Kale: Antoine de Saint-Exupéry’nin Küçük Prensi Krallığını Devralıyor

Antoine de Saint-Exupéry, Türkiye dahil birçok ülkede Küçük Prens kitabıyla ünlü oldu. Ancak kuşkusuz bu değerli yazarın edebi külliyatında çok kıymetli parçalar vardı. Dedalus Kitap'tan yayımlanan "Kale" de onlardan biri. Exupery’nin düşünce dünyasını aydınlatan kitap, insanı ve insanlığı bir kale gibi yeniden inşa ediyor.

“Seni kim inşa etti?” 

Böylesi derin ve yükte de pahada da ağır bir kitabı hakkını vererek anlayıp anlatabilmek için öncelikle dönemin ve yazarının içerisinde bulunduğu koşulların en belirleyici olan birkaçına değinmek gerek. Exupéry, 1900 yılının 29 Haziran’ında, Fransa’nın Lyon kentinde dünyaya geldi. Savaşlarla geçen bir yüzyılın sonu ve aynı zamanda yine pek çok savaşa ev sahipliği yapacak olan yeni bir yüzyılın başıydı. Dünya pek çok acı yaşamıştı ve daha pek çoğu da yaşanacaktı. Günümüzde yaşadığımız toplumsal, ekonomik, siyasal sorunların kökleri Exupéry’nin doğumuyla kapanan yüzyılda atılmıştı. Doğduktan sadece birkaç sene sonra babasını kaybetti ve henüz 14 yaşındayken ise I. Dünya Savaşı patlak verdi, 25 yıl sonraysa ikincisi. Evet, aydınlanmanın da doğduğu topraklarda doğmuştu belki ama o da bu ilerlemenin yol açtığı modern birey arketipindeki histerik bir özellik olan tanrının yerine insanı koymadan yapamadı. Exupéry, bu aydınlanmanın ortaya çıkardığı uygar toplumların ilk uygar insanlarındandı. Orta Çağ’a karanlık nitelemesini yakıştırıp kurulan bu yeni toplumun temellerinin sermaye ve bilime ile atılacak olması sonraları, sarsılması pek uzun süreceğe benzeyen kapitalizmin de ilk nüvelerini oluşturacaktır. Emeğin fütursuzca kullanılıp sömürülmeye başlanmasına ve bunu takriben gelen kanlı tarihe tanıklık eden pek çok uygar insan gibi o da kendi içerisinde çetin etik savaşlar vermiş ve yaşadığı bu değer karmaşalarından kendine bir ideal insan oluşturmaya çalışmıştır.

“Yasaklıyorum sorgulamayı! Susuzluğu gideren bir yanıt bulamayacağımızı bildiğimiz halde eşeleyip durmayı! Sorgulayan kişinin aradığı, her şeyden çok dipsiz bir uçurumdur.” 

Dönemin aristokrat ailelerinden gelen Exupéry, 12 yaşında içine düşen pilot olma isteğini denizcilik ve mimarlık fakültelerine girerek epey erteledi. 21 yaşında orduya çağrıldıktan sonra denediği birkaç işte daha tutunamadı ve o sıralarda yazmaya başladı. Ancak 26 yaşında isteğini gerçekleştirip uçmaya başladığında, bu deneyimlerini aktardığı Güney Postasını kaleme aldı. 35 yaşındayken uçağında meydana gelen bir arıza sonucunda zorunlu iniş yaptığı Tunus’ta, dört gün sonunda bir Bedevi tarafından bulununcaya dek çölün ortasında kaybolduğunu sandığı zorlu bir süreç yaşamak zorunda kaldı. Sağlık durumu elverişsiz olmasına rağmen ülkesinin Alman askerleri tarafından işgal edildiği II. Dünya Savaşı’nda da görev aldı. Aralarında pek çoğumuzun severek okumuş olduğu Küçük Prens de dahil olmak üzere, yayımlandığında ilgi çekecek birkaç kitap yazdı. Bunların yanında bir de İspanya İç Savaşı’nda muhabirlik yaptı.

1944 yılında Akdeniz açıklarına çakılan uçağı ancak milenyumda bulunan Fransız hava pilotu, şair kimliğine de sahipse de, genelde düzyazı metinleriyle anılır. Bunlardan en bilineniyse su götürmez bir şekilde Küçük Prens olan yazarın Kale adlı eseri onun her zaman gölgesinde kalmıştır ve o gölgede kalmaya da muktedirdir kanımca. Exupéry, bunca karmaşa ve kavganın etkilerinden kendini kalemiyle azat edebilmeyi dileyenlerdendir.

“Barış inşa etmek, tüm sürünün uyuyabileceği kadar geniş bir ahır inşa etmek anlamına gelir. Hiç kimsenin bavullarını dışarıda bırakmak zorunda kalmayacağı kadar büyük bir saray inşa etmek demektir. İnsanları içeri sığdırabilmek için budamak söz konusu olamaz. Barış inşa etmek, arzularının tüm enginliği içinde insanları hoş karşılayabilecek kadar büyük bir çoban mantosu olan Tanrı’yı elde etmek anlamına gelir.” 

