Karanlıktaki Kadınlar: Dokuz Kadından Dokuz Tekinsiz Öykü

İstanbul'un dokuz köşesinden yola çıkan, içinde dokuz yazarın dokuz öyküsünü barındıran "Karanlıktaki Kadınlar" kitabını inceledik.

Hikâyecilik, türlü biçimde tanımlanabilir. O tanımlar arasından Karanlıktaki Kadınlar eserine uygun düşen iki tanım var. İlki, yazınsal kurallar ve belli başlı teknikler üzerinde oynamalar yaparak, dünyayı tekrar ve tekrar keşfettirme sanatı. İkincisi, yazar denilen yabancının resmettiği yabancıların bakış açısından, öyle veya böyle yabancısı olunan fikir, olgu veya deneyimlere kapı aralatmak.

Kitapları kendi özellerinde tanımlamaksa okurundan okuruna çeşitlilik gösterecektir. Bu da dolayısıyla öyle veya böyle eksik kalacak tanımlar demek. İyisi mi, son kararı okurlarına bırakmalı ibaresiyle derlemeyi yorumlamak, en uygunu olacak.

Karanlıktaki Kadınlar, Bilgi Yayınevi tarafından, 2018’de yayınlanmış, dokuz yazarın spekülatif kurgu ağırlıklı öykülerinden oluşan bir derleme. Yazarlarıysa derlemedeki öykülerin sıralamasıyla Işın Beril Tetik, Aşkın Zengin Akkuş, Gülbike Berkkam, Orkide Ünsür, Zeynep Çolakoğlu, Seran Demiral, Özlem Ertan, Funda Özlem Şeran ve Nurgül Çelebi Özmen’den oluşuyor.

Öykü Öykü Karanlıktaki Kadınlar

Söz konusu, farklı yazarların ortak katkısıyla hayata geçmiş bir derleme olunca, her öykü farklı ton ve tarza sahip, yepyeni birer başlangıç gibi. Kâh gizem, kâh gerilim, kâh drama derken, korku, fantastik, tuhaf kurgu, bilimkurgu gibi birçok türde örnek içeren bir derlemeye dönüşüvermiş. Bu yüzden her birine sırasıyla değinmek gerekiyor.

Başlayalım.

Yılanın Rüyası – Işın Beril Tetik

Ağır yarasıyla peşindeki cellatlardan kurtulmaya çalışan kadın, içgüdülerine uyarak Kız Kulesi’ne doğru ilerler.

Öykü iki niteliğiyle öne çıkıyor. İlki, eski bir efsaneyi günümüz bakış açısından tekrar yorumlamak. İkincisi, o yorumla bağlantılı biçimde, klişeleşmiş kötücül ve iyicil temsillerini, haklılık ve haksızlık derecesine göre tekrar değerlendirmek. Bu ikilin kesişimindeyse “efsanenin aslı bildiğiniz gibi değil” hikâyesi ortaya çıkmış.

Eski bir hikâyeyi yeniden yorumlamak demek, o hikâyeyi özel kılan temellerle de (ana mesaj, ahlaki bakış açısı, temellendiği iyi ve kötü anlayışı, vs.) uğraşmak demek. O hikâye üzerinde yapılacak her değişiklik, hikâyeyi taşıyan o temellere göre eğreti de durabilir, sonucu harika da kılabilir. Bu durum da ister istemez türlü sonuca kapı aralıyor: Görünürde modern, özündeyse artık temenniden öteye gidemeyen öğütler taşıyan hikâye. Hem şeklen hem de özünden modernleşebilmiş hikâye. Görünürde klasik, özündeyse modern dertleri dert edinmiş hikâye… Böyle böyle kombinasyonlar çıkar.

Bu öykünün kıvamı, görünürde ve özünde olması bakımından gerektiği kadar modern, gerektiği kadar klasik. Öyküdeki iyi ve kötü ayrımı, karakterlerin kim ve ne oldukları yerine, niyetlerine ve eylemlerine göre şekillenmiş. Hikâyenin tüm ahlaki zemini, olay örgüsü, vs. o temele dayanıyor. Bu da, öyküye ilham veren efsanedeki “canavarın yarattığı korku” temasını “Canavar kime denir?” sorusuna dönüştürmüş. Öyküde de bu soru üstüne gidilmiş.

