Kurma Kız | İnceleme

Batmakta olan bir dünyada, batmakta olan bir krallığın direniş öyküsü…

23. Yüzyıl…

Küresel ısınmanın etkileri iyiden iyiye görülmektedir. Dünya değişmiş, okyanuslar yükselmiş, petrol ve türevleri ile karbon temelli tüm yakıtlar ortadan kalkıp yerini elle kurulan yaylara, insan ve hayvan gücüyle toplanan enerjiye bırakmıştır. Biyoteknoloji yeniçağın en büyük nimeti haline gelmiş ve insanların muhtaç olduğu her şeyi elinde tutan büyük şirketler yeryüzünün yeni hâkimi olmuşlardır. Pek çok canlı türü değişime uğrayarak çevre şartlarına adapte olurken pek çoğu da dünya üzerinden silinmiştir. Hava sıcaklığı artmış, okyanuslar yükselmiş, birçok şehir sular altına gömülmüştür. Ve bu karamsar dünyada bir krallık vardır ki kalori şirketlerine bağımlılığı reddetmiş, kendi başına dik durmayı başarıp üstüne üstlük soyu tükenmiş pek çok türü yeniden üretmeyi de başarmıştır. Hikâyemiz de tam bu krallıkta, Özgür İnsanların Diyarı* Tayland’da geçmektedir.

Kalori şirketleri dünya ekonomisini ele geçirmiş durumda. Besinleri yetiştiren, yeniçağın büyük hastalıklarına karşı test edip aşılayan ve dünyaya pazarlayan bu şirketler insanların tüm besin ihtiyacını karşılıyor ve bu yolla onların hayatlarını da ellerinde tutuyorlar. Dağıtılan bir üründe hastalık bulunması demek milyonlarca insanı etkileyen salgınların başlaması demek oluyor. Bu yüzden şirketler her türlü organik ürünün yapısında değişiklikler yapıyor, hastalıklara karşı aşılayıp daha verimli olmaları için çalışıyorlar. Ne var ki gen değiştirme ne kadar büyük ve yararlı bir yenilik olsa da yanında aynı oranda sorun da getiriyor. Kırma-gen kurtçukları adı verilen yapısı değişmiş haşereler, habbe pası, sibiskoz gibi yeni nesil hastalıklar üretilen ürünlerde sürekli görülüyor, insanları hasta edip ölümcül salgınlara yol açıyor. Kalori şirketleri buna karşı kesin bir çözüm bulamıyor, pek çok salgın yaşanmasına rağmen halen daha risk çok büyük boyutlarda seyrediyor. Üstelik gen korsanı denen bilim adamları bu şirketlerin ürettikleri besinlerin genetik haritalarını kopyalayarak bir benzerlerini üretip onlara rakip oluyorlar. Kalori şirketleri de buna göz yummuyor ve ortaya çıkan sonuç her şeyin genetikle bağlantılı olduğu kaos içinde kalmış bir dünya oluyor.

Tüm bu karmaşanın ortasında Tayland Krallığı ise diğer ülkelerin aksine kalori şirketlerinin tekelini kabul etmeyerek büyük bir direniş gösteriyor. Kendi besinlerini üretiyor, milliyetçi gen korsanları büyük şirketlerin besinlerini kopyalayarak çoğaltıyor ve tüm bunların üzerine artık dünyanın hiçbir yerinde bulunamayan pek çok ürünü yeniden canlandırmayı da başarıyorlar. Hikâyemizin olay örgüsü de soyu çoktan tükenmiş olan patlıcangil ailesinin Tayland’da yeniden ortaya çıkışıyla başlıyor. Kitap boyunca eşlik edeceğimiz 5 ana karakterden biri olan Anderson’ın, çarşıda daha önce var olmayan bir meyveyi bulmasıyla sürükleyici bir maceraya ilk adımımızı atmış oluyoruz.

Toplamda 50 bölümden oluşan kitabın kapsadığı süre boyunca yaşananları 5 farklı ana karakterimizin gözünden görüyoruz. Her bölümde farklı bir karaktere geçiyoruz, olay akışı da bu esnada sürekli devam ediyor. Böylece aynı şeyleri farklı kişilerden dinlemek yerine devam eden akışı daha değişik açılardan görme imkânı buluyoruz. Her bir karakterin amacı, geçmişi ve olaylara bakış açıları çok farklı ve özgün; bu noktada karakter derinlikleri konusunda Paolo Bacigalupi’yi tebrik etmek gerekir. Oldukça sağlam kurgulara sahip olan, tabiri caizse gerçekten yaşayan karakterler görüyoruz kitap boyunca. Bunlardan kısaca bahsetmek gerekirse;

