in ,

Star Wars: The Rise of Skywalker – Bir Yıldız Savaşları Enkazı

Star Wars: The Rise of Skywalker ile bir dönem daha kapandı. “Merakla beklenen” filmi, Disney’in Star Wars yolculuğunu da içerecek şekilde ayrıntılı olarak inceledik.

Star Wars: The Rise of Skywalker film inceleme

Star Wars dünya üzerindeki birçok insanı bir araya getiren, ortak duygular yaşatan bir seriydi. Tarihte film franchise’larının sanırım ilki, sinema yapımcılarının formülünü keşfedip onun gibi başka film serileri yapmak istedikleri mihenk taşıydı. Star Wars’tan sonra herkes sıradaki Star Wars’un hangi film serisi olacağını merak ediyordu.

Gelişen teknolojiyle ve biriken sermayelerle beraber, en azından sinema endüstrisinin zirvesi olan Hollywood’da bugünlerde artık bu çok kolay bir hale geldi. Elinizi sallasanız bir düzine film franchise’ına çarpıyorsunuz. Film yapımında stüdyoların sözünün geçtiği, yönetmenlerin adeta herhangi bir set çalışanı olduğu dönemdeyiz. Çünkü filmi herkesin izlemesi ve oyuncağından nevresim takımına kadar ürününün satması gerekiyor.

Franchise’lar çok kârlı işler olduklarından yapımcılar bunların para musluklarını da hiç kısmıyor. Film 1 milyar dolar barajını aşmazsa zarar etmiş gözüyle bakılıyor. Hatta artık filmler sadece franchise olacaksa sinema salonlarında yer bulabiliyor gibiler. Martin Scorsese gibi bir yönetmenin dahi filmi için yıllarca ne yapımcı ne de salon bulamayışından yakınmasıyla başlayan tartışmaları hepimiz takip ettik.

Star Wars işte bu furyanın ilki. Her şeyin başlangıcı olduğu için de yeri ayrı ve özel. Çünkü izleyenlere sinemada birçok ilki yaşattı. “Remake, film serisi, film evreni, x filmi hikâye formülü” gibi olgular, Star Wars 2000’lerin ilk yarısında bittiğinde henüz sinema endüstrisini bu kadar ele geçirmemişti ve bu tür işlerden hâlâ keyif alabiliyorduk. Ortaya çıkan işler hâlâ yeni şeyler sunabiliyordu ve filmlerde belirleyici olan stüdyo değil yönetmen ve onun vizyonuydu.

George Lucas’ın filmlerindeki her şeyden hoşnut kalmasak da onun eşsiz bakışı yeni şeyler sunarken evreninin de tutarlı bir çizgide kalmasını sağlıyordu. İstisnasız herkesi filmine çekmek için her şeyi doldurduğu heybe gibi filmler yapmıyordu örneğin. Kendi evreni dahilinde daima yeniyi arıyordu. Sadece Star Wars filmi yapıyordu ve onun kitlesi kocamandı zaten.

Star Wars’tan bahsederken, onun sayesinde biriktirdiğimiz anılardan bahsetmemek olmaz. Star Wars’u Star Wars yapan şeylerden biri de izleyenlerin biriktirdiği hem ortak hem de farklı anılardı ne de olsa.

Benim Star Wars maceram bundan tam 14 yıl önce, 2005 yılında Revenge of the Sith’i sinemada izlememle son bulmuştu. Öncesinde tüm Star Wars filmlerini oturup izlemiş, sonra bir cumartesi günü sinemaya gidip Anakin’in Palpatine tarafından çocukluğundan beri ilmek ilmek işlenen bir trajedinin son perdesi yaşatılarak karanlık tarafa düşürülmesini seyretmiştim. Sinemadan çıktığımda filmde yaşanan olaylardan ötürü içim buruktu. İlk üçlemeyi tekrar izleyerek moral bulmaya çalışmıştım.

Bu şekilde bir daha izlenince Palpatine’in trajedi planına karşı Yoda’nın Luke’u kullandığı planı, Palpatine’in yıllardır kurduğunu izlediğimiz her şeyin çökmesi ve böylece güce denge gelmesi, Anakin’in de Force ile bütünleşip diğerlerinin yanında yerini alması inanılmaz tatmin edici geliyordu.

Bugünlerde “Skywalker Saga” denen şey, benim için 2005 yılında olabilecek en güzel şekilde bitmişti…

Bu, her güzel şeyin bitişi gibi hem üzücüydü hem de mutluluk verici.

