in ,

TerraGenesis: Dünyalaştırma Nedir, Nasıl Yapılır?

Başka gezegenleri kendi gezegenimize benzetebilir miyiz, benzetmeli miyiz? Bu konu üzerine yapılmış bir oyunla konuyu masaya yatırıyoruz.

Terraforming ya da Türkçe ismiyle dünyalaştırma, bilimkurgu ile bilimin en önemli kesişim noktalarındandır. Uzayı keşfetmeye başladığımız son yüzyıl içinde insanlığın en önemli hayalleri ve hedeflerinden birine dönüşmüştür. Okumakta olduğunuz bu yazıda dünyalaştırmanın ne olduğu, mümkün olup olmadığı ve etik olarak doğru olup olmadığını konuşacağız ve bunu deneyimlememizi sağlayan TerraGenesis adlı oyunu inceleyeceğiz.

Dünyalaştırma Nedir, Mümkün müdür ve Neden İhtiyaç Duyuluyor?

Peki, dünyalaştırma derken neyden bahsediyoruz? Vikipedi’deki tanım şöyle:

Terraforming, dünyalaştırma ya da yeryüzü şekillendirme, bir gezegenin ya da uydusunun koşullarını dünyaya benzetme, yani insanların yaşayabilmesi için uygun hâle getirme sürecidir.

Peki bunu neden yapıyoruz? Evrende, hatta kendi galaksimizde çok sayıda gezegenin yaşamı destekleyecek yapıda olduğu tahmin edilmiyor mu? Oralarda bir yerlerde Dünya benzeri bir gezegen olsa gerek. Evet, ediliyor ama burada iki sorun var:

  1. Galaksimizdeki diğer yıldız sistemlerindeki gezegenlerin yaşama elverişli olup olmadığını bilmiyoruz. Sadece bazı gezegenlerin, kendi yıldızlarına uygun bir uzaklıkta olduğunu biliyoruz ama bu, o gezegenlerde kesinlikle yaşam olduğu anlamına gelmiyor. Şu anki imkânlarımız bu uzaklıktan yeterli bilgi edinmemizi sağlayacak seviyede değil. Gazetelerde “uzak bir yıldız sisteminde yaşam bulunan bir gezegen keşfedildi” şeklinde bir haber okursanız bilin ki okurun ilgisini çekmek için çarpıtıyorlar. Sadece “yaşam bulunma olasılığı olan bir gezegen” keşfedilmiştir. Hâl böyleyken Dünya şu an bildiğimiz kadarıyla evrende yaşam bulunan tek gezegen. Bu nedenle ikinci bir yaşanabilir gezegeni yaratmak, aramaktan daha kesin bir sonuç verebilir.
  2. Diğer yıldız sistemlerinde yaşamı gerçekten keşfetsek bile oralar bize çoooooook uzak. En yakın olanına ışık hızıyla gidersek dört yıl sürüyor ki böyle bir imkâna sahip değiliz. Şu anki teknolojimiz ile buradan Mars’a bile yedi ay sürüyor. Işıktan hızlı seyahat ise fizik kanunlarına göre imkânsız. O yüzden evrene yayılmaya şimdilik kendi Güneş Sistemimiz ile başlamak ve devam etmek zorundayız.

Öyleyse kendi Güneş Sistemimizdeki gezegenler, uydular ve cüce gezegenleri dönüştürmekle işe başlayabiliriz. Böylece nüfusu gittikçe artan insanlar için yeni yerler açmış olacağız, ayrıca evrende hayatta kalma şansımızı arttırmış olacağız. Peki bu mümkün mü? Bu, nereyi dünyalaştırmak istediğimize göre değişir. Merkür, Güneş’e çok yakın olduğu için imkânsız görünüyor. Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün ise hem uzak hem de onlar zaten birer gaz devi olduğundan dünyalaştırılmaları imkânsız. Plüton, Ceres ve diğer cüce gezegenler ise hem Güneş’e uzaktalar hem de küçük olmalarından kaynaklanan başka sorunlar nedeniyle dünyalaştırılamazlar ama bazılarında kalıcı yaşam alanları inşa edilebilir.

