Feminist Teori: Josephine Donovan’ın Merceğinden Feminist Hareket

Feminist literatüre eşsiz bir katkı sunan Josephine Donovan'dan, hareketin öncülerinden tutun da, kadın kimliğinin kurgusuna kadar oldukça kapsamlı bir kaynak. Donovan'ın "Feminist Teori" kitabı hakkında konuştuk.

Rıhtım okurlarının karşısına çıkmak için bu kez kurgu dışı bir kitap seçtik. Biliyoruz ki bilimkurgu ve fantastik alanında okuduğumuz kitapların büyük bir kısmı erkek yazarlar tarafından kaleme alınmış. Ancak sayıca az da olsa kadın yazarların da yazdığı ve türün kilometre taşlarını oluşturan eserler de yer almakta. Bu, erkeklerin bütün bunlar için çok daha yetenekli olduğu anlamına mı gelir peki? Eskiden bu ihtimale dair güçlü inançlar beslense de artık bu konunun çok daha karmaşık ve derin olduğu biliyoruz.

Peki neden bu kurgu kitapların kadın yazarlarını anarken genelde onları nitelemek için kullandıklarımızdan biri oluyor feminist mefhumu? Fantastik, bilimkurgu, genel olarak kurgu alanının önemli eserlerini yaratmış olan Ursula K. Le Guin, Virginia Woolf, Charlotte Brontë, Octavia E. Butler, Margaret Atwood, Mary Shelley, James Tiptree Jr. ve Doris Lessing gibi yazarların hem bu camiada kendilerine yer edinmek için ne gibi zorluklarla karşılaştıklarına hem de yarattıkları dünyalarda yeniden kurguladıkları cinsiyet ilişkilerinde neye dayandıklarını daha iyi anlayabilmek ve onları belki de daha iyi okuyabilmek için kulak vermemiz gereken hareketlerden biri kuşkusuz ki feminizm hareketi.

“Birey, aklı içinde tanrısal bir kıvılcım barındırır; bu kişinin vicdanıdır.”

Feminizm, ne yazık ki günlük dilde içi en yanlış doldurulan kavramlardan yalnızca biri. Hatta bu yanlış anlamlandırmalar öylesine sistematik ve tehlikeli boyutlara vardı ki dilimize femi-nazi diye bir söylem bile yerleşti. Böylesi ihmallerin nelerden kaynaklandığı veya daha büyük çapta ne gibi sorunlara yol açabileceği başka bir yazının konusu. Ancak tam da bu noktada değinmeden geçemeyeceğimiz husus, bu gibi içlerini gerçekliğe uygun olmayan fikirlerle doldurduğumuz kavramların; toplumun esas gerçekliklerini görmemize engel olduğu ve mevcut durumun norm kabul edilip sorgulanmaya gerek duyulmadığı bir ortama sebep olduğudur.

Feminizm, çok sesli ve ivmesi öngörülemeyen bir politikadır.

İzlediği yolda doğrular ve yanlışlar tüm düşün alanlarında olduğu gibi bir arada yol alır. İnceleyeceğimiz kitaba geçmeden önce doğrularıyla yanlışlarını etraflıca konuşmaktansa en azından nedir, ne değildir bir girizgâh fena olmayacaktır.

Resmi başlangıcı 17. yüzyıl başlarına dayanan feminist hareket, ilk olarak kadınların da erkekler kadar yurttaş olduğunu ve erkeklerin sahip oldukları haklar kadar haklarının olması gerektiği talebiyle başlar. Ancak sonra dalgalara ayrılıp tek sorunun yalnızca kâğıt üzerinde tanınan veya tanınmayan yasanın değil; yasama kurumunun işleme mekanizmasında olduğunun farkındalığıyla gelişerek ilerledi.

