Resimli Adam: Kalem Darbeleriyle Gerçeğin Sanatsal Tezahürü

İthaki Yayınları Bilimkurgu Klasikleri Serisinin 27. basamağı olan ve Ray Bradbury imzası taşıyan “Resimli Adam”ı inceledik.

Eserleri okurken bir yandan da yazarları hakkında sağda solda ne kadar yazı varsa okumaya çalışıyorum; çünkü hayatlarında her daim tuhaf anlar oluyor ve o anlar bir eserin, bir yazarın yahut bir üslubun doğuşuna sebep oluyor: Senbernant cinsi bir köpekten kan ter içinde kaçan Stephen King’in aklına “Kujo” gelmesi, namlunun ucunda ölümü bekleyen Dostoyevski’nin affedilmesi ve şimdiye kadar duyduğum en tuhafı ise Ray Bradbury’nin yazar olmasına neden olanı: Sirk çalışanlarıyla arasında geçen bu olayı size aklımda canlandırdığım gibi aktarmak istiyorum. Yani hikâye sosuna batırılmış olarak:

Cenazeden dönüyorlardı. Ailenin oğlu “Arabayı durdur,” dedi. Babası, kardeşinin acısını yaşarken oğlundan gelen bu isteğe şaşırdı. Çocuk “Durdur, inmem lazım,” diye ısrar etti ve araba durdu. Babası kızacaktı, evet çok kızacaktı; çünkü aile birbirine çok bağlıydı ve şimdi yas tutma zamanıydı; fakat çocuk ölüme değil hayata doğru koşmak istiyordu. Soğuk bir Eylül günü, bir tepe yamacı, göl kenarı, kurumuş çimlerin üzerinde adımları, yürüyen adımları, koşan adımları… Yerden yükselircesine karşısında beliren sirk çadırları, insanları, tuhaflıkları…

Çok değil birkaç gün önce çocuk buraya Mr. Electro’nun gösterisini izlemeye gelmişti. Ve gösterinin ortasında adam yanına gelip “Sonsuza kadar yaşa” demişti. Bunun anlamını öğrenmek istiyordu. Aklını kemiren düşünceler içinde çadırlardan birine girdi.

İçeride sirkin birbirinden tuhaf fertleri kendi halindeydi. Ve bu saatte kimseyi beklemediklerinden çocuğa dönüp şaşkın şaşkın baktılar. Mr. Electro ise çocuğa yaklaşarak “Aramıza döndüğüne sevindim” dedi.  Çocuk ise “Ne demek istiyorsunuz?” diye sordu. Adam ise “22 yıl önce Fransa’daki Argonne Ormanı savaşında ağır yaralanıp kollarımda öldün; en iyi arkadaşımdın ve şimdi reenkarnasyonla geri geldin” dedikten sonra çocuğun şaşkın bakışları karşısında iş arkadaşlarını tek tek takdim etmeye başladı: Cüce, İskelet, Şişman Leydi, Güçlü Adam, Dövmeli Adam…

Sonrasını Ray, “O günden sonra her gün yazdım, günde en az bin kelime, her gün bir hikâye okudum ve her hafta bir öykü yazdım,” diye anlatıyor. O günden ilk öyküsünün yayınlanmasına kadar geçen dönemin arasına sekiz yıl, orta öğretim, üç milyon kelime ve sayısız hikâye girdiğini de belirtiyor. Bu azimli çalışmasının sonucunda 500’den fazla öyküsü yayınlanıyor, ödüller alıyor, kitapları basılıyor, saygıyla anılıyor, ilham alınıyor ve örnek gösteriliyor. Ve Yakma Zevki, Mars Yıllıkları, Karahindiba Şarabı, Resimli Adam

