Ruby Sparks: Bir Kadın Çizeceksin

Kelimelerin bazı şeyleri gerçekleştirme gücü kimi zaman eşsizdir. Kurguladığı kadınla karşı karşıya kalan bir yazarın hikâyesi. "Ruby Sparks"ı sizler için inceledik.

İkili ilişkilerde ideal olanın ne olduğunu hep düşünmüşüzdür. Hatta bazen çok sevdiğimiz insanlar için, “Keşke şu özelliği de olmasa,” dediğimiz ya da aklımızdan birkaç özellik eklemeyi geçirdiğimiz olmuştur. İşte bugün üzerinde konuşacağımız film tam da bununla ilgili, eğer elinize kağıt kalem alıp kafanızdaki ideal insanı oluşturma şansınız olsaydı ne yapardınız? Her şey hayallerimizdeki kadar güzel mi olurdu? Mutlak kontrol elimizde olsaydı sonsuza dek mutlu olur muyduk? Sonsuz mutluluk diye bir şey var mı?

Senaryosu Zoe Kazan tarafından kaleme alınan ve Jonathan Dayton ile Valerie Faris iş birliğiyle yönetilen Ruby Sparks, Calvin (Paul Dano) isimli genç yazarımızın oldukça başarılı olduğu bir dönemden sonra ilhamını yitirdiği, özgüveninin yok olduğu ve kendini yapayalnız bulduğu bir dönemde bir aşk romanı kurgulamasıyla başlıyor. Bir gün gözünü açtığındaysa yazarken aşık olduğu kızı kanlı canlı karşısında buluyor ve her şey böylece başlamış oluyor.

Yazının bundan sonraki kısmı sürprizbozan (spoiler) içerir, uyarmadı demeyin!

Filmin ilk yarım saatinde kusursuz gibi görünen bir ilişki izliyoruz, eğleniyorlar, çok aşıklar ve hiçbir dertleri yok. Daha ne olsun? Bu sevimli kısımları izlerken aklımdan bunun ne kadar gerçek bir ilişki olduğuna, ilişki içerisinde olduğumuz insanın öz benliğine duyduğumuz saygıyla kendimize duyduğumuz saygı arasında bir bağlantı olduğuna dair bir takım sorular ve cümleler geçiyor ama onları savuşturuyorum.

Bir noktada ilişkileri çıkmaza giriyor ve Calvin, Ruby’nin (Zoe Kazan) kendisinden uzaklaştığını hissedip paniklediğinde ipler kopuyor. Ruby haftada bir günü kendi dairesinde geçirmeyi teklif ediyor, biraz uzaklaşmanın ikisi için de iyi olacağını söylüyor. Bu sahneyle ben bir şeylerin rayına girdiğini düşünüyorum.

Çünkü ikisi de kendi hayatını tamamen yok edip keyif aldığı şeyleri bırakmış ve tüm hayatlarını birbirleriyle doldurmuşlardı, orada hissettikleri şeyin aslında sevmekten çok bağımlılık ve yalnız kalma korkusu olduğunu düşündüm. Tam da bu sahneden sonra ilk yazdığı hâlini değiştirmeyeceğini çünkü onu olduğu haliyle sevdiğini söyleyen Calvin, Ruby’yi değiştiriyor. Onsuz yapamamasını sağlıyor, ama bu sefer de dengeyi tutturamıyor, birbirine yapışık yaşayan bir çift görüyoruz bu kısımda. Aklıma ister istemez günlük hayatta maruz kaldığımız birbirine aşırı bağımlı çiftler geliyor ve birazcık gülüyorum, özellikle de telefonu açmak için Ruby’nin elini on saniyelik bıraktığı arada Ruby’nin, “Beni hiç sevmiyorsun,” diye ağlama krizine girdiği kısımda.

GÖZ ATIN  Alper Canıgüz'ün Yeni Romanı "Kan ve Gül" Çok Yakında Bizlerle!

Bu andan sonra Calvin, Ruby’yi bir kez daha değiştiriyor çünkü mutlu olmasını istiyor. Artık bu değişimlerin önünü alamamaya başlıyor, ilişkinin kırılma anıysa Ruby’yi bir başkasının yanında kıskanacağı bir hâlde bulmasıyla yaşanıyor. Çok şiddetli bir tartışma yaşıyorlar ve Ruby onu bırakıp gitmek istiyor. Calvin ise bunu asla yapamayacağını söyleyip daktilonun başına geçiyor. Bu sahnede kontrolün tek bir insanın elinde olmasının ve öfkenin nereye kadar gidebildiğini izliyoruz, kendi bilinci ve kişiliği olmadığını fark eden Ruby’nin dehşetini izliyoruz, sahne bitsin diye bir umutla bekliyoruz çünkü her açıdan çok korkunç bir sahne. Bir tarafta kendi olarak tanımladığı hiçbir şeyin gerçek olmadığını anlayan bir insan, bir tarafta hayallerinde yazıp aşık olduğu insanla bile mutlu olamadığını gören bir insan, ikisi için de oldukça üzücü bir yüzleşme anı. Ama itiraf etmeliyim, şiddet dozajının bu kadar yüksek olmasını beklemiyordum, Ruby’nin kağıtları bulmasını ve durumu anlamasını ummuştum hep, ama pek gerçekçi bir beklenti olmadığının da farkındaydım. O sahneden sonra Calvin, Ruby’yi özgür bırakıyor ve belirsiz bir zaman sonra Ruby onu tanımazken tekrar karşılaşıyorlar. Ama ben bu finali hiç sevemedim, çünkü bu kaçıncı tanışmaları? Bunu bilmiyoruz. Özellikle o işkence sahnesinde bunu çok düşündüm, öldürse, yazsa, diriltse kalem elinde ya bunun ucu bucağı yok, sadece kendini seven ruhsuz bir robot inşa edene kadar deneyebilir sonuçta. Bu yüzden biraz daha ayrılık sahnesiyle sonlanan bir final beklemiştim ama olmadı.

Filmin bitiminde aklıma en çok Calvin’in eski sevgilisinin söylediği, “Sen beni değil, bendeki kendi yansımanı, olmamı istediğin insanı seviyorsun,” cümlesi takıldı, Ruby ile aralarında sorun olan bütün sahnelerin Ruby’nin birazcık bile olsa kendi olduğu sahneler olması ister istemez en başından beri Calvin’in onu değil ondaki kendi yansımasını sevdiğini düşünmeme sebep oldu.

GÖZ ATIN  Brandon Sanderson'ın "Alcatraz" ve "Lejyon" Serileri İki Yeni Kitapla Devam Ediyor

Bir de izlerken aklıma istemsizce Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı filmi geldi, aslında sevgi üzerine pek çok alıntı, kitap ve filmi çağrıştırdı diyebilirim. Sizin aklınıza neler geldi? Sevgi tanımımız Calvin’inkine benzer mi? Finalin farklı olmasını ister miydiniz?

Bol bol sevgi üzerine konuşabileceğimiz bir film, yorumlarınızı eksik etmeyin.

  • 13
    Shares




Sevdiği şeyler hakkında methiyeler düzmekten asla yorulmayan, gözlerinin içi parıldayarak animasyon yorumlayan bir edebiyat öğrencisi. Kitap misyonerliği yapmaktan büyük keyif alır. Resmiyette isminin Şevval olarak gözükmesine aldırmayın, çoğunlukla Maki olarak anılır. Bitki çaylarını, uzun ve bazen anlamsız yürüyüşler yapmayı ha bir de şiiri çok sever. Onu bir köşede, elinde bir bardak dolusu çayla bir şeylere söylenir ve surat asar halde bulmanız oldukça olası.

Ruby Sparks: Bir Kadın Çizeceksin

Kelimelerin bazı şeyleri gerçekleştirme gücü kimi zaman eşsizdir. Kurguladığı kadınla karşı karşıya kalan bir yazarın hikâyesi. “Ruby Sparks”ı sizler için inceledik.

  • 13
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla İnceleme, Sinema
Black Mirror: Bandersnatch – Biz Şimdi Ne İzledik?

Black Mirror yılbaşına özel "Bandersnatch" başlıklı interaktif bir filmle özlemimizi gidermeye geldi. Hepimizin heyecanla beklediği...

Kapat