in ,

Soul İncelemesi: Toplumsal Belleğe Pixar’dan Caz Dokunuşları

Soul incelemesi sizlerle. Pixar’ın caz müziğini incelikle işlediği ve hayata farklı bir bakış açısıyla yaklaştığı yeni animasyon filmi hakkındaki yorumlarımız sizlerle.

Soul incelemesi

Soul incelemesi yayında. Yeni Pixar filmi, bir kez daha duygularımıza dokunmayı başarabiliyor mu? Gelin, sorunun cevabını birlikte arayalım.

1979 yılında, Graphics Group ismiyle Lucasfilm’in bilgisayar bölümünün parçası olarak kurulan Pixar, 1986 yılında Steve Jobs tarafından satın alındı ve bugünkü şekli ile çalışmaya başladı. Ocak 2006’da ise Disney’in çatısı altında yerini aldı. 1995 yılında, ilk filmi Oyuncak Hikâyesi beyaz perdeye yansıdı. O günden bu zamana Pixar filmleri bizleri büyülüyor ve her geçen gün gelişen teknolojiyi de arkasına alarak animasyon çıtasını çokça yükseltiyor.

Pixar filmleri genellikle bir çocuğun merakı ile başladı. Her animasyon izleyiciye farklı dersler verdi. Brave ile ilk kez bir kadın yönetmene “En İyi Animasyon Oscar” ödülünü kazandıran cesareti aşıladı. Sevimli Canavarlar ve Oyuncak Hikâyesi’nde arkadaşlık, Yukarı Bak’ta kararlılık, Wall-E’de eşsiz bir bağlılık aktarıldı. Ancak konumuza dâhil olan 2020 Pixar yapımı animasyon filmi Soul, bir yetişkinin peşine takılıyor ve şimdiye kadar çizmiş olduğu tüm sınırların dışına çıkıyor!

Soul, son iki film ile Oscar’da En İyi Animasyon Filmi ödülünü kazanan Pete Docter ve Kemp Powers tarafından yönetildi. Senaryoyu da aynı ikili yazdı. Joe karakterini Jamie Foxx, 22 adlı karakteri de Tina Fey seslendirdi. Pixar’ın bomba ekibi, özgünlüğü mükemmel hikâye anlatıcılarıdır. Animasyon geçmişleri ve eserleri ile her şeyi en yaratıcı ve eğlenceli formülde düzenlediler.

Soul pixar incelemesi

Soul, orta yaşlı, yarı başarılı bir Afro-Amerikan caz müzisyeninin ölümlü ruhunu ortaya çıkaran bir Pixar filmi. Var olan inanç sistemlerinin ötesine geçerek ölümden sonraki hatta doğumdan önceki dünyayı, hayallerimizin ötesinde tasvir ediyor: Ruhlar su damlacıkları şeklinde insanların damarlarına geçiyor dünyadaki görevlerini tamamlayanlar ise ölümden sonra ilahi yol üzerinde seyahat ederek sonsuz evrenin ışığına yürüyor.

Yazının bundan sonrası filmi izlememiş olanlar için çok fazla olmasa da SPOILER içerecektir.

Soul: Caz, Muhteşem Bir Animasyonda Can Buluyor

Pixar’ın 23. filmi; bir ortaokulda, öğrencilerin Mercer Ellington’ın “Things Ain’t They Don’t to Be” adlı eserini enstrümanlarla çalmaya çalışma sahnesi ile açılıyor. Caz, muhteşem bir şölenle bu animasyonda can buluyor. Bu gruba öğretmenlik yapan caz aşığı baş karakterimiz Joe, sonunda kendine para kazandırabilecek bir iş teklifi alıyor; okulda tam zamanlı çalışmak. Üstelik sigortası da olacak. Annesinin istediği gibi… Ancak Joe Gardner profesyonel müzik kariyeri hayal ediyor ve ünlü bir saksafoncunun yanında piyano çalma şansı yakalıyor. Caz dünyasında bir efsane olabilir. Peki hangisini seçmeli? Kafasında sorularla dikkatsizce yürüyen Joe bir rögar deliğine düşüyor. Kendine geldiğinde, vücudunun su damlacığına benzer bir şekil aldığını görüyor. Ruhu; The End denilen beyaz bir ışığa yönelmeden önce sıraya girilen uzun, ilahi bir yürüyen merdivenin üzerinde. Şaşkınlıkla duruyor. Ama Joe o ışığa, The End’e gitmeye hazır değil: Rüyası sonunda gerçek olmuşken dünyaya veda etmeye hiç niyeti yok!

