in ,

Zaman Çarkı 2. Bölüm İncelemesi: Gölgenin Beklediği Yer

The Wheel of Time 2. bölüm incelemesi sizlerle. Zaman Çarkı macerası, ilkine göre daha oturaklı bir bölümle karşımıza çıktı.

The Wheel of Time 2. Bölüm İncelemesi

The Wheel of Time 2. bölüm incelemesi sizlerle. Zaman Çarkı açılıştan sonra nasıl bir devam bölümüyle geldi?

Yazımıza Zaman Çarkı dizisinin ikinci bölümünün ilkine göre daha oturaklı olduğunu söyleyerek başlayabiliriz. (1. bölüm ile ilgili hazırladığımız inceleme için buraya tıklayabilirsiniz.) Genel olarak bölümün ilerleme hızı bir öncekiyle kıyaslandığında kesinlikle daha iyi kotarılmış. Karakterlerimizi biraz daha yakından tanımaya başladığımız, onların kişiliklerine dair bazı ipuçlarını yakaladığımız bir bölüm var karşımızda. Kendi küçük köylerinin dışına ilk kez çıkan İki Nehirlilerin, dünyadaki tehlikelerden uzak ne kadar korunaklı bir yaşam sürdüklerini ve yeni hayatlarında rüyalarında dahi güvende olmadıklarını bu bölümde fark ediyoruz.

The Wheel of Time 2. Bölüm: Geride Kalanlar

İki Nehir’den ayrılan karakterlerimizin her birini geride bıraktıkları hayatın yasını tutarken görüyoruz. Bir daha eve dönemeyeceklerinden korkan gençlerimiz duygusal olarak yıkılmış durumda. Mat kız kardeşlerini güvenmediği ailesiyle yalnız bıraktığı için tedirginken, Egwene gözleri önünde ölümüne sürüklenen Nynaeve’in yokluğunun şoku içinde. Bir yandan Perrin eşini kaybetmenin daha doğrusu yanlışlıkla eşinin canına kıymasının acısıyla baş etmeye çalışırken, Rand’in hala Moiraine’in otoritesini ve amaçlarını sorgularken buluyoruz. Tüm bunlarla birlikte, Moiraine’in yarası yüzünden gün geçtikçe güçten düşmesinin Lan’i ne kadar endişelendirdiği de ortada.

Karakter Gelişimi

Zaman Çarkı serisinin öne çıkan özelliğinin Robert Jordan’ın detaylı karakter analizleri ve yarattığı karakterlerin seri boyunca nasıl geliştiklerini ustalıkla aktarması olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. İki Nehirli beş gencin yolculukları boyunca nasıl değiştiğini, kişisel olarak ne kadar yol kat ettiklerini ekranda izleyebileceğim için inanılmaz mutluyum. Dizinin bu bölümü, kimi karakterlerinin jenerik özelliklerini temellendirirken bir yandan da onlara büyüyüp gelişmeleri için alan tanımayı da ihmal etmiyor.

Zaman Çarkı Dizisi karakterler

Örneğin Rand’in ne kadar inatçı ve bazı noktalarda yaşından ve öfkesinden dolayı otorite figürlerine nasıl ayak direttiğini, Moiraine’nin planlarına kafa tutuşundan fark ediyoruz. Aynı şekilde Mat’in kitaplarda daha sonradan ortaya çıkan ortamdaki buzları kırıp insanların arasındaki çatışmaları nasıl sağduyuyla kontrol edebildiği dizide şimdiden tesis edilmeye başlanmış. Perrin’in de kurtlarla ilk karşılaşması bu bölümde oluyor. Biraz ne olduğunun tam anlaşılamadığı bir sahne olduğunu düşünüyorum. Kurtlar müthiş cana yakın gözükürken, Perrin’in dehşete kapılması kafalarda soru işaretinden başka bir şey uyandırmıyor. Umarım ilerleyen bölümlerde daha doğal bir bağın geliştiği sahneler görebiliriz.

