in ,

Kan Varsa İncelemesi: Hikâye Patrondur, Stephen King de Öyle

Kan Varsa incelemesi sizlerle. Stephen King’in Türkçedeki yeni kitabını çevirisinden editörlüğüne, tüm detaylarıyla değerlendirdik. Kral okuru yine karanlık sokaklara davet ediyor.

Kan Varsa İncelemesi Stephen King

Kan Varsa (If It Bleeds), Stepen King’in Türkçede yayımlanmış son kitabı. Korkunun Kralı, 73 yaşında olmasına rağmen hâlâ yazmayı sürdürüyor, Altın Kitaplar da bu harika kitapları biz okurlarına ulaştırmaya devam ediyor. Kan Varsa incelemesi ile karşınızdayız.

Yazarımız, bu sefer bir roman değil öykü kitabı sundu okurlarına.

King’in hikâye anlatma sanatına ne denli saygı duyduğunu bilmeyen yok sanırım. Onun için biçimin bir önemi yok. 514.827 kelimelik Mahşer (The Stand) de onun hikâye anlatma tutkusunu tatmin ediyor, 27.143 kelimelik Elevation (henüz Türkçede yayımlanmadı) da. O hep hikâyenin peşinden gidiyor.

Zihninde uyanan sahneyi anlatırken onu bir türle kısıtlamadığı için birçok romancının tercih etmediği öykü türüne de sadakatini sunuyor King. Amacı sadece para kazanmak olsaydı o harika hikâyeleri hep tuğla gibi romanlarla bize sunardı. Örneğin Rita Hayworth’u Seven Adam’ı (Rita Hayworth and Shawshank Redemption) uzun bir roman şeklinde görmeye, Andy Dufresne ve Red’i daha yakından tanımaya kimsenin itirazı olacağını sanmıyorum.

Çok sevdiği yazar Alfred Bester gibi, Stephen King için de “hikâye patrondur”. Önce senaryo olarak yazılan Yüzyılın Fırtınası’nı (Storm of the Century) kimi senaryo ifadelerine sadık kalarak kitaba dönüştüren Kral, o hikâyenin roman olmak istediğini söylemiştir.

Ve bazı hikâyeler de öykü olmak ister. Bütün yazın hayatı boyunca belirli aralıklarla, öykü olmak isteyen hikâyeleri yakalayıp kitaplaştırır yazarımız. Bu kitaplarda kimi zaman yirmiye yakın veya daha fazla öykü vardır, kimi zaman sadece dört öykü.

İlk yayınladığı (1978) öykü kitabı Hayaletin Garip Huyları’nda (Night Shift) yirmi muhteşem kısa öykü; son yayınladığı (2020) Kan Varsa’da ise dört harika uzun öykü vardır.

Örneğin o binlerce sayfalık romanlarının hiçbiri bana Bırakanlar Şirketi’nden (Hayaletin Garip Huyları kitabında) aldığım tadı vermez. Solunum Metodu’nu okurken duyduğum dehşeti (Kuşku Mevsimi kitabında) hala unutamıyorum. Dolan’ın Cadillac Arabası (Rüyalar ve Karabasanlar 1) öyküsündeki çıldırtan merak duygusu ve 1922’yi (Zifiri Karanlık, Yıldızsız Gece) okurkenki hissettiğim suçluluk…

Sinema için bir maden olan bu öykü kitaplarındaki çoğu macera iyi filmlere dönüşmüştür. Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption), Gizli Pencere (Secret Window), Öldüren Sis (The Mist) ve 1408 bunlardan birkaçı.

Özetle King’in öyküleri birer hazinedir, yükte hafif pahada ağır birer mücevherdirler.

