in ,

Suçun Altın Devri: Deepfake Gölgesinde Polisiye Maratonu

Gökcan Şahin’in Suçun Altın Devri adlı yayımlanan ilk romanını inceledik. Deepfake gölgesinde bir İstanbul distopyası ile tanışmaya hazır olun.

Suçun Altın Devri İnceleme - Gökcan Şahin

Gökcan Şahin’in yayımlanan ilk kitabı Suçun Altın Devri, Eylül 2020’de Antares Yayınları’ndan çıktı. Yakın gelecekte geçen, distopya ve polisiye türlerine dâhil edebileceğimiz roman hakkında biraz konuşalım.

Gökcan Şahin’i yaklaşık 10 yıldır takip ediyorum. Öykülerini, novellalarını, hatta yayımlanmamış bazı romanlarını görme fırsatım oldu. Bu kadar üretken bir isimden, sonunda üzerinde kendi adını taşıyan bir roman görmek sadık okur için oldukça heyecan verici. Şahin ile birlikte düşünmek ve üretmek özel bir deneyimdi. Şimdi, onu kendi imzasıyla raflarda selamlamak bambaşka bir deneyim.

Heyecan ve nostaljiyi kenara bırakıp önce biraz yazardan bahsedelim. Eğer yerli bilimkurgu edebiyatını takip ediyorsanız Gökcan Şahin’in hikâyelerine bir yerlerde mutlaka denk gelmişsinizdir. Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi, Bilimkurgu Kulübü, Yeryüzü Müzesi… Şahin, ayrıca beş yazarın bir araya geldiği Yüksek Doz Gelecek kitabında da bir novellasıyla yer alarak yazarlık serüvenini taçlandırmıştı.

Deepfake Gölgesinde Karanlık Bir Gelecek

İlk kitaplarını geçen eylül ayında yayımlayarak yayın dünyasına merhaba diyen Antares Yayınları’nın okurla buluşturduğu Suçun Altın Devri raflardaki yerini aldı. Roman bilimkurgu, distopya ve polisiyeyi bir araya getirerek çağdaş edebiyatta ciddi bir boşluğa mütevazı bir katkı yapıyor.

Çok da uzak olmayan bir gelecekte, 2028 yılında geçen macera fon olarak kendisine İstanbul’u seçiyor. Suçun, artık en net delillerle bile kanıtlanamadığı bir gerçeklikte; “deepfake” teknolojisinin tüm nimetlerinden yararlanıldığı, karanlık bir eser okuru bekliyor.

Suçun Altın Devri - Gökcan Şahin

Kitap, pek çok soruyu da beraberinde getiriyor: Suçlu ve suçsuzu ayırt eden mekanizma, tam olarak nasıl çalışıyor? Çarklar durmak zorunda kalırsa dünya buna nasıl bir reaksiyon gösterir? Ses kaydı, DNA ve hatta parmak izi bile kanıt değilse; bir suçu tam olarak nasıl kanıtlayabilirsiniz?

Elbette tüm bunlar faili meçhul cinayetleri, yağmaları, gaspları ve kaosun getirdiği sıkı otoriteyi olağanlaştırıyor. Dünya suça karşı konumunu yeniden ayarlarken devlet ortaya yeni bir birim sunuyor: Metropolcüler. Yetkileri polisten daha fazla olan bu meslek grubu, romanı okurken bana mevcut iktidarın geçen yıllarda yürürlüğe soktuğu “Bekçi”leri anımsattı.

Güvenli alanların devlet tarafından belirlendiği, gerisinin ise adeta serbest bırakıldığı bu karanlık gelecek tasarısında, insanlar akşam yemeklerini bile pencere kenarında yemekten çekiniyor.

İşte böyle bir atmosferde, Suçun Altın Devri’ni başlatan cinayetin aydınlanması için bir şans doğuyor.

Tolstoy’un dediğine göre: “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar. Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.”

Bizim hikâyemizde ise bir adam komadan uyanıyor.

