in ,

The Protector (Hakan: Muhafız): E Biz de Yapabiliyormuşuz!

Uzun zamandır yayınlanmasını beklenen Hakan: Muhafız’ı nihayet Netflix’te gördük ve seriyi iyisiyle kötüsüyle sizler için inceledik.

İpek Gökdelin Karakalem ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikâyesi adlı romanından uyarlanan Hakan: Muhafız ilk sezonuyla dün Netflix‘te karşımıza çıktı. İlk on bölümde senaryo, kim olduğundan habersiz Hakan adlı bir gencin İstanbul’u koruma görevini aldığını ve “Ölümsüz” adı verilen karakterlere karşı savaşacağını işledi. Sanıyorum size sürpriz bozansız olarak söyleyebileceğim ilk şey lütfen sabredin olacaktır. Çünkü ilk birkaç bölüm size hafif Hollywood çakması, bol aforizmalı bir süper kahraman öyküsünden başka bir şey vermiyor ama aksine sonraki bölümler neredeyse ilk bölümlerin günahlarını unutturacak biçimde ilerliyor. Dizi hiç durmadan akıp gidiyor ve dizinin sonunda Çağatay Ulusoy dâhil tüm karakterler sahiden fantastik bir dünyadan çıkmış gibi görünüyor gözünüze. Başlarda gerçekçi gelmeyecek ya da eğreti duracak her şey yerli yerine oturuyor. Ve şunu da özellikle söylemek istiyorum, senaryoda boşluklar görmeyeli uzun zaman olmuş. Sırf bunun için bile diziyi başarılı olarak nitelendirmek mümkün.

Yoga da Neyin Nesi?

Gelelim sürpriz bozanlı kısma… Hakan’ın babası tılsımlı gömleği düşmanların elinden kurtarmaya çalışırken ölüyor ve ardından Hakan kendilerini “sadık olanlar” olarak nitelendiren Kemal (Yurdaer Okur) ve Zeynep’ten (Hazar Ergüçlü) kim olduğunu ve hayattaki amacını öğreniyor. Burada Kemal karakteri neredeyse üstüne seslendirme yapılmış gibi konuşuyor ve Zeynep deseniz her hareketi eğreti duruyor. Bu iki karakterin yerel olmayan duruşları, Avrupai hal ve tavırları diziden sizi uzaklaştırıyor başlarda. Özellikle Hakan’a öğretilen karate hareketleri ve yoga pozisyonları Muhafız’ı adeta bir Doktor Strange’e dönüştürüyor. Mevlana’dan alıntılarla başlamışken dizi, Muhafız da ne bileyim bir çilehaneye kapatılsaydı ya da soyu yeniçerilere dayandırılıp dört kapı kırk makam öğrenseydi de keşke yoga, judo falan yapmasaydı.  Zeynep karakteri babasının yanında sigara sarıyor, Kemal deseniz evlat kelimesi ağzından düşmüyor. Bunlar tabii dizinin başında göze batan detaylar, sadece bahsettiğim bu iki karakter çevresinde dönüyor hatalar. Bunlar dışında biraz daha uzun sürmesini istediğimiz müzikli sahneler var ki, tadı damağınızda kalıyor. Seçilen şarkılar da o anki sahneyle çok güzel bir paralellik gösteriyor. Özellikle silahı çatışma sahnesinde Cem Karaca’yı duygusal bir müzikle duymak harika hissettirdi. Sadece ilerleyen bölümlerde nadir de olsa yabancı müziklerin girmesi rahatsız ediciydi, aynı şekilde Türkçe müziklerle devam edilseydi ve söz konusu bu sahneler daha uzun olsaydı sanırım kusursuz olurdu hoş böyle de zaten istenilen etkiyi bırakıyor. Dizi diğer amaçlarından olan İstanbul’u tanıtma arzusunu da oldukça yerine getirmiş, sığ bir biçimde şehrin yalnız iyi tarafları değil arka sokakları da gösterilmiş, mahalle yaşantısından sokak satıcılarına oradan pazar kültürüne kadar her şeyi izliyoruz. Ve bu sahneler her bölümde daha da artıyor, daha da güzelleşiyor. Muhafız’ın toplaması gereken Tılsımlı Gömlek, Hançer ve Yüzük’ün turkuaz renklerde oluşu detayı ya da Hakan’ın samimi mahalle delikanlısı hareketleri çok güzel verilmişti.

Ters Köşeler, CGI ve Bazı Detaylar

Hepimizin beklediği üzere Muhafızı’, Zeynep ile yani sadıklardan biriyle beraber olacağını düşünüyorduk ama Leyla (Ayça Ayşin Turan) ile işler değişti. Dizinin ortalarında bir ara Leyla karakterini boşu boşuna harcayacaklarını düşündüm ama öyle olmadı ve yine umuyorum sonraki sezonlarda da olmaz, aksi halde bu ilişki yumağı gittikçe klişeleşir. Bu zamana kadar muhafızların hep sadıklarla evlenmesini görmesi ve babasının boşu boşuna uğraştığını düşünmesiyle motivasyonu düşen Muhafız’ın kırılma anlarına şahit olmak güzeldi, kendi kaderini değiştirme arzusunu da gördük. Umuyorum senaryo bu biçimde ilerler ve Hakan diğer muhafızlardan çok daha farklı bir yol açar kendine.

Yine Hakan’ın üstünü çıkardığında bir kas yığını olmaması ya da ilerleyen bölümlerde karşımıza çıkan pazarcı kız da güzeldi, çeşitli tarihî olaylar ve karakterlerin arka plan detaylarının işlenmesi de çok iyiydi. En büyük ters köşe sayılabilecek durum Mazhar (Mehmet Kurtuluş) yerine Faysal’ın (Okan Yalabık) ölümsüz çıkmasıydı ki bu baştan belliydi zaten. Onun dışında son bölümün gerçekten çok yüksek bir anda bitmesi ikinci sezonu sabırsızlıkla beklememiz için bizi motive etti ve yüzümüzde bir gülümseme bıraktı.

CGI sahnelerinde gözü kanatan tek bir sahne (Muhafız’ın çocukları zorla çalıştıran bir adamın kolunu kırması) dışında sorun yoktu, başarılıydı. Polis Tekin (Mehmet Yılmaz Ak) ve Mazhar resmen oyunculuk dersi vermişti. Ölümsüzlerin neden kötü olduğuna ya da muhafızların neden ölümsüzleri yakaladığına dair detaylar yeterli değildi ama Faysal karakteri son bölümde muhafıza çok az şey bildiğini söylediğinde anladık ki bu sorular ikinci sezonda cevap bulacak. Hem bu durumda dahi serinin kötü adamıyla bir empati kurabildik, eşinin ölümü ekseninde yaşayan Faysal karakterinin iç dünyasını ya da muhafıza olan garezini anladık.

Bu Dizi Bize Neler Kazandırdı?

Öncelikle Fantastik Türk Edebiyatı görünce kaçmamamız gerektiğini açıkça gösterdi, bizim okumaya değer bulmadığımız ya da rafın arka sıralarında kalan kitapların pekâlâ bir Netflix dizisine uyarlanma potansiyeline sahip olduğunu gördük. Alternatif müziği kullanmayı son yıllarda iyice benimsedik ve yine bu dizide de gördük: ne Mode XL’ler ne Sedef Sebüktekinler duyduk. Ve son olarak fantastik bir kurguya, bir evrene sahip olabileceğimizi gördük, bunlara inanabileceğimizi fark ettik. Ve aslında bizim bu fantastik evrenler için çok daha fazla malzemeye sahip olduğumuzun bilincine vardık.

Velhasıl kelam izleyin izleyin izleyin.

Oyla!

Uygar Özdemir

Sanat tarihi, Türk mitolojisi ve fantastik edebiyat meraklısı; sıklıkla okur, çizer, yazar.

23 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for Husey Husey dedi ki:

    Bu yapılmış haliyse bence hiç yapmayalım daha iyi oyunculuk sıfır, yönetmenlik sıfır, kurgu sıfır. Eğer iyiye iyi kötüye kötü diyorsak bana hergün tvde 2-3 saatlik eziyet türk dizilerinden farklı gelmedi. Yaw uluslar arası bir dizi yapıyorsun bari görüntüyü tvdeki diziler gibi çekme kardeşim. Oyuncuya para saçacağınıza birazda yönetmene, hikayeye, prodüktöre harcayın.

  2. Avatar for Apeiron Apeiron dedi ki:

    5-10 dakika dayanabildim. Zaten pek dizi izlemiyorum ama sözlükte falan çok konuşulunca bir bakayım dedim. Anladığım kadarıyla serseri bir tipin çevresinden olmayan bir kız ile maceralarını ve klasik türk dizisi klişelerini içeriyor. Sanırım son zamanlarda Şahsiyet biraz daha türk dizilerinin dışına çıkmıştı. Ama konu yine iç karartıcıydı. Yapımcılar ve sektör para odaklı düşündüklerinden pek güzel ve farklı hikayeler göremiyoruz türk televizyonlarında maalesef. Dram ve kaostan besleniyor herkes.

  3. Avatar for Sapphique Sapphique dedi ki:

    Yapabiliyor muymuşuz?

  4. Avatar for AeroKnight-sama AeroKnight-sama dedi ki:

    Sansürsüz yapabiliyormuşuz.(en azından)

  5. Avatar for Leingrad Leingrad dedi ki:

    Mankenlik ajansı kataloglarından oyuncu seçmeyi bırakmadığımız sürece ister netflix gelsin, ister hbo ister, universal malesef bu tip işler bizde hep eğrelti duracaktır. Görüntü yakalama ve editleme teknolojilerinden anlamadığım için bu da dahil olmak üzere bizim dizilerin neden iPhone kamerasıyla çekilmiş gibi durduğunu bir türlü çözemiyorum.

Söyleyeceklerin mi var? Forum'a gelip sohbete katıl.

18 cevap daha var.

Alan Moore’un Senaryosunu Yazdığı “The Show” Adlı Filmden İlk Görsel Geldi

Çevirmenin Çemberi: Demir Altın