Kan Varsa Haber de Vardır – İnceleme

If It Bleeds - Stephen King Uyarlama Film

Yurt dışında yayımlandıktan bir yıl sonra Türkçede okuma şansı bulduğumuz Kan Varsa dört uzun öyküden oluşuyor (Türkçe baskıda içindekiler kısmı olmadığı için öykülerin başlangıç sayfalarını da yazacağım):

  1. Bay Harrigan’ın Telefonu (5. sayfa)
  2. Chuck’ın Hayatı (95. sayfa)
  3. Kan Varsa (159. sayfa)
  4. Sıçan (341. Sayfa)

Keyfinizi kaçırmadan her öyküye dair izlenimlerimi aktaracağım:

Bay Harrigan’ın Telefonu

Bay Harrigan, emeklilik günlerini sakin bir kasabada geçirmek isteyen çok zengin ve yaşlı bir iş adamıdır. Bir gün kiliseye gittiğinde İncil’den metinleri iyi bir tonlamayla okuyan on üç on dört yaşlarındaki Craig’i görür ve ondan ücret karşılığı kendisine kitap okumasını ve evdeki ufak tefek işleri halletmesini ister. Bay Harrigan, verdiği paraya ek olarak zaman zaman Craig’e kazı kazan hediye eder. Bir gün bu kazı kazanların birine yüklü bir para çıkar ve Craig, eski kafalı yaşlı arkadaşına bir iPhone satın alır. Başlarda bu hediyeden hoşlanmayan Bay Harrigan, bilgiye bu denli hızlı erişebilmenin büyüsüne kapılır ve Craig’e bu hediye için çok minnettar kalır.

Öykü buraya kadar bile, King’in karakter yaratmadaki eşsiz yeteneği sayesinde çok zevkli bir okuma sağlıyor ama yazarımız durmuyor ve bu minnettarlığı olağanın ötesine taşıyor. Bir çocukla yaşlı bir adam arasındaki dostluk telefonlar sayesinde uzun bir süre devam ediyor.

King iPhone gibi ikonik bir markanın doğduğu tarihleri anıp geçmişi ve şimdiyi birbirine bağlıyor. Kendisi de bir hayli yaşlanan King’in bu “gençleri kavrama” çabası son eserlerinde iyice belirginleşiyor. Zaten öykü kişileri de bu kuşak farkı üzerine kurulmuş bana kalırsa. Craig, Bay Harrigan’a derin bir saygı ve güven; Bay Harrigan ise Craig’in genç zihnine hayranlık ve onun iyi yüreğine kendince bir sevecenlik duyuyor.

King’in bize anlattığı birçok hikâyede olduğu gibi bu öyküde de korku öğesi birçok okurun “bu muymuş” diyeceği kadar sıradan. Ama öykü kişileri öyle iyi kurulmuş ki Craig’in duyduğu dehşeti yakından hissediyorsunuz.

Ve Bay Harrigan’ın nüfuzunu kullanarak Craig’in sorunlarını çözdüğünü düşünüyorsanız, çok fena yanılıyorsunuz. Sahi, telefonlar orada da çekiyor mu?

Chuck’ın Hayatı

Üç perdeden oluşan öyküde Chuck’ın hayatının evrelerini okuyoruz. Üçüncü perde ile başlayıp birinci perde ile bitiyor. Böylece Chuck’ın hayatının hangi kısımlarını ne sırayla okuyacağımızı anlıyoruz. Üçüncü perdeyle müthiş bir şekilde başlıyor öykü. Apokaliptik bir dünya tasviri sunuluyor: Birçok kuş ve balık türü ölüyor, depremler oluyor, şehirler suya gömülüyor, yollar çöküyor, internet kesiliyor, her yerde yangınlar, felaketler oluyor.

Biz Marty Anderson’ın eşliğinde dolaşıyoruz bu yavaş yavaş ölen dünyayı. Marty bu felaketlerle mücadelesini verirken sürekli bir afişle karşılaşıyor. Afişte muhasebeciye benzer bir adam masada oturuyor ve altında “39 HARİKA YIL! TEŞEKKÜRLER CHUCK!” yazıyor. Okur olarak karşımıza çıkan bu garip ilana anlam veremiyoruz. Açıkçası hikâyenin sonu nereye varacak diye sayfaları hızla çevirdim. Mahşer’i (The Stand) yazmış birinin bu hikâyeyi nasıl sonlandıracağını merak ediyordum. Hiç beklemediğim bir şekilde bitti. Beklentimi karşılamadığı hissiyle bir süre cebelleştikten sonra bu sonun daha insani bir yere dokunduğunu anladım ve öyküye yeni bir bakışla baktım.

