in ,

Korku Seansı 3: Katil Şeytan İncelemesi: The Conjuring Evreni Nasıl Bir Devam Filmi ile Geldi?

Korku Seansı 3: Katil Şeytan filmiyle ilgili detaylı inceleme sizlerle. The Conjuring’in beklenen macerası, evrene neler kattı ve ne gibi yenilikler sundu?

Korku Seansı 3: Katil Şeytan İncelemesi: The Conjuring Evreni

Korku Seansı 3: Katil Şeytan incelemesi sizlerle. Sinemaların açılmasıyla birlikte uzun zamandır çektiğimiz susuzluğumuzu – pardon, sinemasızlığımızı – The Conjuring: The Devil Made Me Do It ile gidermiş bulunuyoruz. Bu heyecan eşliğinde, sevilen serinin son filmine detaylıca göz atalım.

Evet, inanması güç geliyor biliyorum. Zira film hem çekim aşamasında, hem de devamında birkaç kez ertelenme durumlarıyla karşılaştı – bunda elbette hayatlarımızı kökten değiştiren Koronavirüs pandemisinin de parmağı var. Biz Conjuring Evreni meraklılarının, “Ha geldi, ha gelecek, hani nerede, gelmedi, keşke gelse 🙁 “ derken gözleri tam anlamıyla yollarda kaldı dersem hiç de abartı olmaz diye düşünüyorum. Nihayet, bu yıl mayıs sonu ve haziran başında Amerika’da ve bazı Avrupa ülkelerinde gösterime girdi. Kimilerimiz bu fırsatı en kısa sürede değerlendirdi ve merakını gidermiş oldu. Kimilerimizse, bir filmi – özellikle de Conjuring Evreni’nden bir filmi – sinemanın rahat koltukları ve büyük ekranı eşliğinde izlemenin zevkini tercih ettiği için sabırla Türkiye’de sinemaların açık olacağı günleri bekledi. Artık gün, filmi izleme günü; gün, filmi değerlendirme günü!

Korku Seansı ve Korku Seansı 2‘nin topladığı beğeni de, gişe başarıları da malumunuz. Hatta Conjuring Evreni dediğimiz evren her geçen yıl bir filmin daha eklenmesiyle daha çok dallanıp budaklanıyor. Spin-offları olan Annabelle, Annabelle Creation, Annabelle Comes Home, The Curse of La Llorana ve The Nun gibi filmler de yer yer sevildi, yer yer sınıfta kaldı ama evreni zenginleştirmede başarılı olduklarını eklememek kesinlikle haksızlık olur. 2021 yılı itibariyle Conjuring: The Devil Made Me Do It’in de sahalara giriş yapmasıyla Conjuring Evreni sekizinci, Conjuring Serisi ise üçüncü filmine kavuşmuş oldu. Peki ama serinin devamlılığı ve oluşturulan evrenin bütünlüğünü koruma bakımından bu film nasıl bir çizgide?

Öncelikle bir özetle başlayalım. Buradan itibaren sürpriz bozanlı kısım olarak düşünebiliriz. Yazının ilerleyen kısımlarında ise spoiler’ın daha az olduğu bir kısım da mevcut, oraları rahatça okuyabilirsiniz.

Korku Seansı 3: Katil Şeytan İncelemesi – Filmin Konusu

Korku Seansı 3: Katil Şeytan İncelemesi

Film bizi 80ler Amerika’sının mütevazı ve huzur dolu bölgelerinden Brookfield (Connecticut) ile baş başa bırakıyor. Her ne kadar böyle bir giriş yaptıysam da sizi yanıltmasın, zira filmin daha ilk sahnelerinde 8 yaşındaki David Gratzel’in şeytan çıkarma ayini selamlıyor bizi. Elbette söz konusu böyle bir ayin ise işler asla güllük gülistanlık ilerlemez, biliyorsunuz. Ayin kontrol edilemez bir şiddetle bölünüyor ve pek çok kişi bir oraya bir buraya savrularak etkisiz hale geliyor. Bu çaresizlik anlarında Arne Johnson – David’in ablası Debbie’nin erkek arkadaşı – , David’e olan düşkünlüğünün ve koruyuculuğunun da etkisiyle yapmaması gereken bir şeyi yapıyor ve İblis’e sesleniyor: “Onu rahat bırak seni korkak, beni al!”. Bu nokta kritik bir nokta olarak kendini gösteriyor, zira Arne’nin takdir edilesi cesareti ve fedakarlığı başını oldukça yakacak olaylar zincirinin ilk halkalarını oluşturmuş oluyor.

Buna şahit olan tek kişi olmasına rağmen olay esnasında geçirdiği ağır kalp krizi nedeniyle yoğun bakıma kaldırılan ve uzun süre orada tutulan Ed Warren, kendine geldiğinde hem Lorraine’i hem de yetkilileri Arne’nin başına gelenlerden haberdar etse de iş işten geçmiş oluyor: Arne gördüğü halüsinasyonların ve etkisiyle ev sahipleri Bruno’yu 22 yerinden bıçaklayarak öldürüyor. Kasabanın yaklaşık 200 yıllık tarihinde işlenen ilk cinayet olarak kayıtlara geçen bu olay, devamında Amerikan Mahkemelerinde de bir ilke imza atarak ilk kez bir savunma tarafının “suç şeytani güçler tarafından ele geçirilme sonucu işlenmiştir” tarzında bir beyan ettiği görülmüş oluyor.

Arne ve Debbie’nin yardım haykırışları arasında, Warren çifti araştırmaların en başından itibaren olanları gözden geçirmeye başlıyor. Glatzel Ailesi’nin evlerine taşındıkları zamandan beri bunları yaşamaları ve bazı diğer bulgular onları Ram Teşkilatı’nın Satanist mensuplarının yaptığı lanetli bir totem’e götürüyor.

Bu noktada bu konudaki bilgili ve artık emekli bir pederden de danışmanlık alıyorlar, karşılaştıkları şeyin ciddiyetinin ise bir hayli büyük olduğu ortaya çıkıyor. Devamında, Warrenlar kendilerini Massachusetts’in Danvers’ında buluyor. Burada Arne’nin vakasını çağrıştıran ama zanlının halen kayıp durumunda olduğu bir vakayı da araştırmak ve ortak bir şeyler aramak için kollarını sıvıyorlar. Nitekim dedektiflerden edindikleri bilgiler arasında Glatzelların bodrumundakine benzer bir totemin varlığından bahsediliyor. Lorraine’in de görüleri vesilesiyle iki yakın arkadaştan birinin diğerini ele geçirilme ve halüsinasyon sonucu öldürmüş olduğunu ve kendine gelip yaşadığı şokla yüksek kayalıklardan nehire atladığını öğreniyoruz.

Kayıp ve zanlı olarak geçen kızın da cesedinin bulunmasıyla Lorraine – daha önce ayin de David’i tutarken gördüğü bir görüntü tekrar görünecek mi diye düşünerekten – onun kolunu tutaraktan bir bağlantı kurmaya çalışıyor. Karşısına bir sunak, Ram’lardan olduğunu düşündüğü bir cadı ve lanetleme amacı taşıyor. Normalde Lorraine’in tek taraflı bir görüsü olsa da bu sefer görü çift taraflı oluyor ve Satanist cadı da devamında bizzat Warrenlara musallat oluyor ve onların evine de totem bırakıyor.

Danvers’taki, buradaki ve Brookfield’daki olayların bölge olarak da ortak bir yeri işaret ettiğinin görülmesiyle birlikte sunağa ulaşılmaya çalışılıyor ve emekli pederin yanında buluyoruz yine kendimizi. Bu lanetleri başlatan kişinin herkesten gizli büyüttüğü öz kızı olduğunu ve maalesef adamın zamanında yaptığı Ram Teşkilatı araştırmalarından tamamen etkilenip bu yola girdiğini öğreniyoruz. Lanetin tamamlanması için verilmesi gereken üç kurban olduğu – child, lover, son of God olarak geçmekte – bilgisine de ulaşılıyor. Sonunda olaylar iyice karışıyor, emekli pederimiz öz kızı tarafından lanetin tamamlanması amacıyla kurban ediliyor, Ed büyü altındayken Lorraine’i öldürmeye çalışıyor ve sonra sevginin gücü sayesinde büyü bozuluyor, sunak yıkılıyor ve acımasız cadımız da lanetini tamamlayamadığı için orada hemencecik ölüveriyor.

Filmi geniş diyebileceğimiz ve spoiler’lı özeti bu şekilde. Buradan itibaren ise çok büyük bir spoiler olmayacağını düşünüyorum, zira filme dair izlenimlerimi sizlerle paylaşmaya devam etmek istiyorum.

The Conjuring 3 incelemesi The Devil Made Me Do It

The Conjuring: The Devil Made Me Do It Filminin Hayranlara Sundukları

Filmde bir tutam Exorcism of Emily Rose havası, bir tutam Conjuring havası ve birazcık ortalama bir puana sahip korku-gerilim filmi havası sezdim. Ama tam da belirttiğim gibi, bunların hepsinden birer parça. Bir kıyaslama yapmak gerekirse, Korku Seansı ve Korku Seansı 2 filmlerini izledikten sonra birazcık farklı yönlerde olduğunu düşünmüştüm ama genele baktığımızda bir Conjuring Serisi dokusu vardı. Mekânlar, ülkeler, mevzu bahis aileler ve olaylar farklı olsa da Conjuring Serisi’ne has şablondan ilerlenmişti. Bu yeni filmde ise tek bir filme ait bir doku olmadığı kanısındayım. Bunun kimi anlarda olumlu, kimi anlarda ise olumsuz etkileri var. Ek olarak, bu filmde ele alınan Arne Johnson Vakası, hem olayların çıktığı yerlerde hem de tüm Amerika’da çok büyük yankı uyandırmış olan bir vaka olmasından mütevellit biraz daha farklı bir özelliğe sahip. Bu vakayı farklı kılan ise ilk defa Amerika’da bir cinayet zanlısının suçun işlendiği esnada şeytani güçlerin etkisinde olduğunu öne sürerek kendisini savunmuş olması. Gerek halk arasında, gerek basında, gerekse hukuk camiasında pek çok tartışmaya yol açan bu dava, olayların ve filmin gerçekçi kısmını oluşturuyor.

Gelelim madalyonun diğer yüzüne… Warrenlar’ın soruşturma ve keşiflerinin güzel yanlarını bir kenara bırakırsak, abartılı ve tahmin edilebilir ögelerin önceki filmlere göre biraz daha fazla olduğunu görebiliriz. Bu da, en azından benim için, filmin negatif yanlarından biri. Esasında filmin bir noktaya kadar gayet iyi olduğunu düşünüyordum, beklediğime değdiğini de – ki halen de izlemiş olmanın keyif verdiğini söyleyebiliyorum. Ancak işin içine ‘gereğinden fazla görülmemesi gereken şeylerin görülmesi’ veya olayların aşırı çabuk ve basit bağlanması tarzında parametreler girince de olumsuz bir değerlendirme yapmadan edemiyorum. (Burada bir parantez açmak istiyorum, bu konuda ne bu film ne de Conjuring Evreni’ndeki diğer filmler bir Annabelle Comes Home olamaz, kendisi hakkındaki yorumlarımı Haziran 2019’da çıktığı gibi yapmıştım, bir hayli de eleştirmiştim.)

The Conjuring’i ve devam filmlerini kendilerine özgü kılan ve diğer korku filmlerinden ayıran şey, korkutucu sayılabilecek ögeleri direkt olarak göstermek yerine onların varlığının imasını ve gözle görünür olsa bile dolaylı olarak göstermesinin beraberinde getirdiği tedirginlikti. Çözümün ise genelde daha durumla örtüşen, nispete bir mantığa oturtabildiğimiz çözümler olduğunu görmeye alışmıştık. Elbette aşırı plot twist içeren filmler değillerdi ama yine de her şey sıkıntıdayken minnacık bir şeyle sıyrılmak da yer almıyordu. Bu açıdan senaryoda – her ne kadar senaristlerden biri pek bir değerli Conjuring üstadı James Wan olsa da – bazı zayıflıklar olduğunu düşünüyorum.

Korku Seansı filmlerinde pek çok yerde jumpscare’in gelmekte olduğunu bildiğimiz halde yine de o sahneler bizi korkutabiliyor veya yerimizde zıplatabiliyor. Çünkü bizi tekinsizlik hissi ile kaplayan, huzursuz eden ve bunu adım adım yapan bir dokusu var. Sonrasında bir bakmışız ki tüylerimiz çok ürpermese dahi birden bire ödümüz kopmuş. Korku Seansı 3’te bu gibi sahneler varlığını sürdürse de ek olarak sinirleri bozan ve o tekinsizliğe eklenen bir klişe de var: olayların ardındaki kişiyi sıkça görme sorunsalı.

The Conjuring 3 The Devil Made Me Do It incelemesi

İlk filmde Batsheeba’yı hepimiz hatırlarız. Filmin birkaç yerinde kendisini gösterdiyse de bunu filmdeki sahnelerin geneline oranladığımızda nispeten azdır. Keza Korku Seansı 2’de Valak – The Nun için de aynı şey geçerli. Kendisini birkaç defa görsek de yine de filmin hiçbir noktasında yaşanan iblis istilası, şeytan çıkarma ayini gibi yerleri dehşet derecede domine etmiyor. Yeni filmde ise, olay iblislerden biraz daha farklı bir yönde olduğu, Satanist bir tarikat ögesi de içerdiği için daha sık görüyoruz bazı şeyleri, kişileri. Ki aslında filmin akışı içerisinde olması gereken bir şeydi aslında. Ancak bu da bir noktadan sonra Conjuring değil başka bir şey izliyormuşsunuz hissi veriyor itiraf etmek gerekirse. Bugüne dek hep iblisin, şeytanın gözükmesini yadırgamayıp bunu mu yadırgadığımı sorgulayabilirsiniz ama bir şeyleri doğaüstü güçlere ve kötücül ruhlara bağlamak gerçekliği kanıtlanabilir bir şey olmadığı için belki inanması veya en azından o şekilde kabul etmesi daha kolay bir şey olabiliyor. Hele ki daha baskın olarak onların görüntüsüyle değil yarattıkları huzursuzlukla karşılaşıyorsanız. Burada ise abartılı ve hayalet kılığına girenlerin “bööö!” demesi ayarında bazı sahneler var ve filmi ciddiye alma oranınızı maalesef düşürebiliyor. Yine de sayıca fazla olmamaları bir bakıma iyi.

The Conjuring Evreninde Sevgi Her Şeye Üstün Gelir mi?

Tüm bunların dışında şuna da parmak basmazsam olmaz; Conjuring’i kendine has yapan sadece iblisler, lanetler ve benzeri şeyler değil. Ed ve Lorraine Warren çifti her ne kadar işlerinde iyi olsalar ve filmin asıl odağı bu doğaüstü güçler ve onların bunlarla mücadele edişi, insanların hayatlarını kurtarışı gibi olsa da aynı zamanda onların arasındaki o mükemmel uyum, sevgi ve dinamik de bu filmlerin sevilme sebeplerinden. Yeni filmde de bu oldukça güzel şekilde izleyiciye aktarılmış ve bu da filmin en güzel yanlarından biri olarak belirtilmesi gereken şeylerden. Bunca iç karartıcı şeyin arasında Ed ve Lorraine ikilisinin her daim birbirlerinin arkalarında olması, birbirlerinin en büyük destekçileri olması ve birbirlerine hep aşk ile bakmaları içimizi ısıtıyor. Sosyal medya platformlarında da sık sık hem gerçek Warrenlara hem de onları Conjuring Evreni’nde canlandıran Patrick Wilson ve Vera Farmiga’ya övgüler yağıyor, insanlar bu bağın yüceliğine hayran kalmadan edemiyor.

Ancak… Bu kadar sevilen bir parametrenin bu filmde hoşuma gitmeyen ufak bir yanı da var: “sevgi her şeyi yener” temasını biraz abartmış olmaları. Şöyle ki, sevgi dünyadaki en güzel şeylerden ve insana güç veren elementlerden olsa da, içinde bulunduğunuz aşırı tehlikeli bir durumdan – hele ki kontrol sizde değilse – sevgiyi öne çıkararak çıkmanız biraz mantıkla çelişiyor. Önceki filmlerde de belli kritik noktalarda sevgi ön plana çıkartılmıştı. Ama bu, sahnelere güzel yedirilmiş olduğu için sıkıntı teşkil etmiyordu. Bu yeni filmde ise bazı noktalarda yine ‘sevginin gücü’ne sığınılıyor ve bu da mantıksal boyutu aşağılara çekiyor.

Korku Seansı 3: Katil Şeytan İncelemesi: The Conjuring Evreni

Filmde Ram Tarikatı, Satanizm ve kara büyü üstüne çok detaylı şeyler olmasa da yine de çekimler, görsellik ve genel bir bilgi verme açısından güzel olmuş. Aşırı merak edenler de Google Amca’ya soru sorarlar sonuçta, onlar da haklı. Ama ben filmin farklı bir frekansta olmasını ve diğerlerine göre zayıf olmasına rağmen farklı havada, bu sefer de bir başka kötücül gücü konu edinmesini ilgi çekici de buldum bir yandan – her ne kadar aşırı olumsuzmuş gibi konuştuysam da yukarıda.

Son olarak, tatlı bir detayı daha paylaşmak istiyorum, önceki filmleri izleyenlerdenseniz veya Warren Çifti’nin kariyerlerine hâkim biriyseniz anlık olarak sizi gülümsetecek bir detay var filmde. Bu ve benzer şeylerin çok olması da temennimiz, izleyiciye iyice konuya hâkim hissettirmesi ve bir bütünlük olması açısından gayet güzel.

Filmle ilgili söyleyeceklerimi toparlayacak olursam, senaryodaki bazı zayıflıklardan ötürü absürt gelen ve Conjuring Serisi referans alınınca biraz farklı ve altta kalan şeyler olsa da yine de kendisini izlettiren, yer yer ise sevdiren bir film. Filmi Conjuring Geek’i olarak tatmin edici bulmak zor olabilir ama zamanınızı keyifli geçirmek amacıyla izlerseniz memnun ayrılabilirsiniz.

İzlemeyenler için şimdiden iyi seyirler dilerim. Korku Seansı 3: Katil Şeytan‘ı izlemiş olan okurlarımız da filmle ilgili düşüncelerini Kayıp Rıhtım Forum üzerinden paylaşabilirler.

Oyla!

Coşku Türkay

96, İzmir, kimyager. Her türden filmi, diziyi ve kitabı denemeye açık. Suç üzerine yapımlar, fantastik yapımlar ve dönem yapımları özellikle ilgisini çeker. Müzik, gezmek ve yaratıcı şeylerin parçası olmak hayatının vazgeçilmezlerindendir.

Kan Varsa İncelemesi Stephen King

Kan Varsa İncelemesi: Hikâye Patrondur, Stephen King de Öyle

amazon mgm rekabet kurulu

MGM Stüdyoları’nı 8,4 Milyar Dolara Satın Alan Amazon’a Rekabet Soruşturması