in ,

Nomadland İncelemesi: Modern Göçebenin Başkaldırısı

Nomadland incelemesi sizlerle. Usta oyuncu Frances McDormand’ın başrolünü üstlendiği, Chloé Zhao imzalı yapım hakkındaki ilk yorumlar.

Nomadland İncelemesi

Son haftaların çok konuşulan filmlerinden Nomadland incelemesi ile karşınızdayız. Chloé Zhao’nun son yapımı hakkındaki ilk yorumlarımız sizlerle.

The Rider, Song My Brothers Taught Me filmleriyle oturduğu yönetmen koltuğunda neo-western türünün yeni örneklerini üreten Chloé Zhao aynı atmosfer altında daha yetkin bir filmle karşımızda: Nomadland.

Daha önce Cholé Zhao’nun diğer filmlerini izlememiş olabilirsiniz. Yazımızın hemen başında kısaca ondan ve yapımlarından bahsedelim. Zhao aslında sinemanın ilk yıllarından beri var olan ve hâlâ tüm dünyada popülaritesini koruyan western film ekolünü takip eden bir yönetmen. Bildiğiniz gibi bu türün günümüz örneklerine neo-western deniyor. No Country For Old Man, Hell or High Water gibi yapımlar bu türün en popüler işleri arasında.

Nomadland İncelemesi

Peki Cholé Zhao’yu farklı kılan ne? Zhao, neo-western türünü kurgusal anlatımdan kurtarıp neredeyse bir belgesele çeviriyor. Yani filmleri kurgu ve belgeselin sınırında dolaşıyor. Karakterlerin çoğu gerçek hayattan. Atmosferine, hikâyesine ve filmin resimlerine kadar her öğe doğal hayatın bir parçası. En önemlisi de, ana karakter üzerinden yarattığı kurgular, bu belgesel atmosferi üzerinde bir sinema büyüsü gibi dolaşıyor. Yani belgeselin bedenine sinemanın atan kalbini yerleştiriyor Cholé.

Nomadland: Yıkımla Başlayan Bir Film

Cholé Zhao’nun filmlerinde öykü hep bir yıkımla başlıyor. Daha önceki The Rider (Binici) adlı filmin ana karakteri Brady bir rodeocuydu. Filmin başında rodeo yaparken attan düşüp toynak darbesiyle kafasına ağır bir yara alıyor. Brady’nin hikâyesi bu şanssız olay üzerine kurulu.

Şimdi ise Zhao’nun yazıp yönettiği Nomadland (Göçebe), kocası ölmüş, düzenli bir işi veya evi olmayan orta yaşlarının sonlarındaki Fern (Frances McDormand) ile açılıyor. Aslında bir evi var ama bu sadece Vanguard (Öncü) adını verdiği ve içini kendine göre bölümlere ayırıp tasarladığı bir minibüsten başka bir şey değil.

Zhao filmlerinden bir başka çıkarım da gerçek karakterleri kullanması. Örneğin The Rider filmindeki Brady karakterini canlandıran oyuncu gerçek hayatta da bir rodeocu ve kafasından aldığı yara da gerçek. Filmde de kendi ismiyle yer alıyor. Asperger sendromlu kız kardeşi Lilly de kendini oynuyor filmde. Aynı şekilde Nomadland filminde de birçok gerçek karakter var. Yollarda geçen filmde yer alan karakterlerin birçoğu gerçekten karavanlarıyla göçebe hayat yaşayan kişiler. Gümüş saçlı, sürekli gülümseyen ve yetenekli bir figür olan Linda, yaşamak için yedi sekiz ay kalmış, karavanının çevresinde kafatası ve kemik bayrağı asılı olan Swankie gerçek karakterler ve kendi isimleriyle filmde yer alıyorlar.

Nomadland Jessica Buruder’in Eserinden Uyarlama

Venedik Film Festivali’nden büyük ödül Altın Aslan ile dönen Nomadland, Jessica Buruder’in 2017 yılında yayınlanan aynı adlı kitaptan uyarlama. Aslında bu kitap sadece bir kurgu roman değil. Ekonomik zorluklar altında ezilen, sayıları gittikçe artan ve kaçış yolları arayan Amerikalılar hakkında derin bir araştırma sonucunda ortaya çıkan bir eser. 2008 yılındaki ekonomik krizden yıpranmış ve hayatları değişen insanlar hakkında. Bu insanlardan bir kısmı evlerinden, işlerinden ve çevresindeki insanlardan kopmuş ve karavanlarıyla göçebe bir hayata başlamışlar.

Nomadland inceleme

Yani göçmen kuşlar gibi yıl boyunca hava sıcaklıklarına göre göç edip her gittikleri yerde günübirlik işlerde çalışıyorlar. Çoğu da yaşlı insanlar. Tek ihtiyaçları karavanlarını park edebilecekleri yerler, elektrik ve su. Film boyunca Linda ve Swankie karakterlerinin bu vahşi hayata karşı nasıl direnç gösterdiklerini ve kendi ürettikleri çözümlerle dayanıklılığın nasıl yükseltilebileceğini öğreniyoruz. Bruder’in bu koşullar hakkında iyice araştırma yapmış olduğunu filmdeki detaylardan anlıyoruz. Ama filmi izlerken aklıma gelen ilk soru şuydu. Bu film neden bir belgesel değil?

Bir Belgesel Değil, Ama Neden?

Buna verilebilecek en güzel cevap Fern karakteri. Ana karakter olan Fern, diğer gerçek karakterlerin aksine kurgusal bir karakter. Fern karakterine hayat veren Frances McDormand usta bir aktris ve bir yıldız. McDormand hem çok özverili hem de oldukça cesur bir performans sergiliyor. Fern karakterinin özgür ruhunu yansıtan birçok oyunculuk detayı var. Filmin hemen başında soğuk ve insansız bir kırsalda yere çişini yapan, diğer yanda derede çırılçıplak yüzen, kollarını olabildiğince açıp rüzgârı, gökyüzünü kucaklayan Fern sahneleri bu detaylardan bazıları. Bu rol için Mcdromand’dan başka bir oyuncu düşünmek mümkün değil. Yalnızca McDormand gibi dirençli bir oyuncu bu karakteri yüklenebilir gibi geliyor.

Ana karakter Fern, Nevada’da köklü bir alçıpan şirketinde uzun yıllar çalışmış bir kadın. 2008 krizinden sonra çöküşe geçen şirket filmin başında belirtildiği gibi 2011 yılında tamamen kapanmış. Bu fabrikadan geçinen kasaba ekonomik olarak tamamen ölmüş. Fern’de işsiz kalmış. Kocası Bo da kısa bir süre önce vefat etmiş. Hiç çocukları da yok. Fern ve karavanı Vanguard yalnız başlarına yollara düşüp göçebe bir hayata başlıyorlar.

Homeless Olmak

Bu göçebe hayatın başında var olan bir sahne Fern’in bakışını net biçimde ortaya koyuyor. Bir alışveriş mağazasında karşılaştığı eski öğrencisi, Fern’e “Sen evsiz misin (Are you homeless?)” diye soruyor. Fern ise ‘I’m not homeless. I’m just houseless’ diye yanıtlıyor. Evsiz olduğunu asla kabul etmiyor. Ev kavramının ne olduğunu bize sorgulatıyor. O evini yanında taşıyan bir insan. Evini taşıdığı her yerde farklı işlerde çalışıyor ve temel ihtiyaçlarıyla hayatını devam ettiriyor.

Nomadland yorum

Amazon’un ezici çalışma koşullarında, fast food restoranlarında vs. birçok işte çalışıyor. Ancak dikkat çekici olan başka bir detay var. Fern sadece mecbur kaldığı için bu göçebe hayatı yaşamıyor. Ruhunda bağlılıklara karşı bir başkaldırı var. Özgür olmak istiyor. Bir sahnede ölen bir göçebeden kalan köpekle birlikte görüyoruz onu. Bu tatlı köpeği sahiplenir diye düşünüyoruz. Ancak bizim acıma duygularımıza ters bir hamle yapıyor. Köpeği bırakıp gidiyor.

Kız kardeşi ile bir sohbetlerinde kardeşi ona, “Beraber büyüdük ama sen hemen bırakıp gittin,” diyor. Yine başka sahnelerde Fern’le flört eden Dave karakterini görüyoruz. Dave ve Fern’ün yolları bu göçebe hayatta ara ara kesişiyor. Ancak bu buluşmalar bir ilişkiye dönüşmüyor. Dave yerleşik hayata geçmeyi tercih ediyor. Fern’ü de davet ediyor. Yumuşak bir yatak ve bir konuk evi vadediyor. Ancak Fern onu bırakıp sert yataklı karavanıyla tekrar yollara düşüyor. Yani aslında Fern doğduğundan beri özgür bir ruh taşıyor. Onu hayatı boyunca bağlayan tek şey aşık olduğu kocası Bo olmuş. Bo istediği için uzun yıllar yerleşik hayatta tek bir şehirde yaşayabilmiş.

Benzer Ruhlar

Fern’ün hayatta bağlı olduğu tek erkek Bo filmde hiç yer almasa da Fern’ün hikâyesi için en temel unsurlardan biri. Fern’ün serseri bir çocukla sahnesi bunu çok iyi anlatıyor. Fern çocuğa Shakespeare’in ünlü sonelerinden birini ezbere okuyor. Bu şiir Fern’ün düğünlerinde Bo’ya okuduğu şiir. Burada dirençli bir karakter olan Fern’ün aslında ne kadar nahif bir ruha sahip olduğunu anlıyoruz.

Chloé Zhao filmi hakkında

Aslında filmdeki tüm karakterler benzer ruhlara sahipler. Filmin tümü gergin bir atmosferde ve tehlikeli mekânlarda geçiyor. Her an karakterlerin başına bir olay gelecekmiş gibi bir duyguya kapılıyorsunuz. Fern yemek yerken, tuvaletini yaparken bile tehlikeyi kollayan ceylanlar gibi çevresini sürekli kolluyor. Ancak tüm bu gergin atmosfere rağmen kimsenin başına herhangi bir olumsuzluk gelmiyor. Karakterlerin kendileri de olumsuzlardan beslenmiyorlar. Bu sert koşullar, hatıraları vs. onları hiç olumsuzluğa sürüklemiyor. Nahif duygu durumlarını ve komik hallerini sürekli koruyorlar. Nezaketlerinden ödün vermiyorlar.

Başkaldırının Filmi: Nomadland

Toparlayacak olursak Cholé Zhao bu filmde özgür ruhlu bir karakterin göçebe hayatını ve ekonomik adaletsizliğe karşı bir başkaldırıyı anlatıyor. Bu temaları oldukça sabırlı bir anlatımla bütünleştirip, olabilecek en doğal ve gerçek şekliyle görsele dökerek özgün bir tarzın peşinde koşuyor.
Görseller de tıpkı hikâye gibi olabildiği kadar natürel. Neredeyse hiç yapay ışık görmüyoruz. Görüntü yönetmeni Joshua James Richards ve Zhao ortak bir yolda buluşmuş gibiler. Filmleri beraber çekiyorlar. Nomadland’in çoğu sahnesi gündoğumu ve günbatımı vakitlerinde geçiyor. Bu gün değişim saatleri resimlerde müthiş renkler ortaya çıkarıyor. Menekşe rengi gökyüzü filmde sıkça karşımıza çıkıyor.

Son olarak Cholé Zhao’nun Nomadland’inden kendime bir çıkarım elde ediyorum. Türkiye’de de bu ve benzer birçok hikâye yaşanıyor. Yol filmleri için de muazzam kaynak olduğunu düşünüyorum. Neden biz de yapmayalım sorusu kafamı kurcalayıp duruyor. Siz ne dersiniz?

Nomadland hakkındaki yorum ve eleştirilerinizi bizimle Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Necat Temizkan

1992’de doğdum. 5 yaşında yüksekten düştüm. Her seferinde daha yüksekten düşmeye çalıştım. 15 yaşında âşık oldum. 17 yaşında bara gittim. 20 yaşında para kazanmaya başladım. Yazarım, çekerim, çizerim, müzik yapmaya çalışırım. Sanatçının her şeyi yapabileceğine inanırım. Zorunda değilse sanatçı olmaması gerektiğini de.

1 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for collona collona dedi ki:

    Çok güzel bir inceleme olmuş. 2020 listelerinde tepede gördükçe merak ediyordum. Eh biraz geç olsa da sonunda ulaşabildik. İzlerken dalıp gittiğim filmleri seviyorum. Frances McDormand aşkımızı da depreştirdi.

Satürn Titan Uydu Deniz Derinliği

Satürn’ün Titan Uydusundaki Denizlerin Derinliği, NASA’nın Denizaltı Görevine Uygun

george orwell çekiliş

ÇEKİLİŞ: 7 Kitaplık George Orwell Seti