Bakireler Mabedi – Aşkın Zengin Akkuş

Karanlıktaki KadınlarBakireler Mabedi’ni takıntı haline getirmiş genç kadın, ailesini ve çevresini şüpheye düşüren tavırlar sergilemeye başlar.

Güvenilmez anlatıcı tarzı ayarında kullanılabilinseymiş, yaratmak istenilen gizem, okurda bırakılmak istenilen şüphe daha kıvamında sunulabilirmiş. Her şey kuşku uyandırmayacak tonda aktarılırken, hikâye gidişatı etkileyecek noktada verilen bilgiler, merak duygusunu arttırmaktan ziyade azaltmış. Ana karakterin psikolojisinin yarattığı güvensizlik, gizem hikâyesi okunduğunun farkındalığı, öykü bitene dek  gerçeğin öğrenilemeyeceği hissi derken, okurda uyandırılması gerekilen gizemin, merakın, vs. etkisi düşük kalmış.

GÖZ ATIN  Kalite Ülkesi: Dertlerimize Gülme Vakti!

Öykünün odağıysa kayıp, telafi ve umut. Hikâye, bu üç temadan kuvvetle, gerilim hikâyesinden ayakları yere basan bir masala doğru evriliyor. Öykünün tonundaki bu değişim, güvenilmez anlatıcının kullanımındaki gibi keskin. Bu da sonun aceleye getirildiği izlenimi uyandırıyor. Ancak, büyük bölümü kayıp ve telafi sarmalında biçimlenmiş hikâyenin “umut” kısmını vurgulamak için o aceleciliğe ve masalsılığa özellikle ihtiyaç duyulmuş gibi de.

İstanbul Büyücüsü – Gülbike Berkkam

1979, İstanbul, Haydarpaşa Garı ve sahip olduğu büyük gücün varlığından habersiz genç büyücü.

Öykünün genel yapısı “efsane/söylenti gerçek, ortaya çıkarması/fark etmesi güç” anlayışında şekillenmiş. Büyü ve büyücülük gerçekten varolsa, ama kontrol etmek için disiplin ve çaba gerektirdiğinden farkedilemese, savı üzerine gidilmiş.

Hikâyenin özündeki “içimdeki saklı güç” teması “unutulmuş kadim öğretiler” temasıyla kesişince, “mahrum kaldığı bilgiyle donanma şansı olsa, harikalar yaratabilecek kahraman” dramasıyla karşılaşılıyor. Bu dramadan, hem olay örgüsü hem de hikâyenin altmetni bağlamında olabildiğince faydalanılmış. Öykünün sonuysa, “kayıt altına alınmış tarihin bilinmeyen ayrıntısı” temasında bağlanmış. O tema da, hikâyeyi o noktaya taşıyan diğer temaların birbirleriyle olan bağını kuvvetlendirmiş.

Tüm bunlar bir araya gelince, hikâye “içimizde saklı olan dönüştürücü ve iyileştirici meziyetlerimizi ortaya çıkarmanın zorluğu” üzerine bir metafor olarak değerlendirmek çok da yanlış olmaz.

Prinkipo’daki Hayalet – Orkide Ünsür

Amerikalı çift, geçmiş trajedilerin gölgesinden kurtulabilmek için tatile çıkmıştır. Güzergâhlarını Büyükada’ya çevirdiklerinde yolculukları ve ilişkileri farklı bir çehreye bürünecektir.

Mensubu olduğu hikâye tarzının klasik bir örneği. Hatırlandıkça ıstırap veren geçmiş ve ondan kaçan karakter. Istıraptan kurtulmak ve yeni bir başlangış yapmak için yabancı diyarlara yolculuk. Huzur aranan yeni diyarda gizemle karşılaşmak. Gizem vesilesiyle kaçınılan şeyle yüzleşmek… Ne eksik, ne fazla. O tür hikâyelere has ne varsa, öyküde de ondan var.

