir sektör/uğraş olduğu vurgusu.

    Saydıklarımı bu belgesel özelinden örneklersem:

    En ibretlik hikâyeler bile, örneğin E.T. Video Game gibi, allem edilip kallem edilip, “Yaşandı ama olsun, ne yapalım, Video Oyun Dünyası yine de şahane, değil mi, ha, değil mi?” tonunda sunulmuş.

    Belgeseldeki birkaç kişiyi saymazsak (Nintendo’nun avukatı gibi), herkesin oyuncu ya da yapımcı fark etmeksizin bir şekilde sıra dışı veya da ona yakın. Video Oyun Dünyası haberlere konu olunsa da bazı karakterlerine aşina olunulsa da çoğunluğun yabancısı olduğu bir dünya. Belgeselde, o dünyaya ilgi duymuşları, o dünyadan gelenleri göstermek ve yaptıklarını, başarılarını, duygu düşüncelerini anlattırmak, o dünyaya yabancı herkes için büyülü ve etkileyici gelecektir zaten. Belgeselde hikâyesne yer verilenler elektonik geekleri, egzantrik dahiler, zeki girişimciler, adanmış programcılar, tutku projelerinin peşine takılanlar, masa üstü rol yapma tutkunları, belli bir konuda başarılı olmak istemişler, farklı cinsel kimlik, cinsel yönelim ve etnik kökenden vs. sıradan dünyanın dışında tutulan ve sıra dışı gelen ama öyle veya böyle bizden insanlar.

    Belgesel boyunca, umutlarından, motivasyonlarının kaynağından, çabalarından, eylemlerinin etkilerinden ve bunların kendileri için ne ifade ettiğinden bahsediliyor. Belgeselin ana başlığı Video Oyun Dünyası olabilir. Belgeselin alt başlıklarıysa video oyun dünyasında kendilerine yer bulabilmişler.

    İlk başta, ne sakıncası var, denilebilir. Ve evet, sakıncası yok. Hatta video oyun dünyasının imajı için harika bile. Sorun da bu zaten, fazla harika.

    Günümüz video oyun dünyasında kronik sorunları, skandalları, sevimsiz icraatları düşünelim:

    Oyun geliştiricilerini sağlıksız şartlarda, stres altında çalışmaya zorlayan ve iyice yıpratan “crunch culture”. Oyun tamamlanınca yaşanan toplu istifalar. Firmalardaki taciz, mobbing olayları. Oyuncuları devamlı para harcamaya iten “sürpriz kutu”, “eşya satımı” gibi oyun içi ekonomi. Oyun için ödemelere teşvik eden oyun tasarımları. Büyük firmaların vergi kaçırarak kazanç elde etmesi. Reklam gelirleri kesilmesin diye oyunlara yüksek puan veren eleştirmenler. Gamergate gibi skandallar. Herhangi bir şeye tetiklenerek ölüm tehditleri savuran toksit oyuncular. Çok oyunculu rekabetçi oyunlardaki toksit ortam. Ceo’ya milyon dolar verirken küçülmeye giderek çalışan çıkartmak ve bu sayede yılı kârlı bitirmek. Animal Crossing gibi şiddet içermeyen online oyunların oyuncularının Grand Theft Auto Online oyuncularından daha saldırgan olabilmesi. Season Pass , DLC satmak için oyunların eksik çıkartılması. Tamamlanmamış oyunların çıkartılması. Oyuncuların birbirini tutmayan eylemleri…

    Bu ve daha fazlasını düşündükçe, bu ve bununla aynı toz pembeliğe sahip belgeseller canımı iyice sıkıyor. Özel bir dönemin özel bir alanından özel mi özel kısımlar seçilerek, günümüzle bağdaştırılan ama gerçeği tamı tamına yansıtmayan bir hikâye sunuluyor.

Amin Maalouf Yeni Romanı Nos frères inattendus

Amin Maalouf Yeni Romanı Nos frères inattendus ile Geliyor

Blizzard Türkiye Fiyatlandırması

Blizzard, Fiyat Politikası Nedeniyle Türkiye’deki Oyunculardan Tepki Çekiyor