Türk Masalları: Bu Derlemeyi Niçin Okumalıyız?

Naki Tezel’in 1933-1958 yılları arasında derlediği ve Alfa Yayınları etiketiyle raflarda yeniden gördüğümüz "Türk Masalları" kitabı üzerine detaylı bir inceleme hazırladık.

Bir varmış bir yokmuş. Masallara dair ilgide bütün dünyada bir artış yaşanmaktaymış. Büyük bir izleyici kitlesine sahip olan “Grimm”, “Once Upon a Time” gibi masal uyarlaması diziler akla gelen ilk örneklermiş. Sadece ABD’de değil, Rusya’da da büyük yazar Gogol’un “Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları” eserindeki Ukrayna halk masallarından uyarlanan bir film serisi de yazarın adıyla geçtiğimiz yıl gösterime girmiş.

Elbette Türk Sineması da masal uyarlamalarını sergilemekten yakın geçmişte uzak kalmamış. 70’li yıllarda Rüştü Asyalı’nın sinemada canlandırdığı Keloğlan karakteri belleklerimize o denli kazınmış ki, herhangi bir Keloğlan masalını okurken veya dinlerken onun simasının akla gelmemesi artık imkânsız gibiymiş.

Yine 1971’de “Ayşecik” lakabıyla bilinen yıldız oyuncu Zeynep Değirmencioğlu’nun başrolünde oynadığı, meşhur Grimm masallarından “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler”in yerli uyarlaması, Antalya Altın Portakal ödüllerinde dereceye giren ilk masal filmi olmuş.

Aynı yıl, Sadri Alışık ve peri kızı güzelliğine sahip Feri Cansel’in oynadığı Ali Baba ve Kırk Haramiler’i de eklemek lazımmış elbette.

1994’te Zülfü Livaneli’nin senaryosunu yazıp yönettiği Şahmaran modern uyarlaması, sinemamızın iyi kalpli kraliçesi Türkan Şoray ile can bulmuş.

2000’li yıllara gelindiğinde, Sinan Çetin’in yönettiği; Kadir İnanır ve Müjde Ar’ın oynadığı “Komiser Şekspir”, bir polis karakolunda geçen başka bir Pamuk Prenses masalı modern uyarlamasıymış.

2005 yılında gösterime giren “Anlat İstanbul”da ise beş ayrı masal günümüz İstanbul’unda geçmekteymiş; Pamuk Prenses, Külkedisi, Fareli Köyün Kavalcısı, Uyuyan Güzel ve Kırmızı Başlıklı Kız.

Görüldüğü üzere -Keloğlan’ı ve Şahmaran’ı hariç tutarsak- yerli sinemamızda uyarlaması yapılan masallar genel itibariyle ya Grimm ve Andersen gibi Avrupa ya da 1001 Gece Masalları gibi Ortadoğu menşeli. Bu elbette ki sebepsiz değil; çünkü Batı merkezli küresel kültür endüstrisi bu kaynakları artık neredeyse tavşanın suyunun suyu derecesinde o denli işledi ki, bugün Türkiye’de de masal denildiğinde akla bu kaynaklar haricinde başka popüler örnek maalesef gelmiyor.

Anadolu’nun Dört Bir Yanından Derlenen Masallar

Anadolu topraklarında yüzyıllardır anlatılagelen sayısız masal, ya akademi arşivlerinin tozlu raflarında ya da artan şehirleşmeyle beraber sayıları gittikçe azalan masal anlatıcılarının hafızalarında saklı. İşte bu nedenle, Haziran 2019’da Alfa Yayınları Klasik Serisi altında yeniden basılan, Türkiye’nin yetiştirdiği önemli halk edebiyatı araştırmacılarından Naki Tezel’in 1933-1958 yılları arasında İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Anadolu’nun dört bir köşesindeki kaza ve köylerden derlediği, 54 adet masalın yer aldığı “Türk Masalları” eseri büyük önem arz etmekte.

Naki Tezel

Naki Tezel

Kitabın önsözünde, 1980 yılında kaybettiğimiz Tezel’in masal türüne ve bu türün kültürümüzdeki yerine dair özet ama son derece aydınlatıcı bilgiler yer almakta. Öncelikle masalların kaynağına dair çeşitli teoriler tanıtılarak başlanıyor. Bu teorilere göre masallar geçmiş mitolojilerin birer bakiyesi olabileceği gibi, ana kaynağı Hindistan yarımadasındaki ritüel anlatılar da olabilir. Antropologların tespitine göre, her kavmin kültürel dünyasında masal benzeri hikayelere rastlanmakta. Hatta tarih boyunca hiç karşılaşmamış halkların masallarında bile ortak tematik motiflere tesadüf edilmesi, masalların -belki de Jung’un önerdiği gibi- kolektif bilindışından türediğini de akla getirmekte.

GÖZ ATIN  Boris Akunin'in "Azazel" ve "Türk Gambiti" Kitapları Raflarda

Tarih boyunca kavimler bir topraktan diğerine göçtükçe, onlarla beraber masalları da göç etti. Yeni topraklarda yeni anlamlar, yeni karakterler kazandı. Fakat özleri itibariyle; kötülerin ve zalimlerin yol açtığı haksızlıkların cezasız kalmaması, her şeyin sonunda iyilik ve adalet duygularının kazanması gibi temel unsurlarını yitirmediler.

Aynı durum Tezel’in derlediği Türk Masalları için de geçerli. Bu masallarda yer alan her bir tip (devler, periler, cadı karılar, Araplar, padişahlar) iyilik ve kötülük ekseninde bir noktayı temsil etmekte. İyilik düşünen iyilik bulmakta, kötülük düşünen bazen kısa vadede kazanır gibi dursa da uzun vadede kesinlikle yenilmekte, cezasını bulmaktadır.

İnek Şaban ve Keloğlan Özdeşliği

Şüphesiz Türk masallarındaki tipler arasında en önemli olanlarından biri de Tezel’in belirttiği üzere Keloğlan. Zeka gücü ve kötücül olmayan kurnazlığı sayesinde, içine düştüğü zor şartlardan her seferinde kurtulmakta. Keloğlan kahramanının yoksulluk içinde başladığı sonsuz yolculuğu refah ve saadet ile çevrimini tamamlamakta. (Yeri gelmişken, büyük sanatçı Kemal Sunal’ın sayısız filminde canlandırdığı İnek Şaban karakterinin Türkiye’de bu denli benimsenerek sevilmesinde muhakkak ki insanların o karakterde kadim masallarımızdaki Keloğlan karakteriyle kurdukları özdeşlik yatmakta.)

Keloğlan Türk Masalları

Naki Tezel, masalların değerine dair paylaştığı düşüncelerinde, masalların dilbilimciler ve toplumbilimciler açısından önemli kaynaklar olduğunu belirtiyor. Masalların bilhassa baş kısımlarının ayrılmaz parçaları olan tekerlemelerdeki deyimler ve farklı ağızlara ait kelimeler; o dilin hafızası bakımından paha biçilemez değere sahip.

Masalların temaları, masallardaki karakterlerin birbirleriyle olan ilişkileri, o toplumda hangi değerlerin önemsenip hangilerinin yerildiğine dair örnek teşkil etmekte. Bu yönleriyle masallar, çocuk eğitiminde de önemli role sahip.

Hayal gücünün gür bir ırmak gibi çağladığı bu çağlarında onlara anlatılan, okunan masallar, tekerlemeleriyle, fantastik öyküleriyle beraber beyin gelişiminde şüphesiz ki çok etkili. Günümüzde pek çok ebeveyn, çocuklarının ellerine tutuşturdukları tabletlerle onları çizgi filmlerin ve Youtube videolarının kimi zaman tekinsiz dünyasına emanet ediyorlar. Halbuki bunun yerine, ana-baba ve çocuk hep beraber okunacak masallar sayesinde; hem çocuk-aile arasındaki bağ kuvvetlenecek, hem de okunan/anlatılan masalların sonradan yapılacak karşılıklı analizleriyle çocuğun kişilik gelişimi olumlu yönde gelişecektir.

Yetişkinlere Masallar

Elbette ki buradan, masalların sadece çocuklar için olduğu yanlış çıkarımı yapılmamalıdır. Masallarda, yetişkinlerin de halen çıkaracağı pek çok hisse bulunmakta, hatta belki de daha çok. Toplumsal hayatta bu denli sevgisiz, kaba ve zorba davranışların yaygınlık kazanması; bu yoz ve düşük tavırların her yerde –toplu taşımada, trafikte, apartmanlarda komşular arasında, işyerlerinde- karşımıza çıkmasının bir sebebi de; sanki artık masallara hayatımızda eski zamanlarda olduğu kadar yer vermememizden kaynaklanmakta. Bu yönüyle Tezel’in Türk Masalları eseri; gerek çocukları gerekse de erişkinleri masalların yerli kaynaklarıyla yeniden buluşturmak adına da önemli bir sosyal görevi karşılıyor demek yanlış olmayacaktır.

Tezel önsözde son olarak, masalların içeriklerinin hikâye, roman, oyun ve senaryo yazarları açısından da uçsuz bucaksız ilhamlara gebe olduğuna değiniyor ki; bu yazının başında paylaştığımız birkaç örnek de bunun en önemli kanıtı. Bu bağlamda, Türk Masalları kitabında yer alan 54 adet masal arasında da; günümüz anlayışıyla sürrealist akım içinde kabul edilebilecek unsurlara, bilimkurgu kapsamında değerlendirilebilecek çeşitli cihazların varlığına, hatta toplumsal cinsiyet kalıplarını sarsan bazı temalara rastlamak oldukça heyecan verici.

GÖZ ATIN  Dünyanın En Eski Masalı Ortaya Çıktı

Türk Masalları Naki TezelÖrneğin “Peynir Tulumu” adlı masalda; tıpkı Gogol’un “Burun” adlı meşhur öyküsünü anımsatırcasına bir peynir tulumunun hiçkimsenin şaşkınlığına yol açmadan şehirde rahatça dolaşması, padişahın kızıyla evlenmesi sürrealizmin acayip bir örneği olarak kabul edilebilir.

Ya da “Seksen Göz” adlı masalda, zalim padişahın eşlerinin gözlerini çıkarıp bir kapta saklaması, daha sonra bu gözlerin saklandıkları şişeden kurtarılarak tekrar kadınların gözlerine takılması, adeta bir siberpunk bilimkurgudaki tak-çıkar organları çağrıştırıyor.

Bilimkurgu, Fantazya ve Siberpunk…

Elbette ki masallar gibi fantastik türün şemsiyesi altındaki bir edebi türle sihir ve büyü gibi unsurları dışlayarak bilimden yola çıkan bilimkurgu türü arasında köprü kurarken, temkinli olmalı. Fakat ünlü bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke’ın “Yeterince gelişmiş bir teknolojiyi büyüden ayırt etmek imkansızdır,” sözünü de unutmayalım. Bu bakımdan, zaman ötesi anlatılar olan masallardaki bazı aletler pekala da bilimkurgusal bir kapsamda yorumlanarak bu türde kalem oynatacak yazarlara yeni öyküleri ilham edebilir.

Örneğin, kitaptaki ilk masal “Kırk Kardeş”te geçen, kendi kendine çalan, türlü türlü şarkılar söyleyen, dinleyenleri mest eden çalgı neden bir otomat olarak düşünülmesin? Yine aynı masalda, bir anda odaya dolarak buğdayları arpalardan ayıran on binlerce karınca nanobotları anımsatmıyor mu?

Kitapta yer alan “Kısmetimi Arıyorum” adlı masalda, kılıcın kınından çıkmasıyla beliren ve “Emret! Yakalım mı, yıkalım mı?” diyen on Arap, sahibinin bütün emirlerini karşılayan yok edici –Terminatör- robotları andırıyor. Aynı masalda, yerde değil de gökte uçarak giden araba; gelecekte geçen neredeyse bütün bilimkurgu filmlerinin olmazsa olmazı trafik sahnelerini akla getiriyor.

Kırkıncı Oda” adlı masaldaki aslanlar padişahı, karıncalar hükümdarı gibi karakterler, evrende başka gezegenlerde insan dışındaki akıllı canlılar ya da bizim gezegenimizde evrim başka yoldan ilerlemiş olsaydı ortaya çıkacak olan diğer akıllı türler gibi değil mi? Zaten masalların başındaki tekerlemelerde geçen, “develerin tellal, pirelerin bakkal, keçilerin berber” olduğu diyarlar da sanki paralel evrenlerden göz kırpıyor. Bu tekerlemeler elbette okuyucuyu ve dinleyiciyi; masalın “irrasyonel” dünyasına hazırlık amacıyla türetilmiş ifadeler ama, bizim evrenimizde irrasyonel olan bir şey belki de başka fizik kurallarının hakim olduğu başka bir paralel evrenin rasyonali, kim bilebilir?

Yine tekerlemelerde babasının beşiğini tıngır mıngır sallayan anlatıcı, pekala da bir zaman yolculuğu ile geçmişe gitmiş neden olmasın? “Sihirli Yüzük” masalındaki, parmağına takılan kişinin düşüncelerini gösteren yüzük; eminim bütün istihbarat örgütlerinin bir an evvel icat edilse diye kaynak aktarmaktan çekinmeyeceği, bugünün bilimkurgusu, yarının teknolojisi bir cihaz.

Altın Bülbül” masalındaki, uzak memleketleri gösteren sihirli ayna ise kameralarla ve Mobeselerle kaplı günümüz dünyasında çoktan bilimkurgu olmaktan çıkmış durumda.

GÖZ ATIN  Philip K. Dick'in Toplu Öyküler Derlemesinde Sıra Üçüncü Kitapta

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve Politik Mesajlar

Türk Masalları kitabındaki başka bir güzel masal olan “Ağlayan Nar ile Gülen Ayva”; yakıcı sorunlardan olan toplumsal cinsiyet ayrımcılığı üzerine çağlar ötesinden seslenen kadim bir öykü adeta. Masalda, padişahın kızına aşık olan, oğlan giysileri giyerek dolaşan başka bir kız, bir devin duası üzerine bir anda oğlan olur. Mutlu sonla biten her masal gibi sonunda da birbirleriyle evlenerek muratlarına ererler.

Çizim: Mert Tugen

Türk Masalları kitabında yer alan bazı masallar, içerdiği politik mesajlarıyla da günümüzdeki kimi sorunlara ışık tutmakta. “Seksen Göz” masalında geçen “İyiler memleketinde fena padişah daha fazla kalamaz!” ifadesi, idarecilerin adaletten ayrılmaması yönünde onlara yüzyıllar öncesinden seslenen çok değerli bir öğüt.

Altın Araba” masalındaki zeki ama fakir kız, sonunda şehzade ile evlendirilmek yerine kasabadaki okula gidebilmesi için kendisine altın işlemeli bir araba armağan edilir. Böyle bir masalı bağrından çıkarabilmiş topraklarda, halen çocuk gelinler ve kız çocuklarının okula gönderilmemesi sorunlarının yaşanması çok acı verici değil mi?

Akıllı Evlat” masalında da, zengin babanın çocuklarına bıraktığı mirası, parayı asker tutmak veya ticaret yapmak için değil, yetimleri okutmakta ve eğitmekte kullanan en küçük oğlan kazanır.

Çoban Ali” masalında, kendisine iyilik eden ihtiyar müneccime karşılığında altın para uzatan Çoban Ali’ye müneccimin verdiği yanıt, insanlığın tarih boyunca ulaşmayı arzu ettiği; “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” veciz sözü ile özetlenebilecek eşitlikçi ütopyayı, eşsiz şair Nazım Hikmet’in “Kosmosun Kardeşliği Adına” şiirindeki  mısralarını anımsatmaktadır:

“selamlamaya geldim seni yeryüzü umutları adına,
bedava ekmek ve bedava karanfil adın,
mutlu emeklerde mutlu dinlenmeler adına,
‘Yarin yanağından gayrı her yerde her şeyde hep beraber’ diyebilmek adına…”

Oğlum… Burası İyilik Memleketidir. Burada yapılan herhangi bir iyilik için para alınmaz. Herkes birbirine seve seve iyilik yapar. Bunun için karşılık beklemeden iyilik yapmaya çalış!”

Kötülere Rehabilitasyon

Türk Masalları”nda yer alan masallarda dikkati çeken başka bir unsur var. Neredeyse hepsinin sonunda kötülerin öldürülerek idam edilmesi yerine ya sürgün edilmesi ya da hapse atılması; böylelikle terbiye edilmeleri, yanlışlarını anlamaları ile neticelenmesi. Yani, modern hukukun idamı bir ceza olarak dışlayan, rehabilitasyonu önceleyen yaklaşımının, yüzlerce yıldır bu topraklardaki masallarda mevcut olduğunu söyleyebiliriz.

Sonuç olarak, Alfa Yayınları’nın yeniden basarak kültür hayatımıza kazandırdığı; Naki Tezel’in binbir emekle derlediği “Türk Masalları”nı okumamız –ve okutmamız- için pek çok sebep söyleyebiliriz. Mert Tugen’in de şahane resimleriyle her bir masala ayrı bir görsel lezzet kazandırdığı bu eser; başta ebeveynler ve eğitimciler olmak üzere herkesin gündeminde olmalı, bu kitabı metroda, otobüste çantamızdan eksik etmemeliyiz.

Gökten düşen elmalar eşit şekilde paylaşılsın, iyilik düşünen ve iyilik eyleyen herkes bütün muratlarına ersin…

* * *

* Masallardan İlhamla Yapılmış 12 Büyülü Film

* Masallarda Cinsiyet Rolleri #1: Pamuk Prenses

* 2018’in Gözden Kaçırmak İstemeyeceğiniz Masal Kitapları

Son Savaş




1982 Ankara doğumlu. Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği ve Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. Türkiye Bilişim Derneği’nin 2016 yılında düzenlediği bilimkurgu öykü yarışmasında “İhlal” adlı öyküsü üçüncülüğe seçildi. FABİSAD’ın düzenlediği 2017 GİO yarışmasında öykü dalında başarı ödülü kazandı. 2018’de yayımlanan Yeryüzü Müzesi adlı bilimkurgu öykü kitabında “Robomorfoz” adlı öyküsü bulunmaktadır. Bilimkurgu Kulübü ve Kayıp Rıhtım internet portallarında öyküleri, kitap ve film tanıtımları ile çevirileri yer almaktadır.

Türk Masalları: Bu Derlemeyi Niçin Okumalıyız? için 1 yorum

  1. Nefrayto dedi ki:

    Ayrıntılı ve çok güzel bir inceleme - yorum - bilgilendirme yazısı olmuş, emeklerinize sağlık.


Türk Masalları: Bu Derlemeyi Niçin Okumalıyız?

Naki Tezel’in 1933-1958 yılları arasında derlediği ve Alfa Yayınları etiketiyle raflarda yeniden gördüğümüz “Türk Masalları” kitabı üzerine detaylı bir inceleme hazırladık.

Başa dönün