in ,

Last Night in Soho İncelemesi: Travma Karnavalında Bitmeyen Gece

Last Night in Soho incelemesi yayında. Edgar Wright’ın son filmi Dün Gece Soho’da, izleyiciyi travma karnavalında bitmeyen bir kâbusa davet ediyor.

last night in soho inceleme edgar wright

Last Night in Soho inceleme yazısı ile sizlerleyiz. Edgar Wright imzalı Dün Gece Soho’da filmi, İngiliz yönetmenin kariyerinde farklı ve dikkat çekici bir noktaya konumlanıyor.

2021’in iddialı filmlerinden Last Night in Soho bu sonbahar vizyona girdi. Yapım Türkiye’de 12 Kasım 2021 itibarıyla salonlardaki yerini aldı. Koronavirüs pandemisi kısıtlamaları sonrası, işleri merak edilen yönetmenlerin (Ridley Scott, Cary Fukunaga, Lana Wachowski…) bir bir beyaz perdeye dönmesi sinemaseverleri de yeniden özledikleri havaya kavuşturmaya çalışıyor. Dün Gece Soho’da da artık unutulmaya başlanan bir sinema deneyimini tekrar hatırlatmayı vadeden işler arasında yer alıyor.

Başrolünde son dönemlerin konuşulan oyuncuları Thomasin McKenzie (Jojo Rabbit, Old, Leave No Trace) ve Anya Taylor-Joy’un (Queen’s Gambit, The VVitch: A New England Folktale, Emma.) yer aldığı filmde ikiliye Matt Smith, Diana Rigg, Aimee Cassettari, Rita Tushingham, Colin Mace ve Michael Ajao yer alıyor.

Filmin senaryosunda Edgar Wright’a Krysty Wilson-Cairns (1917, Penny Dreadful) eşlik ediyor.

Last Night in Soho İncelemesi: “Dün Gece Soho’da” Neler Oluyor?

Filmin konusuna geçmeden önce, İngiliz yönetmen Edgar Wright hakkında da birkaç satır konuşmak gerekiyor. Özellikle Scott Pilgrim vs. the World ve Cornetto Üçlemesi (Shaun of the Dead, Hot Fuzz ve The World’s End) ile kendisine özgün bir izleyici kitlesi edinmeyi başaran Wright; bu defa daha önce göstermediği bir yönünü ortaya koyuyor. Zombi filmi, polisiye, büyüme hikâyesi, uzaylı istilası, soygun derken Wright tematik anlatılarda kendisini kanıtlamış bir isim. Şimdi ise biraz büyüme hikâyesini korku ve gerilim sosuyla bir tür travmalarla yüzleşme macerasına çeviriyor. Bunu yaparken de mekânlardan, karakterlerden ve müziklerden başarıyla faydalanmayı biliyor.

dün gece soho’da inceleme

Thomasin McKenzie’nin hayat verdiği Eloise, taşrada büyükannesiyle yaşıyor ve tek hayali başarılı bir moda tasarımcısı olmak. Londra’da kazandığı moda okuluna giderken yanında yeteneğini, yalnızlığını ve annesinin hayaletini götürüyor. Yeni girdiği okul ve yurt ortamı yalnızlığını pekiştiriyor. Adaptasyon sorunu, onu başka bir konak aramaya itiyor ve filme adını veren Londra’nın Soho semtine taşınıyor. Artık eski parlak günlerinin çok uzağında kalan Soho’da, 1960’lı yıllardan yadigâr bir oda tutuyor ve hikâye nihayet başlıyor. Nihayet diyorum çünkü bu gecikmişlik filmin ortalarında bir tempo sorununa da neden oluyor. Ancak oraya gelmeden önce, hikâyenin gidişatından biraz daha bahsedelim.

Eloise rüyaları sayesinde hiç yaşamadığı hâlde özlediği geçmişin bir parçası olmayı başarıyor. Düşleri 1960’lı yıllarda, gösteri dünyasının parlak kapılarını aralıyor. Müzik kariyerinin başında olan Sandie’nin (Anya Taylor-Joy) öyküsü de bu noktadan sonra paralel olarak akmaya başlıyor. Eloise ve Sandie benzer hisleri, hayal kırıklıklarını ve yanılgıları paylaşıyor. Ayna imgesi üzerinden farklı bir diyara/döneme açılan kapı metodu yapımda başarılı bir şekilde kullanılıyor. Tercih klişe olsa da, rüya içinde rüya fikirleri artık eskise de Edgar Wright bunun matematiğini doğru bir şekilde kurmayı başarıyor.

