in ,

Kırmızı Oda İncelemesi: Alya Özelinde Sevgisizliğin ve Bencilliğin Bedeli

Kırmızı Oda incelemesi sizlerle. TV8’de yayınlanan diziye, önemli karakterlerden biri haline gelen Alya karakteri özelinde bakıyoruz.

Kırmızı Oda İnceleme

Kırmızı Oda incelemesi sizlerle. Alya karakteri özelinde bir bakış açısıyla TV8 dizisinin anlatmak istediklerine bakalım.

Dizinin 2. bölümünde Alya’nın attığı yardım çığlığıydı şöyleydi.

Diğer doktorlar beni sevmedi, ama siz sevebilirsiniz. Sizin için değişebilrim.”

Tartışma ile yolları ayrılsa da, doktor hanımın en ilginç vakalarından olacaktı. Öyle ki, anılarını açmasına giden yol bile sıradan sorulardan değil, masallardan geçecekti. 2 aylık süre zarfı içerisinde, travmalarının büyük bölümünü dışarı dökmüş olsa da Alya’nın travması henüz tamamen açıklığa kavuşmadı.

Kırmızı Oda – Alya: Aynalar

Herkesin evinde bir aynası vardır. Bazen boy aynası bazen bir dolap kapağı. Peki ne zaman insan o aynalarda kendini görmekten korkar hale gelir? Alya, kendi varlığına katlanamayacak hale mi geldi, yoksa kendisinin de dediği gibi, kendi içine bakmaya korkar vaziyette mi? Ayna bize kendimizi tüm çıplaklığımızla verir. En gizli arzularımız da aynadadır, çünkü yansıma, tamamen bize aittir. Doktor Hanım’la bir konuşmasında Alya, aynaların kalbe doğrudan bakmanın yolu olduğunu söylemişti. Annesi Süreyya’nın sözleri, “Sen artık ben olacaksın,” düşünüldüğünde, Alya’nın aynalarda annesine, onun kapkara olmuş kalbine bakmaya katlanamadığı düşünülebilir.

Taş kalpli bir prenses ve kraliçenin altında ezilen, yok sayılan nedimenin öfkesi ve kıskançlığı. Ancak yüreği yine de öyle temiz ki, ona en büyük zalimliği yapan annesi olmasına rağmen hâlâ onu korumaya, asıl suçlunun “Ana Kraliçe” yani babaanne olduğunu düşünüyor içten içe. Son seansında, annesinin ona yaptığı işkenceleri anlatmış olmasına rağmen, babasının annesini dövdüğünü söylerken sesi keder dolu. Ana kraliçenin anneye uyguladığı psikolojik şiddet anneden Alya’ya geçmiş. Ancak bu durum, yine de annesinin Alya’ya, İstanbul’a geldikten sonra yaşattığı cehennemin bahanesi değil.

Ağlamaktan Korkmak

Kırmızı Oda İncelemesi

Alya’nın özgüven düşüklüğünün en önemli göstergelerinden biri de ağlamaktan korkması. Geçmişini unutmayı seçtikçe yüzleşmeyi, ağlamayı da unutmuş. Her şeyden korkmuş, ağlamaktan bile. Geçmişini geride bıraktığı yanılgısını, gözyaşları silmiş. Kendi deyimiyle, “cesedi topraktan çıkarmaya ne gerek vardı?” Fakat geçmişini temizlemedikçe geleceğini kirletmiş yıllar boyu, hatta çevresini. Sadece öfke saçmış ve tüm dünyaya karşı haklı bir intikam isteği.

Alya’nın kendi elinde olmayan sebeplerden istenmeyen çocuğa dönüşmesi, tüm dünyaya karşı öfke dolmasının sebebi. Kendi annesini yatıştırmaya gittiğinde annesinden bile nefret görmesi, aç olup olmadığının bile umursanmaması.

İnsanın kişiliği olduğu kadar geleceği de 0-6 yaş arasında çizilir. Çevrenizde gelişen olaylara müdahale şansınızın hiçe yakın olduğu bir dönemde geleceğinizin büyük ölçüde şekillenmesi, dünyanın adaletsizliklerinden bir tanesi. Alya’yı çökerten de, çevresiyle etkileşiminin hiçe yakın olması. Ve bunun tek sebebi kız çocuğu olarak doğmuş olması! Sırf bunu ekrana yansıtmak bile, ülkemizin en önemli kanayan yaralarından birine dikkat çekmek için yeterli.

Kendi isyanıyla “İstenmeyen kız bebek” olmak. Doktorunu neredeyse annesi gibi görecek hale gelmiş ki, ondan gördüğü en ufak sevgi kırıntısıyla kedi gibi uysallaşıyor. Bir insanı öfke ve korku ile büyütmek başlı başına sorunlu bir kişilik yaratabilir. Ancak, bir insanı görmezden gelmek, kişinin kendisini yok saymasına sebep olabilir. Belki de en tehlikeli durumdur bu ve biriken gizli bir öfkeye yol açabilir. Henüz 3. bölümde Alya’nın tüm dünyadan intikamını alacağını söylemesi, bu öfkenin en güzel örneği. Gözünün önünde dayak yiyen annesine tamamen masum duygularla yanaşmışken annesinden gördüğü nefret, hiçbir çocuğun hak etmediği bir davranış.

Anne ve Baba

Kırmızı Oda alya

Alya’nın annesi Süreyya’nın, başına gelen her şeyden dolayı, hiçbir suçu olmayan çocuğunu suçlaması gerçekten zavallıca. Aslında tedavi altına alınmış olması gereken oymuş ama o Alya’yı hasta etmiş. Hatta bununla yetinmemiş; Alya’yı, kimliğini ondan çalmak ve kendisine dönüştürmekle tehdit etmiş ki başarılı da olmuş. Alya’nın kendi geleceği, hayatı yok. Annesi, tek “suçu” kız olarak doğmak olan evladının geçmişini olduğu kadar, geleceğini de zehirlemeyi güzelce garanti altına almış. Alya’nın şu aşamaya kadar anlattıklarından sonra, annesinin ona son yaptığı şeyin ne olduğunu hayal etmek cidden güç. Belki televizyon ekranında gösterilemeyecek bir durum bile olabilir yaşanan.

Hikâyenin şu aşamasına kadar Alya hakkında teselli olarak kabul edilebilecek tek durum, en azından babasının onu bir miktar da olsa umursuyor olması. Bu yaşa kadar gelebilmesinin veya aldığı eğitimin sebebi de babası olabilir. Doktora şimdiye kadar anlattığı aile profiline göre babasının, Alya’nın gördüğü şiddete tepkisiz kalması “normal” karşılanabilirdi. Babası onu annesinden bir şekilde kurtardıysa, Alya’nın bugün, en azından bu olayları anlatacak hale gelmiş olmasının sebebi anlaşılabilir. Ancak babasından da ciddi bir sevgi gördüğünü beklemek yanlış olur.

Doktor-Hasta İlişkisi

Kırmızı Oda alya

Bir psikiyatr değilim. Kırmızı Oda dizisinin şu ana kadar aldığı en büyük eleştiri olan “Doktor-Hasta ilişkisi”nin, işin şov tarafını vurgulayabilmek için esnetilmesi pek rahatsız edici gelmedi. Ancak son bölümde doktorun Alya’yı sakinleştirmek için ona bir “anne” gibi sarılması, sonra ikisinin de ağlaması gerçekten garip ve yakışıksız geldi. Yabancıların tabiriyle cringe. Ancak, aynı adlı kitabın yazarı Gülseren Budayıcıoğlu’nun eğer böyle bir tarzı varsa tabii ki uygun bir tercih.

Alya bugünlere nasıl geldi, babası ona ne kadar destek oldu, ciddi bir ilişkisi oldu mu henüz öğrenemedik. Tedavisinin nasıl sonuçlanacağı ve “normal” hayata dönüp dönemeyeceği de merak konusu. Hikâyesinin şimdiye kadarki ana mesajı da oldukça önemli:

“Sevgiden mahrum bırakılan her masumun kaderi ebeveynlerinin suçudur.”

Sizler Kırmızı Oda dizisini takip ediyor musunuz? Yapımla ilgili dikkatinizi çeken kısımları Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Murathan Özlü

1995 yılında dünyaya geldim.Hep biraz hayalperest ve düş dünyalarına ilgili oldum. Yeditepe Üniversitesi Gazetecilik bölümü mezunuyum. Küçüklüğümden beri buna iten şey Warcraft evreni oldu, son dönemde tanıştığım Witcher evreni de kalbimde onun yanına yerleşti. Felsefe, psikoloji ve korku kitaplarını da fırsat buldukça -Lovecraft başta olmak üzere- okurum. Okumak, yazmak, fikirlerimi paylaşmak ve bunlar üzerine tartışmak benim için bir rahatlama yöntemidir.

1 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for doktorant doktorant dedi ki:

    Ancak son bölümde doktorun Alya’yı sakinleştirmek için ona bir “ anne” gibi sarılması, sonra ikisinin de ağlaması gerçekten garip ve yakışıksız geldi.

    Yazmışşsın ya ona istinaden cevap vermek istedim. Yazarın kitaplarında vurguladığı ve kaçamadığı bir meslek jargonu var: Transferans. Karşılıklı duygu iletimi olarak da ifade edebileceğimiz bu terim icabı pek tercih edilmemesine rağmen terapi sırasında duygular bulaşıcı olabiliyor ve danışman danışanın etkisinde kalabiliyor. Zaten her şey meslek kitaplarına göre ilerlemiyor maalesef. Beşeri bilimlerde hep insan ve özelliklerinden kaynaklanan sapmalar mevcuttur. Bu işleri tamamen değiştirebilir. Bu kadar duygu söz konusu olmasa terapinin iyi bir sonuca varması da zorlaşabilirdi gibi geldi bana. Ama Doktor Hanım işinde o kadar iyi ki bu kadar duyguya rağmen kendini dışına alıp süreci yönetebildiğine odaklanmak daha iyi olacaktır kanımca.

Yeni Mass Effect oyunu

Yeni Mass Effect Oyunu Geliyor: BioWare Duyurdu!

Tenet Dijital Ev Sineması

Tenet Dijitale ve Ev Sinemasına Geliyor