Harika anlar, anılarla bezenmiş güzel bir hayat Chuck’ınki. Onu çabucak sevecek, özdeşleşeceksiniz. Onu sevdikçe başına gelenlere daha çok üzüleceksiniz.

Burada da bahsedildiği üzere King sadece “korku”yla sınıflandırabileceğimiz hikâyeler anlatmıyor. O bizi olağan dışı olaylar ve kişilerle değil sıradan insanların, bize yakın insanların başından geçenlerle korkutuyor ve şaşırtıyor.

Kan Varsa - Stephen King

Kan Varsa

Gelelim kitaba adını veren öyküye. Kan Varsa kitaptaki en uzun öykü (180 sayfa). Kendi başına bir roman bile olabilir. Ama King onu bu kitaba bir novella (uzun öykü) olarak eklemeyi uygun görmüş.

King’i tanıyanlar onun yarattığı bazı karakterlerden vazgeçemediğini fark etmiştir. Pennywise, Peder Callahan, Ted Brautigan, Randall Flagg, Dick Holloran gibi birçok karakter birden fazla kitapta karşımıza çıkar.

King’in yeni favorisi ise Holly Gibney. Terry Gross’la yaptığı görüşmede ona duyduğu hayranlığı saklayamıyor:

“Her şeyden önce, Holly’yi çok sevdiğimi söyleyebilir miyim? Onun gerçek bir insan olmasını ve benim arkadaşım olmasını isterdim çünkü onun için çıldırıyorum. İlk kez Bay Mercedes’te ortaya çıktı ve kitapta bir hayli rol çaldı. Ve kalbimi de çaldı.”

Holly, Bill Hodges Üçlemesi boyunca bizimleydi. Daha sonra yayınlanan Yabancı (The Outsider) romanında da önemli bir roldeydi. Ve şimdi başrolü kaptığı uzun bir öyküde yine karşımızda.

Korkularıyla, zaaflarıyla, hatalarıyla sahici bir karakter Holly. Kurşun işlemez süper zekâ bir Amerikan dedektifi değil. Hatalar yapıyor ve bedelini ödüyor.

Yabancı romanında olduğu gibi bu öyküde de polisiye izlek ile korku öğesi birlikte işleniyor. Aslında Kan Varsa öyküsü için Yabancı’nın küçük bir versiyonu diyebiliriz. Burada da bir takip, soruşturma, kanıt bulma var ve buna olağan dışı bir varlığın getirdiği dehşet ekleniyor. Hatta Yabancı’daki yaratıkla aynı türden bir varlık bu. Okuyanlar hatırlayacaktır, Yabancı’da o yaratık Holly’ye “Daha önce benim gibi birini gördün mü?” diye sormuştu. İşte King bu sorunun peşine düşmek istemiş. Bunun için de son zamanlarda en sevdiği karakter olan Holly’yi işin başına geçirmiş.

Buraya kadar Kan Varsa öyküsü Yabancı’ya ek bir öykü gibi dursa da onu tek başına değerli yapan, Holly gibi özel bir karakteri heyecan dolu bir hikâye içinde daha yakından tanımak. Holly annesiyle, dayısıyla, dostlarıyla, geçmişiyle, işiyle kurduğu bağların ortasında bize yakın bir yerde duruyor. Zekâsı, cesareti ve dostlarının desteğiyle dünyayı bu varlıktan bir kez daha kurtarmaya çalışıyor.

Okurların zihninde ister istemez şu soru belirecektir: Bu öyküden layıkıyla zevk almak için, karakterin içinde bulunduğu önceki dört romanı okumalı mıyım?

Küçük bir “evet”. Çünkü fazladan Stephen King romanı okumak her zaman harikadır. Bu temel sebebin yanında Holly Gibney karakterinin gelişimini daha iyi takip etmek, onun yabancı denilen yaratıkla yaşadıklarını bilmek, öyküden daha çok keyif almanızı sağlayacaktır.

Büyük bir “hayır”. Çünkü King öyküden keyif almanız için gereken tüm ön bilgiyi veriyor. Holly nasıl biridir, ne iş yapar, kimlerle çalışıyor, Yabancı ile ilk karşılaşması nasıl gerçekleşti, hepsini çabucak öğreniyoruz ve hikâyeye kendimizi bırakıyoruz.

Ama Holly’nin içinde olduğu önceki dört romanı bir gün okumak istiyorsanız keyfinizi kaçıracak bir kaç bilginin Kan Varsa öyküsünde ortaya çıktığını belirtmeliyim.

Sıçan

Yazar karakterler yaratmayı çok seven King, bu öyküsünde bizi Drew Larson’la tanıştırıyor. Drew dört öykü ve bir roman taslağı yazmış. Roman taslağını bir yaratma sancısı sırasında ateşe verince işler uzunca bir süre çığırından çıkmış. Öykünün başında onu harika bir fikir bulmuş olarak görüyoruz. Bir roman fikri. Drew bu fikre çok güveniyor. Hatta eşine “Dikte edilen bir şeyi yazmak gibi olacak” diye garanti veriyor. Hikâye zihnine akıyor resmen. Lakin bu akışı devamlı kılmak için inzivaya çekilmesi gerek. Babasının sakin bir yerdeki kulübesinde karar kılıyor. Başlarda her şey yolundayken havanın gittikçe kötüleşmesi ve Drew’ın hasta olmasıyla hikâye gittikçe umutsuz bir hal alıyor. Bir okur olarak beklentim Medyum (The Shining) veya Sadist (Misery) benzeri bir öykü okuyacağım yönündeydi ama King’in o tuhaf zihninden ne çıkacağı belli olmuyor.

Yaratıcı yazma sürecine dair metaforik bir anlatımı olduğunu düşündüğüm Sıçan, kitaptaki en sevdiğim öykü. Her iyi yazar bilir ki ortaya güzel bir eser çıkarmak için bazen sevdiklerini öldürmen gerek. (Kill your darlings: “Sevdiklerinizi öldürün” deneyimli yazarlar tarafından verilen yaygın bir tavsiyedir. Bir yaratıcı yazı parçasındaki gereksiz bir olay, bir karakter veya cümlelerden kurtulmaya karar verdiğinizde sevdiklerinizi öldürürsünüz. Onları yazmak için çok çalışmış olabilirsiniz, ama hikâyenize hizmet etmiyorsa bunların kaldırılması gerekir.)

Sıçan’la kitabın sonuna geldiğimizde görüyoruz ki King’in öykülerini çok özlemişiz. Poe’nun söylediği gibi tek oturuşta olmasa da bir kaç oturuşta okunabilecek harika öyküler bunlar. Her biri diğerinden farklı ve bize hatırlanası karakterler bağışlıyorlar. Bir dahaki öykü kitabına dek bu quatro’nun tadı damağınızda kalsın.

Kan Varsa - Stephen King

Çeviri, Editörlük, Baskı

Öncelikle Altın Kitaplar’a okurlar adına teşekkür ediyorum. Türkçede okuyacağımız için çok heyecanlandığımız Kan Varsa’nın kapağını sosyal medya hesaplarında duyurduktan sonra okurlar yoğun bir tepki gösterdi ve özgün kapağın kullanılması yönünde önerilerde bulundular. Altın Kitaplar hemen gerekli düzenlemeleri yaptı ve biz kitabı bu harika kapakla okuma keyfine eriştik. Altın Kitaplar, okurların dileklerini ciddiye alarak ne denli tecrübeli bir yayınevi olduğunu gösterdi.

Elimdeki baskı Mayıs 2021 tarihli ilk baskı. Çevirmen Gökçe Yavaş, editör Duygu Bolut. Gökçe Yavaş, King’in Yazma Sanatı’nın (On Writing: A Memoir of the Craft) yeni baskısının da çevirmeni. Kan Varsa’nın çevirisinin çok sadık ama bir yandan okuma keyfini baltalamayan, akıcı ve nitelikli bir çeviri olduğunu düşünüyorum. Satır satır incelemesem de merak edip özgün metne baktığım onlarca cümlede harika karşılıklar ve yerlileştirmeler kullanmış. King’in böyle çevirmenlere emanet edilmesi mutluluk verici. Gökçe Yavaş’ın ellerine sağlık.

Bu harika çeviride, meraklı bir okur olarak hedef metni okurken gözüme çarpan bazı ifadelerden bahsetmek istiyorum.

Mayıs 2021, 1. Baskı, Sayfa 23:

“Şeytan peşine düşmüş gibi koş, Dickens bizi bekliyor.”

Özgün metin:

“Run like the dickens, because Dickens awaits us.”

Özgün metindeki “like the dickens” ifadesi bir pekiştireç, kökeninde “şeytan” anlamı var. Çevirmen bu açıdan sadık bir çeviri yapmış, lakin yazar Charles Dickens’la yapılan sözcük oyunu aktarılamamış. Aslına sadık kalarak Türkçeye aktarmak zor. Dipnot verilebilirdi.

Sayfa 75:

“Sekiz yaşına kadar yanlışlıkla annemin sırtını kırmamak için kaldırımlarda çizgilere basmamaya çalıştım.”

Özgün metin:

“Until I was eight, I avoided stepping on sidewalk cracks so I wouldn’t inadvertently break my mother’s back.”

Sadık bir çeviri. Bu bir çocuk batıl inancı ve aslı şu ifadeye dayanıyor: Step on a crack and break your mother’s back. / Basarsan üstüne çatlağın, çat diye kırılır sırtı annenin.

Türkiye kültüründeki karşılığı bulunabilirdi. Örneğin: “Sekiz yaşına kadar kaldırımın sağından yürüdüm, belki bir cüzdan bulurum diye.”

Sayfa 260:

“Yaparız,” dedi Bill.

Özgün metin:

“We will,” Brad says.

Ufak bir isim karmaşası olmuş.

Sayfa 326:

“Tanrım, üşüyorum”

“Ne şaşırtıcı. Büyük ihtimalle…”

Özgün metin:

“God, I’m cold.”

“That’s shock. You probably…”

Buradaki “shock” sözcüğü şaşırmayı değil kişinin başına aldığı darbe sonucu geçirdiği şok halini tanımlıyor.

Sayfa 356:

“Yo, Mike benim babam. Şubatınan öldü. Doksan yedi yıl be, son onunda yürüyo’ mu at sırtında mı bilmezdi. Ben Roy.”

Özgün Metin:

“Nawp, Mike was my father. He passed on in Feberary. Ninety-seven fuckin years old, and the last ten he. I’m Roy.”

Sadık bir çeviri. Anlam taşınmış. Muhteşem bir yerlileştirme de var. Mike’ın son on yıldır ne yaptığını bilmez halde yaşadığını anlıyoruz. Lakin bu ifadede sanki Mike gerçekten ata biniyormuş gibi görünüyor.

Ama burada kullanılan ifade bir deyim: not know if (one) is afoot or on horseback: kişinin eylemlerinin farkında olamayacak kadar kafasının karışık olması.

Bunun yerine Türkiye kültüründen bir karşılık bulunabilir ya da dipnot verilebilirdi.

İşte Stephen King’in son yayımlanan eseri Kan Varsa, genel olarak böyle bir kitaptı. Peki ya sizler okuma fırsatına eriştiniz mi? Nasıl buldunuz? Yorum ve eleştirilerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizlerle paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Bülent Özgün

Edebiyat ve sinema hayranı (bazen hangisini daha çok sevdiğini kendisi de bilmiyor), İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu, öğretmen; yazmayı, okumayı, konuşmayı, öğretmeyi ve bunların hepsi üzerine düşünmeyi seven bir ademoğlu. Bir hayaledici. Ne yazık ki hep böyle kalacak.

Marvel Comics En Çılgın 10 Alternatif Evren

Marvel Comics’teki En Çılgın 10 Alternatif Evren

Korku Seansı 3: Katil Şeytan İncelemesi: The Conjuring Evreni

Korku Seansı 3: Katil Şeytan İncelemesi: The Conjuring Evreni Nasıl Bir Devam Filmi ile Geldi?