Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak: Le Guin’i Şiirleriyle Anmak

Yakın zamanda kaybettiğimiz Kraliçemiz Ursula K. Le Guin’in "Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak" isimli şiir derlemesini, hem edebiyatı hem de çevirisi bakımından inceledik.

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli…”
Yahya Kemal Beyatlı

Bu Dünyadan Bir “Kaptan” Geçti!

Ursula K. Le Guin dümenini düşünceleri, eserleri, sözleri ve söylemlerinin çoktan ulaştığı sonsuzluğa doğru kırdı. Dümenimizi yaratıcı yazarlığa, bilimkurguya, fantastik kurguya, hayal kurmaya, insanlığa, kadınlığa, yaşamaya, özgürlüğe, gerçekliğe, sevmeye kırabilmemiz içinse rotalar bıraktı.

Biliyorum, “kaptan” dedim. Biliyorum, erkeklerin egemenliğindeki sularda geziyorum. İşte tam da yazımızda Kraliçeye yaraşır bir başlangıç yapmanın peşindeyim; çünkü o, kadının birey olarak kabulünden önce doğduğunu, tam da bu sözleriyle ilan etti. Ve Virginia Woolf’un o sözünü hatırlattı: “Gerçek mesele cinsiyetin çok ötesindedir.

Le Guin’in büyüklüğünden bahsetmenin beyhude bir çaba olacağını biliyorum ve tüm meziyetlerinin tek bir yazıda anlatılamayacağını da öyle! Sadece ülkemizde pek bilinmeyen bir yönüyle onu anmak istiyorum: Şairliğiyle.

Gelin hep birlikte Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak adına dümenlerimizi o ritmin ve ahengin adasına, Kraliçemizin adasına doğru kıralım. Ve gemilerimizi, takalarımızı, sandallarımızı yazarın adasındaki on üç iskeleden, yani şiir kitaplarından oluşan Şiir Rıhtımı’na demirleyelim. Ve unutmayalım: Bu rıhtımda ona muhakkak ki şair dememiz gerekiyor.

Elli İki Yılı İçen Şiirler

Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru Yitik Ülke Yayınları sürpriz bir şekilde, Le Guin’in ülkemizde pek bilinmeyen şairlik yönü çerçevesinde ve Gökçenur Ç.’nin çevirisiyle Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak adlı şiir derlemesini bizlerle buluşturdu.
Kitap elime ulaştığında o sanatsal görselin bulunduğu kapağı araladım. İlk sayfayı çevirdim. İlk olarak şairin birkaç cümlelik biyografisi karşıladı beni.

Aynen aktarıyorum:

“1928’de Berkeley’de doğdu. Halen Portland Oregon’da yaşıyor.”

Hüzünlü bir başlangıç… İçindekiler bölümünden sonra Gökçenur Ç.’nin “Bilgeliğiyle Değil Gençliğiyle Bizi Şaşırtan Bir Şair” isimli yazısı karşıladı beni. Takibinde “Okuyucuya Not” başlığıyla Le Guin’in yazısı bulunuyor: O alıştığımız samimi ve akılcı üslubuyla yazarlık ve şairlik macerasının bir kısmını bize aktarıyor. Bu kısmı şu şekilde özetleyebilirim: Geçmişin münzevi yazarlığının günümüzün yaratıcı yazarlığına dönüştüğünü ve kendisinin de bu dönüşümün etkisiyle hem ders verdiğini, hem de çeşitli yazar gruplarıyla oluşturduğu atölyelere katıldığını; Poultry isimli bir şair grubunun üyesi olarak her ay düzenlenen toplantılarda yer aldığını ve şiirlerinin çoğunu bu gruptayken yazdığını anlatıyor.

Eserdeki önsözleri geçtiğimizde karşımıza “Vahşi Melekler’den” isimli bölüm çıkıyor. Bu bölümde bulunan üç şiir, 1960-75 yılları arasında kaleme alınan ve aynı adla yayımlanan eserden alınmış. Aynı zamanda 2012 yılına kadar gerek yazdığı gerekse yayımladığı şiirlerden seçilenler kitapta yer alıyor. Yani yarım asır boyunca Le Guin’in iç ve dış dünyasında meydana gelen devinimlerine şiirleriyle şahit oluyoruz. Düşünce dünyasındaki tutarlılığının uzun yıllara yayılması bir yana, duyarlılığıyla da hayranlık uyandırıyor. Hem de bu kez şair vasfıyla.

