Mad Max: Bizim Max Bir Deli Oğlan

Bu, dinmeyen adrenalinin filmi. Bu, basit bir eğlenceden daha fazlası olarak mesajlarını da silahları gibi kuşanmış bir film. Bu, hiçbir Hollywood aksiyon filminin uzun zamandır başaramadığı heyecanı damarlarınıza zerk eden bir başyapıt.

70’lerin gençleri, 80 ve 90’ların çocukları için Mad Max bir efsanedir. 70’ler ve öncesinde doğanlar onu sinemalarda, 80 ve 90 doğumlularsa tekrar tekrar televizyon ekranında izlemiştir.

O, genç zihinlerimizin gördüğü en ürkünç ama en hayran olunası şeydi. Post – apokaliptik kelimesinden bile bihaberken, yazları ayaklarımızı yakan habis kumlarla dolu bir film serisine saplanıp kalmıştık. Su bir adım ötemizde, arabaları çalıştıran benzin belki birkaç sokak uzaktaydı. Oysa bu ikisi için insanlar birbirlerine neler ediyordu öyle?

Max, Çılgın Max, eski bir polis olan Max, bizi esir almıştı. Üstelik bunu yaparken kendisi onu esir etmeye çalışan sayısız güçten kaçıyordu.

Şimdi ben, bu incelmenin yazarı olarak Mad Max’in çocukluğumun en şoke edici olaylardan biri olduğunu söyleyerek başlamalıyım bu yazıya. Defalarca kez izlediğim ve her defasında, henüz hiçbir şey görmemiş çocuk zihnimin bu çoraklık ve insanların akıl sınırını terk etmiş eziyetleriyle ürperdiği yapıma olan sevgimi aktarmalıyım. O zaman şöyle diyeyim: Mad Max ve Highlander (ki Son İskoçyalı diye bildik biz onu) çocukluğumun televizyon devleridir. Ve şimdi ben, bu defa bir yetişkin olarak Max’i ve dünyasını irdelemeye başlıyorum.

Son bir şeyi bilmeni istiyorum sevgili okur. Mad Max’in yeniden çekileceğini duyduğumda içimdeki çocuk sevinç çığlıklarıyla koltuklarda tepinse de, yetişkin yanım oldukça korkmuştu. Ve bir şeyi daha bil, olur mu? Mad Max: Fury Road, diğer filmlerinin aksine kadınları başrole koyan ve mesajını da onların üzerinden veren bir film. Çünkü bu film özünde erkek egemenliğine başkaldıran kadınları ve kanı deli akan bir adamı anlatıyor. İşte bu nedenle, bendeniz sadece bir Mad Max hayranı değil, aynı zamanda bir kadınım.

Hadi başlayalım.

Tanığım olun!

Tarih Tekerrür Ediyor: Tanrı Krallar ve Tiranlar

Teknolojiyi ileriye taşırken insanlığımızı ne kadar geliştirebildik? Modern dünya dediğimiz şeyde bile ilkel davranışlar bütünü olarak kalmıyor muyuz bazen?

Şimdi Max’in dünyasına gidelim. Kendi dünyasını tüketmiş insanlar çöllerle çevrelenmiş durumda. Onların dünyasında tek renk kum rengi. Yeşilin sadece anısı kalmış. Ancak onlar hala güç mücadelesi veriyor. Farklı bölgelerde, farklı derebeylikleri var ve her birinin başında bir tiran. Ne kadar da tanıdık.

Su ve benzin bu dünyanın değerli taşları, parası, altını. İşte böyle bir düzende celladına aşık bir millet görüyoruz. Kendisinin ölümsüz olduğuna halkını inandırmış zalim Ölümsüz Joe bizim tanrı-kralımız. Vücutları urlarla, şekil bozukluklarıyla kaplı, dünyayı bu hale getiren radyasyondan nesiller boyunca payına düşeni almış halkı ve Joe’nun etrafa yaydığı dini zırvalarıyla o adeta tarih sayfalarından ve hatta içimizden çıkmış biri.

