The Red Strings Club: Barmenlik, Siberpunk ve Ahlak

Eğer elinizde olsa depresyonun, tecavüzün ve cinayetlerin olmadığı bir dünya yaratır mıydınız? Mutsuzluğu, hayal kırıklıklarını, kızgınlığı ve başkaldırıyı kaybetmeyi göze alarak.

Cyberpunk 2077, E3 2018’de yayımlanan tanıtım videosu ve ardından sunulan yaklaşık kırk dakikalık oynanış demosu ile bilgisayar oyuncularını oldukça heyecanlandırdı. Türün severlerinin hatırlayacağı Cyberpunk 2020 isimli masaüstü rol yapma oyunundan esinlenerek oluşturulan mekanikleri ile çıtayı da bir hayli yükseltti. Üzerine siberpunk etiketi yapıştırılan her türlü içeriği bir an önce tüketmek için sabırsızlanan bendeniz ise, ne zaman çıkacağı belli dahi olmayan bu şölen tarafından içimde açılan boşluğu doldurabilmek adına Steam’de gezinirken buldum kendimi. Böylelikle keşfettim The Red Strings Club’ı. Gerek Steam’deki yorumların çok olumlu olması, gerekse daha önce oynayıp beğendiğim VA-11 Hall-A: A Cyberpunk Bartender Action isimli oyunla benzerlikler taşıması sonucunda edinip oynama kararı aldım. Ve gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, pişman olmadım.

Deconstructeam tarafından Ocak 2018’de yayınlanan The Red Strings Club, ekibin satışa sunulan ikinci oyunu. Gods Will Be Watching isimli ücretli bir başka oyunun yanında, Behind Every Great One, Engolasters January 2021 ve The Red Strings Club’a ilham veren Supercontinent Ltd ile Zen and the Art of Transhumanism gibi kısa ve ücretsiz yapımları da mevcut. Buradan  yapımcının itch.io sayfasına göz gezdirebilirsiniz.

Teknolojiyi suistimal eden devasa şirketlerin pençelerinin arasına sıkışmış isimsiz bir şehrin sakinlerini anlatıyor The Red Strings Club. Siberpunk geleneğinin doğasına uygun olarak, göğe yükselen renkli binalar, neon tabelalar, sinir sistemlerine yerleştirdikleri çok çeşitli protezler ile benliklerini kaybetmiş insanlar, androidler ve şirketlere başkaldıran asi gruplardan da bolca bulunan oyun aslında alışık olduğumuz bir esansa sahip. Bu sebepten dolayıdır ki, oyun evren kurma ve oluşturulan evrenin tanıtımı için fazla zaman harcamıyor. Oyunun açılış sahnelerinde bahsedilen şirket, grup ve proje isimleri ile kısaltmalarını takip etmek ilk başta yorucu gelse de aslında kısa bir süre içerisinde aşinalık kurulabilecek kalıplar. Zira The Red Strings Club’ı bu kadar özel kılan benzersiz bir dünya yaratması değil, kurgunun içine işlenmiş gerçekçi karakterler.

GÖZ ATIN  Crusader Kings II: Holy Fury - Kutsal Ateş Bacayı Sardı

Donovan, Brandeis ve Akara-184. Oyun boyunca kontrol ettiğimiz bu üç ana karakter ve aralarında geçen diyaloglar The Red Strings Club’ın belkemiği. Oyuna ismini de veren The Red Strings Club isimli barın sahibi ve barmeni Donovan, parmakları ucundaki kaderin kırmızı ağlarına yaptığı hafif dokunuşlarla, belki bir kişiyi daha ikna ederek, bir ipucu daha edinerek yaşadığı şehirde bir şeyleri düzeltmeye çalışan bir bilgi tefecisi. Bağımsız bir veri korsanı olarak iki tarafa da çalışan partneri Brandeis ve yolu The Red Strings Club’a düşen üst düzey android Akara-184 ile birlikte kafa tutuyorlar şirketlerin edalaverelerine. Sadece bu üçü değil, bilim insanlarından tutun da pazarlama müdürlerine kadar farklı ve eğlenceli karakterler, barın müşterileri olarak karşımıza çıkıyor.

Çoğunlukla seçmeli bir görsel roman olarak ilerleyen oyunun hikayesini yönlendiren en büyük etken, diyalog seçimleri. Oyun, Donovan’ın müşterileri ve partnerleri arasında geçen etkileşimleri kullanarak oyuncunun aslında yakın olabilecek bir gelecekteki ahlaki değerleri sorgulamasını sağlıyor. Etik pazarlama mümkün mü? Teknoloji çağında eğitim hâlâ otoritenin sorumluluğu altında mıdır yoksa bireysel bir yükümlülük haline mi gelmiştir? Peki eğer elinizde olsa depresyonun, tecavüzün ve cinayetlerin olmadığı bir dünya yaratır mıydınız? Mutsuzluğu, hayal kırıklıklarını, kızgınlığı ve başkaldırıyı kaybetmeyi göze alarak. İşte The Red Strings Club, bütün bu soruları ve çok daha fazlasını soruyor oyuncuya. Ve daha da önemlisi cevap vermenizi bekliyor. Düşüncelerinizi, sizi yargılamıyor. Size daha iyisini göstermeye çalışmıyor, sizden daha zeki ya da daha ahlaklı olduğunu iddia etmiyor. Değişen dünyada yıllar önce temeli atılmış etik kalıp geçerliliğini, toplum dinamiklerini ele alıyor. Ayrıca LGBT, azınlık ve kadın hakları gibi problemlere de değiniyor.

Verilen kararların yanında, farklı oynanış mekanikleri olarak The Red Strings Club’da, üç adet mini oyun da mevcut. Barmenlik, çömlekçilik ve tuşlu telefon kullanma. Bu şekilde ifade ettiğimde kulağa ilginç gelmiyor olabilir ancak her mini oyunun kendine özgü bir albenisi var. Barmenlik yaptığımız sırada, hazırladığımız kokteyller ile müşterilerimizin ruh hallerini etkileyebiliyoruz, böylelikle sorularımıza aldığımız cevaplar da baskın olarak hislerine göre değişiklik gösteriyor. Çömlekçilik mini oyunu için de benzer bir duygu manipülasyonu geçerli. Telefon kullanılan kısım ise aslen bir çeşit bulmacanın bir parçası. The Red Strings Club bu üç aktiviteyi farklı zamanlarda kullanarak oyuncunun dikkatini üzerinde tutuyor.

GÖZ ATIN  Mega Man Sinema Filmi Oluyor

Oyunun görselleri piksellerle hazırlamış. Eğer benim gibi bir külüstür dizüstü kurbanı iseniz bilgisayarınızı hiç yormayacak ve zorlamayacak minimum gereksinimlere sahip olmakla birlikte gerek kullanılan renk skalası gerekse piksel sanatının kendine has çekiciliği ile siberpunk temasının ışıltısını yansıtmayı başarıyor. Fingerspit tarafından bestelenen müzikleri ise görsel olarak yakalanan ambiyansa uygun ayrı bir tat katarak, oyunun ve şehrin derinliklerine çekiyor. Burada yalan söylemeyeceğim, benim için bir takım oyunların (Silent Hill Serisi, Child of Light, The World Ends With You vb) müzikleri vardır ki daimi dinleme listemde yer edinmişlerdir. The Red Strings Club’ın albümü benim için bu klasmanda olmasa da, özellikle synthwave ve benzeri tarzdaki türlerin severlerinin beğeneceğini düşünüyorum.

The Red Strings Club oldukça kısa oynanış süresine sahip, ortalama üç saat. Her ne kadar oyunun hikayesinde izlenebilecek farklı rotalar ve her rotada edinilebilecek farklı bilgiler olsa da, yapılan seçimler oyunun sonunu pek değiştirmiyor. Birden fazla kez oynamak için sebepler olsa da, fiyat – performans açısından değerlendirirken 15 dolar için biraz kısa sürdüğünü, damağımda tadı kalmasına rağmen doyuramadığını eklemeliyim. En azından Steam ücreti 25 lira, dolar üzerinden hesaplanan fiyatı değil, değerinin çok daha altında.

Oyunun Steam sayfasına buradan ulaşabilir veya tanıtım videosunu izleyebilirsiniz. Keyifli oyunlar dilerim!

  • 7
    Shares

1991 yılında, Tekirdağ’da doğdum. İlk ve orta öğretimimi Tekirdağ’da tamamladıktan sonra, İstanbul Üniversitesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü, bir adli tıpçı olma umuduyla kazandım. Türkiye’de adli tıbbın, küçük yaşlardan beri televizyonda izlediğim gerçek suç programlarında gösterildiği gibi olmadığını fark etmemle birlikte, hayal kırıklığına uğrasam da zaman içerisinde kendime yeni hayaller edinmeyi öğrendim. Bilimkurgu, fantastik kurgu, masaüstü oyunlar ile bilgisayar oyunları hobilerimden önde gelenler arasında ve bunların birleşiminden ortaya çıkan yapımlar benim için kısa zamanda bir tutkuya dönüştü.

The Red Strings Club: Barmenlik, Siberpunk ve Ahlak için 3 yorum

  1. Nemo dedi ki:

    Gods Will Be Watching oynamıştım. Bazı kısımları yaratıcılığı sonuna kadar zorluyordu. Özellikle işkence kısımlarını çok beğenmiştim. Bu oyunda da kendine özgü tat var anladığım kadarıyla.


  2. akaiabe dedi ki:

    İki oyunu bundle olarak birlikte almama rağmen, Gods Will Be watching bende ekranın sürekli yanıp sönmesi sorunu verdi. Steam’den baktığımda bu sorunla tek karşılaşan ben değilmişim ama bir çözüm bulamadığım için oynayamadım maalesef, bu yüzden bir şey diyemeyeceğim ne kadar benzer oldukları hakkında.


  3. Nemo dedi ki:

    Merak edenler için oyun Steam’de %50 indirimle 12,50 TL bu arada. Haberiniz olsun.


The Red Strings Club: Barmenlik, Siberpunk ve Ahlak

Eğer elinizde olsa depresyonun, tecavüzün ve cinayetlerin olmadığı bir dünya yaratır mıydınız? Mutsuzluğu, hayal kırıklıklarını, kızgınlığı ve başkaldırıyı kaybetmeyi göze alarak.

  • 7
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla İnceleme, Oyun
The Wire: Televizyon Tarihinde Rönesans

Yaptığı her işle ses getirmesini başaran HBO’nun önemli dizilerinden The Wire'ı konuşuyoruz.

Kapat