Bir Zamanlar… Tarantino’nun Fantezi Dünyasında

Elbette, Quentin Tarantino gibi usta bir yönetmen, her tercihini bilinçli yapar. Bu da başka bir sorunu doğuruyor. O zaman tüm bu boşlukta salınan, anlamsız lunapark tamamen bilinçli yaratılmış, ama neden?

Çağımızın en becerikli ve ünlü yazar yönetmenlerinden Quentin Tarantino’yu neden bir türlü sevemediğimi düşünürken, son işi olan Once Upon a Time… in Hollywood filmini izledim. Film yönetmenin en tartışmalı filmlerinden biri haline geldi. Sebebiyse yarattığı alternatif gerçeklik dünyası içine bu kez hâlâ “konuşabilen” kişileri koymuş olması.

Film hakkında medyada karşılıklı atışmalar ve eleştirilerle dönen tartışmaları takip etmek ve doğru okumak, sinemanın, sanatın ve etiğin gittiği yönü tartışmak için epeyi önemli. Çünkü film etik bağlamında iki farklı uçta tartışmalara yol açtı. Kimi, Tarantino’yu beyaz Amerikalı erkeğin üstünlüğüne inanan ırkçı olarak tanımlarken, kimi Manson ailesine getirdiği eleştiri (!) sebebiyle bunun tam karşısında olduğunu söyledi.

tarantino ve dicaprio

Ben konuya Tarantino’nun senaryolarında durduğu öznel perspektiften yaklaşmak istiyorum.Çünkü içten içe, tartışmaların kaynağında, bu öznelliğin yattığına inanıyorum. Amerikan sinemasının konvansiyonel yaklaşımı, sanılanın aksine taraflı bir etiğin dayatılmasına dayanmaz. Aslında Amerikan ana akım sineması “tarafsız”dır. Yaklaşımındaki Amerikanlık ve tuttuğu taraf da bu tarafsızlıktan ileri gelir. Yakın zamanda, bağımsız sinema ve ana akım sinema arasındaki çizgiyi taraf tutmakta çekmeye başladım. Tanım taraf tutmak olunca, biraz tuhaf karşılanabilir. Fakat olaya şöyle bakmakta fayda var; yazar-yönetmenlerin sinemalarında, yaratıcının zihnini tüm çıplaklığıyla görebiliriz.

Birçok deneyimli yönetmenin söylediği gibi, seyircinin karşısına çırılçıplak çıkıp utanmamaya çalışmaktır film yapmak. Fakat ana akım sinemanın yaklaşımında bunu göremezsiniz. Karakterler o kadar “karakterdir” ki insan olmaktan çıkarlar. Aaron Sorkin, bu konu hakkında “insan yazmak doğru bir yaklaşım değildir, karakter yaratmalısınız, karakter filmde kaç yaşındaysa o yaşta doğmuştur,” diyerek güzel bir özet geçer. Karakterler insan olmaktan bu kadar çıktıkları için, her zaman herkesin haklı olduğu bir durumla karşılaşırız. Filmlerin sinema dili de, dramatik bir anlatının izleğini sürdüğü için, her zaman kameranın objektifliğini yanında taşır. Oysa bağımsız sinemada, yönetmenin gözü her yerdedir. Yönetmen, karaktere nasıl bakmak istiyorsa öyle bakar. Bu da insanı yaratır.

Once Upon A Time in… Hollywood

Once Upon a Time… in Hollywood, Tarantino’nun En Taraflı Filmi

Tarantino ile ilgili tartışmanın kaynaklarından birinde bunun çelişkisinin yattığına inanıyorum. Tarantino, korkunç bir biçimde taraf tutuyor. Tüm filmlerinde. İyi karakterleri, zeki de olsalar aptal da olsalar bir kuralın peşine takılmış oluyorlar. Kötü karakterleri ise genelde aptal olmakla birlikte toplum içindeki konumlarını bile yönetmenin yönlendirmesi ile alıyorlar. Buna rağmen, işçiliğinde olağanüstü bir ana akım sinema işçiliği var. Yönetmenin yaptığı tüm filmler, Amerikan sinemasının tüm dramatik şablonuna saygı duyuyor. Onu bozsa bile, görsel olarak bize alıştığımız bir dünya sunuyor. Bu çelişki, Tarantino sinemasının belkemiğini oluşturuyor ve ben de sanırım bu çelişkiden haz etmiyorum.

Once Upon a Time… in Hollywood filminde bu çelişki zirve yapmış durumda. Quentin Tarantino, Paul Thomas Anderson ile yaptığı bir röportajda filmi sürükleyen ana unsurun, herkesin bildiği bir cinayet olduğunu söylüyor. Bu nedenle, seyirciye sunması gereken bir dramatik yapıya ihtiyacı olmadığını iddia ediyor. Seyirci, Sharon Tate ve arkadaşlarının, Manson ailesi tarafından sınıfsal ve ırkçı bir cinayete kurban gideceklerini biliyor. Bunu filme gelen neredeyse herkes zaten biliyor. Ve herkes o anı bekliyor. Bu doğru. Filmi izlerken, ana karakterler Rick Dalton ve Cliff Booth’un hikayelerini takip etmek şöyle dursun, her an Sharon Tate’i ve Roman Polanski’yi merak ettim. Sürekli o sahneyi bekledim.

Elbette, Tarantino sinemasına aşina olanlar çok iyi biliyorlardı ki, yönetmen filmi gerçekte olduğu gibi bitirmeyecekti. İşin ilginç tarafı, yönetmen alternatif bir gerçeklik yaratırken, bildiğimiz gerçekliği de yorumlamaktan geri kalmıyor. Tartışmalar da burada başlıyor. Örneğin, filmde kısa bir an görünen Bruce Lee, adeta bir komedi tipi gibi, acınası ve ucuz bir varlık buluyor. Muhammed Ali’ye laf atıyor. Kendisini mükemmel görüyor vs. Bu konuda Tarantino ve Bruce Lee’nin kızı Shannon Lee arasında medya aracılığıyla yaşanan atışma dikkate değer.

Shannon Lee Quentin Tarantino

Karakterler ve Gerçek İnsanlar Sürekli Bir Çatışma Halinde

Tarantino, karakterinin bir karakter olduğunu söylüyor ama belli ki orada duramıyor ve devam ediyor; “Filmi izleyenler Bruce Lee böyle değildi diyorlar ama hayır, tam da öyleydi. Küstahtı.

Shannon Lee’nin buna cevabı ise tüm bu yazının özeti gibi;

“Tarantino filminde istediğini yapabilir, yaptı da zaten. Ama Bruce öyle biri değildi. QT hem bu bir kurmaca, kendinize gelin diyor hem de Bruce gerçekten öyleydi diyor. Bence kendine gelmeli ve özür dilemeli.”

Roman Polanski ise filmle ilgili ekstra bir düşünceye sahip değil gibi görünüyor. Film yapılmaya başladığında gerilip merak etmiş ve ortak bir arkadaşları aracılığıyla Tarantino’ya ulaşıp “sen ne yapıyorsun?” diye sormuş. Tarantino da ona senaryoyu yollamış. Polanski bunun üzerine rahatlamış ve “Tamam,” demiş. Tarantino bunu ifade ederken, “Polanski benim umurumda değil bu benim senaryom,” diyor. Roman Polanski tecavüz davasından yargılanıp suçlu bulunmuştu. Bu nedenle Amerika’ya giremiyor.

Sharon Tate gerçekliği ise filmin en falso yanlarından birini oluşturuyor. Tate’e yazılan aşk mektubu, Tate’in melek gibi bir kadın olmasına dayanıyor. Hiçbir karakteri, arzusu, derinliği olduğunu görmüyoruz. Sadece keyifli sahnelerde, güzel güzel gülümseyip herkese çok sıcak davranan bir “melek kadın.” Bu da aklımızda şu soruyu oluşturuyor; eğer öyle olmasaydı, o zaman cinayetler meşru mu olacaktı? Bu sorunun doğrultusunda, Tarantino’nun erkek bakış açısı da tartışmaların odağı oluyor. Aynı perspektiften, Manson ailesindeki kadınların aptal birer seks objesi gibi ortalıkta dolanmaları da tartışılıyor. Seksten başka hiçbir vasıf yüklenmediği eleştirisine katılmakla birlikte, burada ufak bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.

Tarantino’nun taraflılığı, cinsiyet ayırmıyor ve Manson ailesindeki herkes aptal resmediliyor.

Once Upon A Time in… Hollywood gala

Tüm bu tartışmalar içinde, Tarantino’ya neden bir türlü ısınamadığımı keşfetmeye yaklaştım. Yönetmenin filmleri, izlerken, ne izlediğime, neden izlediğime, ne hissetmem gerektiğine dair hiçbir fikir oluşmuyor kafamda. Bu söyleşiler ve tartışmalar zinciri, bana acaba yönetmenin de mi bir fikri yok ve yalnızca içinde hissettiği öfkeyi estetikleştiriyor, diye düşündürüyor. Elbette, Quentin Tarantino gibi usta bir yönetmen, her tercihini bilinçli yapar. Bu da başka bir sorunu doğuruyor. O zaman tüm bu boşlukta salınan, anlamsız lunapark tamamen bilinçli yaratılmış, ama neden?

Son olarak, Leonardo DiCaprio ve Brad Pitt’in olağanüstü oyunculuklarının yanı sıra filmin son planını çok sevdiğimi söylemem gerek. Tarantino tüm bu acıya kendi dünyasında bir alternatif yaratmış (!), ama gerçekte olanları da unutmadığını hissettiren, Tate’in evinin boş bir planı ile bize veda ediyor. Evet, bu evde bir şeyler oldu. Ve bu şeyler çok hüzünlüydü.

Yazdığı öyküler çeşitli basılı ve online mecralarda yayımlandı. Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-TV bölümünden mezun oldu. En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo gibi dallarda ödüller kazandı. Kısa filmler yazıyor, yönetiyor. Marşandiz Fanzin'in makinistliğini yapıyor.

Bir Zamanlar… Tarantino’nun Fantezi Dünyasında için 1 yorum

  1. YTarik dedi ki:

    Tarantino benim de hiç sevmediğim bir yönetmen. Izlememeyi düşünüyordum ama bu kadar tartışma yaratması dolayısıyla göz atabilirim.


Bir Zamanlar… Tarantino’nun Fantezi Dünyasında

Elbette, Quentin Tarantino gibi usta bir yönetmen, her tercihini bilinçli yapar. Bu da başka bir sorunu doğuruyor. O zaman tüm bu boşlukta salınan, anlamsız lunapark tamamen bilinçli yaratılmış, ama neden?

Başa dönün