Venüs, Mars ve uydumuz Ay’a gelince. Venüs, Güneş Sistemimizin yaşanabilir bölgesinde1 bulunuyor ama kontrolden çıkmış bir sera etkisi nedeniyle aşırı yoğun ve sıcak bir atmosferi var. Tam bir cehennem. Ayrıca kendi ekseni etrafında dönüşü çok yavaş. Bir Venüs günü 116 Dünya gününden biraz fazla. Avantajı ise Dünya ile hemen hemen aynı büyüklüğe sahip olması. Bu gezegenin atmosfer basıncının azaltılması, sıcaklığının düşürülmesi, zehirli gazların yerine bizimkine benzer bir atmosferin oluşturulması gerekiyor. Bunun yanı sıra çok yavaş olan gece gündüz döngüsüne bir çözüm bulmak lazım. Bu nedenle Venüs’ü dünyalaştırmak günümüz teknolojisiyle mümkün değil ama geleceğin teknolojileriyle mümkün olabilir.

Ay ise bizim uydumuz. Bize çok yakın. İhtiyaç duyduğumuz her şeyi oraya götürmek çok kolay. Ay’ın sorunu ise atmosferinin yok denecek kadar az olması. Çünkü yer çekimi çok az. Ona yeterli kalınlıkta bir atmosfer vermek günümüz teknolojisiyle çok zor. Fakat şimdiden kalıcı bir yaşam alanı kurabiliriz ki Andy Weir’in Artemis adlı romanı tam da bunu konu ediniyordu.

Mars ise şu an elimizdeki en uygun dünyalaştırma adayı. Küçük bir gezegen ama gün süresi Dünya’nınkine çok yakın. Yalnızca 24 saat + 37 dakika. Yer altında ve kutup buzullarında bol miktarda donmuş su var. Hatta geçtiğimiz yıllarda sıvı su da keşfedilmişti. Mars’ın bir zamanlar yaşama imkân tanımış olması muhtemel, hatta keşfedememiş olsak da şimdi bile yaşam bulunması olasılık dâhilinde. Mars’ın en büyük sorunları ise atmosferinin çok ince olması, atmosferinin ağırlıklı olarak karbondioksitten oluşması ve bir manyetik alanının olmaması. Bu nedenle her yıl Güneş rüzgârları atmosferini biraz daha uzaya savuruyor. En önemli sorunlardan biri de Mars’ın yer çekiminin Dünya’nınkine kıyasla çok düşük olması. Bu da orada yaşayacak insanların sağlığını etkileyecektir.

Mars’ı dünyalaştırmanın yakın zamana kadar günümüz teknolojisiyle bile mümkün olduğu düşünülüyordu. Plan şöyle idi: Önce gezegenin atmosferine sera gazları salarak hem atmosfer basıncı arttırılacak hem de gezegen ısıtılacak. Bu oldukça basit, çünkü küresel ısınmanın nasıl bir şey olduğunu kendi gezegenimizden çok iyi biliyoruz. Ardından bitkiler, algler, yosunlar vb. şeyler ekilerek onların fotosentez ile karbondioksidi oksijene dönüştürmesi sağlanacak. Suya gelince, gezegen ısınınca donmuş su zaten eriyip açığa çıkacak ve böylece okyanuslar, denizler, göller ve akarsular oluşacak. Elbette Asteorid Kuşağından bazı mineraller ve Dünya’dan bazı canlı türleri getirmek gerekecek.

Mars’ın dünyalaştırılma süreci

Fakat iki yeni keşif bu işin bu kadar kolay olmayacağını ortaya çıkardı. Birincisi, Güney Kutbunun 1,5 km altında büyük olasılıkla sıvı hâlde bir tuzlu su gölünün bulunması. Bu gölde yaşam bulunuyor olabilir. Bu da aşağıda değineceğim bazı etik sorunlara neden oldu ve bu sorunlar nedeniyle şu an bırakın dünyalaştırmayı, insan göndermek bile mümkün olmayabilir. İkincisi ise, yapılan ölçümlere göre Mars’ta yeniden bir atmosfer oluşturmaya ve gezegeni ısıtmaya yetecek kadar karbondioksit ve diğer sera gazlarının bulunmaması. Olan miktarın önemli bir kısmı ise erişilebilir durumda değil. İşte bu haber Mars’ın günümüz teknolojisiyle dünyalaştırılmasının mümkün olmadığı anlamına geliyor ama gelecekte karbon rezervlerine erişmenin bir yolu bulunabilirse o zaman işler değişir. Öte yandan Mars dünyalaştırılmasa bile koloniler inşa etmek mümkün.

