in ,

The Suicide Squad İncelemesi: James Gunn’dan Amacına Hizmet Eden DC Filmi

James Gunn’ın beklenen filmi The Suicide Squad incelemesi sizlerle. Ünlü yönetmenin DC Sinematik Evreni macerası, istenileni vermeyi başarabildi mi?

The Suicide Squad İncelemesi: James Gunn

James Gunn imzalı yeni DC Sinematik Evreni filmi The Suicide Squad incelemesi sizlerle. Öncelikle kartlarımızı açmamız lazım, beklentilerimiz neydi, filmden ne aldık, film bize ne öğretti?

İkinci fragmanda karşımıza çıkan filmin kötüsü dev denizyıldızını görmemizden sonra aklımda bir fikir oluşmuştu. The Suicide Squad muhteşem alt metinlerle dolu, size hayata dair yeni bakış açıları sunacak bir film olmayacaktı, bu belliydi. James Gunn hem eğlenceli bir film çekecekti hem de önceki İntihar Timi’ni unutturmaya çalışacaktı. Fakat böylesine bir film olmasını da beklemiyordum.

Salondan çıktığımda filmin bana anlattığı bir şeyler vardı, fakat bu hayata dair yeni fikirler değil, sinema sektörünün doğrultusu hakkında olmuştu. Fakat gelin, yine de her şeyi sırayla ele alalım.

The Suicide Squad İncelemesi: Önce Görsellik

James Gunn’ın elindeki teknolojiyi sonunda kadar kullandığı belli. Kamera açılarını başarılı bir şekilde kullanması ve sahne geçişlerindeki yumuşaklık izleme keyfini kesinlikle artırıyor. Aksiyon sahnelerinin akışı sizi daima filmin içinde tutuyor ve etrafınızda olan biteni rahat bir şekilde izlemenize olanak sağlıyor. Filmin ilk dakikalarından itibaren sadece kadrajın ortasında değil çevresine gizlenmiş ufak tefek ayrıntı yüzünüze gülücük yerleştiriyor. Aynı zamanda Gunn olayı anlatmak için sadece karakterlerin konuşmalarına bel bağlanmamış, atmosferi de kullanmayı çok iyi başarmış.

The Suicide Squad İnceleme

Yönetmen filme +18 ögeler eklemeyi ihmal etmemiş. Hatta bazı noktalarda bu öyle abartılmış ki, o atılan tweetler gerçek miydi? diye düşündürüyor. Yetişkin izleyici kitlesini güldürmek amacıyla konulmuş bu sahneler genel anlamda basit bir komedi unsuru olarak kalmış.

Çizgi roman severlere selam duran sahneler ise özellikle içinizi ısıtıyor. Özellikle zaman atlama sahnelerinde konulmuş olan belirteçler tıpkı bir çizgi roman panelinden çıkmış gibi. The Watchmen filmindeki gibi birebir alıntılar olmasa da James Gunn renkli sayfalardan yaptığı alıntıları göstermekten çekinmemiş. Bu da size tüketmeniz için bir eser ortaya koymuş olan yazarla aslında aynı noktada olduğunuzu gösteriyor. Son zamanlarda özellikle süper kahraman işlerinde uzak kaldığımız bu his James Gunn’ın The Suicide Squad filminde biraz biraz canlanmış gibi gözüküyor.

Belki de sinema sektöründe gelişen teknoloji ile birlikte bahsetmek biraz saçma olsa da, özel efektlerin oldukça başarılı bir şekilde kullanıldığını söylemekte fayda var. Yürüyen dev denizyıldızlarının, konuşan köpek balıklarının ve amansızca kafaları patlayan insanların olduğu böylesine bir filmde görsel efektlerin önemini bir kez daha anlayabiliyorsunuz. James Gunn’ın kanlı bir film çektiğine dikkat çekmek gerekiyor. Dahası, Gunn bu kanlı sahneleri sonuna kadar göstermekte oldukça ısrarlı. Pompalı tüfekle suratından vurulan, yanarak can veren, konuşan köpek balığı tarafından tek hamlede ortadan ikiye ayrılan karakterleri müzikle birlikte ve dramatik etkilerle veriyor. Bu sahneleri oldukça başarılı bir şekilde aktardığını düşünüyorum, fakat asıl sorun bu sahnelerin hikâyeyi ne kadar ilerletebildiğindeydi. Tarantino filmlerindeki gibi kovalarca kan hikâyeyi yüzdürüp daha iyi bir noktaya taşıyabilseydi, belki de James Gunn bu filmle kültlerin arasına bile girebilirdi.

Bu nokta bizi ikinci konuya götürüyor.

Hikâye Ne Anlatıyor?

The Suicide Squad

Belki de sinemanın bu kadar sevilmesindeki en önemli etken de budur. Herkes eserden farklı bir şey alarak çıkar. Batman v Superman filminden çıkan bir kişi sevginin her şeyi yenebileceğini öğrenirken aynı filmi izleyen başka biri, kurşun işlemeyen bir uzaylının kafasında lavabo kırmanın bir şey değiştirmeyeceğini anlayarak çıkabilir. Farklı gözler farklı şeyleri algılıyor olabilir. The Suicide Squad da aynı duygular barındırıyor içinde. James Gunn bize ne anlatmaya çalıştı?

Yönetmen belki de bize hiçbir şey anlatmaya çalışmadı. Her izlenen şey illa bir anlam içermek zorunda değildi belki de. İki buçuk saatlik bir süre boyunca güldüyseniz, eğlendiyseniz ve bazen de gözünüzü kırpmadan izlediyseniz bu aslında yeterlidir. Kim bilir, yönetmen tamamen bu duygularla böylesi devasa bir projenin arkasına geçti. Her izlediğimiz film hayata farklı bir bakış açısı getirmek zorunda değildir. Bu şekilde düşünüp The Suicide Squad yazısını gördükten sonra beyninizde oluşan tüm elektriksel dalgalanmaları kapatabilirseniz, o zaman gerçekten muhteşem geçecek olan iki buçuk saat sizi bekliyor olabilir.

Yine de filmin hakkını yememek lazım. İlk filme göre kendi içerisinde daha tutarlı ve mantıklı olay akışı sunmayı başarabilmiş. Ergen Joker’ın garip ve anlamsız sahneleri yerine -tahmin edilebilir- karakter gelişimleri koymaya çalışılmış ve bu gelişimleri olaylar içerisine yedirerek anlatmayı başarmış. Böylece ilk filmin düştüğü hataya düşmeden hem merak unsurlarını korumuş hem de izlediğimiz karakterlerin motivasyonlarını ortaya koymuş.

Senaryo da şimdiye kadar izlediğiniz en karmaşık anlatılardan birisi değil. Fakat eklenen bir iki küçük nokta sayesinde daha ilgi çekici olmayı başarmış. Özel yetenekleri olan Harley Quinn, Bloodsport, Peacemaker ve diğer Task Force X üyeleriyle birlikte Corto Maltese adasında bulunan bilimsel Nazi üssü Jotunheim’ı yok etmekle görevlendirilirler. Ekip çeşitli maceralar sonrasında The Thinker sayesinde Denizyıldızı Projesi’nden haberdar olurlar. Daha sonra Amerikan Devleti’nin bu projeye dahil olduğunu anlarlar. Grup içerisinde özellikle bu bilgilerin yok edilmesi adına görevlendirilen Peacemaker, Rick Flag ile kavgaya tutuşur. Olaylar sonucunda Denizyıldızı Projesi adı altında Jötunheim’da tutulan Starro the Conquerer serbest kalır ve şehirde kaosa sebep olur. Bu noktada kötü ama kalplerinde iyi olan karakterlerimiz bir karar vermek zorundadır. Ya şehri kaderine terk edip masumların ölmesine göz yumacaklardır, ya da kahraman olacaklardır.

suicide squad karakterler

Tabii ki filmi hangi açıdan izlediğinize göre aldığınız keyif değişiyor. Eğer hiçbir şey düşünmeden, izlerken kendinizi yormayacak bir film arıyorsanız The Suicide Squad tam sizlik bir film olabilir. Bu açıdan bakıldığında James Gunn gerçekten çok iyi bir iş başarmış durumda. Kolayca takip edilebilir olay örgüsü, senaryoyu biraz renklendirecek ayrıntılar, izleyiciyi yormayacak kadar karakter gelişimi bolca aksiyon ve tebessüm ettirecek birkaç espriyle bezeli bir film var karşımızda. Tüm bu elementleri tam kıvamında vermek oldukça zor olsa da Gunn bu işin altından kalkmışa benziyor.

Şu Karakterlere Biraz Daha Bakalım

İzlediğimiz karakterler için ayrıca bir başlık açmanın yararlı olabileceğini düşünüyorum. İlk filmdeki gibi karakterlerin tek tek geçmişlerinde yaşadıklarıyla birlikte tanıtılmasından ziyade, akış içerisinde kendilerini anlatmalarının bu filmin en avantajlı yönlerinden birisi olduğunu düşünüyorum. Fakat yine de aksiyon sahnelerinin arasında sıkışıp kalmış, bir iki cümle ile geçiştirilmiş etik ve ahlaki prensiplerin çığlıklarını duydum. Ekibimiz bir noktadan diğerine ilerlemekle o kadar meşgul ki beraber ölüme gittiği arkadaşına prensiplerinden bahsetmeye fırsat bulamıyor. Ekibin tüm insanı ve duygusal yükünü Ratcatcher 2 yüklenmek zorunda kalıyor. Nanaue’nin insan yemediği ve Bloodsport’un birilerini öldürmediği anlarda neler düşünebileceğini ancak grubun tek kadın üyesi olan Ratcather 2 üzerinden anlayabiliyoruz.

Sadece bir mesaj vermek için ortaya çıkan karakterlerimiz de var. İlk gördüğün andan itibaren “bu kesin ölür” dediğiniz kişiler de çıkıveriyor karşınıza. Görevini yapıyor, izleyicinin o anda bilmesi gereken bilgiyi veriyor ardından etkileyici ve kanlı bir şekilde ölüyor. Büyük ihtimalle James Gunn bu karakterleri hikâyeden çıkarmak için sarf edeceği gayreti daha fazla patlama ve yavaşlatılmış çekim için harcamış.

Karakterler arasında en çok merak ettiğim ise belki de film boyunca hiç konuşmayan Weasel oldu. Hakikaten nereye gitti o?

İntihar Timi incelemesi

Ve Son Olarak Müzikler

Film boyunca size bu macerada eşlik eden müzikler oldukça keyifli. Tam zamanında giren tınılarıyla filmden aldığınız keyfi biraz daha artırdıkları kesin. Doğru şekillerde yerleştirilmiş müziklerle yavaş çekimde havada süzülen mermiler gerçekten daha etkileyici görünüyor.

Yani, Ne Diyorsun Şimdi?

The Suicide Squad filmi hiçbir şey düşünmeden izleyebileceğiniz sizi yormayacak ama aptal yerinde de koymayacak bir film. Eğer filmin size bir şeyler katmasını bekliyorsanız, kesinlikle bunu beklemeyin. Size vermek istediği bir mesaj yok. Dünyayı yok etmeye çalışan, insanlar tarafından kötü yapılmış uzaylı bir denizyıldızı ve onu durdurmaya çalışan bir grup anti kahraman var. Bir de silahlar, patlamalar, dövüşler ve kaslı adamlar.

Şimdiden iyi seyirler.

Sizler filmi izlediniz mi? The Suicide Squad filmi hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum üzerinden bizimle paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Oğuzhan Açıkalın

Gedikli bir çizgi roman geek’i olmasam da beyaz sayfalara doluşmuş renkli resimleri her zaman ilgiyle takip ettim. Çünkü resimlerin ve kelimelerin bizi olduğumuzdan daha iyi bir yere taşıyacağına inanıyorum. Kısa kısa hikâyeler yazıyorum, edebiyatın her türlüsüne ilgi duysam da bilimkurgu konusunda kendimi geliştirmeye çalışıyorum.

Gun Honey dizisi çizgi roman

Gun Honey Grafik Romanı Diziye Uyarlanacak

Zeyna ve Gabrielle Xena: Warrior Princess

Zeyna ve Gabrielle Yıllar Sonra Yeni Bir Dizide Yeniden Bir Arada