Diğer yöne kaçmaya başlıyor. Tutkusu ile bağıntılı piyano tuşları görünümlü ilahi merdivenden düşüyor ve kendisini The Great Before olarak bilinen parlak renkli, araf bir bölgede buluyor.

Yaşam ve Ölüme Dair Yepyeni Bir Yorum

soul pixar disney plus

Geçmişimizin ve geleceğimizin hiç bu kadar yakın olabileceğini düşünmüş müydünüz?

Bize anlatılan, dünyaya gelmeye istekli ruhlar olduğumuzu varsayan hikâyelere inanmış mıydınız?

Ya da ölülerin ve henüz doğmamışların birbirlerine bir düşüş mesafesinde olduklarını hayal etmiş miydiniz?

Anne karnına düşmeden önce, dünyaya gelmek için çırpınan ruhlar olduğumuz efsanesi net bir şekilde animasyon olarak ilk kez beyaz perdeye yansıyor. Soul, yaşam ve ölüme yepyeni bir yorum getiriyor.

The Great Before dünyadaki insanların damarlarına karışmadan önce, su damlası ruhçukların bulunduğu bir evren. Kendi kuralları ve prosedürleri var ve büyük bir ruhani ekosistemin parçası. Oldukça yenilikçi, teknolojik ve modern bir öteki dünya. Eğlenceli tanıtım videoları gelenleri karşılıyor. Akıl hocaları ve proto-ruhlar mevcut. The Great Before ekosisteminin koruyucuları tüm animasyon karakterlerden farklı olarak, iki boyutlu stilize edilmiş. Picasso’nun sürrealist tablolarını andıran çizimlerle eğlenceli kılınmış. Zarif ve neon çizgiler merhametli ve sevecen yaklaşımları ile ebeveyn ya da Tanrı özellikleri kazanmış.

Joe bu ilginç düzende sudan çıkmış balık gibi çırpınıyor.

Yeryüzünde Mutlu ve Üretken Bir Hayatın Yolu The Great Before’dan Geçiyor

yeni pixar animasyon filmi

Animasyonda, akıl hocaları doğmamış ruhların yalnızca bir insan vücuduna atandıklarında sahip olacakları kişilik özelliklerini değil, yeryüzünde mutlu ve üretken bir hayata götürecek kıvılcımı bulmalarını sağlayan dersler veriyor. Joe, esas olarak beyaz ışıktan kaçınma ve bir şekilde dünyaya geri dönme arzusuyla ünlü bir İsveçli psikolog kimliğini alıyor ve 22’nin akıl hocalığını üstleniyor. 22; Carl Jung ve Abraham Lincoln dâhil olmak üzere ölümlü tarihin en büyük figürlerinden bazılarının akıl hocalığını reddeden ve dünyaya seyahat konusunda isteksiz olan bıkkın bir alaycı. Hâlâ yaklaşan konserini yapmaya takıntılı olan Joe, 22’ye ilham vermenin ve dünyaya geri dönmenin bir yolunu bulmalıdır.

Joe hem 22’nin amacını bulmasına yardım edip hem dünyaya dönebilecek midir?

Yanıtı filmde saklı.

Soul: Son Derece Yenilikçi, Yaratıcı ve Cesur!

Pixar filmindeki en büyük değişiklik, siyah bir ana karakterin deneyimlerine yapılan vurgu. Irk ayrımını ortadan kaldırıyor. Siyahi topluluğun temsilini anlatan berber dükkânı sohbetleri, anne oğul ilişkisi ve caz sanatçılarının çevresi; insan ruhunun varlığına, duygusallığına içten bir vuruş sergiliyor. Joe’nun 22’ye metro sistemini anlatırken sarf ettiği her sözcük ait olduğu toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik düzenine gönderme niteliği taşıyor. Senaryodaki alt metin, toplu taşıma üzerinden büyük bir eleştiri gerçekleştiriyor. Filmde, Pixar’ın varsayılan olarak benimsediği beyaz, orta sınıf banliyö normlarının ötesinde bir deneyime bağlı kalmasına tanıklık eden birçok başka dokunuş var.

