in ,

Hitler’in Almanyası’ndaki Hayatım: Bir Belgeselin Düşündürdükleri

Hitler’in Almanyası’ndaki Hayatım adlı belgesel, faşizm etkisindeki bir ülkenin kendi insanlarına neler yapabileceğini anlatıyor.

My Life in Hitler's Germany incelemesi

My Life in Hitler’s Germany incelemesi sizlerle. Viasat History adlı İngiliz televizyon kanalında yayınlanan Hitler’in Almanyası’ndaki Hayatım adlı belgesel, faşizm etkisindeki bir ülkenin kendi insanlarına neler yapabileceğini anlatıyor.

Program, Yahudilerin, sosyalistlerin, demokratların, komünistlerin, muhalif olan herkesin önce toplum dışına itilmelerini, sonra çalışamaz hale getirildiklerini, ülkelerinden kaçmaya zorlandıklarını, kaçamayan veya ülkesinde kalmayı tercih edenlerin toplama kamplarına kapatıldıklarını bizzat yaşayan insanların anılarından aktarıyor.

Bu anılar insanlık adına utanç verici.

Nazilerin partisi olan Nasyonal Sosyalist Parti Almanya’nın tek yasal partisi haline getirilmişti. Memur olabilmek ve memuriyette yükselebilmek için partiye üye olmak zorunluydu. Sosyal Demokrat Parti üyesi olan birçok öğretmenin görevine son verildi.

Başta Berlin olmak üzere Dresden, Frankfurt ve Münih gibi büyük kentlerin apartmanlarında gönüllü gözetmenler görevliydi. Çoğu parti üyesi olan bu gözetmenler binaya kimin girip-çıktığına bakıyor ve şüpheli gördüklerini partinin bölge temsilciliğine rapor ediyordu.

Naziler 1935’te Nürnberg’deki yıllık parti toplantısında, Nazi ideolojisine hâkim birçok ırkçı teoriyi kurumsallaştıran yeni kanunlar açıkladı. “Nürnberg Irk Yasaları” adı verilen yasalar, Alman Yahudilerini Reich vatandaşlığından dışladı ve onlara “Alman ya da Alman kanıyla ilişkili” kişilerle evlenmeyi veya onlarla cinsel ilişki kurmayı yasakladı. Bu yasalara bağlı çıkartılan yönetmeliklerle, Yahudiler Almanya sınırları içindeki tüm haklarından mahrum bırakıldı.

Nürnberg Yasaları’nda Yahudiler özel bir dinî inanca sahip kişi olarak tanımlamıyordu. Üç kuşak öncesinden Yahudi büyükannesi veya büyükbabası olan kişiler, kendini Yahudi olarak tanımlamasa bile Yahudi olarak etiketleniyordu. Sonradan Hıristiyanlığa geçmiş olanlar bile sırf geçmişlerinde bir Yahudilik bulunduğu için yaftalanıyor ve dışlanıyordu. Kendini Musevi olarak görmeyen binlerce Alman vatandaşı böylece kendisini Nazi terörünün pençesinde buldu.

Naziler, tüm dünyayı etkiledikleri Olimpiyat Oyunları’ndan sonra, Alman Yahudilerine yaptıkları zulümleri hızlandırdı. 1937 ve 1938’de hükümet, Yahudilerin sahip oldukları mülkleri kaydettirmelerini ve işyerlerini “Arileştirmelerini” zorunlu kılarak, onları yoksullaştırma hareketine girişti. Bu da Yahudi işçilerin ve yöneticilerin işten çıkarılması, çoğu Yahudi işyerinin Nazilerin belirlediği çok düşük fiyatlardan Yahudi olmayan Almanlarca satın alınarak, mülkiyetinin devredilmesi anlamına geliyordu. Yahudi doktorların tedavi hizmeti vermesi ve Yahudi avukatların davalara çıkması tamamen yasaklandı.

My Life in Hitler’s Germany: Sorgulamadan Alkışlamak

Hitler'in Almanyası'ndaki Hayatım belgesel

Alman halkını bir arada tutmak için Nazi propagandası hep bir düşman yaratma çabasındaydı. Alman ulusunu geçmişte geri bırakanlar Yahudilerdi, İngilizlerdi, Bolşeviklerdi. Artık Alman olmayan herkese kuşkuyla bakılıyordu.

Aynı propaganda yöntemiyle Alman halkı için özel eğlenceler ve geçit resimleri düzenleniyordu. Toplu karnavallarda Alman olmanın coşkusu yaşatılıyordu. İnşa edilen büyük tatil köylerinde halk düşük ücretlerle tatil yapabiliyordu. Tatile gelenler birbirlerini Hitler selamıyla selamlıyordu. Güneşli bir havaya uyandıklarında şöyle söylüyorlardı: “Tam Hitler havası.”