Şiir Unsurları ve Çeviri

Okuyucuların farklı kültür birikimi ve zevki doğrultusunda şiirler karşısındaki anlam ve yorumlarının değişkenlik göstereceğini düşünüyorum. Hatta hayatın farklı evrelerinde okunan aynı şiirlerin farklı anlam ve yorumların kapısını araladığı da biliniyor. Bu özgün değerlendirmeyi size bırakıyor ve Le Guin’in bu kitabını zihniyet, yapı, tema, dil ve ahenk açısından değerlendirmek istiyorum. Bu değerlendirmeyi de farklı şiirlerden örnekler vererek eserin geneline yaymayı planlıyorum.

O zaman başlayalım.

1. Yaban Yulafı ve Yakıotu (Şiirlerindeki Zihniyet)

Zihniyet derken şairin yaşadığı dönemde çeşitli faktörlerin etkisiyle oluşturduğu anlayışı kastettiğimi söylemeliyim. Bu anlayış zamanla edinilen tecrübe ve bilgi doğrultusunda değişip gelişiyor. Örneğin çocukluk zamanlarında, yani yönlendirilebilir olduğu dönemde Le Guin Kızılderililer’le (Babasının Antropolog olmasından dolayı kabilelerin son fertleriyle birlikte çalışıyor. Bundan dolayı kızı da onlarla iletişim halinde oluyor.) şakalaşıyor; fakat bu çocuksu şakaların onları üzdüğünü zamanla edindiği anlayışla fark ediyor. Bu farkındalık ise “Yaban Yulafı ve Yakıotu”na yansıyor. Şiire ve döneme gelin biraz daha ayrıntılı bir bakış atalım.

Kapital sistemin toprağa, doğaya ve canlılara değer veren Kızılderililer’i vahşi; sarı maden için birbirini katleden Amerikalılar’ı(?) medeni diye ayırarak aralarına sınır koyup insanları yönlendirdiği bir dönem ve bu yönlendirmeye en çok çocuklar maruz kalıyor. Şair ise o dönem için kendini eleştirerek şiirde “Akılsız kızıydım göçmenlerin, savurgandım, melezdim…” diyor. Ayrıca sistem, Amerikalılar diyerek sonradan yerleşen göçmenlerin sanki oranın tek sahibi oldukları şeklinde bir yönlendirme daha yapıyor ve şairin karşı görüşü “Ah! Yeni keşfedilmiş ülkem, Amerika…” diye yansıyor. Aynı zamanda İspanyollar’ın kıtaya getirdikleri (kıtada öncesinde bulunmayan) yaban yulafıyla da kendi görüşünü destekliyor: “Bu yabani yulaflar bile yabancı sana.”

Şiirde zihniyeti çözümleyebilmemiz için şairin metni yazarken içinde bulunduğu zaman dilimi ve etkilendiği konular hakkında bilgi sahibi olmamız gerekiyor. Le Guin’in eleştirel bakışı ve cesur anlatımıyla yazılarından kolayca bu bilgilere ulaşabildiğimiz de malumunuzdur; fakat yine de eser 52 yıl gibi uzun bir zaman dilimini içerdiği için okuyucuyu zorlayabilecek bir durum olduğunu düşünüyorum. Tabii bunları keşfetmenin ayrı bir keyif olduğunu da belirtmeliyim.

2. Tema

Şiirler konu bakımından şairin çocukluğunun ve yetişkinliğinin Amerika’sıyla sistemin üzerinde yarattığı etkiden tutun da, yitip giden bir İngiltere krallığına (Rheged) karşı duyduğu hüzne kadar geniş bir yelpaze içeriyor. Ayrıca kedileriyle etkileşiminden başlayıp kızıyla kendisi arasındaki jenerasyon farkıyla oluşan görüş ayrılığı gibi derin konulara da değiniyor. Bu konular ışığında temalardan kısaca şöyle bahsedebilirim: Aile bağları, yazı yazma, kadın ruhu, dansın doğası, doğanın güzelliği, dağların heybeti, adanan şarkılar, hayvanlarla etkileşim, kedilerle yaşam, savaş sorunsalı, ülkeler ve tarihleri, ülkeler ve sistemleri diyebiliriz.

Bu kadar farklı tema ve konuyu barındırmasının sebebi ise uzun yazım sürecinin yanı sıra şiir derlemesine eklenen şiirlerin aynı temada olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum.