Dünyalaştırma Etik mi?

Dünyalaştırmanın tamamen mümkün olduğunu, oldukça kolay olduğunu varsayalım. O zaman da karşımıza şu sorun çıkıyor: Dünyalaştırma ahlaki olarak doğru mu? İşte bu sorunun cevabına göre dünyalaştırma fikrini destekleyenler de var, bu fikre karşı çıkanlar da var.

Dünyalaştırma savunucuları, insanlık evrende ne kadar çok yere yayılırsa insanlığın hayatta kalma şansının o kadar artacağını söylüyorlar. Eğer Dünya yok olursa insanlık oralarda varlığını sürdürecektir. Ayrıca Dünya gezegeninin artık insanlığa yetmemeye başladığını ve insanlık için yeni yerleşim yerleri açılması gerektiğini söylüyorlar. Gezegenimizdeki ekolojik, ekonomik ve toplumsal sorunların çözümünün başka gezegenleri dönüştürmekte olduğuna inanıyorlar. Ayrıca başka gezegenleri dönüştürmek için gereken teknolojik atılımları yapmak insanlığa yeni ufuklar açacak.

Peki ya karşı çıkanlar? Onlar Dünya nüfusunun kontrol altına alınması ve kaynakların akılcı bir şekilde kullanılmasıyla Dünya’nın bize yeteceğini ve dünyalaştırmanın gerekli olmadığını, önce kendi gezegenimizi kurtarmaya yoğunlaşmamız gerektiğini düşünüyorlar. Elbette insanlık başka gezegen ve uydulara yayılabilir, orada bilimsel çalışmalar yapabilir ama bunu o gezegenlerin doğasını değiştirmeden yapmalı. Çünkü her gezegenin eşsiz bir doğası var ve o doğadan öğreneceğimiz çok şey var. Bu nedenle dünyalaştırma karşıtları her gezegeni olduğu hâliyle korumamız gerektiğine inanıyorlar.

Dünyalaştırma karşıtlarına göre dünyalaştırmanın en önemli sakıncası ise diğer gezegenlerdeki olası yaşam türlerinin bundan zarar görebilecek olması. Örneğin, Mars’ta henüz yaşam bulamadık ama bulunmadığından da henüz emin değiliz. Bir an Mars’ta yaşam bulunduğunu farz edelim. Oradaki canlı türü ya da türleri o gezegenin koşullarına uyum sağlamıştır diyebiliriz. Biz o gezegeni dünyalaştırarak o canlıların alışık olduğu doğa koşullarını yok ediyoruz. Bunu yaparsak o canlıların var olma hakkını tanımamış olacağız. Üstelik daha da kötüsü, bu başka bir gezegendeki bir yaşam türü olacağı için büyük olasılıkla benzersiz bir yaşam türü olacak ve biz bu benzersiz türü yok etmiş olacağız. Hâlbuki o türlerden öğrenebileceğimiz çok şey var.

Kısacası Mars’ı ya da başka bir gezegeni dünyalaştırmaya başlamadan önce tartışıp sonuca bağlamamız gereken bazı etik konular var.

TerraGenesis: Bir Dünyalaştırma Simülasyonu

TerraGenesis, iOS ve Android için geliştirilmiş olan bir oyun. Oyun her iki işletim sisteminde de ücretsiz ama bazı oyun içi satın alımlar ve reklamlar söz konusu. Bazı kısımları Google Translate ile çevrilmiş gibi olsa da genel olarak oldukça iyi seviyede bir Türkçe dil seçeneğine de sahip.

Oyundaki amacımız ise bir gezegene yerleşmek, ister dünyalaştırarak ister olduğu hâliyle bırakarak orada yeni bir medeniyet inşa etmek. Tabii ki bu yolda bazı engeller karşımıza çıkıyor. İlk sorunumuz maddiyatla ilgili. Yaptığımız her şeyin bir masrafı var. Bu nedenle öncelikle para kazanmalıyız. Oyunun başında küçük bir miktar paramız var. Ben bunu yeni madenler inşa ederek ve maden araştırmaları yaparak harcadım. Karşılığını da fazlasıyla aldım.

