in ,

Hyperion İncelemesi: Zaman Mezarları Vadisi’nde, Shrike Herkesi Bekler

Hyperion incelemesi sizlerle. Dan Simmons’ın Hugo ve Locus ödüllü bilimkurgu kitabı ile galaksiler arası bir maceraya hazırlanın.

Hyperion İncelemesi Dan Simmons

Hyperion incelemesi sizlerle. Amerikalı bilimkurgu yazarı Dan Simmons imzalı eser 1990 yılında Hugo Ödülü alan; galaksilerin arasında notaların fırtınalara eşlik ettiği yakut ve kanla sarmalanmış bir uzay operası.

1970’lerde küçük bir kasabada öğretmenlik yapan Dan Simmons zamanla öğrencilerine öykü anlatmaya başladı. Hyperion’un ilk temelleri de böylece atılmış oldu. 1989 yılında yayınlanan Hyperion, 1990 yılında En İyi Roman dalında Hugo ve Locus En iyi Bilimkurgu Roman ödülünü alarak adını geniş kitlelere duyurdu.

Yazarın 1989 yılında başlayan Hyperion serisi yazım süreci 1997 yılında son buldu. 1990 yılında ilk kitap ödülleri göğüslerken ikinci kitap olan The Fall of Hyperion kitabı da raflardaki yerini aldı. Serinin üçüncü kitabı Endymion’un gelmesi ise altı sene sürdü. Fakat serinin takipçileri neyse ki ertesi sene çok beklemeden The Rise of Endymion ismiyle yayınlanan son kitaba da kavuştu. 1997 yılında tamamlanan seri sonunda 2021 yılında ülkemizde de yayınlanarak bilimkurgu okurlarını heyecanlandırdı.

Ülkemizde ilk olarak Artemis Yayınları etiketiyle “Terör” kitabı yayınlanmış ve sonrasında zamanın çukurlarında yok olmaya terk edilmiş olsa da; özellikle bilimkurgu, korku, gerilim alanlarında önemli başarılara imza atmış Simmons, Pegasus Yayınları aracılığıyla raflarda kendisine yer bulabildi. Yaprak Onur tarafından dilimize çevrilen Hyperion’un editörlüğünü Kemal Küçükgedik, düzeltisini de Mustafa Erdoğan yaptı. Yazarın yine Pegasus Yayınları’ndan yayınlanmış “Kâbus” adında bir romanı daha bulunuyor.

Hyperion’a geri dönersek özellikle kapak tasarımına değinmeden geçemeyeceğiz. Dark Crayon imzalı Lehçe yayınlanan kitaplarda kullanılan kapak tasarımının kullanılması gerçekten yerinde bir seçim olmuş. Hem seriyi güzel yansıtması hem de çarpıcı olması açısından dikkat çekiyor. En üzücü yanı ise bu özenli ve etkileyici kapak görselinin ciltli yerine karton kapak kullanılarak raflarda yer alması diyebiliriz. Okuyucuların ciltli ve kutulu hayallerinin gerçek olup olmayacağını gelecek günler gösterecek.

Hyperion Ne Anlatıyor?

Kitabın konusuna geçmeden Hyperion’un yapısından bahsedelim. Kitap gerek ilerleyiş gerekse yazarın dili bakımından oldukça zor bir yapıya sahip. Kitabın yapısı, alışkın olmayan bazı okuyucuları zorlayacağı gibi çeviri sürecine dair de biraz ipucu veriyor. Oldukça yorucu başlayan fakat bir noktadan sonra gözünüzü bile kırpmadan okumak isteseniz dahi zorlanacağınız bir kitap uyarısını da yapalım. Sakince ve sindirerek okunması gereken bir eser olduğunu belirtelim.

Hakimiyet’in kontrolünün dışında, galaksinin çok ötesinde Hyperion adlı bir gezegen vardır. Bu topraklarda kimisinin ölümüne taptığı, kimisinin ondan saklandığı, kimisinin de yok etmeye çalıştığı yüzlerce yansıyan yüzü olan Shrike adında bir yaratık vardır. Öyle ki; onun metalik tıkırtısı duyulduğunda kalpler durur, nefesler kesilir ve kan kırmızı kürelerin dehşeti insanın aklını başından alır ya da…

Uzayın derinliklerinde, Hyperion’un göklerinde ve ötesinde kıyamet kopmak üzeredir ve bu keşmekeşin içinde yedi hacı son bir yolculuk için Hyperion’a doğru yola koyulur. Her birinin farklı bir hikâyesi, her birinin yolculuk için farklı bir nedeni ve her birinin korkunç bir sırrı vardır. Şiirlerle süslenmiş bu yolculukta heyecanla çevrilen sayfaların sesi Shrike’ın tıkırtısını çağrıştırırken sessiz olun. Zaman Mezarları Vadisi’nde, Shrike herkesi bekler…

Yazının bundan sonrası kitabın konusu, karakterleri ve temel hatlarıyla hacıların hikâyelerini içereceğinden sürprizbozan içerebilir. Mümkün olan en yüzeysel şekilde değinmeye çalışsak da bu konuda hassas olanları uyaralım.