Kale’de de bu kargaşa içinde arzulanan barışın ve ideal düzenin merdivenlerini döşer yazar, barışı veya düzeni halkına direkt vermeyen bir kral vardır burada. Anlatıcı, babasını kaybedip başa geçmek zorunda olan bir çöl prensidir. Sanki Küçük Prens’in büyüyüp de devraldığı bir krallıktır karşımızdaki. Exupéry, ilmek ilmek işlemiştir bu ideal insanlardan oluşan ideal düzenin gerekliliklerini. Prensin ele aldığı değerlere her açıdan bakma gayesiyle düşündüklerini art arda okumak bazen büyük çelişkilere sürüklese de bu çoklu bakış zorlayıcı olmanın yanınca ilk alıntının aksine oldukça sorgulayıcı da.

Zaten kitabının bütününün derin bir sorgulama sürecinden çıktığını da anlıyoruz yaşadığımız okuma deneyimi boyunca. Açıkçası kitaba başlarken insanı yeni baştan inşa eden bu kalenin kurgusal bir düzeyde beni karşılayacağından emindim neredeyse. Beni neyin böyle bir düşünceye sevk ettiğini bilmemekle beraber karşımda kafkaesk bir dönem ve toplum eleştirisi bekliyordum. Dolayısıyla tahmin ettiğimden biraz daha zorlayıcı oldu 672 sayfalık bir düşünce kitabının sayfaları arasında kaybolmak. İçerik oldukça ilgi çekiciydi elbet ancak üsluba alışmam biraz zaman aldı. Bir de nedense bu tarz kitaplarda, o mutlak doğrulara sahipmişçesine kullanılan iddialı ben dili, kitapla arama biraz daha mesafe koyuyor. Bu kitabın veya yazarın belki de etkileyiciliği artırmak adına giriştiği, çoğu zaman da hedefine ulaşan bir yöntem ancak ben nedense bir türlü alışamadım. Bu minvalde kitabın hitabeti Dinle Küçük Adam ile Böyle Buyurdu Zerdüşt arasında bir yerlerdeydi. Wilhelm Reich’in söylediklerine harfiyen katılmama rağmen kullandığı o üstten dile tahammül etmekte oldukça zorlanmıştım. Kaldı ki o kısacık deneyimin yanında Kale, okura çok daha uzun soluklu bir yolculuk sunuyor. Üslup, Reich’inki kadar didaktik olmasa da Exupéry’nin felsefesi Nietzsche’nin Zerdüşt’ü kadar derin.

“Yürüyüştür ilkin önemli olan çünkü varış noktaları yalnızca görünüş ve keyfi basamaklardan ibarettir ve vardığında nereye gideceğini bilemezsin. Dağın şu zirvesinin ötesinde dağın başka bir zirvesi vardır.” 

Nietzsche, Doğu öğretilerinin Batı felsefesine en güzel yansımalarından biridir kuşkusuz. Gözlerimizi Doğu’da şöyle bir gezdirdiğimizde bütün öğretilerden yol imgesinin nasıl da fışkırdığını fark etmek çok zaman almaz. Exupéry’nin Kale’sinde de satırlar boyunca sizi davet eden bir yol vardır. Ancak Nietzsche’nin aksine bu yol tanrıyı öldürmez, aksine onunla var olur ve devam ettikçe onu da yeniden var eder. Yol tanrıdır onun dünyayı anlamlandırmasında ve tanrı vardır. Önemli olan varmak değildir, nihai olan tek eylem -e doğru gitmektir.  Yol, tanrı öyle olmasını istediği için değil, yalnızca var olduğu için vardır. Sadece yol değil, kitapta daha pek çok imge ve metafor vardır. Exupéry’nin uzun çöl yolculuğunda sanki günlerce ona eşlik eder gibi hissederiz kitap boyunca. Sürekli birbirleriyle çelişen düşünceler okurken biraz zorlayıcı olabilir ancak kitap nihayete ererken bütün çelişkilerin nasıl da yaşamın kendisinden doğup yine onda son bulduğunu yaşayarak deneyimliyoruz biz de.

Kale’yi anlatmak değil, benim nezdimde ondan bahsetmek mümkün yalnızca. Büyümüş ve artık babasının yerine geçecek prensin babasının söylediklerine sık sık dönerek iş bölümünden erdeme, aşktan kıskançlığa, fedakarlıktan görev bilincine pek çok konu hakkında düşünürken beyninin kıvrımları içerisinde dolanıyoruz sanki.  

Prens kitap boyunca bir başkalaşımdan bahseder. Geniş bir pencereden tüm kitaba yayılan bu başkalaşımı mercek altına aldığımızda, onu Nietzsche’nin sürü insanının özgür insana dönüşümüyle kolayca eşleştirebiliriz. Ancak Exupéry, varoluşçuluğun karamsar atmosferine sahip olmadığından kitapta trajik insana rastlamayız. Onun tanrısı her şeyi daha katlanılır hale getirmiş ve bu uzun ve karanlık tünelin sonunda da ulaşabileceği bir ışık vermiştir tüm insanlığa.

“Oysa hayat olandır. Tıpkı bir ağaç gibi. Kök, dala dönüşmek için tohumu bulmanın aracı değildir. Kök, tohum ve dal aynı gerçekleşme eylemidir.” 

Nikos Kazancakis ve Jean Paul Sartre’ın ağaç imgelemlerinden sonra beni en çok etkileyen kullanımlardan biri de ağacın Kale’deki yansıması oldu. Birçok kitapta varoluşu anlamlandırabilmenin yegane yolu ağaç mitinden ilerlese de bu her zaman başarılı bir sonuç vermez. Yine de ağacın o yaşlı sert kabuğunun altında yaşam soluyan gövdesine sık sık dokunulur yazın dünyasında. Buna karar vermek haddime olmasa da en başarılısı Zorba’nın bir ağaçtan yola çıkarak tanımladığı varoluş tasarısıdır benim gözümde hâlâ. 

Sadede gelmek gerekirse Kale, kolay bir okuma vadetmeyen ancak okumayı da işkence haline getirecek bir anlatıya sahip olmayan bir metin. Benim için mükemmel bir kitap değildi ama yazılan her şeyi ağzım açık hayranlıkla okumasam da çoğu kısmı dalıp düşündüren bir okuma serüveniydi. Beni en çok rahatsız edense Exupéry’nin kullanmaktan bir türlü vazgeçmediği eril dildi. Bazı yerleri okumaya devam etmek için kendimi epey zorlamam gerekti. Bu öfkeme küçük bir örnek vermek gerekirse:

“Kazanılan zamanın imgesi geldi aklıma, çünkü sordum: ‘Ne uğruna?’ Öteki yanıtladı: ‘Kültür uğruna’ Sanki kültür boşluğu doldurabilirmiş gibi. Sonra çocuklarını emziren şu kadın, evini temizliyor ve elbiselerini dikiyor. Hizmetten azat edilirse, emzirecek çocukları olmadan, parlatacak evi olmadan, dikilen çamaşırlar olmadan kalacaktır.” 

Her ne kadar sonrasında ilahi bir gayeye bağlıyor görünse de kitap boyunca bahsedilen insanın eril niteliklere sahip olması ve kadınlığın ise toplumsal cinsiyet farklılıkları üzerinden tanımlanıp kabul edilen kadınlık rollerini yeniden üretmesi oldukça rahatsız edici. Tabii dönemin ağır şartlarının,  aydınlarına bu konu üzerinde düşünme fırsatı tanımamış olması böylesi söylemleri bir derece daha görmezden gelmemizi sağlayabiliyor. 

Baskıya gelirsek Dedalus Kitap yine çok iyi iş çıkarmış. İlkay Atay’ın çevirisiyse bu düşünsel anlamda yoğun metnin su gibi akmasını sağlıyor. Çevirmenin Kale’yi daha anlamlı kılan önsözünün de yer aldığı kitap yayına Baran Güzel tarafından hazırlanmış. Küçük Prens’in de alt metninin daha iyi okunmasını kolaylaştıran bu her satırından Exupéry’nin dehasının okunduğu kitabı bizlerle buluşturduğu için Dedalus Kitap’a teşekkür ediyor ve yazarın iyi bir toplum gözlemcisi de olduğunu gözler önüne seren bir alıntıyla incelememizi noktalıyoruz:

“Kitle, dedi babam, birey imgesinden nefret eder çünkü kitle ölçüsüzdür, tüm anlamları bir kerede tüketiverir ve yaratıcı teşebbüsü iptal eder. Bireyin sürüyü ezmesi muhakkak ki kötüdür fakat orada büyük bir kötülük arama: asıl kölelik, sürü bireyi ezdiği zaman ortaya çıkar.”

Okumayı ve yazmayı öğrendiğimden beri bir şeyler yazıyorum. Daha çok da okuyorum. Sosyoloji okuduğum için inceleme alanım bu dünyanın insanları olsa da ilgi alanım başka dünyalar olduğu için artık MSGSÜ Felsefe Bölümü'nde yüksek lisans öğrencisiyim. Bir Bellatrix, Auri kadar olmasa da ben de pek buralardan sayılmam zaten.

Kale: Antoine de Saint-Exupéry’nin Küçük Prensi Krallığını Devralıyor

Antoine de Saint-Exupéry, Türkiye dahil birçok ülkede Küçük Prens kitabıyla ünlü oldu. Ancak kuşkusuz bu değerli yazarın edebi külliyatında çok kıymetli parçalar vardı. Dedalus Kitap’tan yayımlanan “Kale” de onlardan biri. Exupery’nin düşünce dünyasını aydınlatan kitap, insanı ve insanlığı bir kale gibi yeniden inşa ediyor.

Başa dönün