in ,

Shang-Chi İncelemesi: Marvel Sinematik Evreni’ne Uzak Doğu Takviyesi

Shang-Chi and the Legend of the Ten Rings incelemesi sizlerle. Marvel Sinematik Evreni’nin Uzak Doğu filmi, yeni neler sunuyor?

Shang-Chi incelemesi

Shang-Chi incelemesi sizlerle. Marvel Sinematik Evreni’nin 4. Fazının 2. filmi olan the Legend of the Ten Rings , Black Widow’un ardından yeni döneme hızlı bir giriş yaptı ve ardında pek çok soru işareti bıraktı. Marvel Evreni izleyicilerine yeni bir güçlü silah olan 10 güç yüzüğünü tanıtan film, görece oldukça basit bir hikâyeyi işliyor olmasına rağmen özellikle filmin bitiş jeneriği sonrası gelen iki sahneden biriyle işin rengini oldukça değiştirdi.

Açık konuşayım, ben Avengers: Infinity War filmiyle birlikte bir defteri kapatmıştım. Film o kadar iyi bir yerde bitmişti ki bunu rahatlıkla tüm hikâyenin sonu kabul edebilirdim. Zaten arkasından gelen Endgame de her ne kadar izleyicide coşku patlamaları yaratan sahneleri olsa da benim açımdan Infinity War’un vaatlerini taşıyamamış, önceki herhangi bir Marvel filmi düzeyinde kalmıştı. Ama tabii ki siz izlemeyi nerede bırakırsanız bırakın hikâye burada bitmiyor ve Marvel bizi kozmik merdivenlerin bir sonraki basamağına çıkararak yoluna devam ediyor.

Süper kahraman işleri söz konusu olduğunda herkesin zevkine hitap edebilecek bir sürü tür var. Bunların içinden benim ilgimi daha çok çekenler her zaman Spider-Man gibi sokak seviyesi suçluları ve kahramanları konu eden çizgi romanlar ve filmler olmuştur. Bunlar genellikle günlük yaşamın dertleriyle harmanlanırlar ve toplumsal konulara da değinirler. Örneğin Batman’in bir şehrin yozlaşmasının ortaya çıkardığı kötüleri benim her zaman daha çok ilgimi çeker. Batman kozmik hikâyelere adım attığında ise tadım bir parça kaçar. O yüzden Shang-Chi için de çok heyecanlı değildim ve heyecanımı Spider-Man: No Way Home filmi için saklıyordum.

Kozmik hikâyeler demişken, Spider-Man bence kozmik hikâyeler söz konusu olduğunda her zaman en ilgi çekici karakter olagelmiştir. Nedeni ise basit. Belki de başka hiçbir karakter hikâyelerinde onun kadar günlük dertlerle harmanlanmadı. Bu yüzden Spider-Man kozmik skalaya geçeceği zaman, paralel evrenlerle ilişki kuracağı zaman yine onun berbat hayatının varyasyonlarıyla muhatap oluruz. Spider-Man’in özellikle Dr. Strange ile yolunun kesiştiği, okunmaya değer pek leziz küçük hikâyeleri de vardır, onları da ayrıca önermiş olayım.

Marvel yeni fazında göksel varlıkları, çoklu evrenleri ve bir takım zamansal oyunları işleyecek. Bunun bahsini ilk kez Spider-Man: Far From Home ile açtı, WandaVision ile devam etti, Loki dizisi ile de arşa çıkardı. No Way Home ve Doctor Strange in the Multiverse of Madness ile de bu konuda başımıza açılan dertleri izliyor olacağız. İşte Shang-Chi and the Legend of the Ten Rings de tam olarak bu noktada hikayeye dâhil oluyor. Shang-Chi tam da Dr. Strange seviyesi kozmik bir hikâyeye kenarından giriş yapıyor. Zaten Dr. Strange kendisi olmasa da (herhalde filmin bütçesi aşırı yükseleceğinden), onun yardımcısı Wong, Shang-Chi’nin fantastik hikayesini Marvel evrenine bağlama görevi görüyor.

Şimdi gelelim spoiler’lı kısma. Bundan sonra söyleyeceklerimiz, film içerisinden bilgiler içerecektir.

