in ,

Raya and The Last Dragon İncelemesi: Disney’den Mitoloji Esintili, Masalsı ve Dokunaklı Bir Film

Raya and the Last Dragon incelemesi sizlerle. Disney’in yeni animasyon filmi, hem alışık olduğumuz hem de standartın dışında bir macera sunuyor.

raya and the last dragon incelemesi

Raya and the Last Dragon, bir zamanlar ejderhaların varlıklarıyla güzellikler getirmiş olduğu ve insanların hep bir arada, barış içinde, sevgi dolu bir biçimde yaşadığı Kumandra’nın, Druun istilası sonrası 5 farklı bölgeye bölünmesinden 500 yıl sonrasında yaşanan olayları konu ediniyor.

Başkahramanımız Raya, aradan 500 yıl geçtikten sonra yeniden vuku bulan üzücü olaylar sonrası, varını yoğunu, halen sağ olduğuna ve yaşanan olumsuzlukları düzeltebilecek tek kişi olduğuna inanılan son ejderha Sisu’yu bulmaya adıyor. Peki ama Raya bunda ne kadar başarılı oluyor? Tüm bu bölünmüşlüklere rağmen bu beş bölge halkı bu bağlamda tam olarak neler yapıyor? İşte tüm bunların cevabı filmde mevcut.

Öncelikle filmle ilgili söylemek istediğim şey şu: Çoğu animasyon gibi hazırda olan bir iskeletin üstüne hem alışık olduğumuz hem de standardın dışında şeylerin oturtulmasıyla oluşmuş bir filmle karşı karşıyayız. Elbette -özellikle çocuklar için yapılmış olan- bir animasyonun, hem çocukların gelişimine ters düşmeyecek, zihinlerinde belli duygusal kavramların daha iyi oluşmasını sağlayacak olması gerekiyor, hem de bir hikâye şablonuna uyarak türün hakkını vermesi gerekiyor. Lakin bu durum filmin genelinde büyük oranda bir tahmin edilebilirlik sağladığı için belirli bir yaşın üstündeki insanların uzun süre filmi izlemesine engel olan bir parametre haline gelebiliyor. Animasyonlarla ilgili en büyük risk de bu aslında.

Öte yandan şunu da unutmamak gerekiyor. Hikâye ne kadar samimiyet içeriyor ve içimizi ısıtıyorsa da bunları bir noktadan sonra görmezden gelebiliyoruz. Raya and the Last Dragon için de “bu yönde” bir ifadede bulunabiliriz kolaylıkla. Çünkü vermek istediği mesajı çok güzel bir şekilde, hepimizin hayatlarında, küçüklüklerinde ve hatta şu anki hallerimizde bir yerlere dokunarak veriyor.

Film hem müzikleri, hem görselliği, hem bizleri Uzak Doğu esintisine sürükleyişi, karakterleri ve içerdiği temalar bakımından oldukça doyurucu bir portre çiziyor. Sürpriz bozanlı diyebileceğimiz kısımlara geçmeden önce animasyon türünü, güçlü kadın karakterleri ve aile, dostluk, güven eksenindeki yapımları sevenlere gayet güzel bir seyir keyfi sağlayacak bu filmi tavsiye ettiğimi söylemem gerekiyor.

Şimdi filmi belli başlıklar altında değerlendirmeye başlayalım!

disney animasyon raya

1) Görünüş Aldatıcıdır: Her Ejderha Korkunç Olmadığı Gibi Her Bebek de Masum Değildir

İddialı bir cümle oldu, öyle değil mi? Ne var ki filmle ilgili hem gülümseten hem de bir o kadar doğru olan bir önerme diyebiliriz bunun için. Pek çok yapımda kudretli, ürkütücü ve bir o kadar da saldırgan lanse edilen ejderhalara oldukça büyük bir selam çakarak kendi ejderha kavramını yaratıyor Raya and the Last Dragon. (Zaten burada da ejderhaların öyle olduğuna dair bir iddiaları hiç olmuyor.)