Tek Güç’e Dokunmak

Egwene’in Tek Güç’e dokunabileceğini fark eden Moiraine onun da günün birinde kendisi gibi bir Aes Sedai olabileceğini söyler. Nasıl bir yeteneği olduğunu ve bu yeteneğin eğitildiği takdirde nasıl bir güç vaat ettiğini idrak eden Egwene’in bir yandan böylesine bir gücü arzularken bir yandan da Aes Sedai olmanın getirdiği yükü kaldıramayacağını düşünür. Moiraine’in Egwene’e Üç Yemin’i anlattığı ve fiziksel olarak bir Aes Sedai’ın yalan söyleyemeyeceğini ancak söylediği doğruların etrafında nasıl zekice hamleler yaparak karşısındakini manipüle edebileceğini işaret ettiği konuşmaların özellikle “Aes Sedai”lığın tam olarak ne olduğuna dair kafalarda oluşan birtakım sorulara bir nebze olsa da yanıt veren bir bölüm olduğunu düşünüyorum.

Muhafız Bağı

Bu bölüm özelinde en iyi yansıtılmış ilişkinin Moiraine ve Lan arasındaki bağ olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Moiraine’nin görevi uğruna nasıl sert kararlar alabileceğini ve sorumlulukları çerçevesinde aldığı kararların her daim asıl görevine hizmet ettiğini, kendisi için en önemli olan şeyin görevini layığıyla yerine getirmek olduğunu dizi net bir biçimde yansıtıyor. Öte yandan Lan içinse mühim olan tek şeyin Moirane’i korumak olduğunu bu bölümde dizi iyice netleştiriyor. Bunu açıkça Rand’in Moirane’e doğru bir adım atacakken aralarına girdiği sahneden, Beyazcüppelilere karşı konuşma şeklinden ve tehlike anında Moirane’nin dinlenebilmesi için trollocların dahi girmeye cüret etmediği lanetli bir şehre girmesinden anlayabiliriz.

Zaman Çarkı 2. Bölüm İncelemesi

Manetheren’in Şarkısı

“Manetherenliler Karanlık Varlık’ın ayağındaki diken, kollarına dolanmış sarmaşık gibiydi. Gölge’ye diz çökmeyen Manetheren’in şarkısını söyleyin. Kırılamayan kılıcın, Manetheren’in şarkısını söyleyin.”
– Dünyanın Gözü

Zaman Çarkı serisinin en ikonik anlardan biri olan, Moiraine’nin İki Nehir halkına Manetheren’in öyküsünü anlattığı kısmı ilk bölümde görmeyince ne yalan söyleyeyim bir içim sızlamıştı. Yazılmış en etkili ve hüzünlü tiratlardan biridir; Moiraine’nin köyleri trolloclar tarafından yakılmış, aileleri katledilmiş insanlara atalarının nasıl Karanlık Varlık’ın ayağındaki diken olmayı başardığını anlattığı kısım.

Bu nedenle 2. bölümdeki Weep for Manetheren şarkısı ve ardından Moiraine’nin Manetheren’ın düşüşünü anlattığı kısım oldukça çarpıcıydı. Unutulmuş tarihin dehşeti karakterlerimizi derinden etkilediğine şahit oluruz. Şarkının hikâyesini, ilerleyen sezonlarda karakterlerimizin başına gelecek pek çok şeyin de önceden habercisi gibidir. Yıllar sonra dönüp şarkının hikâyesini yeniden izlediğimizde Moiraine’nin konuşması sırasında, kameranın hangi yüzlere hikâyenin hangi kısımlarında odaklandığına dikkat edip, daha ikinci bölümden belliymiş diyeceğimize eminim.

Gerçek Kötü Kim?

İlk bölüm özelinde trolloclardan daha korkunç bir şey düşünemezdik. Günün sonunda tüm köyü katlettiler. The Wheel of Time 2. bölümde ise gölgenin beklediği yer olan lanetli şehir Shadar Logoth ve sözde ışığın çocukları olarak her daim iyinin hizmetkârları olduğuna inan dindar grubun ne kadar ürkütücü olabileceğini görebiliyoruz.

Bununla birlikte Moiraine’nin bu dünyada trolloclardan daha kötü şeyler var derken ne demek istediğini de bölümün ilerleyen kısmında öğreniyoruz. Bir yandan düşünecek olursak eğer, eli silah tutan bir grup insan bir trollocla dövüşebilir. Hatta şanslıysa yenebilir de. Ama koca bir trolloc ordusunu yok ettiğine şahit olduğumuzdan Aes Sedaiların ne kadar güçlü olduğunu da biliyoruz. Ancak 2. bölümün açılış sahnesinde görüyoruz ki sıradan insanlar olan Beyazcüppeliler, Aes Sedaiları avlayıp onları yakarak öldürüyor ve hatta Aes Sedai yüzüklerini ödül gibi kemerlerinde sergiliyorlar. Bu bağlamda esas kötünün karanlık varlığın yaratıkları mı yoksa kendilerine ışığın çocukları diyen ve vahşice bir Aes Sedai’ı yakan Beyazcüppeliler mi olduğuna karar vermek oldukça zor. Bana soracak olursanız Sorgucumuz Eamon Valda’nın (Abdul Salis) performansı kesinlikle tüyler ürperticiydi. Hem açılış sahnesindeki acımasızlığı hem de Moirane’nin kişisel alanını ihlal ederek etrafında dolandığı sahne gerçek anlamda nasıl antagonist canlandırılır dersi gibiydi.

The Wheel of Time 2. bölüm inceleme

Adaletin peşinde ışığın yolunda gittiğine inanan Beyazcüppelilerin kendi içlerindeki çarpık güç dinamiklerini, acımasızlıklarını o kadar iyi ekrana aktarmışlar ki eminim kitabı okumayan izleyicilerin bu bölümden sonra amaçlarını en çok merak ettikleri grup Beyazcüppeliler olmuştur.

Shadar Logoth

Bir zamanlar Aridhol olarak bilinen şehir, Trolloc Savaşları zamanında dünyanın geri kalanıyla iletişimlerini kesecek şehri çepeçevre saran duvarlar inşa ederler. Savaş bittiğinde şehrin duvarlarını yıkanlar tamamen karanlığa teslim olmuş bir yerle karşılaşırlar. Öyle ki sanki yaşayan tüm varlıklar buharlaşıp uçmuş gibi geriye kimseden eser kalmamıştır. Bu nedenle şehre Eski Dil’de Gölgenin Beklediği Yer anlamına gelen Shadar Logoth adı verilmiştir. Shadar Logoth’un tekinsiz gizemli havası kesinlikle çok iyi yansıtılmış. Shadar Logoth’a girdikleri sahne ve orada geçen tüm diyaloglar inanılmaz etkileyiciydi. Kitaplara göre pek çok şey atlanmış olmasına rağmen, Lan’in şehrin neden lanetli olduğunu anlattığı sahne ve ardından karakterlerimizin neden trollocların dahi şehre girmek istemediklerini fark etmelerine yol açan olaylar gayet iyi ekrana taşınmış.

Mat ile Perrin aralarında geçen konuşma da dostluklarının saflığını gözler önüne seriyor.  Mat’in arkadaşını rahatlatmaya çalışması, aralarındaki dostluğun ne kadar sağlam olduğunu gösterirken bizlere, bir yandan da Mat’in dostları için neleri feda edebileceğini şimdiden temellendirmiş oluyor. Belki sadece ölen eşinin anısını yaşatması için bıçağını veriyor Perrin’e, ama bir yandan da biliyoruz ki o bıçak Mat’in üstündeki kendisini tehlike anında savunabileceği tek alet. Şans bu ya, bıçağı verdiği akşamın ilerleyen saatlerinde rüyasından tedirgin bir biçimde uyanıp adeta şehrin kendisi tarafından dostuna verdiği bıçağın yerine koyabileceği bir hançer bulması için çağrılıyor. Üstelik hançer eski bıçağından kat be kat daha değerli görünüyor. Talihin çoğu zaman onun etrafında beklenmedik desenler yarattığını görmüş oluyoruz. Şimdilik kitaptan tat kaçıracak detaylar vermeyelim, şans diyelim geçelim. Fakat seriyi okuyanların kıs kıs güldüğünü duyabiliyorum.

Shadar Logoth Zaman Çarkı incelemesi

Shadar Logoth’un içten içe tüm yaşamı ele geçiren mistik varlığının karakterlerimizin yollarının ayrılmasına yol açan sekansın olabilecek en iyi şekilde tasarlandığını düşünüyorum. Kitaplardaki gibi yapılmaya çalışılsaydı; hiç kimsenin karakterlerimizin Shadar Logoth’dan sağ çıkmış olmalarına ihtimal vermezdi. Perrin ve Egwene şehrin surlarından nehre atlayıp kaçmayı başarırken, Rand ve Mat onların aksi yönündeki bir lağımdan nehre atlar. Lan ise iyice güçsüz düşmüş Moiraine’i alıp Shadar Logoth’a girdikleri yönden çıkar. Bölüm boyunca tedirgin gördüğümüz Lan, dışarı çıktıklarında Moiraine’in sağlığı yüzünden öylesine endişelidir ki boynuna dayanan bıçakla birlikte bizde en az onun kadar şok oluruz.

Nynaeve al’Meara sen nelere kadirsin! Birkaç gün önce koskoca trolloc ordusunu korkusuzca kılıçtan geçirmiş muhafızın boynuna bıçak dayıyorsun. İşte Nynaeve sevgili okuyucular! Suratına kükreyen trolloc’a çığlık atan, arkadaşlarının güvenliği için yeryüzü üzerindeki en yetenekli kılıç ustasını tehdit eden kudretli Hikmetimiz. Diyecek sözüm yok. Daha iyi bir karakter temsili olamaz.

Toparlamak gerekirse ilk bölüme kıyasla, Gölgenin Beklediği Yer adlı 2. bölümün daha derli toplu ve sağlam karakter temellendirmelerinin olduğu bir bölüm olduğunu söyleyebilirim.

Peki ya sizler The Wheel of Time 2. bölüm için neler düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da bizlerle paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Merve Akartuna

1994, İstanbul doğumluyum, Galatasaray Üniversitesinde felsefe lisans eğitimimi aldıktan sonra Université de Strasbourg’da yüksek lisansımı tamamladım. Kendimi bildim bileli okumaktan ve yazmaktan muazzam keyif almışımdır. Aristoteles kadar Robert Jordan’a düşkünüm. Fantastik kurgunun zihni özgürleştirici gücüne inancım tam. Sevdiğim yazarların yarattıkları evrenlerde zaman algımı kaybetmeye bayılıyorum. Varlığım sürdükçe merak ettiklerimi sorgulamaya, arzu ettiklerimi okumaya ve düşündüklerimi yazmaya devam edeceğim.

2 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for Waxillium Waxillium dedi ki:

    Aes Sedai’lerin güce erişimini engelleyen bir bitki çayı vardı, işte onun keşfini Beyazpelerinlere yazdılar bence. Çok da iyi oldu güç dengelendi. Nynaeve’in keşiflerine kadar böyle gider. Ben beğendim.

  2. Avatar for dikomerro dikomerro dedi ki:

    Olabilir ancak el kesme olayı gereksiz kalıyor. İşkence için olsa sadece el kesmekle kalmazdı. Bence ufak bir lore değişikliği yaptılar. Aes Sedailer el temelli yönlendirme öğreniyordu(kitapta tam olarak böyle tanımlamıyor olabilir :p) ancak zorda olsa farklı türlü yönlendirebiliyorlardı, bunu sadece öğrenilenle sınırlamışlar muhtemelen.

Söyleyeceklerin mi var? Forum'a gelip sohbete katıl.

Kimdir Bu Mitat Karaman? Filmi

Kimdir Bu Mitat Karaman? Filmi Geliyor: Doğu Yücel’in Polisiye Romanı Sinemaya Uyarlandı

Şairin Romanı - Murathan Mungan | Haftanın Kitabı #198

Şairin Romanı – Murathan Mungan | Haftanın Kitabı #198