Londra Nehirleri

Afra Tafrayı Bırakınca Güzelleşen Roman: Elif Şafak’tan On Dakika Otuz Sekiz Saniye

Elif Şafak'ın 2019 Booker Prize adayı son romanı "On Dakika Otuz Sekiz Saniye"yi inceledik. Her şeyi bir kenara bırakınca okuru nasıl bir eser bekliyor?

Elif Şafak kitaplarıyla tuhaf bir ilişkim var. İlk romanlarının dilini ağdalı, yapısını kırılgan bulmuştum. Son romanlarında ise dil aşikâr, yapı formülaik gelmişti. Peki On Dakika Otuz Sekiz Saniye? Roman en sevdiğim Şafak kitabı oldu; ama sevmem için bazı şeylere kızmam, bazı şeyleri küçümsemem, sonra bunları içimde tartıp yine kendi içimde kabullenmem gerekti. Afra tafra yapmayı bırakınca da merak etmeden duramadım: Geri dönüp okusam Şafak külliyatına bakışım değişecek mi?

Roman Tekila Leyla lakaplı bir hayat kadınının kendini yol kenarına atılmış bir halde ölü bulmasıyla başlıyor. Leyla kalbinin durduğu; ama zihninin çalışmaya devam ettiği on dakika otuz sekiz saniye boyunca her dakika bir koku alıyor ve koku onu önce hayatının bir gününe, oradan da daha geniş bir dönemine götürüyor. Bu git-gel düzeniyle Leyla’yı Van’da doğduğu evden İstanbul’da bir çöp kutusuna taşıyan olaylara tanıklık edip en yakınında tuttuğu kişileri tanıyoruz.

Şafak bu kitabı da son romanlarında olduğu gibi İngilizce yazmış. Benim de erişimim kolay olduğundan İngilizce baskısını okudum; dolayısıyla Omca Korugan çevirisine dair bir yorum yapamayacağım; fakat Türkçe tanıtım metinlerinde gördüğüm ön okumalarda karakterin adını ‘Tekila Leyla’ olarak görmek biraz şaşırttı. Şafak İngilizce baskısında karakteri ‘Tequila Leila’ olarak tanıtıyor ve adının ‘Leyla’ yerine ‘Leila’ olmasını da daha ilk bölümden karakterin ‘y’ harfini atmak istemesiyle açıklıyor. Leila adının İngiliz okurlar açısından daha kolay olduğu kesin; ama bu anlatısal açıklamanın Türkçe baskıda belirtilmemesi ilginç geldi. Zaten karakterin adının neden öyle değil de böyle olduğunu düşünemeyecek kadar meşguldüm ilk bölümlerde. Başta bahsettiğim formülaik yapı yüzünden kitaba girmekte epey zorlanıyordum. Hatta sonunu göremeyeceğimden emindim.

Elif Şafak

Elif Şafak

Batılılar Tarafından Batılılar İçin

Formülaik yapı derken neyi kastediyorum? Batı Avrupa ve Amerika dışında coğrafyaları konu alan; fakat ana pazarı Batı ve Avrupa ve Amerika olan roman ve filmler için kullanılan bir terim vardır: Batılılar tarafından batılılar için. Anlatılan öyküde bazı yöresel noktaların iyice öne çıkarıldığı, genel geçer bazı kaidelerin sanki özelmiş gibi gösterildiği ya da tam tersine aslında çok etkili olmayan bazı olgu ve olayların başkalarına nazaran daha kolay anlaşılır olduğu için genel geçermiş gibi gösterildiği hikayeler için kullanılan bir laftır. Mustang (2015) filmi bana bunun en iyi örneklerinden biri gibi gelmiştir bana hep. Filmi ilk izlemede çok sevdim, ikinci izlemede daha çok sevdim; ama bu sevgi anlatılan öykünün Türkiye dışında insanların ilişki kurabilmesi için zaman zaman basite indirgendiği, zaman zaman formüle edilmiş gibi giriş-gelişme-sonuç şeklinde ilerlediğine dair kanaatimi değiştirmiyor.

GÖZ ATIN  Haruki Murakami'nin Son Romanı "Kumandanı Öldürmek" Raflarda

Şafak’ın son kitaplarına da benzer bir yaklaşımım vardı. İskender’de (2011) ya da Havva’nın Üç Kızı’nda (2016) sürekli bir toplum potpurisi görmek; bir yanda sağ, bir yanda sol, o tarafta Kemalist, bu tarafta ateist, ortada bir apolitik derken, olay örgüleri sürekli siyasi ve toplumsal olaylara değip değip geçerken sanki bir yanda haddinden fazla karmaşıklaştırılmış, diğer yanda aşırı basite indirgenmiş bir öykü okuyormuş gibi hissediyordum. On Dakika Otuz Sekiz Saniye’de de böyle bir karmaca görünce romanı en başından bırakmaya hevesliydim. Ta ki Şafak’ın The Guardian’da yayımlanan söyleşisini okuyana kadar.

Booker Prize

Benimsenen Yarı-Göçebe Hayat Tarzı

Hayatına dair öyle ya da böyle bir şeyler hep biliyordum; ama hiçbir zaman durup da bunların ne anlama geldiğini düşünmemiştim. Strazburg’da doktora öğrencileri ve felsefe tartışmalarıyla dolup bir evde doğan; sonra Anadolu’ya, anneannesi merkezinde oldukça muhafazakâr bir aile çevresine taşınan biri Elif Şafak. Ardından annesinin görevi nedeniyle dünyanın çeşitli şehirlerinde yaşamış, sonra bu yarı-göçebe hayat tarzını kendi de benimsemiş ve 2013 yılından beri de kendini sürgün ettiği Londra’da bir yaşam kurmaya çalışmış. Aslında bana zorlama gelen, öyküyü aynı zamanda hem karmaşıklaştırıp hem basitleştiren bu ‘her şeyi boca etme’ hali, gerçekte kendisinin hep yaşadığı, dolayısıyla garipsemediği bir durum.

Bunun farkına varınca rahatsız olduğum diğer bir konuyu irdeledim. Türkiye’deki yaşamımda gördüğüm, gündelik ya da alelade olan şeyleri olduğundan fazlasıymış, ya da çok daha büyükmüş gibi gösteren anlatılar. Bir kez bu kitapta bu anlatılara şans verince, aslında içeriden bakarak ne kadar çok şey kaçırdığımı fark ettim. Yabancı bir okur kitlesi okuduğunda şaşırsın, heyecanlansın diye yazılmış pek çok şey kibrimi bir kenara bıraktığımda bende de benzer etkiler yaratmaya başladı.

Leyla’nın Doğumu

Bu da beni kitabın en sevdiğim yerine getiriyor. İkinci bölümde Leyla’nın doğumuna tanıklık ediyoruz. O sayfaları tedirginlik ve merak karışımı bir heyecanla yalayıp yuttum. Ebe karakteri, o dönemde ve o yörede, öyle bir aileye doğan bir çocuğa dair uygulanan adetler, konuşmalar, karakterler arasındaki ilişkiler bir araya gelip inanılmaz bir sekans oluşturdu. Bu satırları yazarken üstüne tekrar düşününce hala tüylerim diken diken oluyor. Bu bölümde, özellikle ebenin davranışları ve doğuma dair adetler epey mistifiye edilmiş, benim ilk elden tanık olmasam da denk geldiğim, duyduğum, haberdar olduğum şeyler sanki esrarengiz uygulamalarmış gibi gösterilmişti. Yukarda dediğim gibi, bir kez bunlara zaten aşina olduğumu söyleyen o kasıntı tavrı bırakınca okuduklarımdan yine de etkilendiğimi fark ettim. Dışardan bakınca benimsediğim bazı şeylerin aslında pekâlâ da garipsenecek şeyler olabileceğini gördüm.

Elif Şafak

Tüm bunlara rağmen, romanın hala aşırıya kaçarak anlatmaya çalıştığı, yapmak istediği şeyi gerçekleştiremediği şeyler yok değil bence. Şafak – belki de öykünün bağlamını küreselleştirmek adına – hatırlanan anılara bir şekilde gazeteleri, radyoları, televizyonları ve haliyle haberleri iliştiriyor ve sürekli O sırada Türkiye’de ve dünyada da şunlar oluyordu, gibi bir yan anlatı sunuyor. Bu aralıklı bilgi aktarımının hikâyeyi ileri taşıdığını düşünmediğim gibi okuma deneyimine bir bağlam kazandırdığına da ikna olmadım.

GÖZ ATIN  Elif Şafak'ın Aşk Kitabı Netflix'e Uyarlanıyor

Romanın genelinde ise yapı itibariyle bir durağanlık olduğunu düşünüyorum. Okumaya devam etmek, bir sonraki sayfayı çevirmek yukarıdaki ikinci bölüm gibi birkaç sekans dışında hep benim seçimimle oldu. Hiçbir noktada mıhlanıp ‘şurayı da bitirmeden kalkamam başından,’ dediğimi hatırlamıyorum. Bunu yapıya bağlamamın sebebi ise kitabın açılışında Leyla’yı ölmüş ve çöplüğe atılmış bir hayat kadını olarak görmemiz. Nasıl biteceğini bildiğimiz bir romanı okurken ister istemez merak unsuru geri planda kalıyor ve başka şeylere dikkat etmeye başlıyoruz.

Dille İlgili Notlar

Dille ilgili de birkaç not düşmek istiyorum. Bunlar çeviride kendini ne kadar gösteren hususlar bilmiyorum; ama zaman zaman metin bana yazarın dile harcadığı çabayı çok gösterdi. Olağan akan birkaç cümleden ya da paragraftan sonra diğerlerine kıyasla daha zorlama duran, ya da daha çok tasarlanmış gibi hisseden cümleler veya paragraflarla karşılaştım. Burada Şafak’ın olunabileceği kadar küresel bir vatandaş haline gelmesine rağmen hâlâ İngilizcenin ikinci dili olmasının payı olabilir.

Elif Şafak

Elif Şafak

Buna ek olarak Şafak zaman zaman öykünün akışını bir anlığına bırakıp evrensel önermelerde bulunmaktan da kaçınmıyor. Her iki dil notu da keyif kaçıracak ölçüde değil. Hatta zaman zaman hoşuma da gittiler. Roman üzerine eleştirel düşünmeyi bıraktıkça, aldığım keyif de git gide arttı. Başta bahsettiğim kibrimden de biraz bu şekilde kurtuldum: Her fırsatta eleştirmeyi bırakarak. Bu romanın kendisine dair bir başarı mıdır, orası meçhul. Sonuçta bir romana eleştirel olarak bakıp yine de şapka çıkarmak daha iyi olurdu. Diğer yandan, herhangi bir esere eleştirel bakan birinin sonunda şapka çıkardığı bir süreç yaşaması da eleştirelliğe aykırı değil mi? İşte tam da böyle düşünce süreçlerinden arınarak okudum bu kitabı; çünkü ne beni, ne hikayeyi, ne de okuma deneyimimi hiçbir yere götürmeyen zihin egzersizleriydi.

GÖZ ATIN  "Shakespeare Yeniden" Serisine İki Değerli Eser Daha Katıldı: Macbeth ve Sirke Kız

İntihal İddialarına Dair

Son olarak romanla ilgili ortaya çıkan intihal saçmalığına da değinmeden geçemeyeceğim. İddia yerine saçmalık diyorum; çünkü iddia sözcüğünün getirdiği bir ciddiyet var. Sosyal medyada bir kısmının da bot olduğu anlaşılan birkaç hesabın rastgele parçaları benzermiş gibi göstererek Şafak’ın son kitabını Kahraman Çayırlı’nın bir kitabından kopyaladığını söylemesi üzerine bir galeyan yaşandı. Yazarın Manchester Edebiyat festivalindeki bir etkinlikte tarihlerin çakışması nedeniyle yer alamaması ‘İntihal yüzünden festivalden atıldı,’ olarak ortaya atıldı, etkinliğin tarihi değiştirilip de Şafak’ın katılımı sağlanınca festival hesabı tweetlerini silip yeni bilgiyi paylaştı ve ne hikmetse bu da ‘Festival korktu, tweeti sildi,’ diye yorumlandı. Bütün bu yorumları yapan, galeyana gelen, ortalığı velveleye veren insanlardan birinin dahi ne Şafak’ın ne de Çayırlı’nın kitabını okumadığı gerçeği de tabii ki olayın saçmalığını tesciller nitelikte.

Elif Şafak İntihal İddia

Neyse ki şimdi sular biraz durulmuş gibi görünüyor. Doğan Kitap konu hakkında açıklama yapmak zorunda bırakıldı; ama hiç değilse kamuoyunu ikna etmeyi başarmış gibi görünüyor. Böyle abes bir konuda kamuoyunu neden ikna etmek zorunda bırakılıyorlar, o da ayrı bir konu. Kim bilir, belki de Şafak sonraki kitabında bu galeyan halini de katar potpurisine. Ben de kendimi bir kez daha kibrimden arındırmaya çalışır, geçerim kitabın başına.

* * *

* Muhtelif Evhamlar Kitabı: Evham Sahibi Olmak İster misiniz?

* Kitap Hakkındaki Yorumlarınız İçin: Kayıp Rıhtım Forum




Alanya’da doğdu. Uzun süre Ankara’da, bir süre de Londra’da yaşadı. Uluslararası İlişkiler ve Sinema-Televizyon alanlarında öğrenim gördü. Kitapları Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkıyor, öyküleri Kafasına Göre Dergi ve Kayıp Rıhtım’da yayımlanıyor. Şu an İstanbul ’da yaşıyor; metrolara, çift satır aralığına, kablosuz teknolojiye ve kırmızıya ilgi duyuyor.

Afra Tafrayı Bırakınca Güzelleşen Roman: Elif Şafak’tan On Dakika Otuz Sekiz Saniye

Elif Şafak’ın 2019 Booker Prize adayı son romanı “On Dakika Otuz Sekiz Saniye”yi inceledik. Her şeyi bir kenara bırakınca okuru nasıl bir eser bekliyor?

Başa dönün