Fırça Darbeleriyle Dövmelerden Resimlere

“Yine Bir Gülnihal” şarkısını duymayanınız yoktur. Günümüzden 200 yıl öncesine ait olduğunu ilk duyduğumda ise çok şaşırdığımı hatırlıyorum. Peki ya Shakespeare’a ne demeli! Cervantes, Dante, Homeros, Dede Korkut, Bin bir Gece Masalları’na! Mr. Electro’nun küçük Ray’e “sonsuza kadar yaşa” derken ne anlatmak istediği meçhul; fakat Ray’in bu sözden çıkarımının sanat olduğu, aldığı karar ve kariyeriyle anlaşılıyor. O gün de gördüğü Dövmeli Adam 19 yıl sonra edebi sanata Resimli Adam olarak geçiyor; fakat yazar gerçeği ile sanatsal tezahürünü kalem darbeleriyle birbirinden ayırıyor:

“Kadının tabelasını yolda görmüştü: DERİ RESİMLERİ! Dövme yerine resim! Sanatsal! Böylece bütün gece oturmuş ve kadının bütün iğneleri onu bazen eşek arısı, bazen de bal arısı gibi nazikçe sokmuştu. Sabah olduğundaysa, yirmi renkli matbaa makinesine düşüp, parlak ve resmedilmeye değer bir şekilde makineden çıkmış gibi duruyordu.”

Ayrıca kalın elleriyle uzun kolları olan Resimli Adam’ın yüzü de bir çocuğunkini andırıyor. Ve sirklerde çalışıyor, çoğunlukla da kovuluyor; çünkü vücudunda bulunan resimlerin yanı sıra sağ omuzundaki karalamada resimlere bir saat bakanların geleceği beliriyor. Çoğunlukla nasıl öldüklerini görenler korkup adamı kovuyorlar. Peki ya resimleri yapan kadın kim diye sorarsanız. Cevabımız ne yazık ki muallaktır: Zaman yolculuğu yapabilen bir cadı olduğu varsayılıyor.

Eserde 18 hikâye bulunuyor ve her biri özgün konularıyla birbirinden gece-gündüz misali ayrılıyor. Herhangi bir sınıflandırmanın mümkün olmamasının yanı sıra uzun uzadıya konularını yazarak bunaltıcı olmakta istemiyorum. O yüzden fragmanlar misali ve öykülerden seçtiğim cümleleri sonlara ekleyerek kısaca konularından bahsedelim; fakat beğendiğim birkaç tanesinden daha ayrıntılı bahsetmeden duramayacağımı biliyorum.

Resimlerden Öykülere

(Not: Bu bölümde her paragrafa bir öykü gelecek şekilde konularından bahsetmeye çalıştım. Ufak tefek sürpriz bozan olmasından dolayı sıradaki bölüme geçebilirsiniz; fakat yine de bir kaç tanesine göz atmanızı tavsiye ederim.)

Yazımızda eserin başkahramanın vücudundaki resimlere baktığımız an geldi çattı. İzin verelim de onlar titreşip, bulanıklaşıp, aydınlaşıp canlansınlar ve hikâyelerinin anlatsınlar.

Uzun uzay yolculuklarıyla yitip giden aylar arasında ailesini birkaç gün görebilen Roket Adam’ın uzay tutkusu ve ailesi arasında bir seçim yapması gerekiyor. “Ama şimdi ilk geceydi, iyi geceydi ve babam yıldızlara pek bakmıyordu.”

İnsanoğlu bir gece önce gördüğü ortak rüya ile allak bullak düşünceler içinde güne başlıyor ve Dünyanın Son Gecesi’ne doğru zaman akıp gidiyor. “Hep böyle bir şey olursa insanların sokaklarda çığlık çığlığa koşacağını düşünmüşümdür.”

“Hayat sizi oynatmasın, siz hayatı oynatın,” sloganıyla yola çıkan gizli şirket Kuklalar A.Ş. insanların talepleri doğrultusunda kendi kuklalarını (robotlarını) yapıyor ve pamuktan iplerini sahiplerine veriyorlar. “Aşkı eğer hafifçe tutarsan aşk uçar, aşkı çok sıkı tutarsan aşk ölür.”