3. Yapı (Çeviri Kısım 1)

Eserdeki şiirlerin yapı olarak birbirinden çok farklı olduğunu söylemeliyim. Kimi zaman beyit, kimi zaman dörtlük, kimi zamansa farklı sayıda dizelerden oluşuyorlar. Birimlerse yine değişken bir şekilde bulunuyor. Gelin hep birlikte yapı bakımından Deniz Kıyısında Bir Çocuk adlı metni irdeleyelim.

  • Çeviri Hali:

Deniz Kıyısında Bir Çocuk
Rüzgâr, rüzgâr geri ver tüyümü
Deniz, deniz geri ver yüzüğümü
Ölüm, ölüm geri ver annemi
Duysun şarkı söylediğimi.

Şarkı, şarkı git söyle kızıma
Söyle takıyorum o yüzüğü
Uçuyorum kullanarak o tüyü
Bir şahinin kanadından düşürdüğü.

  • Orijinal Hali:

The Child on the Shore
Wind, wind, give me back my feather
Sea, sea, give me back my ring
Death, death, give me back my mother
So that she can hear me sing.

Song, song, go and tell my daughter
Tell her that I wear the ring
Say I fly upon the feather
Fallen from the falcon’s wing.

İlk etapta göze şiirin iki dörtlük ve iki birimden meydana geldiği çarpıyor. Her dörtlük kendi içinde bir birim oluşturmasının yanı sıra birbirinin devamı niteliğini taşıyor. İlk birimde kaybedilenlere duyulan özlem işlenirken ikinci birimde aynı tema üzerine konularak sahip olunanların farkındalığına yükseliyor. Ayrıca sembollerle güzel bir ritim yakalandığı görülüyor. Sembolleri anlamlandırmayacağım: Hem yapı bölümüne uygun olmaması, hem de en başında söylediğim gibi her okuyucu özellikle şiirlerde farklı anlamlar elde edeceğinden dolayı sembolleri size bırakıyorum.

Yeri gelmişken çeviriye de değinmek istiyorum. Yapı olarak orijinal metnin çeviriye bozulmadan yansıdığı görülüyor. Farklı dize sayılarına sahip diğerlerinde de yapı unsurlarına çevirmenin titizlikle yaklaştığını söylemeliyim.

4. Ahenk (Çeviri Kısım 2)

Hazır ritim demişken hemen onu da başka bir metinle değerlendirelim. Şiirin yazınsal bir sanat olmasının yanı sıra sözel bir sanat olduğu malumunuzdur. Sözel bakımından şiirin en öne çıkan özelliği de ahenk oluyor. Bu bölümde ritim ve anlam açısından Atın Yaratılışı’nda bulunan ahengine göz atalım.

  • Çeviri Hali:

Atın Yaratılışı
Tuz yeşili Tanrı, Depremlerin Babası,
bir yaratık düşledi kasları deniz gibi kabaran,
dalgalar gibi kıyılar boyunca sıçrayan,
dalgalar gibi nallarıyla dünyayı vuran.

Bu yüzden dürttü ürkek bir adayı üç uçlu zıpkınıyla,
ve sonra geri çekildi şaşırarak
o şaha kalkan öfkeye, o uçan beyaz yeleye
köpükler saçan böğrüne ve dünya karası gözlerine.

  • Orijinal Hali:

Creation of the Horse
The salt green uncle-god, the Earthquaker,
thought of a creature with muscles like sea-swells
to leap across the beaches like a breaker
and beat on the earth like the waves with its feet.

So he struck a startled island with his trident
and then himself stood back in surprise
at the fiery uprearing, the white mane flying,
the foam-spattered flanks and the earth-dark eyes.

Hem betimleme hem de benzetme kullanılan bu şiir yine yapı olarak korunuyor. Anlam ve ritim olarak baktığımızda ilk dörtlükte düşlenenin benzetme sanatıyla coşkulu anlatımı bulunuyor ve ritim olarak ivme sürekli artarak zirve yapıyor. İkinci dörtlüğün ilk iki dizesinde ise düşün gerçeğe dönüşmesi ve gerçeğin beklenilenden daha üstün olması karşısında şaşkınlık yarattığı söyleniyor ve ritmin merak unsuru yardımıyla zirvede kalması sağlanıyor. Takibinde son iki dizede ise gerçeğe duyulan hayranlık betimleme sanatıyla da destekleniyor ve ritim burada huzurlu ve keyifli bir düşüş yaşıyor.

Çeviri olarak ahenk kısmını ele aldığımızda özellikle son dörtlük son dizede ritmin zirve yaptığı yerde “feet” sözcüğünün karşılığı olarak “nallarıyla” sözcüğü seçilmesini çok güzel bulduğumu söylemeliyim. Çevirmenin şiirin zirve yaptığı yerde uygun bir dokunuş yaptığı görülüyor. Sadece bu örnek bile “ince elenmiş sık dokunmuş” ve kaliteli bir çalışma yapıldığını gösteriyor.

5. Dil (Çeviri Kısım 3)

  • Çeviri Hali:

Bir Sonraki Savaş
Yer alacak,
zaman alacak,
can alacak,
ve boşa harcayacak hepsini.

  • Orijinal Hali:

The Next War
It will take place,
it will take time,
it will take life,
and waste them.

İlk üç dizede “alacak” sözcükleriyle son dizeye birikim yapılıyor. Son dizede ise bu birikimi boşa harcayarak savaşın götürdüklerine karşı serzeniş ediliyor. Bu duyarlı, samimi ve eleştirel bakış açısıyla akıcı üslup Le Guin’in konuşmalarını ve makalelerinde kullandığı üslubu akla getiriyor. Özellikle son dizeye baktığımızda yazılarında yahut konuşmalarında böyle bir metni “ve savaş hepsini boşa harcayacak” şeklinde diyebilirdi diye düşünüyorum. Şiirsel üslubu yakalamak için burada sözcüklerin yerlerini değiştirip eksilterek sapma elde ediliyor ve coşkulu bir söyleyiş yakalanıyor. Aynı zamanda şiirsel üslup için önemli olan kişiselleştirme (teşhis) sanatını “savaş ve harcamak” açısından kullanması da bir diğer ayrıntı oluyor.

Çeviri olarak değerlendirdiğimizde ise orijinalinde “e” harfleriyle yapılan aliterasyon dilimizde de “a” harfiyle sağlanıyor. Üslupta akıcılığı sağlayan bu edebi sanat çeviriye de yansımış görünüyor. Aynı zamanda burada “israf edecek, ziyan edecek” de denebileceğini ama bu aliterasyonu zayıflatacağından “boşa harcamak” seçilerek doğru karar alındığını düşünüyorum. Sonuç olarak bu durum Gökçenur Ç.’nin yapılarda ve ahenkte olduğu gibi üsluba da dikkat ettiğini gösteriyor diyebilirim.

Diğer Unsurlar

Eserin çevirisinden bahsettim ve önsöz niteliğinde Gökçenur Ç.’nin bir yazısı olduğunu da söyledim. Yazısında Le Guin’in romanlarıyla ve şiirleriyle tanışmasının yanı sıra samimi bir üslup ve kitap hakkında yerinde tespitleri bulunuyor. Ayrıca son bölümde Choire Sicha’nın şairle (özellikle şair yönüyle) yaptığı bir söyleşiye de yer verilmiş. Hem kaliteli çeviri, hem de bilgilendirici önsözle söyleşinin varlığının eserin değerini kat kat artırdığını da belirtmeliyim. Ve bu kitapta emeği geçenlerin isimlerini de saygıyla vermek istiyorum. Editörlüğünde Zerrin Yılmaz, düzeltisinde Eda Alpaykut ve iç tasarımında Şendoğan Yazıcı bulunuyor. Ve o özgün (yapraklar, dallar ve taşla oluşan bir kuş motifi) kapak tasarımı da Savaş Çekiç’in ellerinde can buluyor.

Eğer Le Guin’in düş ve düşünce dünyalarını bilen bir gezginseniz size bu eseri tavsiye edebilirim; çünkü şiirleriyle tanışmanın ve yapılan atıfları keşfetmenin ayrı bir keyif yaratacağını düşünüyorum. Eğer düş ve düşünce dünyasına yabancı biriyseniz inanın her iki dünyadan herhangi birine adım atar atmaz pişman olmayacaksınız ve dolayısıyla gezginlere verdiğim tavsiye sizi de kapsıyor.

Son olarak Zihinde Bir Dalga (2017, Metis Yayınları) isimli eserden bir pasaj ve Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak adlı kitaptan da bir şiir vererek yazımı kapatıyorum.

Keyifli okumalar.

“Size kendi özel özgürlük tanımımı söyleyeyim. Özgürlük, Widener Kütüphanesi’ndeki kitap rafı imtiyazıdır. Benim için cennet burası. Dünyadaki bütün kelimeler, hepsi benim okumamı bekliyor. En sonunda özgürüm, ya rabbim, en nihayet özgürüm!” – Benim Kütüphanelerim (Zihinde Bir Dalga, Metis Yayınları)

Sınırda

Bir parçamız taştır
bir parçamız yıldız.
Duyarız dönmek istediklerini geri
olmak için yine bir taş, bir yıldız.

Yaklaştıkça sınıra
fısıldarlar ruhuma:
Çoktan beri uzaktayız parçalarımızdan
ne zaman bir bütün olacağız tekrardan?

Çok yakında, der ruhum, çok yakında
yıldızda parlayacak, taşta uyuyacaksınız yine,
kederiyle, bilinciyle, gözleriyle kısa bir süre
canınızı sıkan bu adam gözlerini kapadığında.

Tanrı Kuşlarıyla Buluşma (Yitik Ülke Yayınları)

  • 92
    Shares




1986 Kırcaali doğumluyum. Kırcaali, İzmir, Ankara ve Bolu gibi bir yol haritam oldu. Bu yolculukta Veteriner Hekim oldum ve çalışmaya başladım. Evlendim ve şeker mi şeker kızım dünyaya geldi. Aynı zamanda bilimkurgu ve fantastik eserler arasında bitmek tükenmek bilmeyen bir yolculuğum var. Çok sevdiğim eşim ve biricik kızım Asu ile günümü gün ederken edebiyatın gel-git etkisiyle kendimi Kayıp Rıhtım'da buldum.

Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak: Le Guin’i Şiirleriyle Anmak için 3 yorum

  1. Yanlışınız var hocam, Yahya Kemal diye bir şarkıcımız yok. Sessiz Gemi’yi Hümeyra okuyor.

    Söylemesem ölebilirdim :buyucu: Hazır Le Guin’i anmaktan bahseden bir yazıya denk gelmişken söyleyeyim dedim: Öyle kendisi hakkında çok bir bilgiye sahip değilim. Duymuşluğum var. Geçen senenin sonunda(2 ay önce) Yerdeniz Büyücüsü’nü okudum ve kütüphaneden diğer 3 kitabını da edinip okumak istedim. Tam ben kendisini tanıdığımda gitti.


  2. Le guin, sevdiğim bir yazar ve düşünürdü. Ondan gelen haberleri ve eserleri hep yakından takip ediyordum. Ve gecenin bir yarısı rıhtımda bir haber yayınlandı. Hazal Hanım’ın (@Firtinakiran) haberde yazdıklarını okuyunca sevmekten de öte değer verdiğim ve saygı duyduğum biri olduğunu anladım. Haber şöyleydi:

    https://kayiprihtim.com/haberler/ursula-k-le-guin-aramizdan-ayrildi/

    Le Guin’in yeni konuşmalarını ve fikirlerini daha da anlatmasını beklerken Yerdeniz’e doğru uçtuğunu öğrenmek üzücüydü.

    İlerleyen günlerde Hazal Hanım Le Guin’in hiç bilmediğim bir yönüyle beni tanıştırdı. Şairliğiyle.
    “Tanrı kuşlarıyla buluşmak” adlı kitabı önerdi. Ve bu yazının editörlüğünü yaparak hem değerli bilgiler verdi hem de yardımlarını eksiltmedi. Onun için “teşekkür” ediyorum.

    Aynı zamanda böyle bir çalışmaya el atmam ve Rıhtım’da yaptığım her çalışmada beni destekleyen, cesaretlendiren ve yardımlarını eksiltmeyen eşim Ceyda’ya da “tesekkurlerimi” sunuyorum. Ve kadınlar, evet, yaptıkları çalışmalarla, desteklerle ve yardımlarıyla her şey daha da güzel oluyor. Varlıklarıyla daha da anlamlı oluyor şu küçük mavi gezegen.


  3. Le Guin! Geç tanışıp, erkenden kaybettiğim güzel insan. Sürgün Gezegeni’yle beni kendine aşık etti; cazibesinin peşinden sürüklendim.

    Şiire karşı mesafeliyimdir. Lakin bu sefer, Le Guin için bir istisna yapacağım. Le Guin yazmış sonuçta! Bu, katı tarafımı yumuşatmak için geçerli bir sebep.


Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak: Le Guin’i Şiirleriyle Anmak

Yakın zamanda kaybettiğimiz Kraliçemiz Ursula K. Le Guin’in “Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak” isimli şiir derlemesini, hem edebiyatı hem de çevirisi bakımından inceledik.

  • 92
    Shares

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün