Post Apokaliptik Dünyada Göçebe Şehirler Sofrası: Ölümcül Makineler

Hareketli kentlerin hayatta kalma savaşına ne dersiniz? Post-apokaliptik bir dünya, kusurlu makineler, kötü hayat koşulları, distopya ve steampunk sosu… Mortal Engines (Ölümcül Makineler) filmini sizler için inceledik.

Ne keşfetmek isterdim? Yürüyen bir şehir!

Hareketli kentlerin hayatta kalma savaşına ne dersiniz? Post-apokaliptik bir dünya, kusurlu makineler, kötü hayat koşulları, distopya ve steampunk sosu… Bambaşka bir kurgusal dünyada özgün bir macera.

Eğer bu tür ilginizi çekiyorsa Philip Reeve’in aynı adlı kitabından uyarlanan Ölümcül Makineler (Mortal Engines) filmini beklemeye koyulmuşsunuzdur. Aynı zamanda dörtleme olan seri, bildiğiniz üzere dilimizde On8 Kitap aracılığıyla yayımlandı. Hatta filme konu olan Yürüyen Kentler adlı ilk eserin incelemesi de sitemizde mevcut.

Aslında hem kitaba hem de yeni çıkacak bu filme karşı ilgi duymamın nedenlerinden birisi de bu inceleme olmuştu. Çünkü genç-yetişkin türündeki eserlere, bilhassa da sinema uyarlamalarına korkuyla yaklaşıyorum. Gereksiz dram kovalayan, içeriğin ve estetiğin bir kenara atıldığı bir yapımla karşılaşmak bittabi istemiyorum. Ama bu serinin böyle olmadığına ikna olmuştum.

Yazarın iyi eleştiriler alan kitabı, deneyimli bir kadroyla beyazperdeye geleceği ilk duyurulduğundan beri merakla takip edilmeye başlanmıştı. Üzerine fragmanlarda gördüğümüz görselliğin aktarımı da insanların heyecanını katladı. Hâl böyle olunca vizyona geldiğinde (Amerika’ya göre 1 hafta erken geldi) tabii ki şans verecektim ve ne olursa olsun iMax’te görsel şöleni yaşarım inancıyla yerimi aldım. Peki filmde ne, nasıldı?

Gelin ilk olarak filmin anlattığına göz atalım.

Nedir Bu Yürüyen Kentlerin Derdi?

Yüzyıllar boyunca milyonlarca insanın alın teriyle, kanıyla, zihniyle ve gücüyle inşa edilen uygarlık. Bilim, sanat, siyaset… Her güzel şey, yanında olumsuzunu da getirebilir. İnsan merakı, ahmaklığın ince çizgisinde yürüyor. Bir kere düştü mü, nice felaketlere gebe bir çizgi bu. Distopya ve post-apokaliptik anlatılarda sık sık işlenmesinin nedeni de bu. Bu ve bundan duyulan korku.

İnşa etmek, kurmak, yapmak ne kadar uzun sürüyorsa, yıkmak da bir o kadar kolay ve kısa. Bazen sadece 60 dakika. Ölümcül Makineler’de de 60 Dakika Savaşı adı verilen büyük savaş gezegeni darmadağın ediyor, bilinen uygarlığı yok ediyor ve Dünya yaşanmaz hâle geliyor.

GÖZ ATIN  Game of Thrones Yazarı G.R.R Martin: "Yüzüklerin Efendisi Kusursuz Değil"

Kaynakların neredeyse yok olduğu bir gelecekte geçiyor hikâye. Bu dünyada şehirler göçebe. Şehirler yaşamak ve hareket etmek için başka yerleşim yerlerini yağmalamak zorunda. Yuttukları her şehri parçalarına ayırarak yakıt elde ediyorlar. Büyük şehrin küçüğü yiyerek beslendiği, birbirlerini kovaladığı bir şehirler sofrası…

Londra’da yaşayan genç Tom’un mütevazı hayatıyla başlıyor maceramız. Kendisi hayatını hem bir müzede sürdürüyor hem de kişisel araştırmalarına zaman ayırıyor. Ancak hayatı böyle geçmeyecek tabii ki. Hızlı açılan aksiyon sahnesiyle Londra küçük bir kenti kovalayıp yiyor. Filmin gerçekten de harika bir görsel şölen izleyeceğimizi gösteren böyle bir sahneyle açılması keyifliydi. Şehirlerin kovalamacasını izlemek hem ilginç hem de bunu etkileyici bir şekilde vermek zor iş. Genelde aksiyon sekanslarının seyir zevki yüksek olmuş.

Yutulan bu şehirde baş karakterimiz Hester Shaw var. Aksiyon dolu hikâyemiz Shaw’ın Londra’ya gelmesi ve devasa şehrin halk tarafından tapılan gizemli lideri Thaddeus Valentine’e suikast girişimiyle iyice hızlanıyor. Tom ve Hester’in yolları da bu şekilde kesişiyor ve ikilinin macerası başlıyor.

Hester Shaw

Artılar ve Eksiler

Filmin ilk akla gelen artısı tartışmasız bir şekilde görsel efektleri. Devasa bir dünya, steampunk sosuyla donatılmış şehirler, çeşitli teknolojik araçlar… Bunların hepsi tertemiz ve etkileyici bir şekilde sunulmuş. Kesinlikle sırıtmıyor ve sizi dünyasına sokuyor.

Filmin görsel tarzında, 2015 yılında sinemalara geldiğinde bizleri kendisine hayran bırakan Mad Max: Fury Road’un etkileri hissediliyor. Belki o kadar iyi bir yapım olarak karşımıza çıkmıyor ancak atmosfer sunma ve tarz konusunda âşikar benzerlikler var. Daha devasa hâli diyebiliriz.

Filmin problemlerine gelelim. Yani hikâyenin sunuluşu ve karakterlere. Bunlar ne yazık ki çok eksik. Kurgu zayıf. Hikâye anlatımında hep bir tembellik mevcut. Sıkça “ya amaann,” derken buluyorsunuz kendinizi. Görsel şölen ne kadar keyiflendiriyorsa verdiği etkiler hep bir eksik kalıyor bu yüzden.

GÖZ ATIN  Russell Crowe Karşımıza Neredeyse Aragorn Rolüyle Çıkacakmış!

Hugo Weaving başta olmak üzere oyuncu kadrosu fena değil. Sorun karakter aktarım noksanlığı yüzünden yeterli bir şekilde kullanılmamış olmaları. Örneğin Anna Fang’in başında olduğu “terörist” ekip çok daha destansı bir hâl alabilecekken, ne yazık ki arka planı hiç sunulmadığı için duygulanım etkisi de zayıf kalıyor. Problemse yapımın buna gereksinim duyuyor olması.

Yapımın Arkasındaki Kadro

Her yerde reklam figürü niyetiyle bas bas bağırıldığı üzere filmin arkasında Peter Jackson var. Ancak bu sefer yönetmen koltuğunda oturmuyor. Hem yapımcı hem de yazar ekibinde yer almış.

Ekip demişken açalım. Jackson, Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit üçlemelerinde, King Kong gibi filmlerinde beraber çalıştığı kadroyu yine toplamış. Üçlemelerin senarist koltuğunda yer alan ikili Fran Walsh ve Philippa Boyens’e bu filmin de senaryosu emanet edilmiş. Sizin de bildiğiniz gibi Yüzüklerin Efendisi harika bir uyarlamayken, Hobbit‘se hayal kırıklığıydı… Bu yüzden hikâye anlatımı konusunda ikircikli bir beklentiye giriyoruz ister istemez.

Diğer yandan 44 yaşındaki Christian Rivers’ın bir film başında ilk deneyimi bu. Başta korkutucu gelebilir, ancak kendisi uzun süredir bu sektörün içinde olan biri ve Peter Jackson’la 17 yaşında tanıştığından beri birlikte çalışıyorlar. Jackson bu sefer yönetmenlik koltuğunu Rivers’a devretmiş.

Kısacası bazı yönlerden korkutsa dahi filmin arkasında yıllardır birlikte çalışan ve birbirini iyi tanıyan bir ekip var.

Thaddeus Valentine

Peki kamera önünde durumlar nasıl? Orada da yine kadroya yakın bir ismi görüyoruz. Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit’te Elrond’a hayat veren usta oyuncu Hugo Weaving kötü adamımızı canlandırıyor. Thaddeus Valentine rolüyle sahne alan Weaving’in yanı sıra Hera Hilmar (Hester Shaw), Robert Sheehan (Tom Natsworthy), Jihae (Anna Fang), Leila George (Katherine Valentine) ve deneyimli aktör Stephen Lang (Shrike) gibi oyuncular da rol alıyor.

GÖZ ATIN  Peter Jackson: "Hobbit'i Çekerken Ne Halt Ettiğimi Bilmiyordum"

Son Olarak

Bir yanda çekici görsel aktarımı ve sürükleyici aksiyon sekanslarıyla izleyiciyi kendisine çekerken, diğer yanda karakter ve hikâye anlatımındaki birtakım noksanlıklarla sınıfta kalıyor.

Ancak ne olursa olsun türün sevenleriyseniz 128 dakikalık keyifli bir deneyim yaşatacağını düşünüyorum. Şimdiden iyi seyirler.




1993 yılında Ankara’da doğdu. Çocukluğunun bir kısmını İzmir’de geçirdi ve şu an İstanbul'da yaşamakta. Psikoloji bölümünde eğitim gördü. Edebiyat, sinema, bilgisayar oyunları, müzik ilgisi ve bunları paylaşma sevgisiyle çeşitli kültür-sanat sitelerinde yazdı.

Post Apokaliptik Dünyada Göçebe Şehirler Sofrası: Ölümcül Makineler için 13 yorum

  1. frht45 dedi ki:

    Daha 3 kitap daha var olaylar baya güzel ilerleiyor diğer kitaplarda. Aksiyon baya bol. Pazartesi gideceğim bende bakalım nasıl ?


  2. frht45 dedi ki:

    Anlatmıyim devamı güzel. Çok farklı şeyler olacak. Aynı karakterler üzerinden yeni karakterlerde giriyor olaya.


  3. Husey dedi ki:

    Bi ara alıp okuyum dedim baktım filmi çıkacak hoşuma giderse alırım dedim ama kurgu güzel ama ahım şahım gelmediği için vazgeçtim.


  4. Nemo dedi ki:

    Aslında Shrike’ın ölme nedeni Fang’in sapladığı bıçağın devreleri bozması. :smiley: Ama bence oradaki aslında sıkıntı Hester ile Shrike’ın arasındaki problemin anlamsız uzatılmasıydı. Yani bulutların üstündeki şehrin yok edilmesine gerek yoktu, baştan gayet çözülebilir meseleydi. Ki çözülmesi de öyle oldu. Nee onu mu seviyorsun, e tamam. Dedi ve çözüldü.


  5. mit dedi ki:

    Bulutların üstündeki şehir muhabbeti kitapta da var yalnız :slight_smile: Kitaba sadık kalması açısından çekilmiş olabilir o sahneler.


Post Apokaliptik Dünyada Göçebe Şehirler Sofrası: Ölümcül Makineler

Hareketli kentlerin hayatta kalma savaşına ne dersiniz? Post-apokaliptik bir dünya, kusurlu makineler, kötü hayat koşulları, distopya ve steampunk sosu… Mortal Engines (Ölümcül Makineler) filmini sizler için inceledik.

Başa dönün
Daha fazla İnceleme, Sinema
Men In Black 4’le İlgili Son Detaylar

Chris Hemsworth ve Tessa Thompson'ın oynayacağı Men In Black 4'ün resmi adı ve vizyon tarihi...

Kapat