Tedavisi olmayan ölümcül Paslılar hastalığına yakalananlar Mars’a tecrit ediliyorlar ve bir gün yanlarına hayallerinin de ötesinde yeteneklere sahip bir Ziyaretçi geliyor. “Taştan yapılmış ve mart rüzgârlarıyla dolu New York çölden yükseldi.”

Mars’a doğru yolculuk yapan bir grup mürettebatın başlarına gelmeyen aksilik kalmaz; çünkü onların gelmesini istemeyen Sürgünler vardır ve onları hepimiz tanıyoruz. “Yine senden bir ricamız olacak, Charles. Sen ikna edici bir konuşmacısındır.”

Bozkır isimli öyküde ise Mutlu-Yaşam Evi olarak anılan her şeye kadir evler anlatılıyor. Bu evler çocukların bakımı, yıkanması, yemesi, içmesi, eğlenmesi ve öğrenmesi gibi ihtiyaçlarını karşılamalarının yanı sıra yemek yapma, bulaşık yıkama ve temizlik yapma gibi rutin işleri de üstleniyorlar. Dolayısıyla ebeveynler kendilerine zaman ayırabiliyorlar; fakat çocuklarıyla aralarındaki bağ gün geçtikçe kopuyor. Peki bu bağ ne kadar sağlamdır? Günümüzde tablet, telefon ve bilgisayarla çok küçük yaşta tanışan çocukların saatlerce onları ellerinden düşürmemeleri ve mahrum bırakıldıklarında sinirlenmeleri, ağlamaları, vurmaları…

Sakinleri tarafından dizayn edilmiş tuzak bir Şehir ve düşmanlarının sokaklarına ayak basmalarıyla intikam çarkları yirmi bin yıl bekledikten sonra harekete geçiyor. “Sokak Arnavut kaldırımıydı, her taşın eni sekiz santim, boyuysa on beş santimdi. Yol bu fark edilmez hamleyle yerini aldı. İşgalcileri tartıyordu.”

Bir kaza sonucunda Venüs’e düşen mürettebat Bitmeyen Yağmur’un bitmeyen damlalarıyla mücadele ederken umutlarını da her geçen an damlalara feda ediyorlar. “Sonu gelmeyen bir yağmurdu, terleten ve tüten bir yağmurdu; çiseliyordu, bardaktan boşanırcasına yağıyordu, çeşme gibi, gözlere vuran kırbaç gibi.”

Uzayın karanlık boşluğunda yol alan ekipten biri gerçekliğini sorgulamaya başlıyor ve Belirli Bir Gece ve Sabaha ait olamayan varlığı uzayın zamansızlığında silikleşip kayboluyor. “Görmediğim, duymadığım veya dokunmadığım hiçbir şeye inanmıyorum. Dünya’yı görmüyorsam ona neden inanayım?”

Zamanda yolculuğuyla istedikleri yılda ve yerde tatil yapabilen distopik geleceğin fertleri rahat durmayarak kaçmaya yelteniyorlar ve peşlerinden biri geliyor: Arayıcı ve zaman; Tilki ve Orman… “Zamanda Yolculuk A.Ş. görevlileri aptal değildi. Yolculuğa çıkmadan önce beynimize psikolojik bir engel koyarlardı.”

Mars’ta yaşayan insanlar Dünya’yı istila etmeye geliyorlar. Fakat savaş yerine önce Betoniyer’e atılmış kürek dolusu tohumlar misali allak bullak zihinlere sonra ise kapital sistemin sömürü neferlerine karılıyorlar. “Bizde Marslıların başından aşağı dökeceğiz bunları bol bol. Bunlar için kavga edecekler.”

Uzayda geçirdikleri kaza sonucu etrafa saçılan astronotlar hem kendi aralarında telsizle konuşuyor hem de farklı yönlere ölümüne düşüyorlar: Dünya’nın atmosferine, meteorlar kümesine, uzayın karanlığına, devasa elmaslarına, zümrüt sislerine, kristal ateşlerine ve Kaleydoskop güzelliğine… “Senin gibi sona geldiğimde zalimleşmiyorum.”

Roket adlı öyküde Bodoni hurdalık sahibi dar geçimli bir aile babası olarak karşımıza çıkıyor. Altı yıl boyunca dişinden tırnağından biriktirdiği parayla uzay yolculuğu yapmak istiyor; fakat parası sadece bir yolcuya yetecek kadar birikiyor ve ailesini mahrum kalacağı için gönlü el vermiyor. “Vur kepçeyi hayallerine, parçala gitsin onları.” (Aynı zamanda eserdeki favorim oluyor kendileri…)

İki misyoner rahip Mars’a dinlerini yaymaya gönderiliyorlar ve onları orada hem insanlar hem de Ateş Balonları görünümünde marslılar bekliyor. “İki ırk var. Birinin soyu tükenmiş sayılır. İkinci ırksa… Onlar pek insana benzemez.”

Gezegenin birine çok uzak galaksiden ilk kez bir roket geliyor ve oradaki insanlar bir gün önce ziyaretlerine gelen O Adam’la yaşadıkları olaylardan dolayı bu bilimsel teması umursamazlıkla karşılıyorlar. “Martin, neden uğraşıyoruz, sahiden bilmiyorum. Roket yapıyoruz, uzayı geçmekle uğraşıyoruz, onları arıyoruz, elimize geçen bu oluyor. İlgisizlik.”

Tüm Dünya çocukları Başlama Saati dedikleri bir oyun oynuyorlar; fakat bu oyun çok tehlikeli ve ölümcül! “Drill diyor ki, iyi savaşmak için insanları şaşırtmanın yeni yollarını bulmak lazımmış. Zafer öyle kazanılırmış.”

Bir çiftçinin Dünya’yla tek bağlantısı evinin yanındaki Otoyol oluyor. Sadece oradan geçenlerle iletişime geçebiliyor ve nazarında Dünya’nın içinde bulunduğu durum tarlasının içinde bulunduğu durumdan pek de önemli değil. “Beş yüz, bin araba geçti ve içindekilerin hepsinin yüzünde bir şey vardı. Ama bu şeyin ne olduğunu anlayamayacağı kadar hızlı gidiyorlardı.”

Mars’a kolonileştirilerek terk edilen siyahiler kendi medeniyetlerini kuruyorlar ve uzun yıllar sonra beyaz adamın roketi yaklaşıyor. Kölelik zamanından kalma acıların ve yaraların hesabını sormak için Gün Geldi Devran Döndü deyip silahlarıyla roketi karşılamaya gidiyorlar. “Sesi çok yorgun, yaşlı ve solgundu.”

Öykülerden Resimlere

Bu eser, çeşitli dergiler ve kitaplarda yayınlanan hikâyelerin bir derlemesi oluyor. Giriş bölümünden sonra ister düz ister karışık sırayla okunabiliyor. Yazar kısa bir önsöz yazıp kitabı pek ala yayınlayabilirdi. Fakat o küçük bir jest yapıyor: Çerçeve öykü (Öykü içinde öykü) formatında kaleme aldığı hikâyelerini tek bir karakterin vücuduna ekleyerek ve o karaktere de hikâye bahşederek ana bir öykü oluşturuyor. Yani son dönemde popüler olan üst distopya, üst falan, üst filan ve benzeri tanımlar ışığında Bradbury’nin bu derlemesine “üst çerçeve öykü” formatında yazılmış diyebilirim.

Çerçeve formatından kastım hikâyelerin iki katmandan oluşmasından kaynaklanıyor; ilki teknolojinin karanlık yüzünün bulunduğu bilimkurgu katmanı ve ikincisi insanoğlunu derinlemesine irdeleyen psikolojik katman oluyor.

Ayrıca yazarın eseri şiirsel üslupla yazdığı görülüyor: Sözcükleri özenle seçiyor, fazlalıkları atıyor. Özellikle bu durum karakterlerinde kendini gösteriyor. Eğer bir karakterin rahip, astronot, çiftçi yahut hurdacı olduğundan bahsediliyorsa hikâye hizmet etmesi için bahsediliyor. Yaşı söyleniyorsa öykü için gerekli olduğundan söyleniyor. Sırf daha iyi daha derin bir karakter yaratmak için özellikler eklemiyor. Derinliği genellikle betimlemelerle sağlıyor. Yani sade metnini betimlemelerle süslüyor da diyebilirim. Bu güzel betimlemelerden tadımlık birkaç örnek vermeden de geçmek istemiyorum.

“Tepelerinde tavan, sıcak, sarı bir güneşin parladığı engin bir gökyüzü… Güneşten yanmış otların sıcak saman kokusu, gizli su birikintisinin serin, yeşil kokusu, hayvanların ağır, paslı kokusu… Antiloplarının ayaklarının çimlere vuruşu, akbabaların kağıdımsı hışırtıları…” (Bozkır)

“On beş milyar damla, on beş milyar gözyaşı, on beş milyar süs, beyaz kadifeye yatırılmış mücevherler” (Bitmeyen Yağmur)

“Üniforma babamın üzerine uzun ve ince bir ele oturan eldiven gibi oturuyor, serin hava ve metal ve uzay gibi kokuyordu. Ateş ve zaman kokuyordu.” (Roket Adam)

“İlk sarsıntı roketin yanını dev bir konserve açacağı gibi kesti. Mürettebat uzaya bir düzine kımıl kımıl oynayan gümüşçün gibi saçılmıştı.” (Kaleydoskop)

Aynı zamanda yazar hikâyelerine hareketlilik ekleyerek okuyucunun daha kolay odaklanmasını da sağlıyor. Bu hareketlilik genellikle ilk cümlelerde kendini gösteriyor. Rastgele sayfaları çevirerek birkaç öykünün ilk cümlelerinden örnekleri de dikkatinize sunmak istiyorum.

“İlk gece havai fişekler atıldı.” (Tilki ve Orman)

“Ateş yaz gecesi bahçelerinin üzerinde patladı.” (Ateş Balonları)

“Yağmur devam etti.” (Bitmeyen Yağmur)

“Haberleri duyduklarında restoranlardan, kafelerden, otellerden çıkıp gökyüzüne baktılar.” (Gün Geldi Devran Döndü)

Ayrıca Ray, Resimli Adam’ın vücudundaki resimlerini giriş bölümünde sade bir şekilde bahsederek geçiyor ve onların betimlemesini öykülere bırakıyor. Yani hikâyelerinin sade metnini betimlemelerle süsler gibi ana karakterinin sade bir şekilde anlatımını öykülerle süslüyor.

Uyarlamalar ve Tekrarlar

Uyarlamalar ve tekrarlara bir bölüm ayırmamın sebebini lafı dolandırmadan açıklayayım: Bu kitapta bulunan bazı öyküler başka eserlerde de bulunuyor. Yani Bitmeyen Yağmur, Roket Adam, Sürgünler ve Roket hikâyeleri Güneşin Altın Elmaları (İthaki, 2016) isimli eserde de bulunuyor. Fakat kitabın geneline yayılmaması ve ilk kez okunacakların yaratacağı etkiyle bu moral bozucu durum tolere ediliyor.

Uyarlamalar ise hem çok sayıda hem farklı alanlarda olmasıyla dikkat çekiyor. Bunu iki öykü üzerinden açıklama taraftarıyım.

Bozkır, ilk olarak The Saturday Evening Post dergisinde “The World the Children Made” ismiyle yayınlanıyor. Bir yıl sonra ise ismi değişip şimdiki haliyle Resimli Adam’ın ilk öyküsü olarak yer alıyor. BBC ve NPR’nin de arasında olduğu birçok radyoya konuk oluyor. Ray Bradbury Tiyatrosu adıyla yayınlanan televizyon serisinde 29. bölümünde yer alıyor. İsveç’te ve Sovyetlerde televizyon filmi olarak yayınlanıyor. Sinemaya ise Bitmeyen Yağmur ve Dünyanın Son Gecesi hikâyeleriyle birlikte “The Illustrated Man” adıyla uyarlanıyor.

Bitmeyen Yağmur ise ilk kez “Death-by-Rain” ismiyle Planet Stories dergisinde yayınlandıktan sonra ismi değişip şimdiki haliyle Resimli Adam’ın bir öyküsü olarak yer alıyor. Sonra sırasıyla R is for Rocket (1962), The Stories of Ray Bradbury (1980) ve Güneşin Altın Elmaları (1990) ve Bradbury Stories: 100 of His Most Celebrated Tales (2005) isimli eserlerinde de bulunuyor.

Editörlük, Çeviri, Düzelti Vesaire

2012 yılında İthaki Yayınları aracılığıyla ve İlker Sönmez’in çevirisiyle yayınlanan eser geçtiğimiz yıl ise aynı yayınevinin Bilimkurgu Klasikleri serisinde 27. fert olarak yerini aldı. Yeni baskı yine İlker Sönmez’in çevirisiyle ve Şükrü Karakoç’un farklı bir kapak tasarımıyla sunuluyor. Ön kapakta siyah zemin üzerine turuncu renkte eserdeki Resimli Adam’a uygun bir görsel (kollarının uzun, ellerinin kalın, yüzünün küçük olması gibi) ve siyah renkte vücuduna yayılmış resimlerin sembolize görselleri bulunuyor; arka kapakta serinin alıştığımız dizaynda tanıtım bülteni ve aldığı ödüllerin (Amerikan Ulusal Kitap ve Pulitzer Onur Ödülleriyle Ulusal Sanat Madalyası) yanı sıra Margaret Atwood’un sözü (Bradbury’nin öyküleri öylesine içinize işliyor ki bir daha unutamıyorsunuz) yer alıyor. Ayrıca eski baskısına ek olarak düzelti kısmında Selis Yıldız Şen bulunuyor.

Eserin çevirisini kaliteli ve gayet akıcı bulduğumu belirtmeliyim. İlker Sönmez’in iyi bir çeviriye imza attığı görülüyor. Fakat daha önceki baskıda bulunan harf hatalarının bu baskıda da devam ettiğini görmek üzücü olsa da rahatsız edici veya çok sayıda olmadığını da söylemeliyim.

Hazır çeviriden bahsetmişken Bilimkurgu Klasikleri serisindeki kitapların hiçbirinde çevirmenler hakkında (sadece adı dışında) bir bilgi bulunmuyor; yazarların 5-10 cümleden oluşan biyografileri gibi çevirmenlerin de biyografisi verilseydi güzel olurdu diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Sonuç olarak Ray Bradbury denilince akla ilk Yakma Zevki’nin geldiği de malumunuzdur. Fakat hususi olarak bu yazıda ondan hiç bahsetmedim. Çünkü kısaca bahsedilemeyecek kadar değerli bir roman ve bu yazıda yazarın romancılığından çok öykücülüğüne odaklanmak istedim. Yakma Zevki her ne kadar en önemli ve en ön plandaki kitabı olsa da arka planda yazarın zengin bir hikâye manzarası bulunuyor. Ray Bradbury’nin öykücülüğüyle tanışmayanlar için güzel bir başlangıç olacağını düşünüyorum. Daha önce tanışanlara ise sözüm yok, onlar ne demek istediğimi zaten biliyorlar…

Keyifli okumlar…

  • 21
    Shares




1986 Kırcaali doğumluyum. Kırcaali, İzmir, Ankara ve Bolu gibi bir yol haritam oldu. Bu yolculukta Veteriner Hekim oldum ve çalışmaya başladım. Evlendim ve şeker mi şeker kızım dünyaya geldi. Aynı zamanda bilimkurgu ve fantastik eserler arasında bitmek tükenmek bilmeyen bir yolculuğum var. Çok sevdiğim eşim ve biricik kızım Asu ile günümü gün ederken edebiyatın gel-git etkisiyle kendimi Kayıp Rıhtım'da buldum.

Resimli Adam: Kalem Darbeleriyle Gerçeğin Sanatsal Tezahürü için 11 yorum

  1. Sonrasını Ray, “O günden sonra her gün yazdım, günde en az bin kelime, her gün bir hikâye okudum ve her hafta bir öykü yazdım,” diye anlatıyor.

    Ben de böyle yaşamak isterdim ama maalesef zaman-mekan-şart farklılıkları :confused:


  2. Her gün bir öykü okuyayım dedim de 1 hafta devam ettirebildim. :joy:

    :+1:


  3. 2018’de kendime koyduğum hedeflerden biri her gün mutlaka 1 öykü okumaktı. Tabii ki en büyük ilham kaynağım Ray Bradbury’di.

    Zaten yılda bir sürü öykü kitabına ek olarak farklı platformlardan da birçok öykü okuyan biriydim, bu hedefteki amacım öykü sayımın artması değil, düzenli olarak öykü okumuş olmaktı.

    Yılın 46. gününü geride bıraktık ve ben 46 öykü okumuş oldum. Sene sonunda ortaya çıkacak tablo beni şimdiden heyecanlandırıyor.

    Öykümü okuduktan sonra hemen romana veya o anda ne okuyorsam ona geçiyorum. Bunu düzenli bir hale getirmek şimdilik güzel sonuçlar doğurdu, size de öneririm.


  4. İşte yapmak isteyip de yapamadığım:

    Kurmak isteyip de kuramadığım:

    :+1:

    Farklı platformlarda bir sürü öykü var, size katılıyorum. Sadece Aylık Öykü Seçkisinde sanırım binin üzerinde öykü bulunuyor - hem de kaliteli ve güzel öyküler- ve üç seneye tekabül ediyor. Dergiler, kitaplar ve internet…

    işte benim sorunum da hedef koymamış olmam. Aslında yıl bazında değilde ay bazında koyup onu genişletsem olabilir. :baris:

    Le Guin yazı yazmayı dans etmeye, şarkı söylemeye benzetir. Özgürlüğün başka bir hâli olduğunu söyler. Resimden gördüğüm kadarıyla Gitar çalıyorsunuz, yazı yazıyorsunuz. E daha ne olsun, ne güzel… :baris: (Küçük bir not: Ud’umla eşlik edebilirim :slightly_smiling_face: )


  5. Öyküleri karışık okuyorum. Şimdilik, Bozkır, Kaleydoskop, Başlama Saati, Roket ve Gün Geldi Devran Döndü’yü bitirdim. Ve nedenini şimdilik kestiremiyorum ama adını andığım sonuncu öykü beni ciddi ciddi hüzünlendirdi :cry: Hassas bir anıma mı denk geldi, yoksa varılan sonuç mu duygulandırdı, belirttiğim gibi orasını kestiremiyorum :pensive:

    Roket öyküsüde dokunaklıydı; varılan sonuç sebebiyle GGDD’yle benzeşiyordu da. Belki birinin aile özelinde, diğerininse toplumsal genellikte olmasından dolayı, duygusal etki namıns GGDD bir adım daha öne çıktı.

    @DenaroForbin,

    Hemen bu okuma tarzını kendime adapte ediyorum. Gerekli istikrarı sürdürebilir miyim, bilemem. Ama denemeden de bilemem :sweat_smile:


Resimli Adam: Kalem Darbeleriyle Gerçeğin Sanatsal Tezahürü

İthaki Yayınları Bilimkurgu Klasikleri Serisinin 27. basamağı olan ve Ray Bradbury imzası taşıyan “Resimli Adam”ı inceledik.

  • 21
    Shares

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün