Türk Halk Kültüründe Memoratlar ve Halk İnançları: Gerçeğin Dışına Akademik Bir Yolculuk

Hacettepe Üniversitesi'nden Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu'nun editörlüğüyle hazırlanan Türk Halk Kültüründe Memoratlar ve Halk İnançları'nı inceledik.

Farkında olmaksızın bir geleneği etken veya edilgen olarak (ya da ikisi birden) icra etmiş olabileceğiniz hiç aklınıza gelir miydi? Ya da arada sırada karşılaştığınız, anlatıcının samimiyetinin tesiriyle gerçek mi yoksa hurafe mi olduğunu kestiremediğiniz bazı hikâyelerin sözlü bir geleneğin parçası olabileceğini düşünür müydünüz ? Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu‘nun önderliğini yapmış olduğu, Akçağ Yayınları’ndan çıkan Türk Halk Kültüründe Memoratlar ve Halk İnançları‘nı okuyana kadar bunların varlığından ben de haberdar değildim.

Sahi, üniversite yurdundayken birinin üreticisi, diğerininse dinleyicisi sıfatıyla iştirak ettiğim sözlü geleneğin icrasında rol aldığımı nereden bilebilirdim?

Okul yurdunda bir gece vakti, diğer oda arkadaşlarımla beraber sayıklayan ama bir türlü uyanamayan oda arkadaşımızın başındayken, çaresizlikle ve içgüdüsel bir deva arayışıyla hızlı hızlı Fatiha suresi okumaya başlamamın nereye varacağını ve şimdi bakınca, aslında ne olduğunu bilemezdim. Nefesimi yettirememenin verdiği yetersizlikten ötürü, vazifeyi gerginlik içerisinde netice bekleyişindeki diğer oda arkadaşıma havale etmemin atmosferi daha da gerginleştireceğini kestirememiştim. Arkadaşımız uyanınca, geri kalanların beni ve uygulamamı takdir etmesini hiç beklememiş, yaşananların ertesi sabah duaya direnen bir cin hadisesine yorulacağını aklıma bile getirmemiştim.

Bir başka örnek de, birincil tanıklarından birinden işiterek “icrasına” ortak olduğum hikâye. Yine bir gece vakti, yurt odasının bir köşesinde, “üç harflileri” (cinlerden korkan kişiler cümle içerisinde onları anmaları gerekirse isimlerini duyup da gelirler korkusuyla bu tür tabirler kullanırlar) gördüğünü söyleyerek bir haykırıp bir sakinleşen ve her krizle birlikte sayıklamalarının şiddeti artan oda arkadaşlarını sakinleştirmeye uğraşılması; krizin şiddeti arttıkça onu sakinleştirmeye çalışanların da, itiraf edemeseler de, etkilendiği gerçeği; sayıklayan oda arkadaşları güç bela sakinleştikten sonra, içlerinden birinin odanın ortasındaki sofra artıklarını ve halıya dökülmüş ekmek kırıntılarını hızlıca temizlemesinin (bazı rivayetlere göre, cinler o türden israf ve kirliliğin etrafına üşüşür) ardından başka gerginliklerin yaşanmadığı o geceyi.

Bilemezdim. Bilemezdim, deneyimleyerek ve dinleyerek icra edilmesine katkıda bulunduğum bu iki olayın “memoratların” kapsamına girdiğini. O tip deneyimlerin okul yurtlarında yaşanmasının sıklığından bu zamana kadar habersizdim. Bilemezdim, evlerinden ilk defa ayrılan çoğunluktan oluşan, zihinleri gelenek ile çağdaş yaşantı arasında gidip gelen gençlerin içsel gerginliklerini nasıl dışa vurabileceğini. Ve o dışa vurum karşısındakilerin, çaresizliğin tesiriyle taranan çözümler reçetesi içerisinde en sık, geleneksel çözüm tertiplerine başvurduğunu.

Zaten nereden bilebilirdim? Oluşum ve icra biçimi gereği kısıtlı bir alana ve zamana hapsolmuş, yaşatanının bile adını duymamış olabileceği bir geleneği.

Elbette bilenler vardı; araştırmacılar, uzmanlar, folklora ve kültüre özel merak duyanlar vs. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Halk Bilimi Bölümü’nden Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu ve öğrencileri de o grubun içindeydiler. Özellikle onları anmamın sebebiyse, çalışmaları neticesinde oluşan ve bana bilmediğimi öğreten bu kitap. 1993-2003 yılları arasında, yani on yıllık bir zaman dilimi içerisinde, Türkiye’yi şehir şehir dolaşarak deneyim sahiplerinin veya onları dinleyenlerin aktarımıyla kayda geçirdikleri 10.000’i aşkın memoratın toparlanıp tahlil edilmesinin ürünü olan bu çalışma.

Şimdi, yeni bir şey keşfetmenin verdiği coşkuyla arada sırada sözlü gelenek kalıplarını bile kullanmaya yeltendiğim uzun girizgahta kendimi kaptırdığım gibi sizi de peşimden aynı coşkuyla sürüklemeyeyim. Evet, folklor dünyası içerisinden özel sınırlamalara sahip bir türe özgü, özel bir çalışma bu. Ama alanında ilk olması ve öğretme/kavratma babında belli kısıtlamalar içerisinde sunulduğunun da altını çizmeliyim. Bu elbette, çalışmanın kendi alanında bir başvuru kaynağı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Sizi frenlemeye çalışmaktaki maksadım, paragrafın da başında belirttiğim üzere, kendi coşkumun yarattığı rüzgâra kaptırmamak. Yazının maksadı, içeriğini sunma yöntemi ve ondan hangi alanlarda faydalınabilineceğine değinerek, kitap hakkında fikir edindirerek, son kararı sizlere bırakmak.

Ne anlatıyor bu kitap?

Kitapta, her akademik çalışmada âdet olduğu üzere, ilk üç bölüm boyunca memoratın tanımı, yapısı, icrası ve işlevi üzerine duruluyor. Yine âdet olduğu üzere, bu ve ileriki bölümlerdeki izahlar ağır sayılmayacak bir akademik dille kaleme alınmış. Yer yer tekrarlar, üstünden geçmeler ve örnekler vasıtasıyla okurun konuyu kavramasına gayret gösterilmiş. Akademik dile aşina olmayanlar bazı kısımları kavramada biraz zorlanabilirler. Telafi etmesiyse kolay; önceden verilen bilgilerle pekiştirerek ilgili kısmın üstünden bir kez daha geçmek yetiyor. Zaten bahsettiğim tekrar, üstünden geçme ve örnekler bu pekiştirme hususunda okurun yardımcısı oluyor.

Tanım ve örneklerle kavramın ve kapsamının pekiştirildiği kısımsa dördüncü bölüm. 12 ana başlık altında kategorize edilmiş, toplamda 400’ü aşkın hikâyecik barındırıyor. Cinlere dair geleneksel motiflerden ufolar gibi günümüz modern folkloruna kadar uzanan bu hikâyecikler, memorat kapsamında, bizzat tecrübe edenin veya tecrübe edenin tanıdığı vasıtasıyla aktarılan deneyimlerden oluşmakta. Her ana başlıkla ilgili varlıkların, şahsiyetlerin (veliler, şehitler, vb.) veya farklı kişilerin ve tecrübe edilen sıra dışı hadiselerin doğaları tanıtıldıktan sonra onlarla alakalı memoratlar sıralanıyor. Aynı kategorideki memoratlar arasındaki benzeşme ve ayrışma noktaları uyarınca, deneyimin nitelik, nicelik ve kapsamı iyice zihne nakşediliyor. Ve nakşetme, farklı memorat türlerinin oluşum süreçleri arasındaki benzeşme ve ayrışma noktasında, memoratın doğası hakkında birikime dönüşüyor.

Kitaptan ne beklenilmesi gerektiği hakkında daha net fikirler verebilmek için çalışmada yer verilmemiş (dikkatinizi çekerim, “atlanmış”, “önemsenmemiş”, “özellikle durulmamış” değil) özelliklere gerekçeleriyle değineceğim.

Öncelikle, sözlü gelenek kapsamındaki memorat, sözlü anlatım sanatı çerçevesinde incelenmiyor. Çünkü deneyimleri aktarılanlar, deneyimin sahiciliğine itibarlarından mütevellit, anlatımda özel bir çaba sarf etmeyen kimselerce aktarılmış. Bu yüzden sadece bireylerin memoratları icra etmesinin ardında yatabilecek nedenlere değinilmiş.

İkinci olarak, Türk halk inançları kapsamındaki çalışma, sözlü icra yoluyla aktarılan ve günümüze kadar etkisi sürebilmiş/sürmekte olan varlıkları ve doğaüstü veya açıklanamayan hadiselerle sınırlı. Memoratın yapısal sınırları gereği, geçmişten günümüze kadarki Türk halk inançlarında karşılaşılan varlıkların hepsini kapsamıyor. Memorat kapsamında üretilmeye/yaşatılmaya devam eden hususlara, adet ve ebat kapsamında değinilmiş. Haliyle bu konulara aşina olanların bilgi dağarcığına pek yeni bir şey katmayabilir. Ki zaten hedef memoratın kendisini açıklamak. Memoratın icrasına konu olanları enine boyuna incelenmek, bu çalışmanın gayesel olarak kapsamı dışında.

Üçüncü ve son olarak, amaç halk inançları bağlamında memoratı tanımlamak ve tanıtmak olduğu için ilgili öğelere o üretim kapsamında yaklaşılıyor. Kültürel, inançsal, sosyal, psikolojik ve tarihi etmenlere memoratın oluşumundaki rollerine dikkat çektirecek kadar yer verilmiş. Çalışmanın kapsamı ve hedefi itibariyle olması gereken de bu zaten. Bu vazife, memorat dahilinde yapılacak ileri tarihli çalışmaların kapsamında.

Kitap, halk kültürüne bağlı geleneksel veya modern öğelerin günlük yaşamda nasıl tecrübe ve icra edildiği üzerine bir çalışma. Örneğin, “cin” kavramını derinlemesine araştırmak için başvurulacak ilk kaynak değil, onlarla ve diğer türdeşleriyle ilgili tecrübelerin nasıl gerçekleştiği üzerine başvurulabilecek bir çalışma. Amaç ve araçları bakımından, bu alanda kendinden sonraki çalışmalara kaynaklık etmeye yeten bir hacme sahip.

Bitirirken

Sözlü gelenek gibi varlığı kesin ama kendisini bulmasının, incelemesinin ve hatta kaydının çaba gerektirdiği alanda, kendine özel nitelikler barındıran memorat türünün peşinden gitmiş Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu. Bilinç dışı eylemlerimiz sonucu yaşattığımız, yaşayan kültürel bir varlığı tanımlamış.

Peki, bu tür ve hakkındaki çalışmadan kendi payımıza neler çıkartabiliriz? Kişisel deneyimlerimi dikkate alınca, kendi payıma çıkardığım birkaç şey var. Bu çalışmanın ışığında memoratı kendimce yorumlarsam; bildiğimiz gerçekliğin dışında ikâmet ettiği farz edilenin, bilinçsel ve bilinç dışısal etkileşimler ve uyarımlar sonucunda, bir zamanda, bir yerde ve bir biçimde kendi gerçekliğimize buyur edilebilmesinin anlatımı, gibi geldi. Ve bu kişisel tanıma göre memorat, Jung’çu psikolojide bahsedildiği üzere, kolektif bilinç dışıca paylaşılan tarihsel ve kültürel imgelerin dışa vurumu niyetine tahlil edilmeye açık; bazı kültürel imgelerin yaşamını sürdürmesindeki (üretimi, dolaşımı, değişimi) esas noktaları çözümlemeye yardımcı; bireyin, tamı tamına katılmadığı ve hatta sırt çevirebildiği kültürün ve inancın, gönülsüz ve edilgen taşıyıcısı olmakla kalmayıp, etken üreticisi ve/veya dönüştürücüsü olabileceğine delil. Tabii bunlar, çalışmadan kendi payıma çıkardığım sonuçları; bir başkası kendi payına bu yaşayan gelenekten başka şeyler çıkartabilir.

  • 16
    Shares

1986 İstanbul doğumlu. Bilimkurgu, korku ve fantastiği uzun süre televizyondan takip edebilmiştir. Ailesinden habersiz aldığı ucuz VCD oynatıcıyı saklayıp, onlar yokken kullanarak, bu konularda film açıklarını kapatmaya çalışmıştır. Edebiyata sonradan bulaşması; bilgisizliği; bilgisizlik de, "Raftaydı ve ben onu alıp okumadım zamanında." pişmanlıkları getirmiştir. Lem ile Küvette Bulunan Günce'yle tanışması; okumaya yeni başlayan biri için hem talih, hem de talihsizlik olmuştur. Film, kitap, animasyon, çizgi roman olsun; kendi sınırlı bilgisiyle, eserleri iç dinamikleri içinde değerlendirmeye çalışır.

Türk Halk Kültüründe Memoratlar ve Halk İnançları: Gerçeğin Dışına Akademik Bir Yolculuk

Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu’nun editörlüğüyle hazırlanan Türk Halk Kültüründe Memoratlar ve Halk İnançları’nı inceledik.

  • 16
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla İnceleme
Rick and Morty #1: Çizgi Roman Demeden Beyinler Yanmaya Devam Ediyor

Rick and Morty'nin yeni sezonu henüz ufukta yok. Ancak özlemimizi Marmara Çizgi'den çıkan bu Rick...

Kapat