Maddi sorunları çözdükten sonra nüfusu arttıracak ve gezegeni dünyalaştıracak bilimsel araştırmaları yaparken bir yandan da bu araştırmalar sonucunda ortaya çıkan binaları inşa ediyoruz. Fakat binaları doğru seçmek gerekiyor. Mesela Mars’ın atmosfer basıncını arttırmak ve gezegeni biraz ısıtmak gerekiyor. Venüs’te ise tam tersini yapmalıyız. Fakat bir binayı inşa ettiğimizde sonucu hemen almıyoruz. İklim koşulları yavaş yavaş ilerliyor. Saatler sürebiliyor. Bu süreci hızlandırmak için binaya seviye atlatabilir ya da aynısından bir tane daha kurabiliriz. Bu arada binaların bazı yan etkileri de olabiliyor. Yani basıncı arttırmak için kurduğunuz bir bina, ısının ve oksijenin artmasına da katkıda bulunabiliyor. Isının artması ise buzulların erimesine ve deniz seviyesinin yükselmesine katkıda bulunuyor. Oyunda dünyalaştırma sürecinin bu kadar uzun sürmesi gerçekçilikle ilgili. Çünkü bir gezegeni dönüştürmek için gerekli olan süre en iyimser tahminlerle yüz yıldan başlıyor.

Venüs

Gezegenin iklimini ve coğrafyasını arzulanan seviyeye getirince iş bitmiyor. O binaları devre dışı bırakmak ya da onunla ters işlemi yapan binalar kurarak durumu dengelemek gerekiyor. Yoksa işler kontrolden çıkabilir. Bu oyunu ilk oynadığımda Mars’ı gereğinden fazla ısıtıp Venüs benzeri bir cehenneme dönüştürmüştüm.

Bir Gezegeni Dönüştürmek

Biz gezegeni dönüştürür ve medeniyetimizi kurarken arka planda çok sayıda kültürel, toplumsal ve ekonomik olay yaşanıyor. Bir şehirde değerli bir maden keşfedilince herkes oraya hücum edebiliyor. Bir sanatçı benzersiz bir eser yaratarak kültüre ve ekonomiye önemli bir katkıda bulunabiliyor. Yeni mimari tarzlar gelişiyor. Dünyadaki farklı ülkelerden gelen göçmen toplulukları, kendi kültürleri ile yerel kültüre katkıda bulunuyorlar. Bazen bir kazayı önleyen bir kişi o şehrin kahramanı ilan ediliyor. Birkaç yılda bir şehirler arası olimpiyat oyunları yapılıyor. Şehir efsaneleri de ortaya çıkıyor. Mesela oyunun başında, gezegenin yaşama olanak tanımadığı sırada, şehrin kubbeleri dışında, bir insanın ya da uzaylının, uzay kıyafeti olmadan olmadan dolaştığı söylentisi ortaya çıkıyor ve bu şehir efsanesi kültürün bir parçasına dönüşüyor.

Alınan kültür puanlarıyla biz de hem kültürümüzü şekillendirebiliyoruz hem de Dünya’dan bağımsızlık yoluna gidiyoruz. Zaten oyun tamamen bağımsızlık kazandığımız noktada sona eriyor. Tabii her şey bu kadar kolay değil. Dünya’daki büyük şirketler rüşvet vererek bizim bağımsızlık hareketimizi sekteye uğratmaya çalışıyor. Ayrıca teröristler de var. Mesela kendisine Mars Kılıcı adını veren bir terör örgütü binalarımızı bombalayarak bizim dünyalaştırma politikamıza olan tepkisini gösteriyor ama bazıları bu örgütün gerçekte Dünya’daki dış mihraklar tarafından desteklendiğini ve bağımsızlığımızı engellemeye çalıştığını iddia ediyor. Elbette sadece terör saldırıları değil, bazı kazalar ve doğal felaketler de oyunun zorluk seviyesine göre karşımıza çıkabilir.

Oyunun en ilginç özelliklerinden biri de biyosfer. Eğer bu özelliği açtıysanız gezegendeki canlı türlerini de teker teker tasarlıyorsunuz ama biraz uzmanlık gerektiren bir iş. Bu yüzden yeni başlayanlar için biyosfer yerine biyokütle daha uygun. Biyosfer özelliği açıksa canlılara gezegenin iklimine ve diğer türlerle ilişkisine göre özellik vermek lazım. Ortada etçil bir hayvan türü varsa otçul hayvan türlerinin hemen yok olmaması için onlara hızlı üreme özelliği verebiliriz. Atmosferdeki oksijen seviyesi az ise düşük oksijene dayanabilen, hatta oksijen üreterek dünyalaştırmaya katkıda bulunan türler de üretebiliriz.

Oyunun başındaki Mars. Bildiğimiz kızıl gezegen. Sadece 100 kişi yaşıyor.
Oyunun ileri aşamalarında Mars. Dünyalaştırma tamamlandı. İki buçuk milyon insan yaşıyor ve nüfus artmaya devam ediyor. Gezegen, Dünya’dan bağımsızlığını ilan etme yolunda ilerliyor.

Oyunun başında sadece Mars ve Ay erişime açık. Oynadıkça Venüs, Merkür ve Dünya da açılıyor. Dünya’nın nesini dünyalaştıracağız diyebilirsiniz. Evet, Dünya şu an yaşanılabilir ama her geçen gün yaşanılır olma özelliğini kaybediyor. Dünya senaryosundaki amacımız Dünya’nın sorunlarına çözüm bulmak. Oyundaki gezegenler elbette bunlarla sınır değil. Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’ün uyduları, cüce gezegenler, Trappist-1 sistemi gezegenleri ve kurgusal gezegenler de var. Fakat Mars, Ay, Venüs, Merkür ve Dünya haricindekilerin hepsi ücrete tabi.

TerraGenesis geliştiricileri bilimsel gerçekçiliğe de mümkün olduğunca önem vermişler. Oyundaki gezegenler, uydular ve cüce gezegenler hakkında NASA’dan gelen güncel verileri kullanıyorlar. Dünyalaştırmanın nasıl olması gerektiği ile ilgili bilimsel gerçekliğe uygun teknolojilere de yer verilmiş. Elbette bilimselliğe uymayan bazı noktalar var. Oyunun bir bölümünde hangi konularda bilimsel gerçeklikten taviz verdiklerini ve bu tavizleri neden verdiklerini açıklamışlar. Haksız da sayılmazlar. Oyunu tamamen gerçekçi yapmak oyunu daha karmaşık hâle getirebilir. Oyunun geliştiricilerini bu dürüst davranışlarından dolayı takdir ediyorum.

Oyunun arşivler kısmını ziyaret etmenizi de özellikle tavsiye ederim. Dünyalaştırma nedir, etik olarak doğru mudur, bu oyun ne kadar bilimsel gibi tartışmalarla ilgili yazılar da yayımlamışlar. Konu ile ilgili bilimkurgu eserlerinden tavsiyeler de var.

Sonuç olarak TerraGenesis geliştiricileri oldukça eğlenceli ve öğretici bir oyun yapmışlar. Oyuna güzel bir müzik de eklemişler. Bilimkurgu ve bilim severlerin beğeneceği türden bir oyun ortaya çıkmış. Çok hoşuma giden bir başka davranışları da herkesin görüşüne eşit oranda saygı göstermeleri. Bir gezegeni dünyalaştırarak kolonileştirebileceğiniz gibi dünyalaştırmadan da kolonileştirebilirsiniz. İkisinin de zorluk derecesi aynı. Yani dünyalaştırma savunucuları kadar dünyalaştırma karşıtlarının da seveceği bir oyun bu.

Son Söz

Dünyalaştırma, bilim ve teknoloji ilerledikçe daha çok karşımıza çıkacak bir konu. Üzerinde düşünmemiz ve tartışmamız gerekiyor. TerraGenesis de bu konuda bizlere çok yardımcı oluyor. Soğuk Savaştan beri ilk defa uzayın gündemde böylesine büyük yer tuttuğu bir döneme girdik. Uzaya gitmek kolaylaşıyor, uzay madenciliği ve kolonileştirme gündeme geliyor, uzay turizmi fikri ilgi çekiyor. Bu nedenle dünyalaştırma gündemde daha büyük bir yer işgal edecek.