Shang-Chi and the Legend of the Ten Rings incelemesi

Başta Wong’u filmde gördüğümde buna anlam verememiştim. Sadece Asyalı olduğu için mi ordaydı başka bir filmin yan karakteri? Sahi, onun orada bulunuşu anlamlı bir yere bağlanacak mıydı? Ne işi vardı ki yasa dışı bir dövüş turnuvasında? Bunun olası nedenini ancak filmden çıktıktan birkaç saat sonra hatırlayabildim ve güldüm. Infinity War’un başında Strange ve Wong’u beş parasız halde, üç beş kuruşu denkleştirmeye çalışırken görmüştük. Bu ikilinin parası yok. Wong da herhalde biraz para kazanmak için dünyanın öbür ucuna portal açarak yasa dışı dövüşlere danışıklı olarak dövüşmek için katılıyor.

Shang-Chi oldukça fantastik bir film demek yanlış olmaz. Black Panther filminin Afrika kültürünü Marvel evrenine taşıması gibi Shang-Chi de Çin kültürünü bu evrene tanıtıyor. Hem Çinli izleyicileri mutlu edip o gişede başarılı oluyor hem de bize farklı bir kültürün öğelerini kendince göstermiş oluyor. Filmin ilk yarısı oldukça yavaş ve eski efsaneler anlatısı tadında ilerlerken filmin devamı bir dövüş filmine dönüşüyor. Marvel’ın şimdiye kadarki en iyi dövüş sahneleri mi derseniz, birçok kişi aynı fikirde. Bu doğru olabilir. Ama Bruce Lee, Jackie Chan, en olmadı Jet Li filmleri izleyerek büyümüşseniz bol cut’lı sahnelerin size pek etkileyici geleceğini sanmam. Ben pek sıra dışı bir şey görmedim. Yine de güzel miydi, e güzeldi. Shang-Chi birkaç farklı türü, uzak doğu sinemasını, aksiyon dövüş filmlerini ve mitolojiyi harmanlayan bir film.

Filmde, Shang-Chi’nin 10 yıldır evinden, babasından uzak olduğunu da öğreniyoruz. 10 yıldır tüm bu işlerden uzak kalmış, kendini soyutlamaya çalışmış, muhtemel ki idmansız birinin, (ki kendisinin süper güçleri yoktur, sadece insan dirayetinin hiçbir takviye olmadan edindiği son seviyesini temsil eder) her Allah’ın günü idman yapan ve kendini sopayla dövdüren manyaklara karşı, eğitimine bir gün bile ara vermemişçesine rahatça karşı koyabilmesini gözlerimiz yaşlı izledik.

Hepsi de annesinin kolyesini babasının adamlarına kaptırmamak için.

Shang chi incelemesi

Aynı kolyeden kız kardeşinde de bulunuyor ve anlıyoruz ki babası bu iki kolyenin peşinde, çünkü bu iki kolye bir haritayı ortaya çıkarıyor. Burada düşünmeden edemedim, karşımızdaki düşman değil, evladımız. Amacımız da kötü değil, eşimizi esir tutulduğunu sandığımız yerden kurtaracağız. Bence bir karşımıza alıp konuşsak, “ya senin şu annenin kolyesine bakabilir miyim bir?” desek, çok bir engel çıkacakmış gibi gelmedi bana. Hiç şehre koca bir haydut ordusu gönderip otobüsü ortadan ikiye kesmeye filan gerek yoktu yani. Maksat aksiyon olsun.

Aynı şekilde babasına da annesinin mağarada filan olmadığını, bunun aslında orada hapis olan iblisin sesi olduğunu, adamı karşımıza alıp doğru düzgün anlatmayı denesek işe yarardı. Aramızda kalsın, bana biraz kalın kafalı gibi geldi bu adam. Yüzükler olmasa antik çağda çok uzun yaşamazdı bence.

Shang-Chi and the Legend of the Ten Rings İnceleme

1996 yılında eşi olacak kadınla tanışıp yüzükleri bırakana kadar güya her yeri fethetmiş fakat Marvel evrenine bakınca pek de bir yeri fethetmiş olmadığını görüyoruz. Biraz abartıyorlar mıydı acaba kendisini? Ya da ettikleri lafın hakkını vererek göstermiyorlardı. Mandarin konusunun da bu kadar basitçe geçiştirilmiş bir şey olması üzdü. Vaktiyle Mandarin rolü yapmış olan Ben Kingsley’yi tekrar görüp akıbetini öğrenmek güzeldi ama filmin sonunda kendisi neredeydi, ne oldu, işte o kısım havada kaldı. O köyde kalmış olsa çok daha rahat ve güvende olurdu herhalde. Savaşın başlangıcında kamera kendisine yaklaşırken Shakespeare oyunlarından bir alıntı yapmasını bekledim ama film bu küçük tatlı jesti bizden esirgedi.

Şimdi, bu soru oldukça problematik, farkındayım. Ciddi olarak da sormuyorum zaten çünkü kafamda bir bahane uydurabiliyorum. Şu iblisin kapalı olduğu dev mağara, hani girişi ejderha derisiyle kapatılmış olan. Onu kırmak için yüzüklerin gücü gereken. Hah işte onu, acaba ejderha derisi kısmından değil de, dağın normal kaya kısmından delmeye çalışsak işimiz çok daha kolay olmaz mıydı? Şaka ediyorum… Elbette bu bir efsane, bir masal diyarındayız ve orası da çok güçlü bir mağara.

Mandarin

Mağaradaki varlığın kökenini bilmiyorum, eminim benden daha iyi bilenler vardır. Fakat portal açılarak girilebilen ayrı bir boyuttaki bir dünyadan bahsediyoruz. Hatta Dr. Strange’in kıvılcımlar saçan portallarının aksine buraya su portalı ile geçiliyor ve buradaki bazı insanların üzerinde fazla durulmasa da bazı özel güçleri var. Bu gücün kullanıldığı sahneler Avatar the Last Airbender çizgi filmindeki hava bükücülük sahnelerini aşırı andırıyor, eminim sizin de dikkatinizi çekmiştir. Bu sahneler bana iyi bir Avatar filminin aslında nasıl da güzel görünebileceğini düşündürttü. Böylece Shyamalan’ın kulaklarını bir kez daha çınlattım.

Gerçekçi dünyadan masalsı bir kopuş yaparak bizi fantastik bir hikâyenin içine sürükleyen filmimiz, yine bir masal gibi düşmanın bir zayıf noktasından yararlanılması sayesinde kolayca sona ulaşıyor. O anda da aslında fark ediyorsunuz ki filmde insana dair pek bir şey izlemedik, bir drama görmedik. Bir Marvel filmi için bile son derece hafif bir film Shang-Chi. Marvel Sinematik Evreni filmleri zaten küçük yaştaki izleyicilerini de gözeterek asla dramada aşırı boyutlara kaçmazlar ve işi şakaya vurarak kendi hikâyelerinin dramatik gücünü hafifletmeye meyilli olurlar. Bunu da yine filmin sonundaki arkadaş masası muhabbetinde gördük. “Biraz büyüseniz mi artık?” konusuyla açılan film, yine aynı masada akla mantığa sığmaz maceralarını arkadaşlarına anlatmalarıyla aslında hikâyesinin gülünçlüğüne vurgu yaparak sona eriyor. Ne olduğunun farkında olan ve bununla eğlenen filmler bu Marvel filmleri. Karakterlerimiz “Büyü dedikçe inadına yapıyorlar herhalde” bakışları altında ezilirken açılan bir portaldan Wong ortaya çıkıp herkesin şaşkın bakışları arasında ikisini de götürüyor.

Shang-Chi Yorumları

Filmin bundan sonraki gizli sahnesi yazılar aktıktan sonra ve işler işte bu noktada izleyici için iyice karışıyor. Filmde, filmin geçtiği döneme dair hiçbir referans görmüyoruz. Derken Wong’un yanında hologram formunda Bruce Banner ve Captain Marvel ortaya çıkıyor. Tarihte bir efsane anlatısına dönmüş yüzüklerin aslında tabii ki menşei şimdilik belirsiz bir uzaylı teknolojisi olduğunu ve başımıza daha çok iş açacaklarını öğreniyoruz. Ama şeytan burada detaylarda gizli. Film boyunca “Bu aslında Dr. Strange düzeyinde bir tehdit” diye düşünüp durdum ama orada Wong’dan fazlası yoktu. Shang-Chi’nin filminde Dr. Strange’in ortaya çıkıp her şeyi onun yerine çözmesini beklemiyordum tabii ama yokluğu için de bir bahane görmeye çalışıyordum. Filmden çıktıktan sonra bu noktaya esas olarak, filmi birlikte izlediğim kadim dostum Hakan dikkatimi çekti: Tony Stark’ın cenazesinde bile Hulk-Bruce arası formunda bulunan Bruce Banner bu sahnede kolu sargılı ama insan şeklindeydi. Üstelik hemen yanında duran Captain Marvel’ın da henüz saçları uzundu. Bruce insan haline dönmüş ve Captain Marvel saçlarını tekrar mı uzatmıştı, yoksa bu film Infinity War’un ve parmak şıklatmanın birkaç hafta sonrasında mı geçiyordu?

İşte bu, Dr. Strange’in filmdeki yokluğuna anlam kazandırıyordu. Dr. Strange Thanos’un parmak şıklatmasıyla yok olmuş, geriye bu işlerle uğraşabilecek sadece Wong kalmıştı. Bruce Banner savaştan çıkmış haliyle kolu sargılıydı ve Captain Marvel dünyaya henüz gelip ekiple tanışmış, saçlarını daha kesmemişti. Ama fark etmiş olabileceğiniz üzere, bu durum daha büyük bir anlamsızlık ortaya çıkarıyor. Eğer Shang-Chi’nin hikâyesine giriş yapan bu film Infinity War ile Endgame arasında geçiyor idiyse, Endgame sırasında Shang-Chi neredeydi? Yüzüklerin gücüyle savaşta çok yararlı olmaz mıydı? Yoksa film Endgame sonrasında geçiyordu da Bruce Banner’ın kolunun sargılı olma nedeni, yarı Hulk hali ile eldiveni takıp parmağını şıklatmış olması mıydı? Bu da gayet olası, çünkü film boyunca hiç de nüfusunun yarısı birkaç hafta önce yok olmuş bir dünya izlemiyoruz. Böylece orada olup yüzükleri kendisi incelemeyen Dr. Strange’in yokluğunun sebebi ise bir muamma olarak kalıyor. Cevabı size bırakıyoruz.

Shang-Chi karakterler

Bir sonraki film olan Eternals ile birlikte Thanos’un da köklerine doğru uzanacağız ve Celestials da denilen göksel varlıkları görüp, evrenin ve yaşamın başlangıcı hakkında bir şeyler öğreneceğiz. Bilebileceğiniz üzere Thanos da Titanlı bir Eternal. Celestial’lerin dünyadaki yaratımları Titan’a gittikten sonra dünyada kalan sıradan yaratımlar olan insanlar arasında ise Celestial’lerin yaptıkları deneylerden kalan genler zaman içinde bazen ortaya çıkarak Marvel evrenini doğrudan X-Men’e bağlayacak. Yine bilebileceğiniz üzere mutantların ilki ve en güçlüsü Apocalypse. Kendisine dair Eternals’da bir işaret alacak mıyız, göreceğiz.

Son bir şey daha, Loki dizisini izlediyseniz eğer bundan sonra ortaya çıkabilecek diğer güçlü nesneleri ciddiye almak oldukça zor olacak. Sonsuzluk Taşlarının kâğıt ağırlığı olarak kullanıldığı evren dışı bir boyut varken, Eternal’lar, Celestial’ler, 10 Yüzük filan gerçekte umurumuzda olabilecek mi? Özellikle Eternals destekli göksel maceralardan sonra sıradan sokak hikâyeleri de Marvel evreni içinde çok ama çok ufak kalacaklar. Ama benim için hâlâ en güzelleri de onlar olacak.

Eternals’ta görüşmek üzere.

Shang-Chi’yi sizler nasıl buldunuz? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum üzerinden paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Atakan Uçar

1990 İstanbul doğumlu tiyatro insanı, yazar ve çizer. Hoşnutsuz kişi. Dedektiflik ve bilimkurgu sever.

Dune yorumları

Dune Yorumları Geldi: Çöl Gezegeni’nden İlk Eleştiriler Epik Bir Uyarlamayı İşaret Ediyor

İzmir Enternasyonal Fuarı

İzmir Enternasyonal Fuarı Başladı: Etkinlik Takvimi Belli Oldu