Öykü özelinde öne çıkansa çiftin ilişkisi ve bunun hikâyedeki rolü. Hikâye, çiftin arasındaki ilişki, ilişkideki rolleri ve o role göre aldıkları iyi/kötü, haklı/haksız etiketinden besleniyor. Yolculuk ve gizemli olay, çiftin arasındaki çatışmada bir tür katalizör. Yolculuk, zaten varolan çatışmanın şiddetli biçimde su yüzüne çıkmasına yarıyor. Bu da çifti gizemin pusuda beklediği yere sürüklüyor. Gizem ve kaynağıysa çiftin esas sorunlarıyla hesaplaşabilmesine zemin hazırlıyor.

Bu yapı sebebiyle çiftin ilişkisi boyunca yaşananlar öykünün önemli bölümünü kapsıyor. Çiftin arasındaki gerilimi besleyen gizem, hikâyenin ortasında, yolculukları vesilesiyle sürüklendikleri gizemse hikâyenin sonlarında vuku bulurken bile ilişkinin gerilimi daha ön planda.

Çiftin arasındaki adı konmamış çatışmanın cinsellik ve cinsiyet merkezli klişelere dayanması ise dikkat çeken bir diğer nokta. Klişelere dayanarak yükselen baskı, başka klişelerin tatmin edilememesi ve bu ikisinin kesişimiyle yaşanan yoksunluk, çiftin çatışmasında aktif rol oynuyor.

Medusa – Zeynep Çolakoğlu

Yerebatan Sarnıcı’ndaki Medusa’ya ve arkasındaki kültüre duyulan merak, önce tutkulu bir araştırmaya, sonray da geçmiş ile şimdinin birbirine karıştığı, adı ve amacı kestirilemeyen bir arayışa dönüşür.

GÖZ ATIN  Emre İtaatsizlik, Giderek Azalmayı Gerektirir: ...Ve Sonra Hiç Kalmadı

Olay örgüsü, basit ve doğrudan; aslında neler olup bittiği, dolaylı yollardan, öykü bitene dek farkına varılamayacak biçimde. Öykü, bitinceye kadar, “Ne okuyorum ben? Hikâye nereye varacak?” hissiyatlarıyla kendini okutturuyor. Bitiminde her şeyin anlam kazanmasıyla birlikte, “Demek sebebi bundanmış,” türünden bir tatmin hissi veriyor.

Hikâyenin gizemci atmosferi de “Hikâye nereye varacak, neye bağlanacak?” sorusundan güç alıyor. O soruyu ve gücü veren şey; kişisel ilgi ve uğraşlardan, alelade veya Medusa’yla ilgili alıntılardan ibaret gibi duran ayrıntılardan oluşuyor. Gizem, olay örgüsü, arayış teması vs. hep görünürde özel uğraş verilmeden sağlanmış gibi. Öyküde, “Buraya dikkat!” derecesinde öne çıkan pek bir şey yok. Buna tezat biçimde, öyküdeki her şey gizemin ve merak duygusunun bir basamak daha yukarı taşınmasına hizmet ediyor.

Anlatımdaki bu tercih, hem gizem öğesini canlı tutmuş hem de hikâyenin ana karakterin bilincinden (tüm kafa karışıklıkları, odaklanabilinen noktalar vs.) takip edilebilmesini sağlamış.

Gebe – Seran Demiral

Kişisel sorunlarıyla boğuşan kadın doğum uzmanı, gizemli ziyaretçisinin peşinden Valide-i Atik Külliyesi’nin yolunu tutar.

Hikâye, özel dertlerden geneli ilgilendiren sorulara doğru evrilen bir yapıya sahip. Doğurganlık kavramına, genetiksel aktarım açısından yaklaşılmış. Bu yaklaşım, ölümlülük, kayıpla yeniden bağ kurma ve miras gibi olgularla bileşince, üremenin işlevi ve bunun kişi üzerinde yarattığı etkiye odaklanan bir öykü çıkmış.

Öyküdeki gizemin ve merak unsurunun kaynağı da tıpkı içeriğin kapsamındaki gibi değişime uğruyor. Ziyaretçinin yarattığı “Ne olacak? Arkasından ne çıkacak?” gizemi, ana karakter cevaba ulaşır ulaşmaz “Ne karara varılacak? Sonra ne olacak?” gizemine evriliyor.

Bu değişim, olay örgüsü ve kapsamı bağlamında da sürüyor. Ana karakterin kişisel hikâyesi çözülmeye uğradıkça olay örgüsü bambaşka bir noktaya evriliyor. Ana karakterin kişisel meseleleri, bir noktadan sonra, çoğunluğun meselelerine kayarak öykünün sonunu bir tür mikro öykücüğe dönüştürüyor. Elbette, ilgili son, ana karakterin hikâyesinden bağımsız düşünülemeyecek nitelikte bir son.

Karanlık Opera – Özlem Ertan

Sanatına tutkuyla bağlanmış opera sanatçısı, gizemli güçler tarafından Süreyya Operası’nda kapana kıstırılır.

Öyküyü, “Sevgi, tutku ve arzu, güzelliğin de çirkinliğin de müsebbibi…” cümlesiyle tanımlamak abartı kaçmaz. Hikâyedeki her şey, o üçlünün kuvvetli tesiriyle girişilmiş eylemlerin ürünü. Ana karakterin opera tutkusu, onu hedef alan gücün öfkesi ve daha nicesi aynı hissiyatların eseri.

Anlatım tonu da bundan nasibini almış. Anın taşıdığı memnuniyet, dehşet vb. hissiyatlar, o üçlünün olumlu ve olumsuz sonuçlarıyla paralel gidiyor.

Öykünün biçemsel hoşluklarından biri de anlatıcı bakış açısı. Her şey olayların ana karakterin ruhunda yarattığı duygusal tesire göre aktarılmış; buraya kadar sıra dışı bir şey yok. Öykünün sonundaysa,  “tanıklık” kategorisinde değerlendirilebilinecek anlatıcı bakış açısı, hem okunan metnin niteliğinin hem de olay örgüsünün bir parçasına dönüşmüş. Bu kesişim ve arasındaki bağ da, öykünün başından beridir yakalanmaya çalışılan “Samimiyetime inan, ey okurum!” etkisinin yoğunluğunu bir hayli arttırmış.

GÖZ ATIN  Tılsım-ı Kudret: Lanetlerle Örülü Gizem Yolculuğu

Karanlıktaki Kadınlar

Cadı Bostanı – Funda Özlem Şeran

Ragıp Paşa Köşkü’nün efsaneleri, önce çevresindekileri, sonra da efsanenin kaynağını merak edenleri eski köşke çeker.

Öykü, X-Files ya da Supernatural türü gizem serilerinden bir bölüm ayarında. Sıradan dünyada sıra dışı güçler, gizemli olaylar, kurban konumundakiler, gizemci atmosfere cuk oturan mizah, ortada tuhaf bir şeyler döndüğü unutturmayan ayrıntılar, gizem avcıları, biraz arbede… Anlayacağınız ne arıyorsanız var.

Öykü, o tarz hikâyelerde adet olduğu üzere, birbirlerini tamamlayan iki kısma ayrılmış. Giriş kısmı, ne türden bir gizemle ve tehdidiyle karşı karşıya olunduğu kısım. Gelişme ve sonuç kısmı, her şeyin çözüme kavuştuğu ve karakterlerin doğrudan eyleme geçtiği kısım. Öykü özelinde bu ayrımı farklı kılansa atmosferleri.

İlk kısımda, yaşanan tuhaflıklar ve kendini hissettiren gizem, tekinsizlik karışımı bir mizahla sunulmuş. Ana karakterin kendine yöneltilen sorulara, etrafındaki tuhaf tutumlara vs. anlam verememesine zıt biçimde türe, klişelere, kadınlara özgü durumlara aşina okurlar anında neler döndüğünün farkına varabilir. Bu durum, tekinsiz mizahın etkisini bir hayli arttırmış.

İkinci kısım, hızlı bir gelişme ve sonuç. Gizemin arkasında neler döndüğü, ona karşı ne yapılması gerektiği seri biçimde ortaya dökülüyor. Bu yüzden, ilk kısımdaki tekinsiz mizah, yerini macera gerilim atmosferine bırakıyor. İkinci kısım uzunluğu da iyi bir şekilde ayarlanmış.

Sofia’nın Dönüşümü: Apokatastasis – Nurgül Çelebi Özmen

Ayasofya’nın dehlizlerine kadar sürdürülen araştırma biri Ay diğeri Güneş merkezli inanç sistemleri arasındaki mücadeleyi günyüzüne çıkartmak üzeredir.

Çağlarca perde arkasından sürdürülen tek taraflı iktidar mücadelesi. Kendine “avcı” payesi biçenlerin “kurban”ları vasıtasıyla “güç” peşinde koşmalarının tarihçesi. Bu hikâye temeli, öykünün her noktasına sinmiş. Öyküyü var eden tüm tercihler o temeli pekiştirecek nitelikte:

Geçmiş ve günümüz arasında mekik dokuyan kurgu okura, neler olup bittiğini kolayca açıklama fırsatının yanı sıra,“avcı olmak için kurban arayışı”nın yıllara direnen inat ve dehşetinin de altı çizilmiş.

Biri Ay, diğeri Güneş’le temsil edilen inançlar ve Güneş taraftarlarının Ay temsilcilerini yok ederek güç elde etme çabası; hikâyeye zemin hazırlamanın yanı sıra altmetindeki ataerkil ile anaerkil çatışmasının da yansıması.

Ayasofya’nın altına kadar uzanan kazı çalışması ve karanlıkta kalan gizemleri çözme çabası; farklı tarafların çekişmelerine ve çatışmalarına sahne olmuş yapının tarihçesi, öyküdeki tarafların ve  çatışmalarının mahiyetine denk düşüyor.

Bitirirken

Karanlıktaki Kadınlar dikkate değer bir derleme. İster biçemsel, ister içeriksel, isterse ikisi birden; bir şekilde kendi kimliğiyle, kendi sesiyle öne çıkmaya çalışan öykülere sahip. Edebi olarak, kâh deneysel, kâh kuralına uygun yapmaya çalışsın; dert edindiği meseleleri dolaylı veya doğrudan anlatmayı uygun görsün; sonucu tatmin etsin veya etmesin, bir şekilde hikâyeciliğin iki meziyeti de yerine getirilmiş.

Sizler de Karanlıktaki Kadınlar kitabını okuduysanız yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilirsiniz.

* * *

* Bozkır Hikâyeleri: Tılsımlı Anlatıların Koleksiyonu




1986 İstanbul doğumlu. Bilimkurgu, korku ve fantastiği uzun süre televizyondan takip edebilmiştir. Ailesinden habersiz aldığı ucuz VCD oynatıcıyı saklayıp, onlar yokken kullanarak, bu konularda film açıklarını kapatmaya çalışmıştır. Edebiyata sonradan bulaşması; bilgisizliği; bilgisizlik de, "Raftaydı ve ben onu alıp okumadım zamanında." pişmanlıkları getirmiştir. Lem ile Küvette Bulunan Günce'yle tanışması; okumaya yeni başlayan biri için hem talih, hem de talihsizlik olmuştur. Film, kitap, animasyon, çizgi roman olsun; kendi sınırlı bilgisiyle, eserleri iç dinamikleri içinde değerlendirmeye çalışır.

Karanlıktaki Kadınlar: Dokuz Kadından Dokuz Tekinsiz Öykü için 3 yorum

  1. melih dedi ki:

    Elinize sağlık güzel bir inceleme olmuş :slight_smile:


  2. Bunda incelenen derlemenin katkısı çok ama çok büyük. Sonuçta farkedebildiğim noktayı yazıyorum. Eh, derlemenin içeriği de o konuda bol malzeme sundu.


  3. Pardus dedi ki:

    Güzel bir derlemeye benziyor. Bir köşeye not edildi. :slight_smile:


Karanlıktaki Kadınlar: Dokuz Kadından Dokuz Tekinsiz Öykü

İstanbul’un dokuz köşesinden yola çıkan, içinde dokuz yazarın dokuz öyküsünü barındıran “Karanlıktaki Kadınlar” kitabını inceledik.

Başa dönün