Siber Suçlarla Mücadele Şubesi Başkomiseri Kubilay Arıca, tüm dünya düzenini değiştiren o ilk kıvılcımın peşine düşmüşken buluyor kendisini.

Suçun Altın Devri Nasıl Bir Roman?

Eserin konusuna kabaca değindikten sonra biraz daha derinlere inelim. Gökcan Şahin, teoride son derece ilgi çekici gözüken bu konuyu kâğıt üzerinde nasıl işlemiş?

Bu soruya verecek pek çok cevap var. Bunlardan birisi hızlı.

İyi Anlamda Hızlı

Hızlı. Çünkü toplam 104 sayfa içerisinde bir gelecek tasarlanıyor. Bir kent, bir cinayet girişimi, bambaşka bir düzen ve çözülmesi gereken sırlar. Kitabın temposu bu hızı kaldıracak şekilde ayarlanmış. Kurgu kimi yerlerde hikâyede sizi daha ileri taşıyor ve bazı kritik sahnelerin sonuçlarını gösteriyor. Ardından birkaç gün ya da saat geçmişe gidip soruların kaynağına taşıyor. Haliyle sıkılmak aklınızın ucundan bile geçmiyor. Kitabın bölümlerinin ustalıkla dizildiğini belirtmeliyim.

deepfake illustrasyon
Deepfake
Kötü Anlamda Hızlı

Hızlı. Çünkü toplam 104 sayfa bazı detayları vermek için yetersiz kalabiliyor. Karakterlerin derinlerine inilemiyor. Eserin başkahramanı dâhil karakterler birer stereotip olmaktan öteye gidemiyor. Birçok olay, okura “gösterilmekten” çok “anlatılarak” aktarılıyor. Gelişmelerin, aksiyon yerine diyalogla verilmesi bir noktada keyfinizi gölgeleyebiliyor.

Kitabın bölüm sonları, birer sayfalık “fragmanlar” ile tamamlanıyor. Bu fragmanlarda İstanbul’un genel ahvali okura anlatılıyor. Yeni tanıştığımız bir zamanı bize tanıtma yöntemi olarak gayet tatmin edici. Fragmanların, iyi ve kötü olarak yorumladığım hız konusunda dengeleyici bir unsur yarattığını düşünüyorum. Yazar açısından kesinlikle iyi bir çözüm yolu.

2028 Yılı Neler Getiriyor?

Burada pek fazla detayı açıklayıp keyif kaçırmak istemiyorum. Fakat yazarın günümüzü iyi analiz ettiğini ve yerinde tespitlerini geleceğe başarılı şekilde uyarladığını düşünüyorum. Romanı okurken “retina taraması” ile girilen kapılar, gelişmiş kargo teknolojisi (Koronavirüs salgını sonrası gelişen e-ticaret ile birlikte), sosyal medya kullanımı karşınıza çıkabiliyor. Şu günlerde iyice kanıksadığımız, Twitter’da kullanıcılar tarafından sakıncalı bulunan Tweet’lere yanıt olarak verilen @EGM (Emniyet Genel Müdürlüğü) etiketlerini bilirsiniz. Örneğin romanda, bu etiketlerden birisi; her şeyin fitilini ateşlemeyi başarıyor. Kitapta nedense en hoşuma giden tespit bu oldu. Elbette daha fazlası da var.

Suçun Altın Devri - Gökcan Şahin

2028 tasviri gayet başarılı olsa da, yazarın anlatım diline bir küçük eleştirim olacak. Bunun doğrusu nasıl olmalı, inanın bilmiyorum. Şöyle örneklendirebilirim: Anlatıcısının geçmiş yıllardan bahsettiği bir metinde “bizim zamanımızda şöyle böyle olurdu” gibi bir dil kurulur. İş, anı anlatmak olunca hiç sorun yok. Çünkü okur onun geçip gittiğini bilir. Sonra günümüze dönülecektir ve her şey yoluna girecektir. Ancak geleceği anlatmaya başladığınızda dünyayı, “Artık şöyle böyle olmaya başlamıştı,” şeklinde tanımlamak yazarın, geleceğe bugünden baktığını okura fazla hissettirmesi anlamına gelebiliyor. Okuru, eserin geçtiği zamana taşımak yerine geçmişte unutmak bir miktar keyif kaçırıcı bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.