Hyperion - Dan Simmons

Hyperion: Zamanın ilerisinde ve gerisinde başlayan bir hac yolculuğu

Bir rahip, bir asker, bir şair, bir âlim, bir dedektif, bir şövalye, bir konsolos. İçlerinden birisi ajan, birisi kayıp. Bazısının son şansı, bazısının son umudu. Hepsinin bir sırrı var ve içlerinden birisi belki de insanlığın kaderini belirleyecek. Geçmiş ve gelecek, birden çok zaman çizgisinde yedi farklı hikâye…

Rahibin Hikâyesi: Tanrı Diye Yakaran Adam

“O rahat havasıyla dedi ki ‘Duyun,

Tanrı böyle istedi, başlıyor oyun.

Şimdi oyalanmadan yola çıkalım fakat

Kulağınız bende olsun, dinleyin beni pür dikkat.’

Söylevini tatlı bir gülümsemeyle bitirdi,

Ve şimdi anlatacağım hikâyesine girdi.”

Lenar Hoyt, Katolik Pacem dünyasında doğup büyümüş bir adamdır. Henüz unvanına yeni kavuşmuş genç bir rahipken ilk dünya dışı görevi onun hac yolculuğuna dâhil olmasının neden olur. Görevi; Cizvit Pederi Paul Duré’ye Hyperion’da çekileceği sessiz inzivasına kadar eşlik etmektir. Peder Duré, Hyperion’un alev ormanlarıyla çevrili Kanat Platosu’nda Bikuralar adında yaşayan, efsanelerde yer almış bir toplumun peşine düşer. Duré’nin bu yolculuğu sırasında yaşadıkları ve keşfi, Lenar Hoyt’un onun günlüğünü bulup okumasıyla ilginç bir hâl alır. Hoyt, orada Shrike ile karşılaşarak hac yolculuğunun da bir üyesi olur.

Askerin Hikâyesi: Savaş Âşıkları

Fedmahn Kassad, Agincourt Savaşı sırasında hayatının geri kalanını arayarak geçireceği bir kadınla karşılaşır. Cesetler domino taşları gibi devrilirken Kassad bir anda kendisini savaşın dışında, düşman askerini kovalarken bulur. Boğuşmayla sonuçlanan kovalama bir anda ortaya çıkan gizemli bir kadının varlığıyla yön değiştirir. Kadına karşı duyduğu çekim ve şehvet, cinselliğin ön planda olduğu ve sonunda yine Acı’nın Lordu Shrike’ın ortaya çıkmasıyla Kassad’ı hac yolcularının bir parçası haline getirir.

Şairin Hikâyesi: Hyperion Dizeleri

Martin Silenus iflah olmaz bir küfürbazdır. Eski Dünya’da doğan fakat annesi tarafından yüz altmış yedi yıl borç-zamanla ayrılacağı bir geziye kendi isteği dışında gönderilince hayatının seyri değişir. Şair olarak eğitim alan Silenus, bu yolculuktan büyük bir darbe alarak uyanır ve uyandığında konuşabildiği sözcükler sadece dokuz kelimeden ibarettir. Annesinin aldığı önlemlere rağmen fakir biri olarak bu yeni hayata dokuz kelimeyle alışmaya çalışır. Bu talihsizlik bile onun şiir yazmasına mani olmaz. Zihninde oluşturdukları kelimeler geri döndüğünde nihayet aktarılabilir hale gelir. İşte Martin Silenus bu noktadan sonra bir de güzel bir dayak yer. Tam bu esnada Helenda adında bir kadın şiirlerini okuyarak onun üne kavuşmasını sağlar. Olaylar şair için enteresan bir şekilde ilerlemeye devam ederken yolu Hüzünlü Kral Billy’e kadar uzanır. Burada sonunda Shrike’ın da dâhil olacağı o yarım kalan en önemli şiirini yazar.

Âlimin Hikâyesi: Lethe Nehri’nin Tadı Acı

Yahudi bir profesör olan Sol Weintraub ve eşi Sarai kızları Rachel’in doğmasıyla mükemmele yakın bir hayat yaşamaya başlarlar. Rachel büyüyüp arkeolog olunca Hyperion’a Zaman Mezarları Vadisi’ne giderek araştırma yapmaya başlar. Bu araştırması sırasında yaşanılan gizemli bir olay sonucunda rahatsızlanır. Rachel’in rahatsızlığı Sol Weintraub ve eşi Sarai’ı perişan eder. Yıllar süren mücadelenin sonuna gelen Weintraub sonunda kızı Rachel’ı da alarak rüyalarına giren Shrike’a doğru hac yolculuğuna katılmaya karar verir. Yaşadığı bu sancılı süreç boyunca çoğunca girdiği derin sorgulamalar oldukça düşündürücü.

Dedektifin Hikâyesi: Uzun Veda

Brawne Lamia bir özel dedektiftir. Johnny adında bir adamın ofisine girmesiyle amansız bir kovalamacanın içinde bulur kendisini. Johnny, TeknoÇekirdek tarafından üretilmiştir. Kendisinin öldürüldüğünü düşünerek dedektifin onu kimin öldürdüğünü bulmasını ister.

Bu noktadan sonra detaylara daha fazla girerek dedektifin hikâyesinin tadını kaçırmak istemeyiz ama işin ucunun yine Shrike’a çıktığını bilmenizde fayda var.

Konsolosun Hikâyesi: Siri’yi Hatırlamak

Konsolos, Siri ve Merin’in geçmişini anlatarak başlar kendi hac yolculuğunun hikâyesine. Bir yandan da Konsolos olma yolunda da emin adımlarla ilerler. Hakimiyet’in işleyiş biçimi, askeri yönü biraz daha oturur böylece okuyucunun zihninde.

Hyperion - Dan Simmons

Yolun sonu: Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete…

Hikâyeler bir bir anlatılırken yolculuğun da sonu gelmiş olur. Dan Simmons’ın anlatım tarzı oldukça değişken. Bazen tanrısal bakış açısıyla, bazen birinci tekil şahıs anlatımla bazen de anlatıcı olarak yer alıyor. Neredeyse her tarz anlatımın örneklerini içeren bir eser Hyperion. Bazen bu açıdan yorucu olsa da aynı zamanda farklı tatlar alınmasına da neden oluyor. Kesinlikle tekdüze olmayan, onlarca bilinmezin ve karmaşanın galakside kol gezdiği, evrenin yüzlerce yıl sonraki uzun, bir o kadar da karışık tasarıma sahip.

Hyperion, engin kurgusuyla Hugo ödülünü tartışmasız hak ediyor. Bilimkurgu denildiğinde insanın aklında köklü bir yer edinen, unutulması güç bir kitap. Özellikle türe aşina olanları tatmin edecek bir eser.

Hakimiyet’in detaylarına, Gaspçılara, savaşlara ve daha bir çok detaya değinmedik. Ana hatlarıyla karakterlerin kimliklerini belirterek hikâyelerin can alıcı noktalarından kaçınarak etraflarından dolandık. Her bir hacının yolunun Shrike ile kesişmesinin mutlaka bir anlamı var fakat bundan bahsetmeyeceğiz.

Çeviri ve Yapısal Bütünlük

Hyperion’un tekinsiz dünyasına, Hakimiyet’in yönetim biçimine alışmak biraz zaman alabilir. Özellikle yazarın kendine has sözcüklerine alışmak biraz sancılı. Tam burada ilk sayfalarda yer alan sözlüğün faydasından bahsetmesek olmaz. Kitabın içerisinde arada sırada bakmanız veya okurun çözmesi gereken yerler de mevcut. Sözlük kısmındaki kelimelerin kalın punto kullanılarak yazılması daha iyi olabilirdi. Geriye dönüp bakmak istediğinizde kelimeleri kolayca bulmak açısından daha faydalı olurdu. Yine de sözlüğün en sonda olup da sürprizbozan tehlikesi ile her an gerilmenin önüne geçilmesi ve ilk otuz sayfadan sonra bu sözlüğe gerek olmaması da rahatlatıcı.

Yazar evrenine ait yarattığı sözcüklerle sizi ilk başta bombardıman altında bıraksa da en heyecanlı yerde sözlük karıştırmaktan böylece kurtarmış oluyor. Bu sebeple de ilk sayfalar biraz yorucu gelebilir. Bu yoğun okuma deneyimine rağmen bittiğinde Hyperion her cümlesiyle ödülü sonuna kadar hak etmiş diye düşüneceksiniz.

İşte tam da bu noktada yayın ekibi bir alkışı hak ediyor. Neredeyse hatasız bir çeviri ve editörlük ortaya konulmuş. Böyle bir kitapta daha çok hata beklense de üstünde ne kadar titiz çalışıldığı belli oluyor.

Kitabın sonunda çoğu sorunun cevabı ve bilinmeyen gittikçe kafamızı karıştırıp merakımızı arttırıyor fakat maalesef çoğu yanıt ikinci kitaba kalıyor. Sonraki macerayı beklerken siz rüyalarınızı Shrike’tan arındırmaya bakın.

Peki ya sizler Hyperion’u nasıl buldunuz? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Agape Khaven

Fantastik, gotik, korku ve bilimkurgu okumayı sevmekle birlikte yorumlamak da en zevk aldığı şeydir. Okuduğu kitaplardaki özellikle düzelti hatalarıyla başı derttedir. Boş zamanlarında cadılık yaparak hak edenleri kurbağaya dönüştürür.

16 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for abkaen abkaen dedi ki:

    Sözlük kısmında size katılıyorum. Onun dışında güzel bir inceleme olmuş. Elinize sağlık. Benim en çok beğendiğim hikaye Dure’nin ve Kassad’ın hikayesi oldu. Gerçi çoğu hikayesi muazzam ama en çok o ikisini beğendim.
    @Waxillium kitabın ismi de tıpkı Dune gibi bir gezegenden geliyor. Bunun haricinde tıpkı Şeyh Hulud’a tapanlar gibi Shrike’a tapanlar da var. Bunun haricinde hikayeler vs pek benzemiyor ama yine de okumanızı öneririm.

  2. Avatar for HamdemitAbi HamdemitAbi dedi ki:

    Benim de en beğendiğim hikaye ilkiydi. Kitaptan bağımsız olarak da çok güçlü buldum. Lovecraft’tan ziyade Joseph Conrad tadı aldığımdan muhtemelen.

  3. Avatar for Howl Howl dedi ki:

    Beni en çok kitabın şiir ve şair temaları etkiledi. Dedektifin Hikayesinde bahsi geçen John Keats aynı zamanda seriye ilham olan The Fall of Hyperion’nun yazarı. Ve Kitaptaki dedektifin ismi Brawne Lamia: gerçekte yaşamış olan Keats’in sevdiği kadının adı Fanny Brawne ile yine onun bir eseri olan Lamia dan geliyor.

  4. Avatar for Agape Agape dedi ki:

    Aslına bakarsanız arkadaşlar çağrışımlara girdiğimiz noktada inceleme hakikaten 47 sayfa sürebilirdi. :joy: @Bay_Karamsar

    Ben daha çok spoiler olabilecek şeyleri okumak isteyenler de olursa diye etrafından dolanıp merak uyandırmak ve aynı zamanda da az çok okuyucu fikir edinsin istedim.

    Oysa @YaprakOnur ve @Everfever tek kitapta bir araya gelince “Aha, hataları dan dan diye yazarım.” diye düşünüp heyecanlamış olsam da buruk bir sevinç yaşadım. :buyucu:

    Yine de cadının gözünden kaçmaz. Birkaç tane buldum. :face_with_hand_over_mouth:

    Kitap hakkında spoiler. Öylesine bakmak için bile açmayın. Okumayanlar için keyif kaçırır.

    Bu arada kitapta hain uyarısı yapıldığı anda Konsolos’un hain olduğunu anladım. Buna bir çeşit öngörü diyebiliriz. En sevdiğim hikâye ise sanırım rahibinkiydi.

  5. Avatar for Everfever Everfever dedi ki:

    Yayına hazırlayanlar olarak biz teşekkür ederiz :slight_smile:

Söyleyeceklerin mi var? Forum'a gelip sohbete katıl.

11 cevap daha var.

Polisiye İstanbul Öykü Kitabı

Polisiye İstanbul Öykü Kitabı Çıktı: Kara Hafta İstanbul Yarışması’nda Dereceye Girenler Bir Arada

Dino Buzzati - Colombre Alıntıları

Kafkaesk Yazar Dino Buzzati’nin Colombre Eserinden 10 Alıntı