Yapılan her şeyin Alman halkının yararına olduğuna dair inanç o kadar büyüktü ki sorgulamak vatan hainliğiyle eş anlamlı hale gelmişti. “Bugün okulda ne öğrendiniz?” diye soran bir anneye çocuğu şu yanıt vermişti: “sorgulamadan alkışlamayı öğrendik.”

Alman halkı Hitler rejimini artık sorgulamadan alkışlıyordu.

Her toplantıda, her resmi geçitte dünkü Almanya ile bugünkü Almanya’yı kıyaslayan afişler, maketler ve fotoğraflar gösteriliyordu. Bu görkemli geçitlerde geçmişteki büyük Alman İmparatorluğu’nun şövalyeleri gibi giydirilmiş askerler ellerinde kılıç ve kalkanlarla yürütülüyor, Almanya’nın şanlı geçmişi yüceltiliyordu.

Her şey toplu bir hipnoz gösterisi gibiydi. Hitler hayranı Almanlar bayılana kadar çığlık atıyor ve büyük Nazi Almanyası’na hayranlıkla bakıyordu. Bu hayranlık Hitler’in şahsında toplanmıştı. Ona karşı çıkan herkes Almanya’nın karşısındaydı.

Hitler’in Özel Mahkemeleri

My Life in Hitler's Germany incelemesi

Rejim karşıtları Nazilerin kurduğu mahkemelerde yargılanıyordu. 1934’te Nazi lideri Adolf Hitler’in emriyle kurulan “Alman Halk Mahkemeleri”, Reichstag yangını davası sonucundan memnun olmayan Hitler’in emriyle kurulmuştu. Mahkeme, Üçüncü Reich’e karşı ihanet gibi suçları içeren geniş bir “siyasi suçlar” listesine sahipti. Mahkeme başkanı genellikle savcı gibi davranır ve tüm duruşmalar Hitler selamıyla açılırdı.

Mahkeme, 20 Temmuz 1944’te Hitler’i öldürme planını izleyenler de dahil olmak üzere Yargıç Roland Freisler’e devasa bir ölüm cezası yetkisi verdi. Mahkeme tarafından suçlu bulunanların çoğu, Berlin’deki Plötzensee Hapishanesinde infaz edildi. Sophie Scholl ve kardeşi Hans Scholl ve diğer Beyaz Gül aktivistleri de bu mahkemelerce öldürüldü.

Bir de “Sondergericht” adı verilen özel yetkili mahkemeler vardı. Bu mahkemeler sadece rejime karşı işlenmiş davalara bakardı. 1933’te iktidara geldikten sonra Naziler, Almanya’daki Nazi rejimine karşı iç muhalefeti ortadan kaldırmak için hızla harekete geçti. Yasal sistem, bu amaç için birçok araçtan biri haline geldi ve Naziler, normal yargı sistemini, geniş kapsamlı güçlere sahip siyasi mahkemelere dönüştürdü. Başlangıçta 26 olan özel yetkili mahkemelerin sayısı 1942’de 74’e yükseldi. Mahkeme üç hakime sahipti ve savunma avukatı mahkeme tarafından atanıyordu. Savunma avukatları, suçlamaların kanıtlarını sorgulayamazdı. Tamamıyla siyasi nedenlerle kurulmuş bu mahkemeler 1945 yılına dek 12 bin kişiyi ölüme mahkûm etti. Tüm diktatörlüklerde olduğu gibi Nazi Almanyası’nda da yargı ve yargılama vardı ama adalet yoktu.

Kutsal Deniz

My Life in Hitler's Germany incelemesi

Almanya’da artık kendilerine ait bir gelecek görmeyen insanlar ülkeden kaçmaya başlamışlardı. İltica başvuruları Almanya tarihinin rekorunu kırıyordu.

Gemiyle ABD’ye kaçmayı başaran bir Alman ailesinin çocuğu günlüğüne şöyle yazmıştı: “Kutsal denizi altı günde geçtik ve New York’a salimen ulaştık. Artık yeni bir hayat bizi bekliyor.”

Okyanusa “kutsal deniz” diyordu çünkü o deniz özgürlüğe, Amerika’ya açılıyordu.

Günümüzden de benzerlikler bulabileceğiniz bu belgeseli Viasat History kanalında bulup izlemenizi öneririm.

My Life in Hitler’s Germany belgeselini izleme fırsatınız oldu mu? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum üzerinden bizlerle paylaşabilirsiniz.

Murat Erdin

1968 İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi mezunu. Uzun yıllar gazetecilik yaptıktan sonra akademiye yöneldi. Halen Kadir Has Üniversitesi'nde ders veriyor ve Maltepe Üniversitesi'nde doktorasını yapıyor. Yayımlanmış 14 kitabı var. Çeşitli yayın organlarına yazılar yazıyor.

tanrı'nın en eski ibranice adı tablet

Tanrı’nın En Eski İbranice Adının Yazdığı ‘Lanet Okunan’ Antik Bir Tablet Bulundu

Spy Kids Netflix ile Geri Dönüyor

2000’lerin Unutulmaz Film Serilerinden “Spy Kids” Geri Dönüyor