Birtakım Klişeler

Klişelere karşı bir önyargı var. Ancak ben başarılı kullanıldıklarında ortaya sağlıklı bir matematik çıkarttıklarını düşünüyorum. Şahin de bazı klişelerden ustaca yararlanmayı bilmiş. Ancak önemli bir toplantıyı meyhanede alkol alırken yapan bir başkomiser görmek 2020 yılında beni biraz rahatsız ediyor.

Eser, sosyal ortam tespitleri konusunda son derece başarılı. Bir Örnek:

“Kendini bol trafikli, koşturmacalı, kaoslu İstanbul’da değil de emperyalist bir ülkenin işgaline uğramış bir Orta Doğu şehrinde gibi hissediyordu.”

Bir başka örnek:

“Olay o kadar medyatik oldu ki, bir avukat ordusu davaya dahil olmak için gönüllü oldu.”

Fakat bazı duygu durumlarının tanımlanmasında da kimi zayıflıklar gösteriyor. Bir örnek:

“Bir gün tüm oyunlar tek tek bitivermişti sonuçta. Son kez oynadıklarının farkına bile varmamışlardı.”

Editörlük

Yeni bir yayınevinden kitap edinirken okurlar kimi zaman haklı tereddütlere düşebiliyor. Acaba çevirisi nasıldır, editörlüğü yeterli midir… gibi. Antares Yayınları’nın ilk eserlerinden birisi olan Suçun Altın Devri, editörlük açısından okura pırıl pırıl bir iş sunuyor. Neredeyse dört dörtlük. Editörlüğünü Ozancan Demirışık’ın üstlendiği eseri Serdar Yıldız yayıma hazırlıyor. Bizlere de her ikisine teşekkür etmek düşüyor.

istanbul distopya dark

Genel toplama baktığımızdaysa Suçun Altın Devri’ni keyifle okuduğumu söyleyebilirim. Hâlâ ortasında olduğumuz pandemiyi, erkenden kurmaca bir metinde bulmak etkileyici bir deneyimdi. Salgını bir satış stratejisine çevirmeden, mevcut durumu ekonomik kaygılarla suistimal etmeden işlemesi ise takdire şayandı.

Zıtlıklar üzerinden kurulan hikâyenin derli toplu bir şekilde sonuca vardığı, polisiye dozunun ayarında, aksiyon dozunun eksik (ama görece dengeli) tutulduğu; günü ve geleceği yakalayan bir eser bekliyor okuru.

Ben de Gökcan Şahin’den yeni eserler okumayı sabırsızlıkla bekliyorum. Bu sıkı başlangıçtan sonra, Şahin’in yazarlık kariyerinde üzerine koya koya gideceği aşikâr.

Siz de esere dair düşüncelerinizi Kayıp Rıhtım Forum üzerinden bizimle paylaşabilirsiniz.

* * *

* Suçun Altın Devri – Gökcan Şahin | Yazarının Kaleminden

Oyla!

Onur Selamet

1993 İstanbul. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü mezunu. Çeşitli kısa ve orta metraj film projelerinde yer aldı. Öyküleri kimi dergi ve fanzinlerde yayımlandı. 2013'ten beri üç arkadaşıyla birlikte Marşandiz Fanzin'in makinistliğini yapmaya devam ediyor. İlk öykü kitabı "Ölü Dalgıcın Sonbaharı" ise Eylül 2018'de yayımlandı.

Netflix Türkiye Yeni Film Dizi

Netflix Türkiye Yeni Film ve Dizilerini Duyurdu

Adnan Oktar Fosil

Adnan Oktar’a Ait Evlerden 150 Milyon Yıllık, Değeri 10 Milyon Doları Bulan Yüzlerce Fosil Çıktı