Artık yeni bir Star Wars filmi olmayacaktı ama her şey yolundaydı.

2008 yılında çıkan Clone Wars animasyonunu başta modellemeleri yüzünden yadırgayıp düzenli takip etmedimse de kısa sürede alışıp epeyce bölüm izledim ve çok sevdim. Star Wars’un ruhuna ve temasına sadık bir iş olduğunu düşünüyordum.

Bir yerlerde Skywalker hikâyesinin devamına dair hikâyeleri de içeren bir genişletilmiş evren olduğunu biliyordum, söylenene göre buralarda çok daha eskileri anlatan başka güzel hikâyeler de vardı ama artık yeni ilgi alanlarına gömülmüştüm, çok üzerinde durmadım. Zaten George Lucas da bunları çekmeye niyetli değildi. Serinin suyunun çıkmaması için belki de en hayırlısı buydu.

Benim için Star Wars ebediyen bitmişti…

Aradan yıllar geçti, Lucas hâlâ Jar Jar Binks’ten yakınan serinin hayranlarının mızmızlanmalarından bıkmış görünen bir halde stüdyosunu Disney’e sattı ve “alın, ne haliniz varsa görün artık,” dedi.

Işık hızıyla yeni bir üçleme, yan filmler ve olası dizi planları duyuruldu.

Uzun zaman önce, çok çok uzak bir galaksideki bir bilge demiştir ki, “Bu tür durumlar hiçbir zaman pek hayra alamet değildir ve nadiren iyi sonuçlara yol açmıştır. Çok karamsar olmaya gerek olmamakla birlikte temkinli yaklaşmakta ve artık çok bir şey beklememekte fayda vardır.” Nasıl bildiğimi boş verin.

Yalan söylemeyeceğim, bugün değil: Bütün o işaretlere rağmen ben de heyecanlandım. Yıllar sonra yeni bir Star Wars filmi izleme düşüncesi yüzüme nahoş bir sırıtış yerleştiriyordu. Belki kötü olmazdı? İlla kötü olması gerekmiyordu ki? Evreni anlamış bunca hayran varken, evreni anlamış birkaç film yapımcısı da olamaz mıydı bir yerlerde?

Bilge haklıymış, ilk olarak Genişletilmiş Evren iptal edildi ve “Legends” olarak kenara ayrıldı. Başa Kathleen Kennedy diye biri geçirildi.

Episode VII, Force Awakens duyuruldu. Yönetmen reboot ve remake üstadı J. J. Abrams idi. Film çekildi ve sonunda sinemalara geldi…

Force Awakens herhalde olabilecek en “stüdyo” işlerden biriydi. Artık devir değişmişti. Sırf yeni bir şey geldi diye kimse sinemaya koşmuyordu öyle. Filmi sadece Star Wars hayranlarının izlemesi de yetmezdi. Filmleri herkesin izlemesi gerekiyordu. Kimseyi üzmeyecek, içinde her şeyin olduğu bir film ortaya çıkması gerekiyordu. Fakat, aynı anda herkesi mutlu etmeye çalışan, sonunda kimseyi mutlu edemez.

Force Awakens

Bu film, A New Hope ile birebir aynı hikâye çizgisini izliyor olmasının yanında, onun çok da kötü bir taklidiydi. Bir kere içinden hikâyenin bütün düşünsel boyutu çıkarılmıştı. Uzay gemileri uçuyordu, gezegenler patlıyordu, bol aksiyon görüyorduk, yeni bir imparator ve imparatorluk vardı, direniş vardı ama hiçbirinin ardında bir fikir, bir ideal yoktu.

Zaten neden hâlâ bir imparator ve imparatorluk karşısında bir direniş vardı ki? Bu hikâye çoktan bitmemiş miydi? Olaylar devamında hiçbir yere varmamış mıydı yani? Bu film bize o ana kadar izlemiş olduğumuz her şeyin haybeye gitmiş olduğunu söylüyordu. Direniş olduğu gibi kalmış, üzerine hiçbir şey kurulmamış, her şey unutulmuş, bir de First Order adlı yeni bir imparatorluk mu çıkmıştı yani? Üstelik ben bunların kuruluşunu da izlememiştim ki?

A New Hope ilk çıktığında da kimse imparatorluğun kuruluşunu izlememişti ama o film ilkti. Filmin anlatısı başlamadan önce böyle bir şeyin var olduğunu varsaymak kolaydı. Zaten bir de prequel serinin ardından tekrar izlerseniz nasıl kurulduğunu da görüyor ve yıkılışından bir kez daha tatmin oluyordunuz. Ama geride zaten bir kez kurulup yıkılmış bir imparatorluk izlemişken nereden çıkmıştı tekrar bu Snoke ve İmparatorluk? O arada ne olmuştu? Hikâyenin devamında her şey neden böyle gelişmiş olsundu ki?

Bu anlamsızlıklar yumağı izleyiciye “gizem” diye yutturulmaya çalışıldı. Yine gizem uğruna Rey karakterinin “soyu” göstere göstere önem kazandı. Kimdi bu kız? Kim bilir neler çıkacaktı onun altından.

Olayların arkasında hiçbir temel olmamasından ziyade, benim canımı en çok karakterlerin hareketlerinin ardında sağlam temeller olmayışı, hepsinin karton görünümleri sıkmıştı. Hiçbirinde bir görüş, bir sav, savundukları bir ideal, kanıtlamak istedikleri bir husus yoktu. Hiçbirini önemseyemiyordum. Yeni “siyah maskeli ve pelerinli kötü” berbat bir Darth Vader özentisi olarak gülünç görünüyordu gözüme, ciddiye alamıyordum. Zaten maskenin altından da ne yaptığı belli olmayan sinirli ergenin biri çıkmıştı. Niye böyle olsundu Leia ile Solo’nun oğlu? Ah, ama “gizem” idi tabii ki neyi neden yaptığı.

“Tamam,” demiştim. “Bundan sonra Star Wars böyle bir şey olacak demek ki. İçinden tüm düşünce yapısı sökülmüş boş bir aksiyon. Benim bundan sonrasını izlemem için ortada bir gerek yok.”

Böylece bu filmi yok saydım ve Star Wars benim için 2005’te sonlanmış tatlı bir hatıra olarak kalmaya devam etti. Bazen böyle şeyler yaparım. Üretilmiş nadide bir eserin birileri tarafından sorumsuzca ve aç gözlülükle suyu çıkartılırsa ben onları yok sayarım. Onların varlığı esas serinin güzelliğine zarar veremez çünkü. Avatar the Last Airbender da böyle bitti mesela benim için. Legends of Korra gibi bir şey hiç yaşanmadı. Çünkü o serinin devamı öyle değil. Öyle olamaz. Bunu bilirsiniz.

Hakikaten sonra Star Wars’a dair Disney çatısı altında çıkmış hiçbir şeyi izlemedim. Ne The Last Jedi, Ne Solo, ne de Rogue One ilgi alanıma girmeyi başaramadı. Yakın zamanda çıkmış ve genel olarak beğenilen Mandalorian dahil. The Rise of Skywalker diye bir şeyi de izlemeyi aklımın ucundan dahi geçirmiyordum. Bu hem bir tepkiydi hem de ilgisizlik.

Ta ki geçen güne kadar…

star wars the rise of skywalker inceleme

Kadim dostum Hakan basın gösterimi davetiyle kapımı hevesle çaldığında bunu kesin bir dille reddettim. Ona uzun bir konuşma ile gerekçelerimi sıraladım. Benim yıllardır hiç böyle dertlerim yoktu. Ben uzun zaman önce bu işlerden kendimi sıyırmıştım. Star Wars’un kötü filmlerini kendime dert etmek istemiyordum. Star Wars’un yeni filmlerinin neden kötü olduğunu birilerine mantıklı mantıklı açıklamaya çalışmak zorunda kalmak, kendimi bu durumda bulmak istemiyordum… Kötü oldukları belli değil miydi işte? Kim neden hâlâ ciddiye alıp izliyordu ki bunları? Hele oturup öncesinde The Last Jedi izlemek zorunda kalma fikri tüylerimi ürpertiyordu.

Heyhat. Daha bütün bu konuşmaları yaparken bile ertesi sabah asık bir yüzle sinema koltuğunda oturuyor olacağımın farkındaydım. Dostlar için neler yapmayız ki.

Böylece yıllar sonra şu filmi izlemek farz olmuştu…

The Last Jedi

Bunu yaptığıma inanamayarak filmi açtım. Bu filmi izlediğimde gördüğüm ilk şey, serinin “türünün” değiştiğiydi. Modern mitler yaratan, ilk üçlemesi epik hikâye arkı, ikinci üçlemesi ise düpedüz tragedya özelliklerine sahip hikâyeler serisiyken sıradan insan hikâyesi olmaya soyunmuştu Star Wars. Ele aldığı konular değişmişti ki bu ana filmlerin değil yan hikâyelerin işiydi. The Last Jedi ile birlikte Star Wars 40 yıldır hakkında olduğu konular hakkında olmayı bırakmıştı.

Yazar ve Yönetmen Rian Johnson’ın bir fikri ve anlatmak istediği bir hikâyesi vardı, bunun arkasında durmasını takdirle karşılasam da birileri çıkıp ona bunun Star Wars’un konusu olmadığını ta en başta söylemesi gerekiyordu. Bu hikâye bir Star Wars yan hikâyesi de olamazdı, çünkü bir Star Wars yan hikâyesinde dahi dünya yapısı bellidir. Temelinde bir iyi ve kötü, her insanın içinde olan türden bir aydınlık yan ve karanlık yan çatışması vardır ve hiçbir kişi, hiçbir konu, hiçbir savaş, hiçbir mücadele bunun üzerinde değildir. Çünkü kimse bu çatışmadan azade değildir. Herkes, hapishanede Finn ve Rose’a yardım eden şifre kırıcı da, Han Solo gibi kanunsuz tipler de, kaçakçılar da, silah tüccarları da neticede bu ahlaki seçimi yapmak durumunda kalırlar.

Star Wars bu ahlaki seçim hakkındadır. Bu yüzden biz ilk üçlemede Han Solo’nun kendini bunların dışında tanımlarken Luke’a yardım ediş ve Direniş’e katılma kararı alış sürecini görürüz. Kimse kalkıp da “biz iki tarafa da silah satarız, sizin çatışmanız, savaşınız aslında bizim için küçük ve önemsiz bir şey” diyemez. Bunu diyebilecek bir üst merci olmamasının yanında, bunu diyen insan aslında iki yan arasında tercihini yapmıştır zaten ve bizim bunu yapış sürecini görmemiz gerekir. Star Wars hep bunun hakkında olmuştur: İki yan arasındaki sürüklenmeler ve iki yan arasında dengeyi nasıl kuracağımız sorusu. Hatta Clone Wars serisinin tamamı yerel yönetimlerde insanların nasıl taraf seçtiği üzerine idi.

Ama The Last Jedi kalktı, Direniş ve İmparatorluğun simgelediği çatışmayı önemsizleştirdi, küçülttü. Onlardan çok daha büyük bazı kişiler, gruplar, zenginler varmış, kaynaklara imparatorluk değil onlar sahipmiş, onlar üretip satıyormuş ve her şeyi onlar yönetiyormuş da, imparator filan bir hiçmiş gibi davrandı. Bu doğrultuda da sahiden Direniş’i de İmparatorluk’u da 300-500 kişilik iki gruba indirgedi.

Haliyle Leia’nın “Kimse yardıma gelmiyor, galaksi umudunu yitirmiş,” demesi manasızdı. Zira galaksi kimin neyin yardımına gelecekti ki, ortada kapıya dayanmış öfkeli bir ergen dışında İmparatorluk mu kalmıştı? Direnişle yesinlerdi birbirlerini, kimin umrundaydı artık?

Yine haliyle filmin sonunda bir çocuğun süpürgesini Force kullanarak çağırması, parmağında Rose’dan aldığı Direniş yüzünüğünün olması, yani umudun bitmeyeceği mesajı anlamsızdı. Film daha az önce bunların hepsi boş, küçük tatsızlıklar dememiş miydi?

Filmdeki, tam da ihtiyaçları olan şifre kırıcılardan biri ile koca galakside aynı hücreye düşmeleri, onun da kapıları açıp çıkıp gidebileceği halde sanki onları bekliyor gibi hiçbir yere gitmeyişi, adadaki kemiklerle süslü hayal gücü harikası pek ürkünç dark side çukuru gibi bir ton saçmalığı hiç hesaba katmıyor, filmi sadece bize vermeye çalıştığı anlam yönünden değerlendiriyorum.

Tadım çok kaçmıştı, vurdum kafayı yattım.

The Rise of Skywalker

Ertesi gün öğle vakti sinema salonundaki mahşeri kalabalıkta asık bir suratla yerimi aldım. Filmi izledik. (İşte başlıyoruz…) Filmden sonra bir kısım insan The Last Jedi’ı beğenmeyen herkesin bu filmi çok beğeneceğini söylüyordu. Çünkü bu film sahiden de The Last Jedi’ın yaptığı her şeyi yok sayıyor ve Force Awakens’ın bitişinin uzak bir noktasından başlıyordu. Ama filmi tabii ki beğenmedim. The Last Jedi’ı yok sayması da onu iyi bir film yapmıyordu ki çünkü? (İşte olmaktan korktuğum yerdeyim…) Durup bir düşünelim, bu filmin iyi bir film olabilme şansı var mıydı gerçekten? The Last Jedi’ı reddetse dahi, Force Awakens’ın açtığı yol da yol değildi ki onu tamamlayınca ortaya güzel bir şey çıksın.

Yine İmparatorluk, yine Direniş, yine imparator ve yine ona karşı umut olan tek bir kişi. Bu hikâyenin sonunun ne olmasını bekleyebiliriz ki sahiden? Size İmparatorluğun yenildiğini, imparatorun öldüğünü ve o bir kişinin görevini başardığını söylesem bu spoiler olur mu mesela? Ya da tam aksinin gerçekleştiğini söylesem buna inanır mısınız? Bu film bize bizi şaşırtacak ne sunabilirdi ki? Bu hikâyeden farklı bir son bekleyen var mıydı? Başka ne olabilirdi?

Başka bir şey olamayacaktı ise bu hikâyeyi tekrar anlatmanın ne gereği vardı?

J.J. Abrams bu filmle beraber nostaljinin güvenli sularına geri dönmüş. Zaten düşününce başka çaresi de yoktu. Hem The Last Jedi ile izleyicileri çok kızdırmış oldukları için son filmde insanları nostaljiye boğmalıydı, hem de eh, bu imparatorluğun da yıkılıp Palpatine’in ölmesi ve Direniş’in kazanması lazım değil mi? Bir kez daha. Bu haliyle Force Awakens, The Last Jedi ve The Rise of Skywalker, A New Hope, The Empire Strikes Back ve Return of the Jedi’ın kamyon çarpıp metrelerce sürüklenmiş bir taklidi olmaktan ileri gidemedi ne yazık ki. En baştan temelleri çok kötü atılmıştı bir kez.

Filmin tek olumlu yanı, Force Awakens’ta hikâyeden çıkarılan düşünsel derinliğin bir nebze de olsa hikâyeye geri dönmüş olmasıydı ama sadece bir nebze. En azından dark side ve light side’ın felsefelerinin bir bahsi, iması geçmiş oldu filmde böylece. Force Awakens’tan bu sökülüp alınmıştı, The Last Jedi ise zaten o konu hakkında bile değildi. “İmparatoru kişisel intikam hırsıyla değil, bir Jedi olarak dengeyi sağlamak ve yaşattığı, yaşatacağı acıları bitirmek için öldürürsen sorun yok” düşüncesi öncekilerin basit bir tekrarından başka bir şey miydi ki? Yeni bir açılım getirildi mi Force düşüncesine, kullanım felsefesine? Gücü aslında herkesin kullanabiliyor olması bir açılım mıydı? Hayır. Bu sadece o güne kadar yaratılmış evren mekaniğini bozmaktı.

Zaten film bunu çoğu yerinde yapmış ve bunu da hikâyeyi ileri götürmek sanmış. Mevcut bir olguya karakterlerin bakışının değişmesi ile o olgunun kendisinin mekaniğinin değişmesi aynı şey değil ki oysa. Birisi olabilecek bir şeyken diğeri olamayacak bir şey. Tıpkı The Last Jedi’da Jedi’lığın bitmesi lazım diyerek Luke’un Yoda’yla birlikte ağacı (?) yakmaları gibi. Aynı filmde Rey de Jedi öğretisi kitaplarını tapınaktan çalmıştı. Jedi’lık bitsin mi bitmesin mi, bitmeli mi bitmemeli mi, doğrusu hangisi, film ne diyeceğine kendisi de karar veremiyordu. Benim bundan tek çıkarsayabildiğim “sen öyle bitsin deyince bitmiyor güzel abim” mesajı olmuştu hani.

star wars the rise of skywalker inceleme 6

The Last Jedi “soyunun bir önemi yok, sen hiç kimsesin” diyerek Rey’in güçlü olmasını soya dayandırmazken, The Rise of Skywalker yeni bir “No, I am your father” ters köşesi de yaşatmaya çalışmış ve Rey’i Palpatine’in torunu yapmış. Snoke’un kim olduğu sorusuna Palpatine’in kontrol ettiği bir klon kukla olduğu cevabı vermiş. Snoke basitliğini geçtim, “hadi imparatorluğu yine yıkıyoruz” hikâyesinde bunu da mı aynı yapmanız lazımdı diye bir sormak istedim. Vader’ın Luke’un babası çıkması gibi Palpatine’in de Rey’in dedesi çıkmasından bahsediyorum elbette. Film nostaljinin de ötesinde, bir devam filmi olmak yerine eskinin çok kötü bir imitasyonu olmak için çok güçlü bir çaba sarf ediyor. Niye ki?

Force’a upgrade gelmiş, yeni mekanikler eklenmiş, artık Force kullanarak görüşme esnasında birbirimize bir şey verip alabiliyoruz. Savaş sırasında ışın kılıcı olmayana kılıç ışınlayabiliyoruz. Biriyle Force aracılığıyla görüşürken onun bulunduğu çevreden eşya yürütebiliyoruz.

Artık Force’la yaralar iyileştiriliyor, kişiden kişiye yaşam aktarılıyor. Force Ghost olarak belirenler somut olarak varolup çevrelerine dokunabiliyor, hatta Force’u kullanabiliyor. Yoda The Last Jedi’da yıldırım düşürüp ağacı yakarken, bu filmde Luke denizin dibinden eski X-Wing’ini çıkarıyor. Yani bu kişiler ölü de olsalar hâlâ aramızda var olabiliyorlar. O zaman neden bunlar gidip yenmiyor Palpatine’i, anlamış değilim.

Fakat beni filmde en güldüren sahne, Rey’in ışın kılıcını karnına sapladıktan sonra Kylo Ren’i Force ile iyileştirerek kurtarması ve filmin sonunda da Kylo’nun Palpatine’i yendikten sonra kendisi de ölesi gelen Rey’e Force ile kendi yaşamını aktarıp ölmesi oldu. Ölmeden önce öpüşmeyi de ihmal etmediler tabii ki. Zaten artık herkes Jedi, Leia da Jedi, ben de Jedi’ım, sen de Jedi’sın, herkes gücü kullanabiliyor, herkes güçle birleşip kaybolabiliyor. Kylo da kaybolmuş, Leia da, çok mu? Oysa Leia da Jedi olmayıversin, ne çıkar? Kardeşi Jedi iken kendisi de Direniş’in generali olarak kalsın, güzel bir mezarı olsun, Kylo eşek cennetine gittiğiyle kalsın, olmaz mı? Bir şeyler de trajik olsun, acı-tatlı bitsin hikâye istiyor insan.

Filmde zaten ölen, düşen, giden, asla gittiği yerde kalamıyor ki. Kylo uçurumdan düşüyor, geri geliyor. C-3PO’nun hafızası siliniyor, R2D2 geri yüklüyor. Kylo öleyazıyor Rey iyileştiriyor, Rey öleyazıyor Kylo iyileştiriyor. Chewbacca’nın olduğu gemi patlıyor, Chewbacca başka gemide çıkıyor. Gezegen patlatılıyor, sevdiğimiz (?) karakter neyse ki gezegeni terk etmiş oluyor.

Hazır “sevdiğimiz” demişken, filmde kim kimi seviyor onu da zerre anlamadım. Finn Rey’i mi kesiyor, Rose’u mu öpüyor, kendi gibi eski Stormtrooper olan abladan mı etkilendi, hiç belli değil. Rey ile Kylo’nun yolu ne ara yapıldı da öpüştüler? Finn ölüm tehlikesi anında Rey’e ne söyleyecekti de yarım kaldı, o da sonradan açıklanmadı, unutuldu gitti. Sonunda da Rey, Finn ve Poe kardeş kardeş sarıldılar ve film bitti zaten. Peki.

Kimsenin bilmediği, haritalandırmadığı galaksinin Sith bölgesi Exegol’un yerini gösteren cihazın yeri bir Jedi avcısının hançerinin üzerinde kazılıymış mesela, niyeyse. Böyle takip edemediğiniz, niyesini anlamadığınız çok şey oluyor filmde. O kadar çok ters köşe üstüne ters köşe geliyor ki, bir noktadan sonra “e onu öyle yaptıysa, bunu niye böyle yapmadı o zaman?” diye düşünmeyi bırakıyorsunuz. Film sizi yorarak yeniyor yani.

Zaten filmde A noktasından B noktasına asla normal gidemiyoruz. Ya kovalamacayla gidiyoruz ya da gittiğimiz yerde her nasılsa Ren Şövalyelerini buluyoruz. Kovalamaca sahnelerini de bilinçli olarak Pod Race sahnelerine benzetmeye çalışmışlar, gözden kaçmadı. Bu tür, eski filmlerle paralel sahneler aşırı fazla sayıdalar. Adeta yeni hiçbir şey olmuyor filmde.

Güçlü bir Jedi olmak için soylu olmak gerekmemesi gayet anlaşılır bir mesaj da, herkesin Güç’ü kullanabilmesine ne gerek vardı? Güce karşı duyarlı olmak zaten soyluluğa has bir şey değildi ki. Ne işe yaradı bu yenilik? Artık herkes bir şey hissedebiliyor. Hepsi bu. “Hissediyorum, şu gemiyi vur. / Tamam. / Hissediyorum, şuraya gidelim. / Oldu. / İçimde bir his var, şunu yapalım. / Peki.” Daha mı güzel oldu yani şimdi Star Wars evreni?

star wars the rise of skywalker inceleme 5

Ben yoruldum dostlar. Zaten bitmiş bir hikâye niye tekrar bitti, gayet güzel bitmiş bir şey neden başa alınıp kötü kötü bitirildi, yeni nesil neden kendi hikâyesini yaşamadı da bir önceki neslin hikâyesini tekrar yaşadı, niye hikâye ileri gitmedi, hiçbir şey anlamadım.

Rey de Skywalker’mış zaten, filmin sonunda öyle diyor. Daha doğrusu, kendine o ismi seçiyor. The Rise of Skywalker da oymuş yani. Seçse ne olur, seçmese ne olur, karar sizin. Ben yoruldum. Kendimi iyi hissetmiyorum. Bu topa hiç girmemeliydim.

Ha bu arada, Skywalker’lar dönecekmiş. Kathleen Kennedy öyle açıklamış en son. İster misiniz yeni bir prequel üçleme gelsin ve Episode 6 ile Episode 7’nin arasını anlatsın bu sefer de. Snoke nasıl gelmiş, yeni imparatorluk nasıl kurulmuş, Luke yaşlanana kadar neler yapmış, Kylo’nun ve Rey’in Anakin gibi küçüklükleri filan olsun. Kylo nasıl kötü olmuş detaylarıyla görelim. Bunu Hakan için bile izlemem, şimdiden söylüyorum. Benim için Star Wars 2005 yılında bitmiş bir seridir hâlâ.

Sizler de filmi ve genel olarak üçlemeyi nasıl bulduğunuzla ilgili yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da belirtebilirsiniz.

Esen kalın.

* * *

* Star Wars: The Rise of Skywalker Olması Gereken Bir Son mu? (Spoiler’sız Video İnceleme)

* Star Wars: The Rise of Skywalker Filmine İlk Yorumlar Gelmeye Başladı

Oyla!

Atakan Uçar

1990 İstanbul doğumlu tiyatro insanı, yazar ve çizer. Hoşnutsuz kişi. Dedektiflik ve bilimkurgu sever.

8 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for mit mit dedi ki:

    Eline sağlık, samimi ve güzel bir inceleme olmuş. Star Wars’un çok büyük bir hayranı değilimdir ama ilk iki üçlemeyi birden fazla kez izledim. İlk üçlemeyi çok severim, ama ikincisiyle aramız nanemolladır. Sadece Klonların Saldırısı’nı severim o üçlemede, o da Obi Wan ve Yoda hatırına…

    Ben de senin gibi SW VII ile seriyi izlemeyi bıraktım. O kadar zayıf bir filmdi ki Star Wars’un ana sinematik evreni hiç ama hiç ilgimi çekmiyor artık. Ve incelemeni okuduktan sonra sekizinci ve dokuzuncu filmi iyi ki izlememişim, izlemiyorum dedim. Saçmalayacaklarını tahmin ediyordum da bu kadarı aklımın ucundan bile geçmemişti doğrusu. Hele o Güç’le ilgili yeni yeni yapılabilen şeyler ve tayfların yapabildikleri… İzlemeden hafızamdan silmek istediğim şeyler oldu. Serinin hayranları ne hâldedir Allah bilir…

    En iyisi mi bu son üç film hiç çekilmemiş gibi yapmaya devam edeyim ben. Tekrar eline sağlık.

  2. Ya film o kadar şişkin bir film ki yazıya alabildiklerim filmin herhalde onda biri bile değil. Bir o kadar da unuttuğum detay vardır kesin. Çünkü film nostaljik, büyük ölçekli ve cool olsun diye o kadar doldurulmuş ki. Daha bunun son savaşta Star Destroyer üzerinde at koşturarak savaşa gitme sahneleri var, her Star Destroyer’e Death Star’ın gezegen patlatan silahının eklenmiş olması var. Palpatine’in bu gemilerden 1 milyar taneyi bir anda ortaya çıkarıvermesi var. Direnişe son anda galaksiden milyarlarca geminin desteğe gelmesi var, Palpatine’in hepsini tek bir force lightning atarak vurması var, “ben bütün sith’lerin birleşimiyim!” diye bağırması var. Karşılığında Rey’in de “ben de bütün jedi’ların birleşimiyim!” diye bağırması var. İnsan izlerken utanıyor. :frowning:

  3. Avatar for Gurlino Gurlino dedi ki:

    Ellerine sağlık Atakan nefis bir inceleme olmuş. Senin yazından alıntılar yaparak filmle ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

    Çok doğru bir tespit. Force Awakens hastane odası gibi bir filmdi. Antibakteriyel deterjanla sterilize edilmiş, sürekli kolalnmış beyaz önlüklü doktorların dolaştığı, sahte ve sıkıcı resimlerle dekore edilmiş, çakma 5 yıldızlı otel odası gibiydi.

    JJ Abrams gizem gizleme konusuna takıntı bir insan. Sonra da sakladığı gizemin yerini utunup hikayelerin sonunu bağlayamama konusunda da uzman.

    Çünkü tüm karakterler orada olmaları gerektiği için, repliklerini söyleyip, yapmaları gereken şeyi yapmak için oradalar. Hiçbirinin gerçekten önemi yok. Hepsi birer “asset”, hepsi birer “tool”, birer “dekor”. Ölebilirler, kaybolabilirler, çok da şey yapmayın diyorlar bize… Ne de olsa hikaye ihtiyaç duyarsa bir şekilde geri getirilebilirler… Bunu bize öğrettiler artık.

    Bunu asla affedemiyorum. The Last Jedi’ı ikinci kere izlemeyi dahi kabullenemiyorum. Elim gitmiyor. Star Wars külliyatının kalbine atılan bir hançer benim gözümde. Force Awakens her ne kadar yetersiz bir film olsa da iyi niyetli bir deneme kalıyor bunun yanında… Force ile süpürge çağıran Harry Potter çakması… Neyse bak yine sinirlendim…

    Bunu ben de hissettim. Belki de filmin sonuna kadar tüm olumsuzlukları göz ardı etmemi sağlayan şeylerin başında bu geliyordu.

    Leia’nın (RIP) sahnelerinin ve repliklerinin çok sırıtması, at dolu bir gemiyi galaksinin bir ucundan ışık hızında başka bir noktaya getirmek ve atları star destroyer üzerinde koşturmak, utanç verici öpüşmeler, göz kırpmalar, herkesin birbirine yazması, Force’a 2.0 upgrade’i ile gelen yenilikler, Palpatine saçmalığı (Çaresizlikten yaptıklarını düşünüyorum), Kylo Ren’in ölüm şekli, Rey’in -ilk günden beri hâlâ kabullenemediğim- parayı bastıran karakterini fulleyen çocuk gibi güçlerini kısa sürede fullemesi vs vs…

    Ama ne var biliyor musun, the Last Jedi benim için öyle dip bir nokta ki, resmen Star Wars’tan soğudum ben onda, bu film onun ardından en azından Star Wars’a daha yakın bir film gibi geldi bana. Yine de keşke bu üçleme 7-8-9 adıyla değil de başka bir isimle sunulsaymış. Keşke bunlar da A Star Wars Story olarak sunulsaymış. Belki o zaman daha rahat kabullenebilirdik.

    Bu arada tövbeni bozmanı ve The Mandalorian’ı izlemeni öneririm.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'a gel ve sen de yorum yap!

5 cevap daha var.

Henry Cavill, The Witcher Sonrası Superman Rolünden Umudu Kesmedi

Dune

Dune Filmi, Frank Herbert’ün Romanlarındaki Özgün Tonu Yakalayacak