Edgar Wright’ın Geçtiği “O” Kapı

Sıklıkla erkek hikâyeleri anlattığı için eleştiri konusu olan Wright, bu defa Eloise’in geçtiği kapıdan kendisi de geçiyor ve sanat dünyasının erkek egemen yönünü çarpıcı bir dille gözler önüne seriyor. 1960’larda başarılı bir müzisyen olmak için geçilmesi gereken yollar ve bu yolların normalliğini hedef alan yönetmen, özgün bir söylem geliştiremese de bakılması gereken pencereyi isabetli şekilde inşa edebiliyor. Bu tercih de Last Night in Soho yapımını Wright’ın filmografisinde ayrı bir yere koyuyor.

Sandie, yeteneğiyle kendisini göstermeye çalışırken işler farklı şekilde gelişiyor. Karakter bunu kabullenip yoluna devam etse de Eloise onu durdurmak için aynaları kırmaya çalışıyor. Kendi hayatındaysa okulda işler yolunda gitmiyor. Sandie’nin başına gelenleri durdurmak istiyor. Oysa henüz kendisiyle ilgili çözmesi gereken sorunlar var.

last night in soho yorum

Travmalar ortak bir seste buluşurken Eloise’in hayata karşı umutlu bakışları da kararıyor. Kendi tasarladığı, neşeli kıyafetlerden siyah tonlara geçiyor. Kostüm üzerinden karakterin ruh halini/iyi-kötü spektrumundaki değişimini göstermesi meselesini son olarak geçen aylarda Disney yapımı Cruella’da görmüştük. Orada da Emma Stone’un Estella’dan Cruella’ya dönüşmesi dış görünüş üzerinden işleniyordu. Her iki filmin de moda ekseninde olması da dikkat çekici bir veri.

Bir tür büyüme ve kendini gerçekleştirme hikâyesi olarak başlayan film, geçmişin hayaletleri ve travmaları nedeniyle gerilim unsurlarıyla istila ediliyor. Öykü, sonrasında bir açıdan polisiyeye de eviriliyor. Sandie’nin başına gelenleri çözme sorumluluğunu paylaşan Eloise, bu tür karmaşası içinden biraz da klişelere sığınarak çıkmayı başarıyor ve çemberini tamamlıyor.

İyi ve Kötü Tercihler

Filmin isim babası Quentin Tarantino. Ünlü yönetmenin 2007 tarihli Death Proof’u, ismini “Dave Dee, Dozy, Beaky, Mick & Tich” adlı müzik grubunun parçasından alıyor. Edgar Wright da Tarantino’yla bir sohbeti sırasında, yönetmenin aynı grubun bir başka parçası olan Last Night in Soho için yaptığı tanıma hayranlık duyuyor: “Henüz çekilmemiş bir film için olabilecek en iyi film müziği.”

Anya Taylor Joy Last Night in Soho

İşte tohumları burada atılan isim, yalnızca jenerikte değil filmin tarzında da önemli bir etkisi bulunuyor. Film, hızlanmaya başladığında şiddet ve kanlı sahneler Tarantino yapımlarını aratmıyor. Yapımın gerilim dozu, hem fiziksel hem duygusal şiddet içeren sahnelerle giderek tırmanıyor.

Edgar Wright’ın bu noktada çıldırmanın eşiğine gelen karakter tasvirini isabetli şekilde çizdiğini söylemek mümkün. Ancak bu tercihin beraberinde getirdiği aşırı stilize çekim yöntemleri izleyiciyi zaman zaman yorabiliyor. Filmin önemli bir kısmı, müzisyen olmak isteyen bir kadınla alakalı. Diğer bölümündeyse geçmişle bağını eski müzikler aracılığıyla kuran bir karakter var. Müzik önemli, bunu anladık. Şarkı seçimleri, performanslar da son derece başarılı. Fakat bu anlarda karşımıza çıkan görsel tercihler, aşırıya kaçan yanları nedeniyle filmi bölüm bölüm bir klip havasına dönüştürüyor. Bu da hem dönemden hem karakterlerden hem de hikâyeden kopacak bir yabancılaşma duygusunu beraberinde getiriyor.

Mekânlar, Bağlar, Karakterler, Klişeler

Dün Gece Soho’da filmi mekân açısından zengin bir dönem performansı çıkartmayı biliyor. 1960’lar Londrası’nın eğlence hayatı için çizilen tablo tatmin edici. Ana karakterin ait olamama hissi üzerinden kurulan arayış teması doğru işleniyor. Akıllarda yankılanan, “Beni nerede bulacağını biliyorsun,” repliği de bu çizginin altını doldurmayı başarıyor.

dun gece sohoda eleştiri

Yansımalar üzerinden işlenen çoklu karakter mefhumu her ne kadar alışıldık olsa da Edgar Wright’ın objektifi bu bağlamı taze tutmayı biliyor. Ancak aynı şeyi filmdeki karakterler için söylemek güç. Eloise dışında, Sandie dahil herkes iki boyutlu. Şarkıcı olmak isteyen genç kız, kötücül okul arkadaşları, kadın avcısı kötü adam, hikâyeye birden katılan ve ucuz bir aşk öyküsü kurmakla görevli oğlan, yufka yürekli büyükanne… Filmde söylediği sözün derinliği olan, başkarakter haricinde kimse yok.

Anya Taylor-Joy bu iki boyutlu hâli başarılı performansıyla kırmaya çalışsa da ne yazık ki yeterli olmuyor. Thomasin McKenzie ise üzerine düşeni yerine getirmekten fazlasını yapamıyor.

Klişeler ve 2021’de “Sürpriz Son” Kavramı Üzerine

Edgar Wright referans kullanmaktan çekinmeyen, klişelerle oynamasını iyi bilen bir yönetmen. Ancak Last Night in Soho, klişe tuzağının altından yeterince kuvvetli şekilde kalkmayı başaramıyor.

Karakterler arasındaki ilişkiler her şeyiyle kitabına uygun bir doğrultuda akarken sona doğru artık gelmesi gereken final sürprizi de verilen aşırı ipuçları ve aşırıya kaçan açıklamalar nedeniyle etkisini yitiriyor.

Bu çağda twist ile sonlanan bir hikâyenin makullüğü tartışmaya açık. Wright da filmde karşımıza çıkan şaşırtmanın kaçamak taraflarının olduğunun farkında olmalı. Ancak nedense bu tembelliğe göz yumulmuş. İyi oyuncular, iyi fikir, ilginç dönem ve hesaplaşma üzerinden kurulan bir film için finale yeterli cephane ayırmaya gerek duyulmamış.

edgar wright dün gece soho’da last night in soho

Tempo sorunlarıyla aksayan filmin yetersiz sürpriz çabasıyla noktalanması da izleyicide iyi bir potansiyelin harcandığı fikrini uyandırıyor.

Yine de sinema açısından çeşitliliğin azaldığı bir dönemde Dün Gece Soho’da katılmak isteyebileceğiniz huzursuz bir karnaval olarak kayıtlara geçiyor.

Last Night in Soho 2 İhtimali Var mı?

Film, olası bir devam hikâyesi için pek çok malzemeyi içerisinde barındırıyor. Londra tarihinden başka karanlık olaylar, Eloise ile aydınlatılmak üzere gelecekte bizi bekliyor olabilir. Senarist Krysty Wilson-Cairns’ın özellikle Penny Dreadful geçmişi, Last Night in Soho 2 için isabetli tercihleri gün yüzüne çıkartabilir.

İlk bakışta çok kişisel bir hikâye gibi görünse de, özgün senaryo kıtlığının yaşandığı bu dönemde Eloise’i Karındeşen Jack’in peşinde görmek şaşırtıcı olmayacaktır. Ancak elbette şu an için buna dair resmi bir açıklama yok.

Film hakkında sizin yorumlarınız neler? Görüşlerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Eda Aydın

1992 yılında Bursa'da doğdum. Radyo, Sinema ve Televizyon Bölümü mezunuyum. Filmler, kitaplar hakkında inceleme ve görüş yazıları yazıyorum. Tanpınar'ı seviyorum.

James Webb Uzay Teleskobu fırlatıldı izle

James Webb Uzay Teleskobu Başarıyla Fırlatıldı: Evrenin En Eski Yıldızları Gözlemlenebilecek

Evde Tek Başına Buzz Devin Ratray

Evde Tek Başına Filmlerinde Buzz McCallister’ı Canlandıran Oyuncu Tutuklandı