in ,

Zaman Çarkı 4. Bölüm İncelemesi: Yenidendoğan Ejder

The Wheel of Time 4. bölüm incelemesi sizlerle. Zaman Çarkı’nın ekran uyarlaması, yolculuğuna doğru şekilde ilerlediğini gösteren örneklerle devam ediyor.

the wheel of time 4. bölüm incelemesi

The Wheel of Time 4. bölüm incelemesi sizlerle. Egwene ve Perrin Tenekecilerle birlikte Yaprağın Yolunu izleyecek mi? Perrin balta ve çekiç arasında karar vermesi gerektiğinde eli hangisine gidecek? Yaratıcı çekice mi uzanacak eli yoksa yok edici baltaya mı? Thom kol kanat gerdiği Rand ve Mat’i tehlikeden uzak tutabilecek mi yoksa tehlike nerede olurlarsa olsunlar onlara bir Soluk kadar yakın mı? Fethettiği ülkenin kralını bile yanına çekmeyi başaran Logain sahte bir ejder mi yoksa Son Savaş’ta Karanlık Varlık’ın karşısında duracak olan o mu? Nynaeve rüzgârı dinlemekle mi yetinecek yoksa öfkesi içindeki cevheri dışarı vurmasına yardımcı olacak mı? Bu soruların bazılarının cevapları Zaman Çarkı 4. Bölümü ile ortaya çıkacak.


Dizinin şimdiye kadar yayınlanan bölümleriyle ilgili hazırladığımız yazılar:

1. Bölüm İncelemesi

2. Bölüm İncelemesi

3. Bölüm İncelemesi


The Wheel of Time 4. Bölüm ile Çark’ın Yeni Dönüşünü Kabullenmek

Brandon Sanderson’a dizi hakkındaki görüşleri sorulduğunda verdiği cevabı kutup yıldızım olarak kabul ettiğim günden beri yapılan değişikliklerin çoğunu rahatlıkla karşıladığımı fark ettim. Robert Jordan’ın aramızdan ayrılmasından sonra seriyi onun notlarından yola çıkarak tamamlayan Sanderson, dizinin Çark’ın bir başka dönüşünün ürünü olduğunu söylüyor. Bu açıdan yaklaşınca sevdiğimiz karakterlerin başına gelenlerin kitapta tasvir edildiği şekilde ekrana aktarılmamasına sinirlenmek yerine, Çark’ın bu yeni dönüşünün getirdiği farklılıkları keşfetmek zevk veriyor.

the wheel of time 4. bölüm incelemesi

Özellikle Dünyanın Gözü’nün neredeyse yüzde yetmişinin Rand’in bakış açısıyla yazıldığını düşünürsek dizinin diğer karakterlerin gelişimi için tanıdığı alanın, yerinde bir karar olduğunu düşünüyorum. Örneğin kitaba bütünüyle sadık kalınmış olsaydı, ilk bölümdeki muazzam Kış Gecesi Katliamı’nı izleyemeyecektik. Shire havasındaki İki Nehir’in Trolloc baltalarıyla kirletildiği sahneler büyük ihtimalle kitabı okumamış olanları, dizinin devamını izlemeye çeken anlardı. Aynı şekilde Logain’e 4. bölümden yer verilmesinin de oldukça önemli bir karar olduğunu düşünüyorum. Hem izleyiciye saidar ile saidin arasındaki fark gösterilip hem de Tek Güç’e dokunabilenlerin her birinin eşit derecede güçlü olmadığının da altı çizilmiş oldu. Sahte Ejder’e gelmeden önce bölümün diğer iki arkına bakalım.

Yaprağın Yolu

“Yaprak ona ayrılan zamanı yaşar ve onu uçurup götüren rüzgarla mücadele etmez. Yaprak hiçbir şeye zarar vermez ve sonunda yere düşüp yeni yaprakları besler.”
(Dünyanın Gözü, s.385)

Dizinin izleyicisine Tenekecilerin hayat felsefesini aktarmakta başarılı olduğunu düşünüyorum. Özellikle ömürlerini kayıp şarkıya aramaya adamış olan barışçıl topluluğun müzik yaparak dans ettikleri sahne de Egwene’in uzun zaman sonra ilk kez mutlu ve huzurlu hissettiği anda Aram’a “Belki de şarkıyı çoktan bulmuşsunuzdur,” deyişi bir yüzümüzü güldürmedi değil. Ila ve Perrin arasındaki şiddete dair olan konuşma da eşit derecede etkileyiciydi. Baltanın getirdiği yıkıcı şiddeti deneyimlemiş olan demircimizin elindeki çekiçle tekerlek tamir edişini görmek ve ardından Ila ile yaptıkları Yaprağın Yolu’na dair sohbet akıllara hemen Perrin’in içindeki çekiç-balta çatışmasını getiriyor. Ila’nın kızının başına gelenleri öğrendikten sonra Perrin’e şiddete karşı en büyük öç barıştır, ölüme karşı en büyük öç yaşamdır demesi Yaprağın Yolu’nun nasıl bir yaşam biçimi olduğunu güzelce özetlemiş oluyor. İlerleyen sezonlarda daha fazla görmeyi umduğum çekiç-balta çatışmasının ilk tohumları da bu bölümle atılmış oluyor.

Yönlendiren Erkekler ve Onları Bekleyen Hazin Son

Bölümün bir diğer hikâye arkı da Karanlıkdostu’nun peşlerine saldığı Gözsüz’den kaçmaya çalışan Rand, Mat ve Thom’un başına gelenler. Çaldıkları atlardan Mat’in bindiğinin huzursuzluğunun sanki binicisinin neden olduğu tekinsiz hava yüzünden olduğu izleyiciye rahatlıkla geçiyor. Yalnızca etrafındaki hayvanlar değil Thom da Mat’in ruh halinin endişe verici olduğunun farkına varıyor. Rand’e kendi yeğeninin başına gelenleri çarpıcı bir şekilde aktarıyor. Yönlendirmeye başlayan yeğeninin kırmızı ajah tarafından ehlileştirildikten sonra tüm yaşama hevesini kaybederek kendi canına kıyışını anlatan Thom, yeğeninin de en başta Mat gibi garip bir ruh haline büründüğünü söylüyor. Artık ozanlığından mıdır yoksa doğal karizmasından mı bilemiyoruz ama Rand, Thom’un şüphelerini haklı buluyor ve o da zor durumda olduğunu düşündüğü dostuna her zaman ne olursa olsun yanında olacağının teminatını veriyor.

zaman çarkı 4. bölüm inceleme

Bu bölümün hem en rahatsız edici hem de en tatlı sahnesinin odağı Mat. İçindeki karanlıkla mücadele ederken karşısına çıkan geceyi geçirdikleri çiftliğin küçük kızıyla olan diyaloğu özellikle kitabı okumuş olanların yüzünü güldürdüğüne eminim. Küçük kızın Mat’e onu koruması için hediye ettiği oyuncağın Birgitte figürü oluşu… Bunu yazarken dahi gülümsüyorum. Umarım ileride kendisi hakkında efsanevi hikâyeler de dinleriz ozanlardan.

Tatlı sahnemizi geride bırakıp tüylerimizin ürperdiği ana geçelim. Rand sıradan bir rüyanın olabileceğinden daha gerçek bir rüya görüyor. Elindeki “çekici” bir şiddet aracı olarak kullanan Perrin, kanlı elleriyle kararlı bir biçimde yürüyen Mat ve tüm bu rüyaların ortak noktası olan kehribar gözlü ürpertici adamın ele geçirdiği Egwene… Rüyasından uyanan Rand’in karşılaştığı manzara ne yazık ki daha iç açıcı değil. Geceyi ahırlarında geçirmelerine izin veren ailenin tüm fertleri korkunç bir şekilde öldürülmüş. Ve bu vahşetin ortasında elinde kansız hançeriyle -dikkatinizi çekerim kansız evet, kansız- sanki kendisinden saklanan karanlığın içine “Seni Görüyorum,” diyen Mat. Ardından karanlığın içinde fırlayan Myrdraal ile korkusuzca mücadele eden Thom. Evet, Zaman Çarkı çoğumuzun hatırladığından daha korkunç daha tekinsiz ve kesinlikle Thom yalnızca geçmişi bilen bir adamdan daha tehlikeli. Thom’u ve usta bıçak kullanım yeteneklerini Myrdraal karşısında ne kadar etkili olacağından emin olmadan geride bırakan Mat ve Rand atlarının üstünden korku içinde çiftliği terk ediyor. Başlarına ne geleceğini en çok merak ettiğimiz ikili kesinlikle onlar.

Beyaz Kule Siyaseti ve Sahte Ejder

The Wheel of Time 4. bölüm sayesinde izleyici Beyaz Kule’nin dinamiklerini ve Aes Sedai’ların arasındaki gerilimi fark etmeye başlıyor. Yavaş yavaş Kule hakkında daha çok şey öğreniyoruz. Örneğin kendisine Ejder diyen adamın Amyrlin Makamı karşısında mahkemeye çıkıp ardından verilecek karara göre ancak ehlileştirilebileceğini bunun dışındaki gerçekleştirilen ehlileştirme eylemlerinin kanunlara karşı olduğunu öğreniyoruz. Yeşil Ajah’ın Son Savaş’ta Ejder’in yanında savaşmak için eğitilmiş olduğunu da bu bölüm sayesinde öğrenip, Mavi Ajah mensubu olan Moiraine’in tam bir Mavi olarak diplomatik manipülasyonlarını nasıl kullandığını da daha iyi görmüş oluyoruz. Aynı şekilde bir diğer manipülatör olan Liandrin’in nasıl kamptaki herkesin aklına girmeye çalıştığını da görüyoruz. Liandrin’in asıl yüzünü Nynaeve’in hemen fark etmesi de kesinlikle çok güzel bir detaydı.

Dizinin kitaptan daha iyi yaptığını düşündüğüm tek şey -şu an için- kimi romantik ilişkileri daha iyi temellendirmesi. Kitaplarda sanki bir anda olup bitmiş gibi gözüken duygusal yakınlaşmalar dizide gelişip büyüyecek alanı kendisine bulmuş. Nynaeve ve Lan arasındaki çekiminin her yeni bölümde nasıl sağlamlaşarak ilerlediğini görüyoruz. Muhafızlarla birlikte ateş başında oturup sohbet ettikleri sahnelerin de muhafızların pozisyonunu netleştirdiğini düşünüyorum. Herkesin hizmetkârı olan Aes Sedai’larla birlikte çalışmanın muhafızları için gurur kaynağı olduğunun ifade edilmesi kesinlikle güzel noktaydı. Bununla birlikte Yeşil Ajah’ın muhafızlarıyla daha özel ilişkileri olduğunu fark eden Nynaeve’in yaşadığı şokta kitaba birebir uyan bir andı. Bölümün ilerleyen sahnelerinde Lan’in Malkier’den bahsettiğini duymak bile beni bir duygulandırdı. Umarım kendisinin kökeni hakkında daha detaylı bilgiler ediniriz önümüzdeki bölümlerde. Özellikle kadim lisan sahnesinde Yedi Kule’nin bahtsız savaşçısıyla öfkesi ardına saklanan hikmetimizin arasındaki çekim muazzam aktarılmış ekrana.

Wheel of Time Logain Cage

Öte yandan bölümün en kaotik anı kesinlikle Logain’in destekçileriyle Aes Sedai’ların arasındaki savaştı. Ne yalan söyleyeyim yönlendirme ne kadar güzel gözükse de ordular nerede, kamp neredeydi, Logain’in tutsak tutulduğu mağara nerede, kim nereden kime saldırıyor inanılmaz dağınık çekilmiş sahnelerdi. Büyük ihtimalle izleyiciye Nynaeve’in hissettiği çaresizliği ve öfkeyi hissettirmek istemiş yönetmen. Ancak o sırada Aes Sedai’ını kaybeden bir muhafızın ne denli aklını ve kontrolünü yitirebileceğini göstermeyi becerememiş. Ki bu kaybı yaşayan Stepin daha bir gece önce ateş başında Nynaeve’e bir muhafızla Aes Sedai arasındaki bağın karı-koca arasındakinden de ebeveyn-çocuk arasındakinden de daha güçlü olduğunu anlatıyordu. Ya Kerene ile düzgün ilişki kuramamış olmamdan ya da Stepin’in vahşiliğini oyuncunun tam aktaramamasından bilmiyorum ama bir olmamış hissettirdi. Daha büyük bir acı daha büyük bir yıkım bekliyordum. Logain’in ve Aes Sedai’ların örgülerinin fiziksel bir biçimde kırılmasını da inanın aklım almıyor. O nedenle bölümün bu bütünüyle mantıksız kısmını hiçe sayıp sadece sonuçlarına odaklanmak istiyorum.

Görüyoruz ki Logain’in güce erişimini engelleyen bağlar esasında o kadar da güçlü değilmiş. Ya Logain en başından beri kaçabilecek durumdaydı ve ordusunun gelmesini bekledi ya da bağları koyanlardan biri ordunun yaklaştığını fark edince bağları zayıflatarak Logain’in kırmasına izin verdi. Kitaplardan tat kaçırıcı detaylar vermek istemesem de ikinci ihtimale dair şüphe tohumları ekmekten kaçınmayacağım. Dizinin güzel tarafı kitabı okuyan bizler için dahi sürekli yeni şok edici anların yaşanması. Ki bunlardan en güçlüsü kesinlikle bir bu bölümdeki Mat’in Myrdraal’a “Seni Görüyorum” dediği an ve elbette bir de bölümün zirve noktası olan Nynaeve’in güç patlaması.

Rüzgârı Dinlemekten Ötesi

zaman çarkı 4. bölüm inceleme

Nynaeve’in yönlendirebildiği gerçeği esasında daha ilk bölümdeki Egwene ile köprünün üstünde durup rüzgârı dinledikleri sahnede ortaya konulmuştu. Ancak izleyiciye devamlı hikmetliğinden gelen bilgileriyle şifa verdiği gösterilen Nynaeve’in bir grup insana aynı anda inanılmaz boyutlarda güç çekerek şifa vermesi kesinlikle göz alıcı bir andı. Etrafındaki herkesin hayatını anlık bir öfke patlamasıyla kurtaran hikmetimizin başına neler gelecek inanın bende merakla bekliyorum. Çünkü dizi yaptığı değişikliklerle hiç beklenmedik şeyleri hiç beklenmedik şekillerde karşımıza çıkarıyor.

Aynı bölüm içeresinde Moiraine ile Lan arasında geçen konuşma sırasında Lan, Moiraine’e Logain’in Egwene kadar güçlü olup olamayacağını soruyor. Buradan anlıyoruz ki Moiraine kitaba uygun bir şekilde Egwene’in uzun zamandır görülmeyen büyüklükte bir güce erişime sahip olduğu potansiyelinin farkında. Dolayısıyla Nynaeve’in gücünün de farkında olması gerekirdi diye düşünmeden edemiyor insan. Bir başka açıdan ele almak gerekirse, Moiraine Logain’e neden senin Ejder olduğuna inanayım ki diye sorduğunda ve gerçek Yenidendoğan Ejder’in yayacağı ışığın yanında onunkinin bir mum ışığından fazlası olmadığını söylemesi sanki yaşanacakların habercisi gibiydi. Nynaeve’in gözleri kör edecek güç patlamasından sakınmak için Logain’in gözlerini kapatması tartışmasına girmek istemiyorum. Çünkü aynı bölüm içinde saidar kullananların saidin’i göremedikleri bilgisi izleyiciye tesis edilmişken Logain nasıl oldu da Nynaeve’in örgülerini gördü inanın bilmiyorum. Öte yandan dizinin yapım ekibine danışmanlık yapan Sarah Nakamura, Logain’in gördüğü şeyin saidar olmadığını açıkladı. Bakalım kim bilir belki de Nynaeve de bir ta’verendir ve Logain de ta’veren parıltısı görmüştür. Bu noktadan sonra yazacaklarım spekülasyondan öteye gidemeyeceği için yeni bölümü merakla bekliyoruz demekle yetineceğim.

Işık sizinle olsun!

Sizler de The Wheel of Time 4. bölüm için yorum ve teorilerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilirsiniz. Işık sizinle olsun!

Oyla!

Merve Akartuna

1994, İstanbul doğumluyum, Galatasaray Üniversitesinde felsefe lisans eğitimimi aldıktan sonra Université de Strasbourg’da yüksek lisansımı tamamladım. Kendimi bildim bileli okumaktan ve yazmaktan muazzam keyif almışımdır. Aristoteles kadar Robert Jordan’a düşkünüm. Fantastik kurgunun zihni özgürleştirici gücüne inancım tam. Sevdiğim yazarların yarattıkları evrenlerde zaman algımı kaybetmeye bayılıyorum. Varlığım sürdükçe merak ettiklerimi sorgulamaya, arzu ettiklerimi okumaya ve düşündüklerimi yazmaya devam edeceğim.

Love, Death robots özel illustrasyonlu kitap

Love, Death & Robots Dizisine Özel İllüstrasyonlu Kitap Geliyor

Tekinsiz Kadınlar - George R.R. Martin ve Gardner Dozois

George R.R. Martin’in Editörlüğünü Üstlendiği Öykü Antolojisi “Tekinsiz Kadınlar” Raflarda