Her ne kadar Shrek ve How To Train Your Dragon gibi yapımlardan bu duruma aşina olsak da zannımca en büyük farklılıklardan birisi bu filmde var: Tam anlamıyla tatlılık abidesi bir ejderha ve ejderhalarla karşılaşıyoruz. Öyle ki, ‘ejderha’ denince akıllara durgunluk veren, insanı ürperten o duruşları, imajları burada tamamen yıkılıyor ve insanlardan çok daha saf, çok daha temiz, çok daha güzel hislerle dolu canlılar olarak çıkıyorlar karşımıza. Çok daha yüce, insanların iyiliği uğruna kendilerinden vazgeçebilecek kadar yüce gönüllüler. Bu da aslında o ‘bereket getiren’, ‘dünyayı koruyan’  sıfatlarıyla örtüşmesi bakımından güzel bir detaylar silsilesi. Yani, siz siz olun, sakın kafanızda karanlık temayı beraberinde getiren, ortalığa ateş püskürten bir ejderhanın söz konusu olduğunu düşünmeyin bu filmi izlemeye başlarken. Her geçen dakika, bu yeni ‘ejderha’ tanımına daha çok bayılacaksınız. Bu filmde karşımızda uzak doğulu, bilge ejderhalar var. Batının korkunç canavarları değil.

Gelelim bir diğer mevzuya. Noi adında, dünyalar tatlısı olduğu kadar üçkâğıtçı da olan bir bebeğimiz var filmde. Pençe bölgesinden olan bu miniğimiz tam da o bölgedeki halkın büyük kısmının olduğu şekilde, ‘kapkaççılık’ üzerine ihtisas yapmışçasına yaşıyor yanındaki sevimli maymun arkadaşlarıyla beraber. Raya ile de yolları bu şekilde kesişiyor, tüm tatlılığını kullanıp Raya’nın çantasında bulunan Ejderha Mücevherleri’ni çalmaya çalışırken. Devam eden dakikalar içerisinde ise ekibe katılmaları çok uzun sürmüyor. Aslında, o üçkâğıtçılığına rağmen özünde olduğu gibi, masum ötesi bir bebeği görüyoruz sıkça. Annesinden ayrı düşmüş ve hayata minnacıkken bu şekilde adapte olmak zorunda kalmış, doğmuş olduğu topluluğa baya hızlı bir oryantasyonla birlikte dahil olmuş. Gülümsettiği kadar insanın içini burkan bir hikâye diyebiliriz özetle.

2) Aile Kavramı ve Ailelerimiz Uğruna Yaptıklarımız

Raya and the Last Dragon fragmanı

Aile kavramının herkeste farklı bir karşılığı olsa da, şu bir gerçek: aile denilen yapı ve ailelerimiz önemlidir. Bu, kan bağımız olsa da olmasa da ‘aile’ diye nitelendirdiğimiz bireylerin bizlerdeki anlamıyla doğru orantılı olan bir durum tamamen. Filmin her kısmında bu olgu üstünden ilerlediğini rahatça söyleyebiliriz – tıpkı çoğu Disney animasyonu gibi.

“Yaptığımız güzel şeylerde de, hatalarda da, umutlarımızın bir köşesinde de, zihnimizde de, hayallerimizde de, acılarımızda da hep ailelerimize dair bir şey var,” şeklinde bir mesajlar bütünü diye toparlayabiliriz film boyunca karşılaştıklarımızı.

Kalp’te Raya’nın babasına duyduğu özlem ve babasının ‘Kumandra’yı eski haline döndürme’ hayallerini gerçekleştirememesinin hüznü; Pençe’de Noi’nin daha minicik bir bebek olmasına rağmen annesinden yoksun kalışı; Sırt’taki Tong’un ailesinden ama en çok da minik bebeğinden ayrı kalması ve kendisi dışındaki herkesin taşa dönüşmesiyle yapayalnız bir hayat sürmesi; Kuyruk’ta bıcır mı bıcır bir ‘aşçı’ olan Boun’un her ne kadar eskiden saçlarını karıştırdığı için şikayet etmişliği olsa da artık çok özlediği ablası ve ailesinin diğer üyeleri…

Burada ayrı tutulması gereken bir karakter var:  Sivri Diş’ten Namaari. Zira kendisinin direkt olarak bir aile ferdine özlem duyma, aile ferdini kaybetmiş olma durumu bulunmasa da yıllar içerisinde iyiden iyiye saf duygularını geri plana atmış, tamamen annesinin ona öğrettiği şekilde çıkarlar ve hırslar üzerine dayalı bir yaşamı sürdürmekte olduğunu görüyoruz. Oysa Namaari, küçüklüğünden beri içten içe ejderhalara hayranlık duyan, insanlara yakınlaşmak istese bile mecbur kaldığı için onları üzecek şeyler yapmış bir kız çocuğu. (Evet, bu şekilde tanımlamakta bir sakınca görmüyorum.) Ve bu kız çocuğunun filmin ilerleyen dakikalarında yeniden su yüzüne çıktığını, yer yerse büyümüş hali ile çatışmalar içinde kaldığını, paniklediğini, bocaladığını görüyoruz. Bu da aslında bu karakterin oldukça realist bir şekilde çizilmiş olduğunu gözler önüne seriyor.

Filmde ailesine kavuşmak, onları mutlu etmek ve onların hayallerini gerçekleştirmek dışında aileleri için hoş olmayan şeyler yapan insanların bir temsili olarak bulunması kesinlikle geçilmemesi gereken bir nokta. “İyi de bu tarz karakterler her filmde var!” dediğinizi duyar gibiyim. Elbette varlar ancak bu karakterlerin animasyonlarda ele alınması, dengenin kurulması ve bir o kadar da gerçekçi olması zorken Namaari başarıyla altından kalkmış bunun.

Toparlamak gerekirse: Ailemiz için dünyanın sonunu getirircesine yanlış hareketler de yapabiliriz, başka insanlarla sırt sırta vererek dünyayı güzelleştirebiliriz de. Bu bizim elimizde.

3) Bana güvenebilirsin… mi acaba?

raya and the last dragon inceleme

Güven belki de hayatta kazanılması en zor ve kaybetmesi en kolay şeylerden biri. Hayatlarımızda bunu türlü türlü durumlarla deneyimlemek durumunda kalabiliyoruz. Filmimizde de güven kavramı, tanıdığımız ve tanımadığımız insanlara duyduğumuz güven, bunların doğurduğu sonuçlar gibi formlarda karşılaşıyoruz bu konseptle. Kimi zaman duyulan güven insanın en derinlerine işleyen bir mutluluk ve huzuru getirirken, kimi zamanlarda ise duyulan güvenin insanı paramparça olmasına sebep olduğu gerçeği yüzümüze vuruyor.

Daha ufacık bir kız çocuğu iken Raya Namaari’ye güvenmeyi, onun her ne kadar farklı bir bölgeden olsa da  – ki bu bölge insanı sırtından vurmasıyla ünlü bir bölge olmasına rağmen – onunla arkadaşlık edebilmeyi ve yüzyıllar öncesine dayanan husumetleri gidermeyi amaçlıyor. Ne var ki Namaari, annesi ve içinde bulunduğu Sivri Diş Topluluğu ‘faydası’na hareket ederek Raya’nın ona uzattığı zeytin dalını deyim yerindeyse paramparça ediyor ve aslında yüzyıllar sonra yepyeni bir faciaya sebep olan adımı atıyor. Bu, Raya’nın ve tüm toplulukların yaşadığı acı olaylar silsilesi ile daha çarpıcı bir durum haline geliyor haliyle. Yıllar sonrasında, yine Namaari’ye güvenmek istese de bunu tekrardan yapabilmesi zaman alıyor. Tekrar hayal kırıklığı yaşıyor ve yeniden o küçük kız çocuğu masumiyeti ile kalbi kırık bir şekilde olayların sonuçlarıyla yüzleşiyor: Sisu’yu kaybetmesi.

Filmle ilgili en can alıcı nokta ise hiç kuşkusuz, Sisu’nun son ana kadar Raya’ya “Ne olursa olsun Namaari’ye güvenmeli, ona sırtını dönmemelisin. Elini uzatmalısın, o da sana uzatacaktır,” demesi. Nitekim film boyunca aşırı ‘aklı bir karış havada’ gibi, kıpır kıpır ve bir o kadar da sakarlıklara imza atan bir imaj çizse de, Sisu’nun bunların altında yatan bilgeliğini gözler önüne sermiş oluyor bu sahne. Tabii bu aniden ortaya çıkan bir bilgelik de değil. 500 yıl aradan sonra ‘uyku’dan uyanan Sisu’nun, bu yeni düzende, Raya, Tuk Tuk ve ekibe dâhil olan her kişiyle paylaştığı deneyimler sonucu ve geçmişle yüzleşmesi sonrası yaşadığı bir farkındalık.

Raya and ve Son Ejderha afiş

“Elini uzat ve sadece güven. Çünkü yakınındakilere güvenmezsen tek kalırsın ve tek başına değişimi gerçekleştiremezsin.”

Eninde sonunda kurtuluşun da, Kumandra’nın yeniden bir arada olmasını sağlayanın da bu ‘güven’ olması, aslında bize ‘bazen her riski göze alarak güvenmenin gerektiği’ konusunda bir farkındalık yaratma açısından büyük bir görev üstlenmiş vaziyette. Yeter ki güvenin, güvenmeyi deneyin, başarısız da olsanız, en azından siz payınıza düşeni yapmış ve ‘elinizi karşınızdakine açmış’ olursunuz.

4) “Kızlar Her Şeyi Yapabilir!”

Aile, özlem, dostluk, güven, umut, hayal kırıklığı, mutluluklar, farkındalıklar… Pek çok güzel noktaya değinen bir başka Disney yapımı olan Raya and the Last Dragon, günümüzün en kritik ve en çok dile getirilmeye çalışılan ögelerinden biri olan ‘güçlü kadın’ karakterleri ile filme ve olaylara oldukça güzel yedirilmiş ‘feminist’ nüansları da barındırıyor.

Druun saldırısından kurtuluşu sağlayan Ejderha Mücevheri’ni korumak gibi oldukça önemli bir göreve küçük yaşında layık görülmüş olan, babasının hem sevgisini, hem güvenini, hem de mentorluğunu almış olan Kalp’li Raya’nın hikâyesi, insanın içini sımsıcak ediyor. Bir yandan da güçlü bir portre çizerek, minik izleyicilere cinsiyet eşitliğini ve kızların da ‘güç’ gerektiren işleri fazlasıyla güzel yapabildiğini gösteriyor. Filmdeki diğer kadın karakterlerden Namaari de, benzer bir görevi üstlenerek, kadın ana karakterler ekseninde gelişen hikâyelerin de en az erkek ana karakterlerin olduğu hikâyeler kadar ‘destansı’, ‘masalsı’ ve ‘gerçekçi’ olduğunu net bir şekilde aktarıyor.

raya and the last dragon inceleme

İlk Druun istilasının üzerinden geçen 500 yılın ardından, tarih bir kez daha tekerrür ediyor ve  toplulukların çıkardığı kaosun ardından gelen distopik dünya ile baş başa kalıyoruz filmin ilk dakikalarından itibaren. Raya da, en yakın arkadaşı Tuk Tuk ile Sisu’yu arayan, kendi kendine yetebilmeyi, her şartla başa çıkabilmeyi başaran genç bir kız olarak selamlıyor bizi. Sisu’yu hayal ederek, onun efsanesini dinleyerek ve sonrasında da onun yaşadığına inanarak büyüyor ve ona kavuştuktan kısa süre sonra güzel bir uyum yakalıyorlar. Bu tatlı ekip, yer yer başını belaya soksa da aslında beraber olgunlaşıyorlar. Raya içindeki inancı, güvenmeye devam etmesi gerektiğini anlarken, Sisu da, her ne kadar kardeşleri kadar ‘yüce’ ve ‘kudretli’ olmadığını düşünse de bunun zamanla doğru olmadığını, kardeşlerinin Druun istilasını sona erdiren olarak onu seçmelerinin aslında boş yere olmadığını anlıyor. Kendilerini keşfetme yolculuklarında zayıf yanlarını buldukları kadar güçlü yönleriyle de tanışarak, öz farkındalıklarını güzel bir biçimde yaşıyorlar.

Bu keşif yolculuğu her ne kadar bir müddet farklı yerde ve farklı bir hayatta olsa da, Namaari’nin de kendini keşfetme öyküsü olmasıyla bir farklı pencereden bakış sağlıyor. Ona annesi tarafından biçilen rolü koşulsuzca kabul edip yıkımlara sebep olan Namaari, zamanla insanların güvenini kazanmanın, onlara el uzatmanın her durumda çok daha mühim olduğunun ayırdına varıyor. Bu şekilde de daha mutlu ve huzurlu oluyor, özüne dönüyor diyebiliriz.

Mücadelede, savaşta, barışta, yönetimde, dostlukta, aile olmada ve daha pek çok alanda hem iyi hem de nispeten daha az başarılı örneklemelerin varlığı, kız çocuklarına ilham olduğu kadar izleyen tüm çocukların gelişiminde hem cinsiyetle ilgili hem de cinsiyetten bağımsız konularda güzel birer perspektif kazandıracak kadar güzel öğretiler içeriyor.

raya ve son ejderha inceleme

Sisu’nun mükemmel ötesi pozitifliği ve enerjisi, Raya’nın temiz kalbi ve bağışlayıcılığı, Namaari’nin içindeki masum çocuk, Boun’un muziplikleri, Tong’un sert görünüşüne rağmen pamuk kadar yumuşak kalbi, Noi’nin bıcırıklığı, Kumandra ve Ejderhaların görkemi… Her biri bu filmin güzel ötesi ayrıntılarından yalnızca bir kaçı.

Raya and the Last Dragon, hem ailenin, hem dostluğun, hem güvenin, hem ekip olmanın, hem dürüstlüğün, hem öz farkındalığın, hem de her koşulda güçlü kalmaya çalışmanın önemini çocuklara da yetişkinlere de güzel bir şekilde, naif olduğu kadar gerçekçi bir tarzda anlatmayı başaran bir film. İzlediğiniz için ziyadesiyle mutlu olacağınıza inanıyorum. Standart bir Disney yapımı olarak değerlendirilebilecek parametrelerinin yanında, değişen dünyaya, bu dünyadaki farklı kültürlere ve sesi daha çok duyurulması gerekenlere bir ses olma konusunda oldukça güzel bir iş.

Sizler de film hakkındaki yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da bizlerle paylaşabilirsiniz.

Herkese film ve sağlık dolu günler!

Oyla!

Coşku Türkay

96, İzmir. Meraklı, coşkulu ve çocuksu. Çok yakında ‘ailenizin kimyageri’ unvanını almayı bekliyor. Her türden dizi, film ve kitapla haşır neşir olmaktan keyif alır, üzerlerine konuşup yazmaksa onu gerçekten çoook heyecanlandırır. Yeri geldiğinde kendisi için ‘acemi bir geek’ kalıbını da kullanmayı tercih etmekte olup, bu aralar çizgi romanlara da zaman ayırmaya çalışmakta. Müzik ise hayatının olmazsa olmazı.

Şibumi - Trevanian

Şibumi – Trevanian: İnceleme – Hayatla Oyun Oynamak

The Falcon and the Winter Soldier final fragman

The Falcon and the Winter Soldier’ın Final Fragmanı Yayınlandı