in ,

The Mandalorian 2. Sezon İncelemesi: Star Wars Evrenini Kurtaran Dizi (mi?)

The Mandalorian 2. Sezon incelemesi sizlerle. Gerçek oyunculu ilk Star Wars dizisi, yeni sezonu ile bahsedildiği gibi evreni kurtarıyor mu?

The Mandalorian 2. Sezon İncelemesi

The Mandalorian 2. Sezon incelemesi sizlerle. Disney+’ta yayınlanan ve gerçek oyuncularla çekilen ilk Star Wars dizisi olma özelliğini taşıyan yapım, oldukça duygusal ve evreni kurtaran bir sezon finaliyle son buldu. Gelin, Yıldız Savaşları evreni ekseninde yeni sezonun bizlere neler sunduğuna göz atalım.

Star Wars klasik mitolojinin modern yorumudur.

İşin klasik mitoloji kısmını “bilmediğini zannedenler” bile biliyordur: Ana kahraman, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’nda bahsi geçen aşamalarda sınanarak kendi yolculuğuna çıkar. Yan roldeki kahramanlar da ana kahramanın eşlik ederek yolculuğuna yön verir. Kimin ak, kimin kara olduğu üç aşağı beş yukarı bellidir; griye çalanı bile ya akın ya karanın grisidir.

İşin modern kısmı ise kolay zannedilen hassas nüanslara bağlı: Hangi yoldan nasıl yürürsek kime dönüşürüz? Kötünün arasına iyilik, iyinin arasına kötülük nasıl yuvalanır? Hangi kaide ve eylemler doğruya, hangileri yanlışa sebebiyet verir? Erdemlerimizin kökeni nedir ve onlara neden bağlı kalırız/kalmalıyız?.. vs. vs. sorular, modern dünyada cevabı iyiden iyiye merak edilen sorunlardır. “Uzun uzun zaman önce, çok uzak bir galakside…” cümlesiyle başlayan Star Wars basit ama tatmin edici cevaplar verir. Soruları merak etmeyenler bile cevaplarını alır. Cevapları unutanların da hafızası tazelenir.

Star Wars sırf bunun için alakasız zannedilen şeylerin bir araya geldiği bir evrene sahip.

The Mandalorian 2. Sezon incelemesi

Görünürde yeni ve yabancıl: Dünya dışı habitatlar, canlılar ve medeniyetler… Herşeye hayat ve denge veren Force’la bağlantılı ciddi çatışmalar…

Özünde eski ve tanıdık: Amerikan westernleri ile Japon samuray filmlerinin sentezi sayılabilecek, kirli, eski, tekinsiz ve sürprizlerle dolu spagetti western’lerden hallice yaşamlar… Büyücü şövalyelerin davaları uğruna kapıştığı, haşin prenseslerin dolandığı, hafif tragedya ve entrika yüklü büyük savaşların verildiği bir evren… 2. Dünya Savaşı’ndan, samuray filmlerinden, modern dünyanın geçmişinden pek çok öğe barındıran bir kurmaca… Kendi kaidelerine göre genişleyip zenginleşen bir seri…

Tüm bunlar kâğıt üstünde kolay ve herkesin tekrarlayabileceği şeylermiş gibi gelebilir. Lakin değil. Her şeyin fitilini ateşleyen yaratıcısının ellerindeyken bile kolay değil. Hayranı olmak da yeterli değil.

İşte, ikinci sezonu vesilesiyle bahsedeceğimiz The Mandalorian dizisi, Star Wars ismini parlatan ve söndüren her ne varsa, bunların tam kesiştiği noktada konumlanmış vaziyette.

Buradan sonrası diziyi izlememiş okurlar için SPOILER içerecektir.

The Mandalorian: Sınırların Kesiştiği Dizi

The Mandalorian, Star Wars üçlemelerinden, külliyatından, hayran kültüründen miras ne varsa kendi usulünce sentezliyor.

