in ,

Life is Strange: True Colors İncelemesi – Rengârenk Hayatlar

Life is Strange: True Colors incelemesi sizlerle. Hikâye odaklı macera oyun serisinin son halkası, beklentileri karşıladı mı?

Life Is Strange: True Colors İncelemesi

2015 yılında çıktığında Life is Strange kendisine hatırı sayılır hayran kitlesi edinmişti. O oyundan sonra seri tabii ki durmadı, farklı maceralara yol aldı. Hikâye odaklı macera oyun serisinin son halkası, ana serinin de üçüncüsü Life is Strange: True Colors ise yakında bizlerle buluştu.

Hâlihazırda belli bir kitleye hitap etse de hikâye ve görsellik odağı, oynanış kısmının geri planda kalmasıyla LiS oyunları bazılarının da ilgisini çekmiyor doğal olarak. Fakat eline aldığı oyuncu tabanıyla şimdiye kadar ana seride üç, yan oyunlarla toplam 5 oyuna imza attılar. Kısacası elinize dizinize dursun, başarısını inkâr edemeyiz. Ben de çıkardıkları her oyunu oynayarak bu başarıda tuzu olanlardanım.

Square Enix’in yayıncısı olduğu serinin ilk iki oyunu Dontnod Entertainment’in geliştirici koltuğunda oturmasıyla başlamıştı. Eh, ilk oyunla başardıkları kendilerine kredi vermişti, lakin ikincisi (her ne kadar ben ilkine kıyasla zayıf olsa da fena olmadığını düşünüyorum) genel olarak oyuncu ve eleştirmenlerden eksi not almıştı. Hâl böyle olunca ilk oyunun öncesinde geçen, Chloe Price ve Rachel Amber’in sıcak olduğu kadar trajik ve hüzünlü hikâyesini konu alan Life is Strange: Before the Storm’un arkasındaki geliştirici ekip Deck Nine’a verildi Life is Strange: True Colors. Zira Deck Nine, geçmişe bakan küçük oyunda iyi iş başarmış, ilk oyunun başarısının altında ezilmemişti.

Life is Strange: True Colors – LiS Yolculuğu

Life Is Strange: True Colors İncelemesi

İlk oyunda ana karakterimiz zamanı kontrol edebiliyordu. İkincisindeki karakterimizin özel gücüyse telekinezi becerileriydi. Üçüncüye geldiğimizde bu sefer, diğerlerine kıyasla ilk bakışta doğaüstü tarafı biraz daha hafif görülebilecek; başta duygular olmak üzere, karşı tarafın düşüncelerini de anlayabildiğimiz ve onları dönüştürebildiğimiz bir karakterle karşı karşıyayız. Tabii ki yine özel güçler dolayısıyla yaşanan psikolojik sorunlar, kişilerarası rahatsızlıklar ön planda. Hattâ bu sefer daha yoğun.

Deck Nine, Life is Strange: True Colors’u geliştirmeye, Before the Storm’un hemen ardından 2017 yılında başlamıştı. Yani bize keyifli oyun sunmak adına uzun bir zamanları oldu diyebiliriz. Şimdiden rahatça söylemekte sakınca yok, gayet keyifli bir oyun çıkarmışlar. Bazı yönleriyle ilk oyunun da önüne geçiyor bile. Bunları sonra açacağım, ama önce bir ne anlatıyor ona bakalım.

Rengârenk İnsanlar

Life Is Strange: True Colors oyun İnceleme

Çocukken baş karakterimiz Alex Chen ve abisi Gabe Chen birbirinden ayrılmak zorunda kalmışlar. Koruyucu aileler, bakım evleri, mutsuz ve sorunlu çocukluk… Alex, bir yere ait olamamış, bunun üzerine süper gücü de olunca diğerleriyle sorunları iyice büyümüş. Psikolojik tedaviyle geçmiş çocukluğu.

Yıllar sonra abisi yerleştiği ve mutlu olduğu, Colorado’daki hayali maden kasabası Haven Springs’e (Idaho Springs’ten esinlenilmiş, internette küçük bir araştırmayla ne kadar güzel bir bölge olduğu görülebilir) gelmesi için kardeşini çağırır ve ikili çocukluk yıllarının ardından tekrar buluşurlar. Her şey çok güzel görünür, kardeşinin mutlu hayatına Alex de hızlıca adapte olmaya başlar. Yeniden ‘ait’ olduğunu hisseder. Fakat travma kapıdadır. Beş bölümlük yolculuğumuzda hem gizemli bir hikâyeye dalarız hem de unutmak istenen geçmişi tekrar hatırlarız.

Duygu Şelalesi

Öncesinde de söylediğim gibi LiS oyunlarında, kahramanların süper güçleri inanılmaz şeyler yapabildiği gibi kişinin kendisine zarar verebilmesine de dikkat çekiliyor. Alex, diğerlerinin duygularını ve düşüncelerini, âdeta onun yerine geçiyormuş gibi algılayabilen birisi. Bu derecede diğeri olmak, hâliyle Alex’in duygu düzenlemesini bozuyor, örneğin başkası aşırı öfkeliyken kendisi de aynı duygudurumuna sahipmiş gibi tepki verebiliyor. Bu da kişilerarası ilişkilerine zarar verebiliyor, vermiş.

Oyuna yerleştirilen telefondaki mesajlaşma uygulamasından da geçmiş ilişkilerini gördüğümüz üzere diğerleri tarafından sevilmemiş, kendisinin bu becerisini lanet olarak tanımlıyor ve ucube olduğunu düşünüyor. Fakat Haven Springs’te anlayışlı insanlarla aslında bu yeteneğin lanet mi yoksa ‘inanılmaz’ bir yetenek mi olduğunu sorgulamaya başlıyoruz.

Yukarıda bahsettiğim gibi, bu oyunun ilkine göre bile yukarı çıktığı alanlar var. Bunlar kesinlikle anlatım biçimi, hikâye örgüsü ve hem baş karakter hem de yan karakterlerin iyi örülmüş olması. Tabii ki ilk oyunda da bunlar hiç fena değildi, fakat burada başta yan karakterlerin hikâyedeki yeri olmak üzere bir seviye atlandığını söyleyebilirim. Diğer yandan ilkinin son bölümü bence zayıftı, ancak True Colors hikâyesini bağlama konusunda da bir adım öne çıkmış.

Oynanış

True Colors İncelemesi

Diğer karakterler demişken, Ryan ve Steph olmak üzere iki farklı aşk yaşama seçeneği yerleştirmişler oyunun içine, bu da ilginç ve keyifli olmuş. Seçimleriniz sadece olacak olayları değil, kimi seveceğinizi de belirliyor. Ayrıca eklemem gerekir ki oyun empati ve sempati üzerineyken yüz ifadeleri ister istemez büyük önem taşıyor. Geliştiriciler bunu bildikleri için yüz ifadelerine, mimiklere özel olarak odaklanmışlar. Bunun oyuna etkisi de rahatça seziliyor.

Bu oyunun belki de diğerlerine göre nadir olumsuz tarafıysa, oynanış kısmının zayıf olması. İlkinde zaman yönetimi üzerinden yeni imkânlar kullanılıyorken, ikincisi daha şiddetli ve aksiyon doluydu ve oynanış buna göre ayarlanmıştı. Buradaki olumsuzluğu bertaraf edebilecek bir anlatı biçimi var, bu da biraz süper gücün zor oynanıştansa kişilerarası iletişimle ilgili olması. Yani diğerlerinin hislerini ve düşüncelerini anlamamız bize yeni iletişim yolları sağlıyor ve işin psikolojik yönüne hizmet ediyor.

Yine de burada ufak eksi yazabiliriz. Örneğin bir bölümde geçmişini unutan birisine yardım ediyoruz becerimiz sayesinde. Ancak bu örnekleri çoğaltmak pek mümkün değil. Oyunun genelinde birisi öfkeliyse, üzüldüyse hep aynı biçimde kullanıyoruz becerimizi. Biraz daha zenginleştirebilirlermiş.

Bunun yanı sıra farklı ufak oynanışlar da eklenmiş langırt, arcade makinesi gibi. Tatlı dokunuşlar bunlar. Ayrıca ikinci bölümün büyük kısmı LARP’a (canlı rol yapma) ayrılmış ki bence çok keyifliydi. Buraya ufak karakter tasarlama, sıra tabanlı dövüş gibi rol yapma oyunu elementleri eklemişler. Tek sorun biraz fazla kolay olmuş. Yani dövüşlerde biraz uğraş versek keyifli olabilirdi.

Sonlara Doğru

Kısacası oyun LiS serisinde ilkiyle kapışacak kadar keyifli. Haven Springs güzel yaratılmış, karakterler iyi oluşturulmuş, müziklere diyecek bir şey yok yine tam tadında. Atmosfer şahane. Duyguyla alakalı oyunda diyaloglar ve hikâye tabii ki önemliydi ve bunun iyi olması sevindiriyor. Oynanış kısmı biraz zayıf, özellikle süper gücün kullanılma çeşitliliğinin az olması beni üzdü. Bunun yanı sıra ikinci bölümdeki LARP’a ayrılan kısım gayet keyifli olsa bile oynanışı yine çok basit olması eksilere yazılabilir.

Genel olarak bakıldığında iyi örülmüş bir hikâye deneyimlemek isteyenler için gayet iyi bir oyun olduğunu söyleyebilirim. Zaten LiS serisinin takipçilerinin birincil önceliği de bu. Diğer yandan yüksek bir ücrete sahip. Çoğu oyun artık yüksek fiyata sahip ülkemizde, durum bu. İndirim zamanı kapılabilir.

Peki sizler Life is Strange‘in finalini nasıl buldunuz? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum üzerinden bizlerle paylaşabilirsiniz. İyi oyunlar.

Oyla!

Cem Altınışık

1993 yılında Ankara’da doğdu. Çocukluğunun bir kısmını İzmir’de geçirdi ve şu an İstanbul'da yaşamakta. Psikoloji bölümünde eğitim gördü. Edebiyat, sinema, bilgisayar oyunları, müzik ilgisi ve bunları paylaşma sevgisiyle çeşitli kültür-sanat sitelerinde yazdı.

Vakıf Dizi İncelemesi: Foundation Nasıl Başladı?

Vakıf Dizi İncelemesi: Foundation Nasıl Başladı?

Percy Jackson Dizi Senaryosu

Percy Jackson’ın Dizi Senaryosunun Yazım Aşamasında Olduğu Yazarı Tarafından Duyuruldu