Joe, yaşadığı uçurumda temiz suyu azıcık dökerek milletini ödüllendiriyor. 5 güzel kadını damızlık olarak hareminde tutup sağlıklı çocukların hasretini çekiyor. Ve o, War Boys (Savaş Çocukları) adını verdiği gençleri onun için ölürlerse Valhalla’ya gideceklerinin garantisini veriyor.

Ölümsüz Joe öyle bir güç ki, halkı ona muhtaç durumda. Su desen onda, petrol desen onda. Hatta öyle ki, sütleri sağılan kadınlar bile onda. Yanlış duymadınız. Memeleri süt dolu kadınların inekler gibi sağıldığına da şahit oluyoruz ve hepsi Ölümsüz Joe’nun refahı ve takdiri için. Üstelik Mad Max: Fury Road’un şoke edici çarpıklıklarından bu yalnızca biri.

Aileye hoş geldiniz.

mad max fury road 1

Mad Max, post-apokaliptik düzenin en güzel örneklerinden biriydi ve öyle olmaya devam ediyor. Rahatlıkla bu alt türü tanımlamada kullanılabilecek (ve kullanılan) bir yapım. Yitirdiklerimizin değerini yüzümüze vuran, kendi dünyamızın nasıl da canına okuduğumuzun bir kanıtı. Ama bu film aynı zamanda hiç de yabancı olmadığımız bir düzenin başka formu. Tarihin tekerrürden ibaret olduğunun da bir nevi kanıtı. Oysa biz Mad Max filmlerinde tiranlara aşinayız, değil mi? Bu film de geleneği bozmuyor, ancak bir fark var.

GÖZ ATIN  Venom'un Kesilen Sahneleriyle İlgili Yeni Dedikodular Açığa Çıkıyor

Bu arada size ilginç bir de detay sunayım. Tiranımız Ölümsüz Joe’yu oynayan Hugh Keays-Byrne, 79 yapımı ilk Mad Max filminde bir başka kötü adam/liderdi aslında. Toecutter adında bir çete lideri olarak tanıdığımız Bryne, tam 36 yıl sonra, bu defa Ölümsüz Joe olarak seride yepyeni bir kötü adamı canlandırdı. Nasıl da güzel oynadı!

“Ne Güzel Bir Gün”

Tom Hardy’nin Max’i, Mel Gibson’ın Max’inin yeniden çekimi değil. Çünkü ilk filmleri izlediyseniz, filmin başında geçmişi özetleyen sesler ve çöl dünyamızın düzeninin hem onunla birebir aynı olmadığını, hem de devamı olduğunu görüyoruz.

İkisinin de adı Max Rockatansky, ikisi de “çılgın” unvanını sonuna kadar hak ediyor. İkisi de eski polis, ama onlar aynı kişi değil. Tam da burada film güzelleşmeye başlıyor zaten.

Eski bir polis olan Max, hayaletler gören bir adam. Yollarda tek başına hayatta kalan, tüm film boyunca 5 cümleden fazlasını kurmayan ve daha filmin başında War Boys tarafından yakalandığında “kanında delilik” olduğu kanaatine varılan bir adam. O, “çılgın” olmayı daha başından hak ediyor. Öyle ki, sırtına kan grubu yazılıp kan torbası olarak kullanılmak için köleleştirildiğinde bile ağızlık takılması gerekiyor. İnsan Hannibal’ı hatırlıyor hani.

Tam burada durup Tom Hardy’nin Max rolüne ne kadar da yakıştığından bahsetmek gerek. Film boyunca çok ama çok az konuşan ve konuştuğu o nadir anlarda bir anlığın titreyip, “Bane mi o?!” dedirten bir sese sahip. Evet, Bane’in sesi yüzündeki maskesinden dolayı değilmiş. Hardy basbayağı o metalik sese sahip. Zira konuştuğu o sayılı anlarda, “Your punishment must be more severe” diyecekmiş hissi veriyor. Adamın içinde bir Bane var ondan içeri.

Diğer kilit karakterimiz deneyimli oyuncu Charlize Theron tarafından canlandırılan İmparator Furiosa. O bir İmparator, ama bir halkı yönetmiyor. Hayır, o bir başka tiran değil. Furiosa, zırhlı bir savaş tırını kullanan rütbeli bir isim ve o tır sayesinde bu çöl dünyasının sudan sonraki altını olan benzini getiriyor.

Ancak işler pek de sandığınız gibi gitmeyecek. Savaş Tırı gitmesi gereken yoldan çıktığında Furiosa’nın “sistemin adamı olmadığını” göreceğiz. Ve sonra, beş güzel ve sağlıklı kadının artık damızlık görevi görmekten bıktığına, tiranları Ölümsüz Joe’nun çocuklarını doğurmaktan vazgeçtiklerine şahit olacağız.

İşte bundan sonrası Fury Road’un adını hak eden bir kovalamaca. Gazap Yolu diye çevrilmiş bu yolda izleyiciye nefes alma hakkı yok!

Aksiyon Sahnesi Çekmeyi Sizden Öğrenecek Değiliz

Hollywood aksiyon filmlerini izlemeyeli yıllar oldu. Öyle veya böyle, izlemek durumunda kaldığım ya da bazı filmlerde böyle sahnelere denk geldiğimdeyse sıkılıyorum. Evet, tam olarak olan bu: Sıkılıyorum. Çünkü klişeler belli, olacaklar belli. “Hadi devam edin de konuyu görelim” diye oflayıp pufluyorum. Hatta –dum. Çünkü Mad Max: Fury Road, Hollywood aksiyon filmlerine bu işin gerçekten nasıl yapılacağını öyle bir gösteriyor ki, tam anlamıyla dev, metal dikenli tekerlekleriyle ezip geçiyor.

Filmin en başı Max’in yakalanmasıyla başlarken bile klişeler kenara itiliyor. Bazı klişeler görüyoruz, fakat sonra bir de bakıyoruz ki hiç de beklediğimiz gibi gitmiyor iş. Yönetmen George Miller yüzümüze gülüyor. Devamındaysa film size sadece birkaç kez durup nefes alma hakkı tanıyor. Bunun da nedeni daha büyük bir adrenalin patlaması yaşayacağımız için, daha uzun mesafe koşabilmemiz adına tanınmış bir hak olduğudur. Çok acımasızsın Miller! Ama öyle de güzel olmuş ki!

GÖZ ATIN  Tom Hardy: Venom Filminde Sevdiğim Bütün Sahneler Çıkartıldı

Hani o eski Mad Max filmlerinde nefesimizi tutmayı alışkanlık haline getirmiştik ya, işte bu filmde onun artarak katlandığını söyleyebilirim. Atmosfer buram buram bildiğimiz anılarla dolu, fakat bir o kadar da yeni. Eski Max için hissettiğimiz endişeler, bitmeyen kovalamacalar, deli danalar gibi Max’in peşine düşen ve türlü türlü acayip kılıklara sahip kişiler bu filmde de var.

Ölümsüz Joe, hareminin boşaldığını öğrendiğinde tüm ordusunu toplayıp onların peşine düşecek. Böylece bir Savaş Tırı ve ona eşlik eden birkaç aracın arkasından, neredeyse tüm çölün kumlarını ayağa kaldıran bir ordu geliyor. Gümbür gümbür, filmin her saniyesinde ensenize biten, egzos kokuları burnunuza ulaşan bir kovalamaca bu.

Alışkın olduğumuz o dev, metallerle canavarlaşmış her çeşit aracı yine görüyoruz. Onlardan korkuyoruz. Onlara hayran oluyoruz. Farklı araçların çarpık melezleri olan bu yaratıkları ve en az onlar kadar canavar sürücüleriyle kumları tekerlerimiz altında eziyoruz. İnsan nasıl sakin olsun? Nasıl koltuğunda otursun!

Bu da yetmezmiş gibi müzikler sizi iyice gaza getiriyor, bu defa şoförü kenara itip gazı siz köklüyorsunuz. Size yetiştiklerinde silahlara siz davranıyorsunuz. Bir de üstüne Ölümsüz Joe’nun ordusunu “güden” bir başka kuvvet var ki, filmin en orijinal ve atmosferine en uygun yanı olarak karşımıza çıkıyor. Savaş davulları ve devasa bir müzik sistemiyle orduya moral veren, doğuştan gözsüz gitarist size huzur yüzü göstermeyecek! Terleyeceksiniz. Heyecanlanacaksınız. Onlarsa çalacak, çalacak ve çalacak!

Film arasında belki soluklanabilirsiniz, ama tekrarlıyorum, bu klişelerin filmi değil. Beklenmedik gelişmeler, beklenmedik anlarda olacak ve son ana kadar sürprizler yakanızı bırakmayacak. Sürprizlerin yorumlaması varsın size kalsın. Ama yaşayacağınız görsel şölen için ben size garanti veriyorum.

Erkek Egemenliğine Başkaldırı, ya da Kadınlar Uyandığında

Joe’nun eşleri sağlıklı ve güzel kadınlar demiştik. Onlar sütleri sağılan kadınlardan değil. Joe’ya bu çarpık dünyada sağlıklı erkek bebekler verebilecek yegane kadınlar. Eh, böyle bir düzende de bebeklerin sağlıklı olduğu kadar “erkek” olmaları da gerek elbette. Hatta kadınlardan bir tanesi hamile (Joe’nun gözdesi Splendid), dahası doğurmak üzere. Şimdi düşünün işler nasıl karışıyor. Hele de Joe sağlıklı bir erkek evlat için yanıp tutuşurken.

Sıradan halk gibi dağdan dökülecek iki damla su için birbirlerini yemelerine gerek yok. Yaşadıkları yeri gördüğümüzde aslında bu dünyanın standartlarına kıyasla rahat içindeler bile denilebilir. Ama tam burada durup bir daha düşünün ve detaylara odaklanın derim. Çünkü onlar güzel odalarında kilit altındalar. Joe gibi bir zalimin seks köleleri, hazineleri ve aynı zamanda eşyalarılar. Onlar insan değil, damızlık ürünler. Hatta bekaret kemeri gibi korkunç bir şey bile takmak zorundalar. O derece Joe’ya aitler çünkü.

İşte Furoisa sayesinde kaçtıklarında ve yolları türlü nefes kesici olaylar sonucu Max ile kesiştiğinde, Max’ten hemen merhamet beklemeyin. O eski Max değil, bu yepyeni biri. Ancak kader ağlarını ördüğünde ve hepsi beraber hareket etmeye başladığında (ki güven çok zor sağlanıyor) biz de filmin mesajına doğru ilerlemiş oluyoruz.

Bu kadınların iç dünyalarını, karakteristik farklılıklarını göreceğiz. İçsel çelişkilerini ve hatta kendi içlerinde bu zincirlerini kırmadaki zaman zaman kararsızlıklarına şahit olacağız. Ama Gazap Yolu boyunca onlar da değişecek. Bu bir yol hikayesi ve masallarda bile yol tamamlandığında karakter ya da karakterler son değişimi geçirip gerçekte olacakları kişiye dönüşürler.

Yol, sandığınız gibi değil. Evet, Mad Max filmlerinde aşina olduğumuz bir Yeşil Bölge/Yeşil Diyar hatırası var. Fakat siz yine de klişeleri kenara bırakın. Ben bir kez daha hatırlatmış olayım.

Gelelim mesaja. Eh, bunun için spoilerlı bir kısma girmek gerek.

Spoiler Alanı. Adımlara Dikkat

Mad Max: Fury Road için bazı yerlerde feminist bir film dendiğini görmüşsünüzdür. İnkar etmeyeceğim. Çünkü burada zoru başaran, düzene hem başkaldıran hem de onu yıkan kişi “kadınlar.”

GÖZ ATIN  Bilimkurguda Moda Ne Arar mı Dediniz?

Beş kadın süslü kafeslerinden kaçıyor önce. Sonrasında Many Mothers (Nice Anneler diye çevrilmiş) ekibini görüyoruz. Ellerinde umut var. Yüzleri çöl şartlarıyla sertleşmiş ve kırışmış, ama umudun ta kendisi olan tohumlar onlarda. Bereketli toprakları kalmamış, oysa yeni gelen ve genç olanlar onlara bunu da getirecek.

Tam buraya dikkat edelim. Umudu tecrübeli olanlar ellerinde tutuyor. Genç ve bereketli olanlar, aynı zamanda sağlığı yerinde olanlarsa bu umudun yeşereceği, diğer nesillere aktarılacağı alanın anahtarı. Çünkü onlar tam da onun kalbinden geldiler. Gerçek Yeşil Diyar Joe’nun imparatorluğunda saklı.

Bir de Furiosa var tabii. Belki bir kolu eksik diye onu sağlıklı görmeyebilirsiniz, ama o hem tecrübeye hem de sağlığa sahip. Furoisa, adında taşıdığı öfke ve alacağı intikamdan sonra halkını gerçek refaha taşıyacak kişi neden olmasın?

Böylece yol bitip aynı yol geri tepildiğinde kadınları savaş halinde görüyoruz. Evet, Max’in yardımı yine var, ancak yolu tamamlayıp kişiliklerinin tamamını kavuşmuş olanlar bu defa sadece saklanmıyor. Artık ne yapmak ve ne olmak istediklerini biliyorlar. Joe’nun adamlarını kandırıyor, savaşıyorlar. Böylece Joe’nun topraklarına döndüklerinde Tanrı Kral’ın sahteliğini de onlar ortaya çıkarıyor, umudun tohumlarını da onlar getiriyor ve halka merhameti de yine onlar gösteriyor.

Sular akıyor gökten. İnsanlar hep çıkmaya çalıştıkları platforma atılırken ellerinden tutup çıkmalarına yardım ediyorlar. Anneler bu savaşın kazananı. Kadınlar bu zalimliğin silicisi. Onlar kendi göbeklerini kesmiş ezilmiş olanlar.

Hem unutmayın, onların merhameti bazı şeyleri de değiştirecek. Nux’u bilerek bu yazı boyunca anmadım. Ama onu omuzlarından silkip gerçeği anlatsanız inanır mıydı size? Oysa onu öldürebilecekken bunu yapmamış ve kalbini açmış bir kadın, tanrısı tarafından terk edildiğini düşünen sahipsiz bir çocuğu bağrına basarak bakın neleri değiştirdi.

Son Söz: İzlemeden Ölmeyin

Bu film benim açımdan “olmuş.” Uzun zamandır izlediğim en iyi filmdi ve ben bir kez daha sinemada bu şölene şahit olmak istiyorum. Öncüllerinin ruhuna sadık ve bazı yerlerde onun da ötesine geçiyor Fury Road. Eskiye bir saygı duruşu, ama aynı zamanda yeninin de ilerlemeci özelliklerine sahip. George Miller ve onun asıl çılgının ta kendisi olan aklına sağlık.