Bugüne gelene dek pek çok farklı açıklama ve öneriyi bünyesinde barındıran ve gittikçe daha da farklı bakış açılarını bünyesinde taşımaya başlayan feminizm, temelde biyolojik cinsiyet farklılığına dayandırılan kültürel cinsiyetçi ayrımcılıkların tümüyle topyekûn bir mücadele anlamına gelir. Bu mücadele bir yandan Amerika’da olduğu gibi daha pratik alanlarda sürdürülürken diğer yandan da kıta Avrupası ülkelerinde olduğu gibi kuramsal ve daha çok disiplinlerarası çalışmalarla yürütülüyor. Yüzyıllardır süregelen cinsiyetler arası ayrım olgusunun nedenlerinin neler olabileceğini ve bunun giderilmesi yolunda nasıl politikalar izlenebileceğine sistematik bir biçimde farklı yorumlar getiren feminist politika, bu bağlamdan bakıldığında aynı zamanda bir siyaset felsefesi olarak da kabul edilebilir.

GÖZ ATIN  Ijon Tichy'nin Hatıraları: Gelecekbilim Kongresi

İçinde, sistemde baskı gören taraf olması hasebiyle pozitif ayrımcılığı destekleyen veya dişilikle özdeşleştirilen bazı değerlere dönüşü savunan görüşlere sahip filozoflar olsa da bu yalnızca işlevsel bir öneri olup, kadının erkeğe karşı üstünlüğünü alenen ilan eden hiçbir imaya zemin hazırlamamaktadır.

Feminist Teori Kitabı Üzerine

Bu kısa açıklamalardan sonra gelelim incelemenin konusu olan Feminist Teori kitabına. Kitabın içeriğiyle ilgili ayrıntılı bilgilere geçmeden önce, kitabı feminist yazına kazandıran Josephine Donovan’dan bahsetmek daha yerinde olur. Bir İngiliz Edebiyatı profesörü olan Amerikalı feminist Donovan Maine Üniversitesi’nde hayvan etiği, erken dönem ve Amerikan kadın edebiyatı, feminist teori ve eleştiri alanında halen çalışmalarını sürdürüyor. Yazdığı ve derlediği pek çok eserin arasında, alana yaptığı katkılarla en çok anılan kitabı orijinal adıyla Feminist Theory: The Intellectual Traditions adlı çalışması olmuştur. Kitabın hem içerik bakımından oldukça geniş bir yelpazeyi kapsayarak doyurucu bir niteliğe sahipken hem de anlaşılabilirlik düzeyi olarak gayet makul bir seviyede kaldığı göz önünde bulundurulursa yakaladığı bu başarı şaşırtıcı olmayacaktır.

“Feminist toplumsal reform teorisi, kadınların kamusal alana mutlaka girmeleri ve oy kullanmaları gerektiğini, çünkü politikanın çürümüş (eril) dünyasının arıtılması için kadınların ahlaki bakış açılarına ihtiyaç olduğunu söylemektedir.”

Öyle ki alana katkıları yine tartışılmaz olan Judith Butler ve Geneive Lloyd gibi isimlerin yazdıkları hacmen daha küçük olmasına rağmen okuma ve sindirme konusunda biraz daha fazla dikkat ve zamana ihtiyaç doğuruyorken Donovan’ın kaleminden böylesi dolu bir konuya bu kadar akıcı bir dille maruz kalmak gerçekten inanılmaz bir kolaylık sunuyor.

Gelelim Kitabın İçeriğine

Genel olarak Aydınlanma sonrası daha çok yasal haklar temeli liberal feminizmden başlayarak hareketteki gelişmeleri biraz tarihsel, biraz da konu bütünlüğünü dikkate alarak aktarıyor yazar. Kronolojik gelişimi izlese de ona katı bir şekilde bağlı kalmayıp gerek duyulan yerlerde ileri geri sıçramalarla, o süreçteki anlam dünyasını bütün bir noktalarıyla vermeye çalışıyor. Böylelikle gerek duyulan yerlerde dönüş yapılan, hareketin kilometre taşlarını oluşturan Nancy Chodorow, Shulamith Firestone, Margaret Fuller, Heidi Hartmann gibi hareketin öncü isimleri bu tekrarlar sayesinde sık sık anımsamak durumunda kalıyoruz.