Seslendirmede cinsiyetsiz bir ruh olan 22 kadın sesi ile konuşuyor. Ardından bir erkek bedenine giriyor ama Tina Fey aynı tonda devam ediyor. İzleyici bu olaya yabancılık duymuyor, senaryo ve karakter eşleşmeleri nedeniyle bilakis çok eğlenceli buluyor.

pixar soul disney+

Soul görsel bir şaheser. Joe’nun piyanosundaki toz partikülleri, New York City pizzasındaki peynir ve takım elbisenin üzerindeki kumaş o kadar gerçek görünüyor ki, animasyon olduğuna inanmak neredeyse zor. Son derece gerçekçi görünen üç boyutlu New York City ve iki boyutlu kozmik karakterlerin birleşimi görsel şaheseri eşsizleştiriyor.

Joe’nun müzik, özellikle caz sevgisi gezegendeki tüm insan deneyiminin kökeninden başka bir şey düşünmemeye çalışan bu iddialı filmi benzersiz yapıyor. Pixar’ın Amerikan animasyonu cazı, ilmek ilmek toplumsal belleğe kazıyor.

Soul izleyiciyi bir melodrama sürüklemeden, insan ruhunun kırılganlığını anlatıyor ve incelikle piyanonun duygusal tuşlarına dokunuyor. Tutkularımızın peşinden koşmamızı ancak bunu yaparken yaşamdan zevk almamızı öğütlüyor.

Peki ya siz yeni Pixar filmi hakkında neler düşünüyorsunuz? Yorum ve eleştirilerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Gülçin Aras

1993’ten bugüne kitaplara, resimlere, notalara, evrenin her bir köşesine seyahat ediyor. Eğlenceli, zamansız ve mekansız yolculuk serüvenini paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyor.

1 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for HGA HGA dedi ki:

    Soul filmini, fragmanını ilk gördüğüm günden bu yana heyecanla beklemekteydim ve sonunda dün filmi izleme şansı elde ettim. Bugün bu incelemeyi gördüğümde de açıkçası çok sevindim. Ellerinize sağlık.
    Filmle ilgili görüşlerimi kısaca şu cümleyle açıklayabilirim: Ne yazık ki hayal kırıklığına uğradım.
    Öncelikle filmin mesajının doğru olmadığı - ve bu mesajın önceki Pixar / Disney yapımları ile çeliştiği - kanaatindeyim. Film bize hayallerimizin peşinden koşmamız gerektiğini söylemiyor, bilakis, hayallerimize ulaştığımızda umduğumuzu bulamayabileceğimiz hissini uyandırıyor. (Konser çıkışı Joe’nun barın önündeki hayal kırıklığını hatırlayalım.) “Hayatı olduğu gibi sevin” diyor film. “Kabullenin, şükredin…” Yürümenin, gökyüzünü izlemenin, bir ağaçtan düşen yaprağın güzelliğini takdir etmenin yaşamayı sevmek için yeterli olduğunu söylüyor. (22’nin rozeti aldığı anı hatırlayalım.) Oysa filmin bize “güzel” olduğunu söylediği şey aslında hayat değil. Dünya.
    Ve, evet, dünya güzel bir yerdir. Gökyüzü, ağaçlar, çiçekler, hayvanlar… Filmin bize güzel olduğunu söylediği dünya da Pixar ekibi tarafından mükemmelleştirilmiş New York sokaklarından ibaret. O dünyada açgözlü insanlar, mutsuz fakirler, suçlular, savaş ve kıtlık yok.
    Dünyaya gelmek istemeyen bir ruh fikrinin hayranlık uyandıracak kadar yaratıcı olduğunu kabul etmemek mümkün değil. Bu ruhun yolculuğuna arkaplan olan evrenin tasarımı da neredeyse mükemmel. Ancak yolun sonu, az önce de dediğim gibi, benim için hayal kırıklığı oldu.

No Time to Die Nokia

No Time to Die, Nokia Yüzünden mi Erteleniyor?

Türk Mitolojisi - Merve Köken

Türk Mitolojisi ile Tanışmak İsteyenlere Yeni Bir Kaynak Kitap