Film boyunca Tom Hardy’nin oyunculuğunu gördükçe belki siz de War Boys gibi kanında delilik olduğunu düşüneceksiniz. Onu yere sermek kolay değil. Yıkıldıkça daha büyük bir delilikle uyanıyor. Filmin ve karakterin adını tekrar tekrar güçlü omuzlarında taşıyor. Fakat sakın ola Hardy’nin bu filmi tek başına götürdüğünü düşünmeyin, çünkü yine diğer Mad Max filmlerinde olduğu gibi bu bir takım çalışması. Yeni filmde de her bir karakter, yan karakter etiketinin boyunduruğu altında olmadığını gözler önüne sürüyor. Eğer aksini iddia ederseniz muhtemelen dev tekerler altında kalabilirsiniz. Şakaları yok.

Bu yazı boyunca bahsetmekten özellikle kaçındığım bazı olay ve karakterler oldu. Bilmenizi isterim. Bazı şeyler sürpriz olsun ki filmden alacağınız maksimum tadı alın ve Mad Max: Fury Road güzel bir anı, harika bir eser olarak zihninizde yer etsin.

Kostümler, oyunculuk, müzik, özel efektler… Her şey şahaneydi kendi adıma. Mad Max dünyasının o çığrından çıkmışlığını her oyuncu, her karakter ayrı ayrı ve kendilerine has biçimde yaşıyordu. Çok da güzel oluyordu hani.

Hiç mi eleştirim yok? Eh, aslında filmde 2 tane mantık hatası gördüm, fakat dillendirmeye gerek duymuyorum. Çok takılmadım bunlara diyeyim.

İzleyin, pişman olmayacaksınız. Bence şimdiden efsane filmler listesine girdi bile.

  • 12
    Shares




Genel Yayın Yönetmeni
2009 yılında Kayıp Rıhtım'a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1'de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi'nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Mad Max: Bizim Max Bir Deli Oğlan için 4 yorum

  1. Warner Bros’un son yıllardaki filmlerine bakıyorum, sonra bu filme bakıyorum ve ortaya nasıl çıktığını düşünüyorum. Sanki farkında olmadan izin vermişler gibi geliyor. Sonrada “Biz galiba iyi bir şey yaptık.” deyip George Miller ile davalık oldular.

    Şaka bir yana George Miller yeni bir Mad Max filmini daha çekmek istiyordu ama filmin bütçesindeki birkaç milyon dolarlık mesele yüzünden devamı gelmeyecek gibi görünüyor. Sanırım hem gişede batması hem de devamının gelmemesi kült bir film olarak anılmasına katkıda bulunacak. Ama bu kadar konuşulan filmin, üstelik 6 tane oscar almışken zarar etmesine anlam veremedim. Jurassic World gibi kötü bir film aynı yıl 1 milyar dolar gişe yaptı.

    (Yıldırım düşerken)

    Böyle renk kullanımını en son Blade Runner 2049’da sevdim.


  2. Arkadaşlarımdan herhangi biri film öner dediğinde aklıma hep bu film geliyor.Şu serinin devam etmemesi beni çok üzer.Üstelik Tom Hardy sırf bu seri için Suicide Squad kadrosuna girmemişti.


  3. Mad max görmüş olduğum en iyi rebbottur . Böyle bir filmin zarar ettiğini ilk kez sende duyuyorum.cidden garip


  4. SJack dedi ki:

    Tek nefesli film diye buna denir. Üniversite okurken izlemiştim. Başından sonuna dek aksiyon isteyenler fazla düşünmemeli.


Mad Max: Bizim Max Bir Deli Oğlan

Bu, dinmeyen adrenalinin filmi. Bu, basit bir eğlenceden daha fazlası olarak mesajlarını da silahları gibi kuşanmış bir film. Bu, hiçbir Hollywood aksiyon filminin uzun zamandır başaramadığı heyecanı damarlarınıza zerk eden bir başyapıt.

  • 12
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla İnceleme, Sinema
Paralel Evrenlere Bilet: Gökteki Göz

“Başlangıçta basit bir kaza gibi görünüyordu. Ama uyandıklarında duaların da, bedduaların da gerçek olduğunu fark...

Kapat