İlk filmi başarıya ulaştıran sinemasal nüanslardan ve evren yaratma kurallarından yararlanıyor.

Episode IV’te İmparatorluğun zalimliği ve kötücüllüğü Grand Moff Tarkin, iyi tarafın bilgeliği Obi-Wan Kenobi’yle temsil edilir. İki usta oyuncu duruşları, ses tonları vs. sayesinde kötünün korkunçluğu, iyinin bilgeliğini somutlaştırır. Film boyunca “işimdeyim gücümdeyim” kafasında takılan Han Solo’nun son andaki kahramanlığı bile şaşırtmaz, aksine “Doğru olanı yapacağını biliyordum,” sevinci yaratır; son eylemi, güzel gemisi İmparatorlukça hırpalanmış sempatik serseri imajına ters düşmez.

Episode II’da “Clone Wars”un bahsi ilk filmde geçer. Luke’un heyecanından o savaşın ne kadar önemli olduğu anlaşılır… Hurdaya çıkmaya az zaman kalmış gemiler, yıpranmış alet, edevat, kılık kıyafet… Hal ve tavırlarından niyeti okunan uzaylılar… Her şey ama her şey, tarihinden gezegenine keşfedilmeyi bekleyen bir evren olduğunu hissettirir.

The Mandalorian’da da bu nüanslardan ziyadesiyle faydalanılmaya çalışılmış.

Mando’nun kelle avcılığı kanunları, Mandalorian ilkeleri ve kişisel trajedisi arasında duran ahlaki kararları bir yere kadar iknâ edici. Kelle avcısı olarak İmparatorluğun verdiği işi halletmesi, bir Mandalorian ve savaş yetimi olarak düşman bellediği Imparatorlukçu işverenlerinin işini bitirmesi çelişkili gelmiyor.

İmparatorluk fikrinin vücut bulduğu ilk sezondaki Müşteri (Werner Herzong), Moff Gideon (Giancarlo Esposito) ve Valin Hess (Richard Brake) gibi karakterler, ne türden bir kötülükle karşı karşıya olunduğunu güzelce özetliyor.

Filmlerde düşük seviye kötü yaratıklar olarak sunulan Tusken Raiderlar, yolu yordamıyla konuşulunca anlaşılabilen bir halk gibi resmediliyor. Her bölümde “İmparatorluk sonrası Yeni Cumhuriyet başlangıcı” dönemin etkilerine dair fikir ediniliyor. Ziyaret edilen her gezegende sıradan hayatın nasıl ve ne şekilde sürdüğü gözlemlenebiliyor.

The Mandalorian, Star Wars evreninin geniş ve keşfedilmeye ne kadar açık olduğunu hatırlatıyor.

Baştan sessiz filmmişçesine tasarlanmış anlatım dili, uygun zamanda sarf edilen sözcükler, gerektiği ölçüde ve tokluktaki aksiyon da o evrene ağırlık kazandırıyor.

İlk filme kaynaklık eden çeşitli pop kültür kodlarından besleniyor.

The Mandalorian 2. Sezon inceleme

İlk film, bazı yönden temel, bazı yönden bariz biçimde, Akira Kurosawa’nın 1958 tarihli samuray filmi The Hidden Fortress’ten çok şey ödünç almıştır.

Çok küçük bir örnek; The Hidden Fortress’e hem mizahını katan hem de ahlaki aydınlanma hikâyeciği ekleyen iki haydut ahbap hem C-3PO ve R2-D2’ya hem de Han Solo ve Chewbacca’ya ilham vermiştir.

Hatta Kenobi’nin ışın kılıcıyla el koparması, bir diğer Kurasawa klasiği olan 1961 tarihli Yojimbo’dandır. (İlk kurguda Kenobi el değil kafa kesmiştir.)

The Mandalorian birebir olmasa da ilham alma konusunda elini korkak alıştırmıyor.

Mando’nun yanındaki yeşil ufaklıkla sürdürdüğü yolculuğu, The Lone Wolf and Cub mangasındaki baba samuray ve oğlunun yolculuğunu anımsatıyor. Mandalorian tarihçesini, İmparatorcuların yaptıkları hesaba katılır ve ilk sezona yayılan gelişmelere bütüncül açıdan bakılırsa, Mando da hem klanının hem de gerçek ailesinin intikamı için mücadele veren bir savaşçı olduğu anlaşılır.

Bu ilham durumu bölüm bölüm de sürüyor. Bölümün bazen tamamı bazen belli sekansları bazen ayrıntısı bazen hepsi birden bazense şablonu klasikleşmiş bir filmi veya janranın yorumunu anımsatabiliyor.

1. sezon 4. bölüm olan “Sanctuary”, küçük ölçekli bir The Seven Samuray gibi. 2. sezon 7. bölüm olan “The Believer”, hafif The Wages of Fear ve Mad Max esintisi taşıyor. 1. sezon 5. bölümde Mando ile Calican arasındaki kırılgan ortaklık The Good, The Bad and The Ugly’deki Blondie, Tuco ve Sentenza arasındaki iş ilişkinin frekansında.

En çok ilham alınan yapımlar yine Star Wars filmleri.

Sebebiyse George Lucas’ın da faydalandığı kaideler.

Lucas’ın sorumluluğunu üstlendiği iki üçlemede de benzerlikler vardı. Kurtarılması/Korunması gerekilen cesur prenses, ışın kılıcıyla kopan uzuvlar, yok edilmesi gerekilen düşman hedefleri, ilkel gözükmelerine rağmen kendinden üstün güçlere karşı savaşan uzaylı halklar gibi ortak noktalar vardı. Bunlar bilinçli tercihlerdi.

The Mandalorian da kendi dokusuna uygun biçimde Star Wars bölümlerini tekrar ve tekrar yorumluyor.

İlk sezonda hapishane gemisi saldırısı ya da ikinci sezonda İmparatorluk üssüne yapılan baskın Episode IV’teki Death Star kısımlarını çağrıştırıyor.

Mando’nun hikâyesi Han Solo’nunkiyle örtüşmese bile, “karizmatik ve tekinsiz yabancı kendi tarzında aydınlık yola hizmet eder” teması açısından benzeşiyor.

Dizide yer yer önceki filmleri anımsatan karelere/olaylara yer verilmesi basit birer gönderme değil. Lucas tarzı bilinçli tekrar anlayışının bir yansıması. Hayranların kalbini çalan göndermeler de bunun tuzu biberi oluyor.

The Mandalorian 2. Sezon

Bu, üçüncü üçlemedeki “tutan formülü daha karizmatik biçimde tekrar et” anlayışına yakın ama aynısı değil. Daha ölçülü, serinin albenisine dikkat eden bir tutumlulukta gidiliyor.

Lakin ufaktan ufaktan ikinci üçlemeyi felakete sürükleyen “ne olacaksa Star Wars’vari biçimde olmalı ve hikâye bir şekilde devam etmeli” anlayışının yan etkileri hissedilmiyor değil.

Dizi, altını kazıyınca fark edilebilecek irili ufaklı soru işaretlerine sahip.

Örneğin, Bebek Yoda’nın, ya da artık bilinen adıyla Grogu’nun, hikâyesinde hâlâ çok fazla boşluk var. Onu kimler kaçırdı? Kimler alıkoydu? Kimler öldürmeye çalıştı..? Kaçıran konusunda bazı tahminler var. Lakin kaçırılmasına odaklanırken diğer sorular önemsenmedi. Dizideyse sadece küçük yeşil adamın varlığı ve sevimliliği öne çıktı.

Mando’nun sadece zırhının olduğu yerlerden isabet alması… Grogu için kanlı bıçaklı eski dostların intihar görevlerini kabul etmesi… Dost karakteri karizmatik göstermek için rakipleri hantal ve beceriksiz çizmek… Tüm bunlar, “Biraz kolaya mı kaçılmış? Kahramanların donatıldığı senaryo zırhı fazla mı kalın?” dedirtebiliyor.

Buna, seriye aşina olanlara ve hayranlara yabancı Star Wars mizahından ve özellikle ölmek için çabalayan stormtrooper mizahından faydalanmak da eklenince bazı anlar absürtleşiyor; kahramanların karşı karşıya kaldıkları tehdidi ciddiye almak zorlaşabiliyor.

Boba Fett

2. sezon 7. bölümde izleyiciyi İmparatorluk kuvvetleri gördüğüne sevindirip ciddi ciddi, “Stormtrooperlarınki de can” muhabbeti yapıldıktan sonra, “Ama bu bir Star Wars hikâyesi,” diyerek kötü İmparatorluğa haddinin bildirilmesi… Çelişkili gelmiyor ama sunumun gidişatı sebebiyle doğruymuş gibi de hissettirmiyor.

Bu gibi noktalarda resmi bir Star Wars hikâyesi izliyor gibi değil de, oyunbaz ama ciddiyetten de ödün vermeyen bir Dungeon Master’ın yönettiği Star Wars masaüstü RPG’sine şahitlik ediliyormuş gibi hissettiriyor. Maceranın izleyici adına keyifli geçebilmesi için kontrollü müdahalelerde bulunuyor. Bazen kahramanların bazen karşısındakilerin seviyesini ve şansını yükseltiyor gibi.

Bu pek şaşırtıcı değil. Dizi bir ana hikâye ve bölümlük yan hikâyelerden oluşuyor. Ve bu yapı resmen FRP oyunlarındaki ana görevde ilerlemek için yan görev yapma mantığında gelişiyor.

Mando her bölümle birlikte yolculuğunda işine yarayacak geliştirme, silah, tecrübe, yoldaş, bilgi vs. kazanıyor.

Gelişip ilerleme mevzusu Mando’nun hikâyesiyle sınırlı değil. Disney’in Legends’a dönüştürülen genişletilmiş evren ve külliyatın parçaları da hikâyeye dahil ediliyor. Tabii öylece alınıp yerleştirilmiyorlar. Evrene ve işleyişine dair ipuçları vererek hikâyeye dahil oluyorlar.

Genişleyip Derinleşen The Mandalorian Kavramı

Ahsoka Tano

Ancak biraz biraz “maceranın ilerlemesi için bir de böyle bir şey var” ekleme/geliştirmeleri de yok değil. Özellikle Mando ve Mandalorianlık hakkında.

2. sezonla birlikte Mandalorian tanımına güncellenme gelmiş gibi. İlk sezonu yok saymıyor, hatta ilk sezonda Mando kültürünü ırktan bağımsız bir noktada konumlandırarak bunun alt yapısı hazırlanmıştı. Darksaber ve Mandalorian kavramı yeni şeyler değil. Ancak dizinin ileri sezonlardaki gidişatı için elden geçilerek son anda eklenmiş gibiler.

Kendi Kanunlarını Yazan Kanunsuzların Star Wars’ı

Diziyi bu FRP mevzusu genelinden değerlendirince -evet sinema/dizi yapımı için pek uygun gelmiyor ama- içten içe o kusurlara karşı daha toleranslı olmak geliyor.

Dizinin, kelle avcısı, paralı asker, haydut ve ipsiz sapsız gibi isimlerin kol gezdiği bir Star Wars hikâyesi olduğunu hatırlayınca da tolerans seviyesi yükseliyor.

The Mandalorian, kendi ahlaki kodlarına sahip ve bu sebeple yargılaması üstümüze vazife olmayan karizmatik ve tekinsiz kanunsuzların öne çıktığı bir FRP serüveni.

Diziye bir de bu açıdan bakınca iki sezon boyunca ana hikâyenin bel kemiği olan Force ve dirilmeye çalışan İmparatorluk mevzusu dizinin kamburuymuş gibi geliyor. İmparatorluk muhabbetinden kurtulması zor. Ama neyse ki Force mevzusa bir ara verilmiş gibi; şimdilik.

The Mandalorian ve Disney Star Wars’ının Kaderi

mandolarian 2. sezon inceleme

The Mandalorian’ın kusurları, “kusurcuk” ölçeğinde. O kusurları da, hem sadık kalmaya çalıştığı özün hem de kendi hikâyesinde çizdiği çizgilerin bilinciyle işliyor. Bölüm adında bile ne olacağından bahseden, lafını dolandırmadan ne olacaksa çat diye sunan, basit ama izlemesi keyifli bir macera.

The Mandalorian bu özellikleriyle “Star Wars’u kurtaran dizi!” olarak nitelenmeye başlandı. Dizinin yeni dönem Star Wars işleri arasında en takdir edileni olduğu kesin. Ama kurtardığı Star Wars değil, en azından şimdilik. Şu anda kurtarılan, Star Wars markasıyla ne yapacağını bilemeyen Disney. Esas soru, Disney’in The Mandalorian’ın başarısının ardından nasıl bir yol izleyeceği. Star Wars’un kaderi duyurulan yeni dizilerde belli olacak. Disney nasıl bir yol izleyecek? The Mandalorian’dan ne gibi dersler çıkartacak? Olumlu tepki alan her şeyi kolajlayarak mı gidecek? Seri stabil çizgide sürebilecek mi? Yoksa bu yeni umut da hız kesmeden kemirilecek mi?

Bekleyip hep birlikte öğreneceğiz.

Sizler de diziyle ilgili yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da bizlerle paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Cemalettin Sipahioğlu

1986 İstanbul doğumlu. Bilimkurgu, korku ve fantastiği uzun süre televizyondan takip edebilmiştir. Ailesinden habersiz aldığı ucuz VCD oynatıcıyı saklayıp, onlar yokken kullanarak, bu konularda film açıklarını kapatmaya çalışmıştır. Edebiyata sonradan bulaşması; bilgisizliği; bilgisizlik de, "Raftaydı ve ben onu alıp okumadım zamanında." pişmanlıkları getirmiştir. Lem ile Küvette Bulunan Günce'yle tanışması; okumaya yeni başlayan biri için hem talih, hem de talihsizlik olmuştur. Film, kitap, animasyon, çizgi roman olsun; kendi sınırlı bilgisiyle, eserleri iç dinamikleri içinde değerlendirmeye çalışır.

11 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for narpal narpal dedi ki:

    Tek düşüncem şu dizinin sezon finali heyecanını hiçbir Star Wars filminde yaşamadığım.

  2. Avatar for narpal narpal dedi ki:

    Tam tersi, benim için serinin en soluk finaliydi.

  3. Avatar for Gelu Gelu dedi ki:

    Çok güzel bir yazı olmuş. Elinize sağlık. Az önce ikinci sezonu bitirdim. Sezon finali harikaydı, genel olarak dizinin kendisi çok iyi. Umarım planlanan diğer yapımlar da bu kadar yada buna yakın güzellikte olur. Bu dizi Star Wars sevgimi derinleştirdi.

  4. Avatar for narpal narpal dedi ki:

    Altyapısı ve karakterler sağlam yazılırsa güzel hikaye olur.

Söyleyeceklerin mi var? Forum'a gelip sohbete katıl.

6 cevap daha var.

Ölü Ruhlar Ormanı İnceleme - Jean-Christophe Grangé

Ölü Ruhlar Ormanı İncelemesi: Jean-Christophe Grangé’nin Araştırması Sona Eriyor

Stranger Things 4. sezon jim hopper David Harbour

Stranger Things 4. Sezon David Harbour’un Favorisi Olmuş