“Bir cinsin diğerinin üzerinde üstünlük kurması kendi içinde yanlış olmaktan öte insanlığın gelişiminin önündeki en büyük engeldir.”

İlk bölüm Aydınlanma düşüncesi ve Newtoncu paradigmanın açımlanmasıyla başlıyor. Principa Mathematica (1687) adlı eseriyle Newton, dönemin düşünce sistemini neredeyse tüm ayrıntılarıyla ortaya koyarak her şeyin basit, matematiksel sistemlere indirgenebilir olduğu fikrine dayanır. Bu sisteme eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmaya çalıştığımızda sanayi devrimi ve onunla birlikte yükselen erkek şövenizmi daha görünür olacaktır. Yükselen akılcılıkla erkeğin özdeşleştirilip kadının akıl-dışına hapsedilip dolayısıyla eve, özel alana hapsedildiği dönem oldukça paralel seyreder. Yurttaşlık hakları için açıkça mücadele eden Locke’un Second Treaties of Government (1690) doğal haklar doktrini ve hemen hemen aynı döneme denk gelen Bağımsızlık Bildirisi’nde bahsedilen insanın mal sahibi erkek olduğu da son derece açıktır.

GÖZ ATIN  İlban Ertem'in Büyülü Dünyasından Tefrikalar: "Üç Hikâye" Raflarda!

Ve eleştiriler başlar

Daha sonra gelecek olan feminist filozoflar tarafından Batılı beyaz kadını ölçüt olarak almakla suçlanacak olan ilk dalga da bu dönemde başlar. Daha çok evliliğe karşı getirilen eleştiriler ve kadının ancak bir erkek üzerinden vatandaşlık hakkına sahip olmasına dikkat çekilmek istenmiştir. Her ne kadar daha sonra radikaller tarafından ılımlılıkla eleştirilecek olsa da; zamanına göre oldukça radikal söylemlerde bulunan Mary Wollstonecraft da bu dönemin filozoflarındandır. Biz onu daha çok, Frankenstein (1818)’ın yazarı Mary Shelley’in annesi olarak biliyoruz.

“Birçok kadın, fizikçi olacakken, bir çiftlik yönetecekken, bir dükkan idare edecekken ve müstakil çalışarak dimdik duracakken, duygusallık ve utanç yüklenerek, hoşnutsuzluk kurbanı olarak hayatını boşa harcamıştır.”

Mary Wollstonecraft

İkinci Dalga

İlk dönemin tutumunu tek yanlı bir bakış olarak gören eleştirel söylemin de yükselmesiyle, feminist hareketin tarihinde ikinci dalga olarak anılan; ancak Donovan’ın bu adlandırmayı uygun bulmadığı için kullanmayı tercih etmediği daha radikal bir tavır benimseyen feministlerin sayısı daha da artıyor. Dişil değerlerin öne çıkarıldığı anaerkil bir kültürel perspektif geliştiren filozoflar arasında Margaret Fuller, The Woman’s Bible’ın yazarı Elisabeth Cady Stanton ve sitemizde The Yellow Wallpaper (1892) eserini incelediğimiz Charlotte Perkins Gilman da yer almakta. Bu dönemde daha çok kadın bedeni üzerine kurulan tahakküme ve bedenleri üzerinde kendi söz söyleme haklarının olduğuna odaklanılıyor. Özel olanın da politik olduğu şiarında birleşiyor.

Dönemin Ayırt Edici Özellikleri

Bu dönemin ayırt edici özelliklerinden biri ilk dalganın tek tip kadın algısına yönelik güçlü bir eleştirisini içermesi ve kadın meselesini ırkçılık, emperyalizm ve kapitalizm gibi çeşitli toplumsal olgularla bir arada irdeleyerek bu sömürü biçimlerinin birbirlerinden ayrılamayacağını öne sürüyor olmasıdır. Hareket artık psikanaliz ve felsefe gibi diğer bilimlerle sentezleniyor ve güçlü kuramlarla meselenin analiz edilmeye çalışılıyor.  Virginia Woolf, Betty Friedan, Kate Millet ve Simone de Beavoir gibi isimler bu dönem içerisinde konuşlananlardan yalnızca birkaçı.

“Engels ütopik görüşünü Marx’daki gibi geleceğe değil, tarih öncesi anaerkilliğe yansıtır.”

Dalga olarak anmaktan kaçınıyor

Donovan, harekette bahsedilen bu düşünsel sıçrayışların arasındaki ayrımın çok keskin olmadığını ve karşıt oldukları noktalarda bile birbirlerine temelden bağlı oldukları vurgusunu yaparak bu dönemleri ‘dalga’ olarak anmaktan kaçınsa da bu iki düşünsel arka planın üzerine inşa edilen ve hareketin tarihinde üçüncü dalga olarak tabir edilen bir dönem izler. Bu son kırılma gerçekten de feminist hareketin içerisinde çok sesliliğin en belirgin olduğu ve çok fazla kuramın veya düşünürün yeniden okunduğu gerçekten de çok renkli bir dönemdir. Post-modernizm ve post-yapısalcılığın da etkisiyle perspektif farklılıklarının epeyce fazlalaştığı dönemin temel söylemlerinden biri ikinci dalga olarak andığımız dönemde geliştirilen kuramları, özcü bir yapıya sahip olduğu gerekçesiyle eleştiriyor. Önceki dönemin dişiliği yücelten yaklaşımının aksine; dişilik öncesi, cinsiyet öncesi bir deneyim mümkün olup olmadığını, olduysa da bundan sonra tekrar ne yollarla tesis edileceğinin sorgulamalarına eğilir.

GÖZ ATIN  Dönüşüm Hastanesi: Savaşın Hastane Duvarındaki Akisleri

Rebecca Walker, Leslie Heywood, Judith Butler ve Amy Richart gibi isimlerin de katkıda bulunduğu ve artık çok daha dağınık ve farklı bakış açılarını içeren hareketi Donovan, hareketin başlangıcı ve gelişiminin doyurucu aktarımının ardından, yeniden okunan felsefeler ve düşünürler üzerinden ayrı bölümlerde tek tek ele alıp derlemiş. Böylelikle okurlarına, o sahada filizlenen bir düşüncenin nasıl başlayıp nasıl ilerlediğinin bütünlüklü bir okumasını sunuyor. Marksizm, Freudculuk ve Varoluşçuluk gibi önemli düşünce sistemleriyle feminist felsefenin hangi noktalarda çakışıp hangi meselelerde ayrıldığını keyifli bir okuma deneyimiyle öğrenmiş oluyoruz Feminist Teori ile birlikte.

“Küreselleşme, 20. yüzyıl sonu ve 21. yüzyıl başının birincil ekonomik hareketidir. Küreselleşme terimi, 1989’da soğuk savaşın bitmesinden ve Berlin Duvarı’nın, Komünist Doğu Avrupa’nın ve Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonraki serbest piyasa kapitalizminin ulusaşırı yayılmasına işaret eder.”

Feminist Felsefenin Son Dönem Gelişmeleri

Elbette iki dünya savaşı atlatmış yorgun bir dünyanın tüm disiplinlerde olduğu gibi beşeri bilimlerde de kendini gösterdi. Diğer krizlerle cinsiyet sorunun ilişkilerine yoğunlaşıldı. Donovan kitabı bitirirken bu feminist felsefedeki bu son dönem gelişmelere de değinmeden geçmiyor. Alandaki belki de en genç ama en heyecan uyandıran yaklaşımlardan biri olan ekofeminizmi de okurlarına aktarıp kapanışı onunla yapıyor. Vandana Shiva’nın öncülüğünü ettiği bu feminist duruş, Aydınlanma sonrası şekillenen Kartezyen Akıl’ın yarattığı ben ve ben-olmayan düalizminin, Bacon’ın Akıl’ı doğaya hükmetmekle bağdaştıran felsefesinin neticesinde hükmedilen doğa ile kadının sömürü nesnesi haline getirilişinin arasında kuvvetli bir ilişki olduğu vurgusunu yapıyor.

Josephine Donovan

Ardından Hindistan’da ağaçlara sarılarak doğayı koruyan Chipko Hareketi’nden bahsediyor. Son sayfaları çevirirken Donovan içimize filizlenmesi için birkaç umut tohumu ekmeyi de ihmal etmiyor.

Feminist Teori tabii ki yalnızca bunlardan ibaret olmayan 404 sayfalık derinlikli bir çalışma.

Bahsi geçen her yaklaşıma özgün ve etkileyici katkılarda bulunan birçok isim var. 1985 yılında literatüre kazandırılan kitap daha önce de bahsedildiği gibi ne Judith Butler kadar zor bir okuma süreci sunuyor; ne de pek çok okur tarafından eleştirilen Bell Hooks kadar yüzeyinde kalıyor anlattıklarının. Bu konuyla ilgili okuma yapmak isteyenlerin ilk başvurmaları gereken kaynaklardan bile sayılabilir.

Her ne kadar belli bir alt yapı okunurluluğunu hafifletecek olsa da başlangıç için seçilmesinde de bir sakınca yok gibi duruyor. İletişim Yayınları etiketiyle 1997 yılında dilimize kazandırılan eserin böylesi keyifli bir okuma sunmasında çevirmenlerinin payı büyük. Aksu Bora, Meltem Ağduk Gevrek ve Fevziye Sayılan’a kucak dolusu sevgiler!

Daha güzel ve daha eşit bir dünya için sömürünün yalnızca cinsiyetçi değil, her türlü biçimine sanatla karşı çıkmaya devam eden tüm okurlara keyifli okumalar diliyoruz.

Üst Görsel İllüstrasyonu: Shehzil Malik

Okumayı ve yazmayı öğrendiğimden beri bir şeyler yazıyorum. Daha çok da okuyorum. Sosyoloji okuduğum için inceleme alanım bu dünyanın insanları olsa da ilgi alanım başka dünyalar olduğu için artık MSGSÜ Felsefe Bölümü'nde yüksek lisans öğrencisiyim. Bir Bellatrix, Auri kadar olmasa da ben de pek buralardan sayılmam zaten.

Feminist Teori: Josephine Donovan’ın Merceğinden Feminist Hareket için 2 yorum

  1. Sizin incelemelerinize bayılıyorum. Bu kitabı da alışveriş sepetime ekliyorum.


  2. Çok teşekkür ediyorum, çok naziksiniz :pray:t3: umarım keyifli bir okuma olur sizin için de.


Feminist Teori: Josephine Donovan’ın Merceğinden Feminist Hareket

Feminist literatüre eşsiz bir katkı sunan Josephine Donovan’dan, hareketin öncülerinden tutun da, kadın kimliğinin kurgusuna kadar oldukça kapsamlı bir kaynak. Donovan’ın “Feminist Teori” kitabı hakkında konuştuk.

 

 

Başa dönün
Daha fazla Edebiyat, İnceleme
Baker Sokağı’ndaki Diğer Dedektif: Sexton Blake

Bugün sizleri Sherlock Holmes'ün kapı komşusu Sexton Blake ile tanıştıracağız. Polisiye edebiyata 100 yılı aşkın...

Kapat