Bilimkurgunun gelecekte dünyalaştırma konusuna daha çok yer vereceğine inanıyorum. Öte yandan bilimkurguda bu konuyu zaten işlemiş eserler de var. Kim Stanley Robinson’ın Mars Üçlemesi, Mars gezegeninin nasıl dünyalaştırılacağı hakkında bir başyapıt. Yine aynı yazarın kaleme aldığı ve M. İhsan Tatari’nin dilimize kazandırdığı 2312 de insanlığın Güneş Sistemine yayıldığı bir dönemi kurguluyor ve hem Mars hem de diğer gök cisimlerinde dünyalaştırma konusuna geniş yer veriyor. National Geographic’in yayımladığı iki sezonluk Mars adlı dizi ise bu konuda hem bir belgesel hem de bir bilimkurgu dizisi. The Expanse adlı dizi de tıpkı 2312 gibi insanlığın Güneş Sistemine yayıldığı bir geleceği tasvir ediyor. Daha çok örnek verilebilir ama benim ilk aklıma gelenler bunlar. TerraGenesis’in arşivler bölümünde başka bilimkurgu tavsiyeleri de bulabilirsiniz.

Peki siz dünyalaştırma ve TerraGenesis hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce diğer gezegenleri dünyalaştırmalı mıyız?


1 Yaşanabilir Bölge: Bir yıldız sisteminde, bir gezegenin yıldıza olan uzaklığının gezegenin yüzeyinde sıvı su bulunmasına olanak tanıyan alandır. Bu bölgedeki gezegenler yıldıza ne çok yakın ne de çok uzakta olup yaşamın yeşermesi için elverişli olabilir. Bizim Güneş Sistemimizde yaşanabilir bölgede bulunan gezegenler Venüs, Dünya ve Mars’tır.

Okan Akıncı

1986’da Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde doğdu. 1998’den beri ailesiyle birlikte Adana’da yaşıyor. 2010’da Mustafa Kemal Üniversitesi Muhasebe Önlisans bölümünden ve 2013’te Anadolu Üniversitesi İktisat bölümünden mezun oldu. Katı bilimkurguya bayılıyor, kendi çapında öyküler yazıyor. Şu sıralar en büyük hobisi yeni diller öğrenmek ve bir gün tüm dünyayı görebilmek istiyor.

22 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for Davram Davram dedi ki:

    Mars’la ilgili ayrıca bir konu daha var ki, düşündükçe insanın ümüğünü sıkıyor. Gezegenin bir manyetosferi yok. Bu da bol bol radyasyon ve güneş rüzgarlarının atmosferi uzaya savurması anlamına geliyor. (Gone with the solar wind demişti buna NASA) Herşeyi yapsak bile bu sorun Mars’ta terraformingi olanaksız kılıyor gibi. Ancak Elon Musk’ın tuhaf kafasında, ya da oyunlarda olası korkarım.

  2. Avatar for okanakinci okanakinci dedi ki:

    Evet, yazıda bundan bahsetmiştim ama bu sorun dünyalaştırmayı olanaksız kılmıyor, sadece dünyalaştırmanın getirdiği her şeyi milyonlarca ya da yüz binlerce yılda yok ediyor. Yani dünyalaştırmanın çok uzun vadede kalıcı olmasını engelliyor. Bunun için de çözüm önerileri var ama günümüz teknolojisini aşıyor yine de dünyalaştırmanın önünde engel değil. Daha sonra çözülebilecek bir sorun. Mars’ı birkaç yüzyılda dünyalaştırıp sonraki yüzyıllarda da manyetosfer sorununa çözüm bulabiliriz.

  3. Avatar for Davram Davram dedi ki:

    So, what about radiation? :slightly_smiling_face:

  4. Avatar for okanakinci okanakinci dedi ki:

    Anladığım kadarıyla kalın bir atmosfer de radyasyonu daha az geçirecek. Demek istediğim, manyetosferin olmaması elbette bir sorun ama dünyalaştırmaya engel değil ve hâlledilebilir. Bununla ilgili bir çözüm önerisini bugün burada paylaşacağım.

  5. Avatar for OldFatGil-Galad OldFatGil-Galad dedi ki:

    Çok güzel bir inceleme olmuş. Ellerinize sağlık. Trump’ın Uzay Kuvvetleri ile ilgili de bir haber okumuştum az önce üstüne geldi bu. Dış güçler gerçekten baskı yapacaklar gibi görünüyor :slight_smile:

Söyleyeceklerin mi var? Forum'a gelip sohbete katıl.

17 cevap daha var.

Zac Efron’lu Yeni Scooby-Doo Animasyonu Yolda

Avengers: Endgame Filminin Süresi Belli Oldu