GÖZ ATIN  Paolo Bacigalupi'den Karanlık ve Susuz Yarınlara Dair Yeni Bir Roman: "Suda Bıçak İzleri"

İlk karakterimiz Tayland’da farang olarak adlandırılan yabancı kökenli iş adamlarından biri: Anderson. Büyük kalori şirketlerinden bir tanesi için çalışan Andreson’ın ilk bölümde de öğreneceğimiz üzere Tayland’da bulunma amacı krallığın genetik konusundaki başarılarını araştırmak ve ele geçirmek. Anderson’lı bölümlerde olayları bir yabancının gözünden görme olanağı buluyoruz. Aynı zamanda hırslı bir iş adamının yeni iş fırsatları adına yapabileceklerini de bize gösteriyor, kalori şirketlerinin dünyaya ve insanlara karşı bakışını açık bir biçimde yansıtıyor. Kitap boyunca bize eşlik eden Anderson aynı zamanda kurgu içinde de oldukça önemli bir yer tutuyor.

İkinci karakterimiz, Anderson’ın emrinde çalışan bir Malezya Çinlisi olan Tan Hok Seng. Eskiden kendi klanının başında olan bu yaşlı Çinli, Malezya’da patlak veren bir olayın ardından her şeyini kaybederek Tayland’a kaçmış bir sığınmacı. Tayland’a sığınan diğer insanlar gibi o da bir sarı kartlı yani toplumun hor görülen kesimi olan mültecilerden. Hok Seng her şeyini kaybetmiş, kendisine yeni bir başlangıç arayan bir adamın hikâyesini bize sunarken olayların gelişimine de bilerek ve bilmeden pek çok katkıda bulunuyor.

Üçüncü karakterimiz kitaba adını vermiş olan kurma kız Emiko. Kitabın en ilginç karakteri olduğunu düşündüğüm Emiko aslında gerçek bir insan değil; genetiği değiştirilerek laboratuvar ortamında geliştirilmiş birYeni İnsan; yerel halkın deyimiyle birhiçi-kiçi. Japon sahibi tarafından bir sekreter, çevirmen ve yatak arkadaşı olarak üretilen kurma kız, Tayland’da terk edildikten sonra bir eğlence aracı olarak kullanılmaya başlanıyor. Emiko’nun gözünden anlatılan bölümlerde yeni insanlara karşı gelenekçi bir halkın bakış açısını görüp, aşağılanan ve kullanılan bir insanın duygularını iyiden iyiye hissediyoruz. Kitaptaki en başarılı karakter anlatımının da bu yoğunluktan dolayı Emiko’nun bölümlerine ait olduğunu düşünüyorum. Ayrıca kitabın en ‘sert’ sahneleri de gene hiçi-kiçimizin bölümlerinde karşımıza çıkarak bizi titretiyor.

Bu noktada bir ara parantez açarak şunu da belirtmek gerekiyor; kitapta bazı kesimlerin ciddi anlamda rahatsızlık duyacağı kadar sert sahneler yer almakta. Ben bu sahnelerin atmosfere uymak adına olması gerektiği dozda kullanıldığını düşünüyorum fakat özellikle şiddet konusunda hassas kişilerin bu şekilde düşünmeyebileceğini belirtmek gerekir. Kitabı okumak gibi bir düşünceniz varsa bu tarz ‘sert’ sahnelere de hazırlıklı olmanızda yarar var.

Dördüncü karakterimize geçtiğimizde Tayland’ın bağımsızlığını, dik duruşunu temsil eden bir Çevre Bakanlığı görevlisi olan baş komiser Caydi çıkıyor karşımıza. Çevre Bakanlığı deyince aklınıza yeşili koruyan, ağaç diken insanlar gelmesin. Aslında bu bakanlıkta çalışanlar -halkın deyimiylebeyaz gömlekliler– bir çeşit yerel polis görevi görüyorlar. Hastalıklara karşı savaşıyorlar, salgınların büyümesini engelliyorlar, yasadışı ürünlerin denetlemesini yapıyorlar ve Tayland Krallığının dışarıya bağımlı olmaması için sertlik kullanmaktan hiç çekinmiyorlar; elbette rüşvet verilmediği sürece. Her şeyin rüşvet ve adam kayırmaya bağlı olduğu bir ülkede beyaz gömlekler de bu zincirin önemli bir parçası halinde. Caydi de tam bu noktada bize milliyetçi duygularla ayakta kalan bir krallığın bakış açısını sunuyor: Bir vatansever olarak görevini layığıyla yerine getirmeye çalışırken bir yandan da Çevre Bakanlığı çalışanlarının yozlaşmasına karşı dik durmaya çalışıyor.

GÖZ ATIN  Haftanın Kitabı #49 - Tuhaf Şeyler Oluyor

Beşinci karakteri söylemek kitaptan alınacak zevki baltalayabileceğinden bunu es geçiyorum.

Rüşvet ve yolsuzluk konusunun üzerinde biraz daha durmak istiyorum çünkü bu düzende herhangi bir işin doğru gitmesini istiyorsanız mutlaka cebinizden para çıkmak zorunda. Sistemin çarpıklığı insanı ürpertecek denli gerçekçi yansıtılıyor kitapta. Bugün kendi çevremizde rahatça görebileceğimiz adam kayırma ve rüşvet olayları kitap içinde tamamen sıradan hale gelmiş. Ne yazık ki okurken hikâyenin gelecekte geçtiğini unuttuğunuz dahi oluyor bu yüzden.

Karakterler size kendilerini kabul ettirmeyi bir şekilde başarıyorlar kitap boyunca. Her biri kendi amacı doğrultusunda kararlı bir şekilde hareket ediyor, başlarına gelen olaylara yaklaşımlarıyla farklı kesimleri başarıyla temsil ediyorlar. Üzerine düşünüldüğünde her birinin çevremizde bulabileceğimiz bir kesimi yansıttığını görmek mümkün. Yazar bu konuda da oldukça kaliteli bir işe imza atıyor, aynı olayı farklı gözlerin ne kadar değişik şekillerde görebileceğini ustalıkla gösteriyor bize.

Hikâye ve karakterlerin dışında kitabın öne çıkan özelliklerinden biri de atmosferi. İnsana bir şekilde kendisini kabul ettiren çok farklı bir atmosfere sahip Kurma Kız. Sayfalar boyunca tropikal iklim yüzünden her daim sıcak olan havayı soluyor, çabucak çürüyen besinlerin kokusunu alıyor, insanların terlediğini adeta hissediyorsunuz. Okuyucuya bozuk bir düzenin ortasında, insan hayatının önemi olmayan bir dünya yaşatırken buna kendi ‘yakıcılığını’ da eklemeyi çok iyi başarıyor yazar. Bir ülkenin iç ve dış çatışmaları, devrimlerin etkileri, çatışmalar ve sınıf farkları kısa sürede sıradanlaşıp sizi o düzenin içine çekiyor. Öyle ki, kitabı bitirdiğinizde kendinize gelmek için biraz zamana ihtiyacınız oluyor.

Anlatım tarzına gelecek olursak, kitap kendisini rahatça okutuyor. Kurgusunun oldukça sürükleyici olmasının yanı sıra, her bir bölümün sonu bir sonraki bölüme başlamak için içinizde büyük bir merak uyandıracak şekilde yazılmış olduğundan bir kez okumaya başladığınızda sayfalar hızla birbirini takip ediyor. Kurgu içerisinde pek çok sürpriz de karşımıza çıkarak bizi şaşırtıyor. Olayların sonunu tahmin etmek kesinlikle kolay değil, bu da akıcılığı ve kitaptan alınan zevki daha da pekiştiriyor. Bunun yanı sıra pek çok farklı duyguyu da hissediyorsunuz sayfaları çevirdikçe; bazen içiniz kararıyor, bazen üzülüyor, bazense tiksiniyorsunuz okuduklarınızdan. Bu yoğunluğun oluşmasında önce de söylediğim gibi karakterlerin ‘yaşıyor’ olmasının payı oldukça büyük. Öyle ya da böyle kitap size bir şekilde dokunmayı başarıyor.

Birden fazla başkarakterin olması olay örgüsünü büyütüp şekillendirmiş de. Birbirleriyle bir şekilde bağlanıp daha büyük bir resmin parçalarını oluşturuyor karakterler, bu da sürpriz potansiyelini artırırken daha büyük bir perspektiften bakma olanağı sunuyor bizlere. Ne var ki tüm olayların tek bir krallıkta geçiyor olması hikâye ne kadar sürükleyici olursa olsun arka plandaki dünyanın tam anlamıyla görülmesini engelliyor. Yeryüzünün geri kalanında yaşananları ara ara görebiliyor olsak da kitap genel olarak ‘yöresel’ bir hikâye tadı bırakıyor ağızda. Bu da bana kalırsa kitabın akılda kalıcılığını zedeleyen bir unsurdu.

GÖZ ATIN  2019 Locus Ödülleri Finalistleri Açıklandı

Bu içe kapanıklığın artıları yok mu peki? Elbette ki var. Örneğin hikâyenin geçtiği bölgeyi en ince ayrıntılarıyla anlayabilmemize olanak da sağlamış bu yöresellik. Tayland’ın bölgesel özellikleri kitap boyunca bizi ele geçiriyor, kısa bir sürede insanların yaşantılarına alışıyor, aralarına karışıyoruz. Budist toplumun inanışları, gelenek görenekleri ve davranış biçimleri 23. Yüzyılda bile belirgin bir şekilde devam ederek bize tarihinden kopmamış bir toplumu yansıtıyor. Kitap boyunca pek çok bölümde bununla ilgili olaylara rastlamak mümkün, bunun en basit örneği de halkın yeni insanlara karşı bakış açısı olacaktır: Yeni İnsanların kendilerine ait bir ruhu bulunmadığına inanan bir toplumun onları aralarında barındırmaya da sıcak bakmaması çok doğal geliyor.

Biraz daha geniş perspektiften baktığımızda kitabın kurgusu altında görülebilecek pek çok mesaj olduğunu fark ediyoruz. Bugün çevremize şöyle bir göz attığımızda gözümüze çarpan birçok rahatsız edici olay Kurma Kız’ın içinde de kendisine yer bulmuş. En basitinden, değişen dünya ve buna adapte olan insanların öyküsü tarihte görebileceklerimize oldukça benzer. Büyük şirketlerin insanların hayatlarını kontrol edişi ve insan hayatına verilen önemin ne kadar az olduğu açık birer eleştiri olarak gözümüzün önünde durup bizi çevremize bakmaya ve aynı şeylerin bugünden yaşandığını görmeye zorluyor. Savaşların, soykırımların, farklı görüşleri benimsemiş kişiler arasındaki çatışmaların açık bir şekilde yansıtılışı ister istemez işaret edilen geleceğin yakın olduğunu bizlere hatırlatıyor. Paolo Bacigalupi okuyucunun hayata bakışını sorgulatarak bizi açık bir şekilde uyarıyor.

kurma-kiz-kapakİnce ayrıntılar ve üzeri kapalı göndermeler de karşımıza çıkıyor zaman zaman. Kitapta kalori şirketlerine boyun eğmeyen tek krallık olan Tayland’ın, Avrupa ülkelerinin sömürgesi altına girmemiş tek Güneydoğu Asya ülkesi olması buna açık bir örnek. Aynı şekilde Grahamcılar ve Fransiskenlerin sayılarının artışı da dünyanın içinde bulunduğu duruma bakınca oldukça mantıklı ve hoş bir ayrıntı olarak görünüyor. Bu ayrıntıların sayfa altlarında belirtilmesi de okuyucunun işini hayli kolaylaştırıyor.

Kitabın aldığı ödüllerden bahsetmemek de esere saygısızlık olur. Bacigalupi’nin ilk uzun soluklu romanında elde ettiği başarı gerçekten olağanüstü. Kurma Kız 2009 Hugo En İyi Roman Ödülü, 2010 Nebula En İyi Roman Ödülü, 2010 Locus En İyi Roman Ödülü, 2010 Joan W Campbell Ödülü ve 2010 Compton Crook En İyi Roman Ödülü’nü kazandı; Time, Publisher Weekly ve Library Journal tarafından da yılın en iyi 10 romanı arasında gösterildi. Nedenini anlamak okuyan biri için çok da zor değil.

Özet olarak bilimkurgu ve distopya türlerine ilgisi olanların okumaktan zevk alacağı bir eser Kurma Kız. Akıcılığıyla, arka planındaki evrenin düzeniyle, eleştirileriyle ve karakterleriyle sizi kendisine bağlayacak, bittiğindeyse 533 sayfalık bir tokat yediğinizi fark ettirecek oldukça başarılı bir yapıt. Aldığı ödüllerin hakkını sonuna kadar veriyor, geleceğin pek de parlak olmadığını bizlere hatırlatırken kurgusunun sürükleyiciliğiyle aklınızda kendine ait bir köşe açıyor. Türün hayranlarındansanız farklı bir tat için bu kitabı kaçırmamanızı tavsiye ediyor, iyi okumalar diliyorum.

*Özgür İnsanların Diyarı Tayland yerlilerinin ülkelerine verdikleri isimdir.

Stranger Things Kitap

Becerebildiğince çizer, birazcık yazar, arada frp oynatır, bazen de inceleme yazar. Bolca da oyun oynar. Oyungezer dergisinde editör.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Kurma Kız | İnceleme

Batmakta olan bir dünyada, batmakta olan bir krallığın direniş öyküsü…

 

 

Başa dönün
Daha fazla İnceleme
Kendi Manifestonuzu Oluşturun: Varolmayanlar

Varolmayanlar nam romanın kritiğini, ıcığını cıcığını sizlerle paylaşmadan önce girizgâh olarak anılarımdan giriş yapmayı uygun...

Kapat