Malazgirt 1071: Bir Türk, “Vikingler” Olabilir miydi?

Ramazan Türkmen'in ciddi bir araştırmanın ardından çizim yeteneğini konuşturarak görseli hayli temiz ve okunmaya değer tarihi belgesel çizgi romanını, "Malazgirt 1071"i inceledik.

Günümüzde tarihi belgesellere, hatta belgesele konu olabilecek her konuya farklı yaklaşımlarla bakış açıları gelişmişken ben “Malazgirt 1071: Sultan Alpaslan ve Afşin Bey” çizgi romanından BBC’nin Vikingler dizisi gibi bir sonuç beklerdim.

Bugün artık şahit olduğumuz üzere belgesel dendiğinde karşımıza, en azından televizyondan gördüklerimizde, canlı, kurgulanmış veya rollerin canlandırıldığı filmler izliyoruz. Bu bölümlerde artık “şu hayvanın boyu, bu hayvanın yemeği, tarihte bir gün, eski gravürlere bakalım” tarzı daha pasif bir anlayış bulunmuyor. Belgeseli çekenler belgeselini çektikleri leoparın yanına gidiyor, doğanın içine karışarak zorluklar yaşıyor veya Vikingler dizisi gibi son derece iyi hazırlanmış setlerde film gibi sahnelerle donanmış filmler çekiyorlar. Bununla birlikte bu belgesellerde belirli bir görüşün propagandası ve propaganda dilinin kullanılması yerine izleyiciyi yönlendirmeyen bir dil ve kurgu kullanıldığına da şahit oluruz.

Peki, ama Malazgirt 1071 gibi medyumu çizgi roman olan bir yapıttan bunu beklemek mümkün müdür? Bir nebze olsun “evet” denilebilir. En azından anlayış ve kurgu tekniği açısından beklenebilirdi. Beklenebilirdi ama bu bir ölçüt olmazdı, bunun doğrusu veya yanlışı hiç olmazdı çünkü her sanatçı kendi tarzını belirlemekte özgürdür ve eserin sahibi Ramazan Türkmen bu yeni anlatım dilini tercih etmemiştir.

Bilindik hikaye, yepyeni detaylar

“Malazgirt 1071: Sultan Alpaslan ve Afşin Bey” çizgi romanının hikayesi hemen her Türk evladına öğretilen ve hatta beynine kazınan Türklerin Anadolu’ya girişi hikayesidir. Bilindiği üzere Sultan Alpaslan, Selçuklu ordularının başında Bizans ordularıyla çarpışır ve hilal taktiğiyle düşmanı perişan eder. Böylece Anadolu’nun Türkleşmesinin önü açılmış olur. Bu şekilde baktığımızda bu çizgi romanın sunduğu bir sürpriz olmadığını düşünmek mümkün. Ancak Ramazan Türkmen’in özenli araştırmaları bu savaşa dair çok daha fazla detayı görmemize olanak tanıyor. Bunların neler olduğuna çok fazla değinerek okuma keyfinizi kaçırmak istemiyorum. Yine de eserin son sayfalarında yer alan çizimlerden de göreceğiniz üzere özellikle o dönem üniformaları ve silahlarına dair yapılan araştırma hemen her kareye yansıtılarak belgesel tadında görsel bir şölen sunulmuş.

malazgirt-1071-a

Bununla birlikte “Malazgirt 1071: Sultan Alpaslan ve Afşin Bey”’de özellikle Türk çizgi romanının altın günlerinden bildiğimiz Tarkan, Karaoğlan, Kara Murat gibi örneklerden aşina olduğumuz bir hava hakim. Hatta o dönemin hamasi ve coşturucu Çizgi roman / Çizgi Bant/ Yeşilçam – epik dili de kareler içine hayli nüfuz etmiş gibi de görünüyor. Ve elbette bu dili besleyen resmi tarih ideolojisinin “bütün kefere dünyası bize düşman ve biz onların topraklarını fethederek barış götürdük” görüşü de her şekliyle karşımıza çıkıyor sayfalarda.

Ki bu noktada eminim birçok kişi bu eseri okuduktan sonra fazlasıyla Türk-İslam sentezini savunduğunu söyleyerek eleştirecektir. Haksız olduklarını söylemek mümkün değil. Ama hani bu eser belgesel bir nitelik taşıdığından o dönemin dini ve siyasi hassasiyetlerinin aktarması kaçınılmaz olacağından bu eleştiri haksız gibi görülebilir. Buna karşın seçilen dil, argümanlar, kullanılan yakıştırmalar ve açıklamalar eser sahibinin yatkın olduğu bir görüşü seslendirdiğini de akla getirmiyor değil.

Getiriyor da nitekim. Hem de bence yeteneğine uygun ve en meşru yolla: Sanat yoluyla.

Sanat alanında fikir hürriyeti

Kendi adıma, ben, sanat alanında fikir hürriyetinin yaşanması gerektiğine inanan biri olarak Ramazan Türkmen’in görüşlerini eseri aracılığıyla dile getirmesini sonuna kadar destekliyorum. Ölçütüm de sanatsal ölçütler olacağından “Malazgirt 1071: Sultan Alpaslan ve Afşin Bey”in amacına hizmet eden bütünlüklü ve tutarlı bir iş olup olmadığına göre değerlendirmeyi uygun buluyorum. Bunun dışında kişisel siyasi veya tarih/belgesel görüşümün bu yazıda yeri olmayacaktır.

Yine de eleştirecek olsam herhalde ideolojiyi değil senaryoyu ve ismin bu esere fazla gelişini eleştirmek isterdim ben. Senaryo daha çok kutu yazılarında yer alan enformatik açıklamalarla ilerlediğinden çizgi roman okuma keyfini yaşayamadım. Bu bakımdan kurgunun fazlasıyla sıkıcı sunumlu tarih dersi kıvamında olması beni üzdü, ki tarih dersi en sevdiğim dersti. Belki hikaye 8-10 sayfa daha uzatılsa, ana hikayeye başka bir kurgu yapılsa, ama yine de Malazgirt’le Alpaslan’ın belgeseli sunulsa daha keyifli olabilirdi. Hani “Vikingler” dizisindeki gibi “insani” karakterler görmek belki okuma keyfini daha da arttırabilirdi. Ama bu tercih edilmemişti, bana da ancak saygı duymak düşerdi.

Bir de isim meselesi var. Afşin Bey’in ismi çok ön plana çıkarılmış olmakla birlikte kendisi hikayede hayli zayıf kalıyor. Belki de bunun sebebi kullanılan eski ve Yeşilçam tarihi filmi girişindekine benzer dil örgüsündendir belki, bilmiyorum. Karakterler yaşamıyordu. Sadece okullardaki tarih dersi kitaplarındaki gibi unutulmak üzere sayılan isimler kıvamındaydı. Ama dedim ya, sanatçının tercihi daha nostaljik bir yapıyı korumakmış gibi görünüyor. Bu nedenle bu eleştiriler sadece benim beklentim olmalarının ötesinde çok da anlam taşımıyor… Ya da bu eleştiri biraz olsun eserin devamı basıldığında görmeyi umduğum teknik şablonu çıtlatmamı içeriyor.

malazgirt-1071-b

Son olarak giriş yazılarına değinmem de gerekiyor. “Malazgirt 1071: Sultan Alpaslan ve Afşin Bey”’de Karaoğlan’ın yaratıcısı büyük usta Suat Yalaz’la çizgi roman araştırmacısı Hakan Alpin’in yazıları yer alıyor.

Bir de Belediye Başkanının yazısı. Alışılagelmiş belediye destekli çizgi romanların aksine Ankara Büyükşehir Belediyesi destekli “Malazgirt 1071: Sultan Alpaslan ve Afşin Bey” çizgi romanı “trafikte nasıl davranılır, toplumsal hoşgörü, sağlıklı beslenme” gibi konuların dışında bir içeriğe sahip olmasıyla hayli farklı bir yer ediniyor bence. Hatta baskısıyla, kâğıt kalitesiyle, cildiyle oldukça farklı bir kaliteyi de yakalamış durumda. Ancak her şekilde bu eseri “belediyenin propaganda aracı”na dönüştürmüş olmalarını yadırgadım nedense. Gerçi Sayın Belediye Başkanı eserin başında 4 sayfa tarihi bilgi vererek bundan uzak durmaya çalışmış gibi de görünüyor ama yine de zaten okuyacağımız bir hikayenin geniş özetini bir belediye başkanının fotoğraflı yazısından okumayı hiç şık bulmadım.

malazgirt-1071-cUnutmadan ekleyeyim bu eserin neredeyse ilk taslak çizimlerini de benimle paylaşmış olan Ramazan Türkmen’in, bazı şanslılar gibi, bana ayrıca bir “bir çizgi roman nasıl yaratılır” belgeseli yaşattığını düşünürsek aslında belgesel içinde belgesel okumuş olduğumu söyleyebilirim. Bu nedenle iki farklı gözle inceleyebildiğim bir eser oldu “Malazgirt 1071: Sultan Alpaslan ve Afşin Bey”.

Okuyanın bol olsun Ramazan Türkmen, çalışmanızın devamını bekliyorum.

Dip not – Eser sonunda yer alan haritadaki “Türkiye Selçuklu Devleti” adı bana tuhaf geldi. Bu hangi haritadır kim hazırlamıştır bilmiyorum ama bin yıllık “Anadolu Selçuklu Devleti”nin adının değiştirilmiş olması doğru durmamış gibi görünüyor.

  • 16
    Shares




1972 Almanya doğumlu yazar ve sanat eğitmeni. Genel Sanat Yönetmeliği görevini sürdürdüğü Lila Düşler Tiyatrosunda çocuklar için oyun yazıyor, sergiliyor, yaratıcı drama liderliği yapıyor. Çizgi roman alanında araştırma yazıları kaleme alıyor, senaristlik yapıyor, ders veriyor, kitap yazıyor. Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP) yöneticiliğini sürdürmektedir.

Malazgirt 1071: Bir Türk, “Vikingler” Olabilir miydi?

Ramazan Türkmen’in ciddi bir araştırmanın ardından çizim yeteneğini konuşturarak görseli hayli temiz ve okunmaya değer tarihi belgesel çizgi romanını, “Malazgirt 1071″i inceledik.

  • 16
    Shares

 

 

Başa dönün